PKK Gerçeği nedir - PKK hakkinda bilgiler

Kürdistan İşçi Partisi (Kürtçe:Partiya Karkerên Kurdistan), Türkiye'nin güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeydoğusu ve İran'ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmayı amaçlayan ve bu amaçla söz konusu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde kalan kısmına sahip olabilmek için Türk Silahlı Kuvvetleri ve sivillere karşı silahlı eylem yapan etnik-bölücü terör örgütü.
Örgüt daha çok Kürtçe adının başharflerinden oluşturulmuş PKK ismi ile bilinir. Ayrıca KADEK ve Kongra-Gel isimlerini kullanmıştır.

"Terörist örgüt" olarak tanınması
PKK başta Türkiye olmak üzere, Avrupa Birliği, ABD ve NATO da dahil olmak üzere pek çok ülke ve kuruluş tarafından terörist örgüt ilan edilmiş etnik-bölücü bir organizasyondur.

Örgütün ideolojisi
PKK'nın ideolojik yapısı Marksist Leninist Kürtçülük'tür. Etnik bölücü ve amacına ulaşmak için sivil ve askeri hedeflere karşı güç kullanmayı ilke edinen PKK, Türkiye, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terörist organizasyonlar listesine alınmıştır. Faaliyet alanı büyük ölçüde Türkiye toprakları olmakla birlikte, Batı Avrupa'da, Irak ve İran topraklarında da bazı sol eğilimli organizasyonların -ve kimi iddialara göre- sözkonusu devletlerin de desteğiyle etkinlik göstermiştir. İlk dönem ASALA tarafından eğitilen örgütün başlıca gelir kaynakları uyuşturucu madde ticareti ve haraç tahsilatıdır. Özellikle bazı Avrupa ülkelerindeki sempatizanların çeşitli açılardan doğrudan veya dolaylı desteği de örgüt için stratejik önem arz etmektedir.
PKK, 1973 yılında kurulmuş 1984'te dağ kadrolarını oluşturarak paramiliter yapıya bürünmüş, Güneydoğu Anadolu'yu 80'lerin sonundan 90'ların ortasına kadar savaş alanına çevirmiştir. Bu süre içinde 30,000'den fazla can kaybına ve birçok insanlık dışı olayın yaşanmasına sebep olmuştur. Türkiye Devleti'ni kapitalist-sömürgeci olmakla itham etmiş ve faaliyetleriyle bölgede maddi kayıplara yol açmış, bu yüzden halkın sosyo-ekonomik gelişmesini 20 sene boyunca engellemiştir.
2005 baz alındığında, PKK faaliyetleri 1990'ları yakalayamayacak kadar düşük yoğunlukta sürmektedir. 1993 yılında PKK'nın Türkiye dağ kadrolarına karşı başlayan operasyonlar ile Türkiye içerisinde bulunan silahlı gücü kırılmış ve teröristlerin Suriye'deki kamplara kaçması sağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Suriye sınırına yaptığı askeri yığınaklar ve diplomasi atağı sonucunda, örgüt yapılanmasını Suriye ve İran'dan çekerek ağırlıklı olarak Irak (Kuzey Irak'taki fiili özerk bölge)'a çekmiştir. Türkiye'nin bu askeri başarıyı siyasal düzlemde de göstererek gerçekleştirdiği özgürlükçü açılımlar sayesinde, örgüt, halktan az da olsa aldığı desteği kaybetmeye başlamıştır. Daha önce PKK'ya bağımlılıklarını belirten sivil ve siyasal gruplar, Türk halkından gelen tepkiler doğrultusunda, 1999 öncesine dönmek istemediklerini belirtmektedirlerdir.

Tarihi
PKK'nın organizasyon olarak geçmişi 1973'de "Ankara Democratic Patriotic Association of Higher Education" olarak başlamaktadır. Grup, bu dönemde büyük ölçüde öğrencilerden oluşmakta ve başında Abdullah Öcalan bulunmaktadır. Ankara'da kurulan organizasyon kısa bir süre içinde Güneydoğu Anadolu'ya taşınmış ve bölgedeki genç Kürtler arasında propaganda faaliyetlerinde bulunmuştur. 27 Ekim 1978'de "Kuruluş Bildirgesi"ni düzenler ve adını Kürdistan İşçi Partisi olarak değiştirir. PKK, Bu bildirgeyle hareket alanını genişlettiğini de ilan eder ve yeni bir safha olan şehir eylemleri metotlarını uygulamaya başlar. Marksist, Leninist temelli etnik bölücü bir organizasyon olması sebebiyle sağ organizasyonlarla da çatışmaya girmiştir.
PKK'nın çatışmaları sadece karşıt görüşlerin çatışması olmakla kalmayıp 1979'da Mehmet Celal Bucak'a düzenlenen suikastla PKK'yı devletle işbirliği içinde olmakla Kürtleri sömürmekle suçladığı aşiretlere de yönlendirmiştir. 1978-1982 yılları arasında devletin terörizm saydığı 43,000 olayın yaşandığı gerçeği altında, PKK Şehir Savaşı döneminde aktif bir yapıdadır. 12 Eylül 1980 büyük oranda Şehir Savaşı dönemini sona erdirse de organizasyonun eylem kabiliyetini ortadan kaldırmamıştır. Bunda 1979'da Öcalan'ın Suriye'ye geçmesi ve burada Dev-Genç'in temellerini attığı eğitim kamplarını kurması etken olması yatmaktadır. İhtilal'in ülke içindeki eylem alanını kapatması, sol görüşlü organizasyonların, Öcalan'ın Lübnan çağrısına cevap vermesine sebep olmuş. 1982-84 yılları Öcalan'ın organizasyonun yeniden şekillendirmesine yardımcı olmuştur.
1984 senesiyle PKK yeni bir yapıya bürünmüştür. Kendisine Mao'nun Halk devrimi yöntemini seçmiş ve Suriye'nin desteklemesiyle Güneydoğu Anadolu'da terör metotlarını uygulamaya başlamıştır.
15 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan Kenya'da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi pasaportu ile yakalanmasıyla birlikte örgüte çok ağır bir darbe vurulmuştur.
PKK nın hayat evresinin uzun süreli olması gelişimi süresince evrime uğramasına bağlıdır. PKK değişen ortama göre söylemini ve uyguladığı şiddet unsurlarını değiştirmiştir.

Kurulmadan Önce
1960'larda başlayan bireysel hareketlerin ülke içinde gelişiminin olası sebepleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölgedeki ekonomik ve sosyal yapılar yüzünden ülke genelindeki değişimi aktaramaması bahanesi, üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen Osmanlı dönemi yaşanan sosyal ve ekonomik sorunlarının bölgede tekrarlanması varsayımı ve Soğuk savaş yapısı altında Rus ve Suriye gizli servislerinin Güneydoğu Anadolu'daki oluşumlara bilgi, kaynak ve yönlendirme faaliyetleridir.

Apocular Dönemi (1974-1978)
27/10/1978 kuruluş bildirgesine kadar olan dönem Apocular olarak adlandırılmaktadır. Apocular ismi özellikle Dikmen toplantısından sonra yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Öcalan'ın politik fikirlerinin geliştiği ve ülke içinde 1970'lerin ortasına kadar gelişen yapılarla bağlantılarının kurmuş, tanıtmıştır. Bu dönemin sonlarında fikirlerini harekete koymak için Güneydoğu Anadolu'da var olan feodal yapıda yer bulması ve bu yapıyı kendi amaçları ve kendi amaçlarınında bölgenin yapısı altında şekillenmesi.
Apocuların çekirdek grubu 16 kişiden oluşmaktadır. Yıllar içinde bu on altı kişiden sadece Öcalan grupta kalmış, bazıları kendi kuruluşunda rol oynadıkları sistem tarafından öldürülmüştür.

Şehir Savaşı (1978-1980)
Kuruluş bildirgesiyle bölgede varlığını geliştirme ve sosyal yapıya bürünme devresi. 1980 ihtilali öncesi diğer komünist gruplar gibi yapılanmış ve propagandasını silahlı eylemlerle duyurmuştur. 1980 ihtilali ülke içinde yaşamın sekteye vurulmasını amaçlayan faaliyetlere karşı bu faaliyetleri yürüten bireylerin etkisiz kılınması amacı ile yürütülmüştür. İhtilal öncesi duyum alan Apo ülkeyi terk etmiş ama onunla ülke dışına çıkmayan PKK militanları ihtilal grubunca yakalanıp hapsedilmişlerdir. Bu grup daha sonra cezaevi direniş hareketinin çekirdeğini oluşturacaktır.

Suriye (1980-1984)
Abdullah Öcalan ihtilal döneminde Suriye'nin gözetiminde Bekaa Vadisi'ne yerleşmiş ve buradan organizasyonun yeniden yapılandırılmasını planlamıştır. Bu dönemin Abdullah Öcalan için çok önemli olduğunu daha sonra yazdığı anılarında açıklamaktadır.

1984-1993
15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli'de PKK ilk büyük ölçekli silahlı eylemini gerçekleştirir. Silahlı eylem, örgütün silahlı kanadı Kürdistan Kurtuluş Güçleri (HRK) tarafından gerçekleştirilir. 1991-1992 yılında örgütün artan eylemleri 1993'te doruk noktasına ulaştı. 24 Mayıs 1993'te Bingöl-Elazığ karayolunu kesen PKK militanları, eğitimlerini tamamlayarak görev yerlerine sevk edilen silahsız 33 eri otobüslerden indirerek kurşuna dizdi. Teröristler, 13 er, bir polis ve 8 vatandaşı da kaçırdılar. Olayın ardından düzenlenen operasyonda, 10 terörist öldürüldü ve kaçırılanlar kurtarıldı.

1993-1995
Bu dönem örgütün hayatta ve ülkeler arası yapıda kalabilmek için ideolojisini büyük ölçüde yeniden gözden geçirdiği dönemdir. Komünizm (Marksist-Leninist) yerine sosyalizm benimsenmekte ve kadın erkek eşitliğini savunduğunu göstermek üzerede kadınlarda erkek davranışlarını öne çıkarmaya ve cinsel öğeleri göz ardı etme politikası uygulanmaktadır. Parti içinde dine karşı tolerans gösterilmesi bu yapının uzantısıdır.
Bu değişimlerle PKK, Kürt devleti söyleminden vazgeçmiş ve Türkiye Cumhuriyeti devleti altında otonom bir yapı amaçladığını söylemeye başlamıştır.
Bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin savunma harcamalarına ayırdığı miktar bütün harcamalarının %10'una kadar yükselmiştir. Bu dönemdeki askeri faaliyet yoğunluğunu devam ettirebilmek ordu bütçesi için 8 milyar ABD doları yıllık harcama seviyesine ulaşılmıştır.

1996-1999
1998'de Abdullah Öcalan tek taraflı ateşkesi bir daha başlatır. Özellikle Suriye ve zaman zaman da Yunanistan, Ermenistan, İran ve Rusya'nın desteği ile ayakta duran PKK, 1998 sonunda Türkiye Cumhuriyeti'nin Suriye'yi savaşla tehdit etmesi, ve bu yüzden Suriye'nin Öcalan'ı ülkeden atması ile sonun başlangıcını yaşamaya başlar. Mayıs 1997 harekatının Türkiye'ye faturası ise 300 milyon dolar olmuştur.
15 Şubat 1998'de Abdullah Öcalan Kenya'da uluslararası bir operasyonla yakalanır ve Türkiye'ye teslim edilir. Başta Yunanistan'ın da pay sahibi olduğu ve Türkiye'nin kısmen haberinin olduğu bu kaçırılma olayı, Türkiye'de dış güçlerin planladığı bir Kürt ve Türk savaşını artık geri dönülemez bir tarzda başlatma gayesi olarak algılandı. Bundan çıkarı olan dış güçler, Kürt ve Türkleri ebediyen bir birine düşman kılarak, kendileri bundan yarar sağlama hesaplarına girmişlerdi.
Abdullah Öcalan'ın Yunanistan, ABD, İsrail eliyle Kenya'nın da kısmen bulaştırılarak yakalanması ve Türkiye'ye teslim edilmesinden sonra, Türkiye'deki Kürt Sorunu daha iyi anlaşılmaya başlandı. Sorunun dış güçlerin gerçek bir müdahale konusu olduğu daha iyi görülmeye başlandı. Öcalan, daha sonra avukatlarıyla yapacağı görüşmelerde "bunun bir oyun olduğunu" açıklayacak ve "silahlı tek bir sinek bile bırakmayın" çağrısını örgüt için yapacaktı. Öcalan, Sosyalizmdeki "Her Halkın Kendi Kaderini Tayin Hakkı"nı da kendilerini etkileyen bir nokta olarak ortaya koyacak ve bunun öz eleştirisini verecekti.

Öcalan'ın Yargılanması (1999)
Öcalan'ın yargılanması PKK olgusunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından tanımlanması açısından önemlidir. Öcalan 29 Haziran 1999 tarihinde askeri mahkemede yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti Ceza Kanunun 125'inci maddesinden yargılanır. Bu davada Öcalan;

* T.C. vatandaşı olduğunu,
* Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve onun ceza kanununu tanıdığını,
* Öcalan savunmasında, hukuki değil siyasi olacağını

belirtir. Bu üç yapı Öcalan'ın faaliyetlerinin temelde suç olduğunu kabul ettiğinin en açık ifadesidir.

PKK'nin Feshi (1999-2002)
Öcalan, 1 Ağustos 1999'da ateşkesin sürdürülmesini ve silahlı güçlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti Sınırları'nın dışına çekilerek, sembolik barış gruplarının iyi niyetin bir göstergesi olarak Türkiye Cumhuriyetine gelmelerini ister. Ardından, örgüt tarafından PKK'nın silahlı güçleri sınırların dışına çekilerek, biri dağdan biri de Avrupa'dan olmak üzere iki barış grubu gönderilir.
PKK, 2002'de kendisini fesheder ve yerine Kürdistan Demokratik ve Özgürlük Kongresi KADEK'i kurar. KADEK de AB Terör Örgütleri Listesi'nde yer almaktadır.

Etkileri
PKK, bölgenin her yönden gerilemesi için Türk düşmanları tarafından geliştirilmiş. Bölgede insanca yaşamak için mücadele veren Anadolu insanının yıkımına sebebiyet vermiştir. Türkiye'nin gelişmekte olan ekonomisini kontrol altına almak için PKK, yabancı istihbarat örgütleri tarafından taşeron olarak kullanılmış ve yıkıcı zararlar vermiştir.
Hiç bir zaman ne istediği konusunda net bir fikir beyan etmeyen PKK kimlik ve kılık değiştirerek başka oluşumlara gitmiş ve şimdilerde Irak ı işgal eden güçleri destekleyen ana unsurlardan olmuştur.
PKK'nın eylemleri doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan Türkleri sağlık ve eğitim gibi en temel haklardan yoksun bırakmıştır, PKK eylemleri bölgeye acı, ölüm ve yıkımdan başka bir şey getirmemiştir.

Eğitim
1970'lerde planlanan yerel yönetimlerin güçlendirilmesi çalışmalarını neredeyse 20 yıl rafa kaldırılmış, bazı illerde ikincil merkezi yönetimin (OHAL) kurularak bir çok bireysel kazanımdan geri dönülmesi sayılabilir:

* Dini eğitim. Iran modeli, ülkenin ümmet olarak birliğinin sağlanması.
* Gençlik faaliyetlerinin azaltılması.

PKK'nın periyodik faaliyetlerinden birisi de o bölgedeki öğretmen ve doktorları öldürmektir. Doğrusu bu, bölgedeki insanlara yapılmış en büyük kötülüklerden biridir. Geri kalmışlık bu yüzden daha da artmıştır.
Türkiye savunmaya harcamalarını diğer alanlardan kısarak sağlamak durumunda kalmış ve bu durumda PKK en büyük başarısını çıkmaza giren hayat tarzını düzenli propaganda ile Türkiye ne karşı yönlendirerek yıkıcı faaliyetlerinde perçinlemiştir.

veri.PNG

İdari/Hukuk
PKK tabanını güçlendirmek üzere devlet vatandaş ilişkisini kuran üç temel faaliyeti hedef almıştır.
Türkiye siyasi yapısı 1980'li yıllarda 1970li yılları son yarısını arkasında bırakarak toparlanma dönemini yaşama izlenimini verirken bu karmaşık dönemden uzanıp gelen kadrosuyla PKK Türkiye'nin önünü tıkamayı başarmıştır. PKK 1970'lerde kazandıkları beceriler ve Filistin/Suriye/Yunan/Ermeni becerilerini bünyesine katarak sağlam bir yapıyla ortaya çıkmıştır. Tabanını çok daha belirginleştirmiş; yurt dışı bağlantılarını sağlam temeller üzerine oturtmuş; söylemini yerel olgulardan çok milletler arası olgularla doldurmuş; en önemlisi desteğini Türkiye Cumhuriyeti'nin ulaşamayacağı yerlerden ve uyuşturucudan elde etmeye başlamış dır.
Uyuşturucu trafiğini kontrol eden PKK nin bu konuda ne kadar başarılı olduğu gerçeğinin kanıtıdır. PKK bu dönemde uyuşturucudan elde edilen paranı artırılması ve kara paranın temizlenmesi için uluslararası istihbarat örgütlerinin taşeronluğunu yapıştır. PKK nın sorunun kaynakları dışarıya taşıyarak yapılanması Türkiye Cumhuriyeti'nin daha önceki ayaklanmalarda uyguladığı bölgeye yönelik problemi çözme yollarını tıkamıştır. 1930'lardaki toprak reformunun bu bölgeye uzanamaması (Adana'dan öteye geçmemesi) devletin ağaları mutlu etmek zorunda kalmasının bir uzantısıdır. PKK sorun güneydoğu sorunu olmaktan çıkartmış ve bölge halkının olaylara olan etkisi azalmıştır.

Olağanüstü Hal (1987)
Devlet tamamen dış kontrollü olaylarla ne yapsa kayıplı olmaya başlamış ve çözüm yolu bulamaz hale gelmiştir. İdari sistem kontrolü kaybettiği bölgelerdeki köy halkını değişik yerlere aktarmaya başlamış, bunu da maddi problemleri çözebileceğini ama katliamların bir an önce durması gerektiği argümanına bağlamıştır. Olay güvenlik olgusuyla tanımlanmış ve böylece bir idari sorundan bir başka idari sorun içinde bocalamaya devam etmiştir. PKK Türkiye'ye en büyük kaybı devletin içinde çağdaşlaşma doğrultusunda hizmet etmek isteyen grupların önünü kapatarak yaratmıştır. PKK'nın yarattığı terör Türkiye idari yapısını limitlerine kadar zorlamış ve bununda üstüne çıkarak kilitlediği yapıda devlet yapısına uymayan oluşumlar kurulmasına yol açmıştır .

Terörizm Yasası (1991)
Terörizm yasası terörizm tanıma uyan olgulara karşı devletin duruşunu ve baş etme metotlarını belirlemektedir. Türkiye genel tanımıyla terörizmi aşağıdaki gibi tanımlamıştır:

Belli bir kanuna bağlı olmadan insanlar veya mülklere yönelik olarak devleti, milleti veya belli bir yapıyı sindirmek amacıyla politik veya sosyal amaçlar elde etme yöntemi.

Osmanlının yüzyılın başında ermeni terörizmi ile olan ilişkisi bu tanımdan çıkarılabilir. 1991 terörizm yasasının ruhunu ve amaçlarını anlamak için Osmanlı kanunlarından başlayarak Türkiye anayasalarına doğru incelemek gerekmektedir. Bu yasanın tanımladığı koşullar bu zaman içinde süreklilik göstermektedir.
20. yüzyıl terörizm kavramının evrimleşmesine tanık olmuş ve 21. yüzyıla girmeden Türkiye (1991) ve Amerika Birleşik Devletleri'nde (2001) yeniden belirlemiştir. Türkiye terörizm yasası Türkiye'nin kuruluşundan itibaren ilk metot değiştirmesidir. Osmanlı'nın Hasta Adam kavramı gerçekte lale devrinin ihtişamından dolayı olmayıp kendi içindeki terörizmle baş edememesi ve sistemi çalıştıramadığından dolayı ekonomik ve politik çöküntüye uğramasının sonucudur. Türkiye'nin reaksiyonları Osmanlı'dan farklı olsa da deneyimleri bu bağlamda sıradan deneyimlerdir. Türkiye'de yaşanan olguların izlerini terörizmin tarihiyle karşılaştırıldığında Fransız (Fransız halk ayaklanmasından sonra) ve Rus (Bolşevik isyanının ardından) devlet terörizmindeki becerilerini kendi ideoloji ve çıkarları doğrultusunda ilişkiye girdiği azınlıklara ihraç etme metotlarıyla bağdaşmaktadır. Türkiye üniter devlet kavramıyla sorunu Osmanlı'nın yaşadığı boyutun çok altına çekmeyi başarsa da 1991 yılı gelindiğinde Osmanlı gibi sorunun temelleri için çözüm üretememiştir. Bu başarısızlık 1991 terörizm yasasında kendini göstermektedir.
Terörizm olgusunu ile ilişkili 1970-1980 ihtilalleri için Cumhuriyetin kuruluşuna bakmak gerektiği gibi, 1991 yasasının içeriğini algılamak için 1970 ihtilali ile başlayan olgulara bakmak gereklidir. 1961 anayasası sosyal içeriğinde vatandaşların amaçlarına demokratik yolları kullanarak birlik ve bütünlük içinde kavuşabileceği varsayımıyla yola çıkmıştır. Devlet 40 yıllık Türkiye Cumhuriyeti deneyimiyle Osmanlının tecrübesinden uzaklaştığını varsaymıştır. Fakat 61 Anayasa'nın öngördüğü reformların yapılayınca ve uygulamada sorunlar yaşanınca ülke içinde sistemi kullanmadan değişim isteyenler ortaya çıkmıştır. Bu grup 1970 deki yapılanmanın ana hedefini oluşturmaktadır. Orgeneral Muhsin Batur 1970'in başarılı olamadığını çünkü gerçekte yapılmasını istediği vergi reformu, sağlık reformu, eğitim reformu, yerel yönetimlerin kuvvetlendirilmesini sağlamak gibi konuların 1990'larda hâlâ Türkiye'nin gündeminin birinci maddesini teşkil etmesine bağlamaktadır. Sistem 1960'la başlayan sosyal yapılarını oturtamaya çalışırken oluşan baskıları kontrol altına almak için bir dizi terörizim kanunu çıkarmış ama başlangıçta temel amaç dış etkilerin ülke içindeki grupları bilgi ve beceri aktarımıyla yönlendirmelerini engellemeye çalışmasıyla sınırlı kalmıştır (bölücü ve ayrılıkçı grupların sindirilmesi). Ne kadar başarılı olduğu terörizmin yirmi yıl içinde bireysel hareketlerle kazanılan becerileri (sosyal düzen değişikliği istemi) organize grupların hareket yapısına kavuşması (ülke sınırlarını çizmeye) ile izlenebilir. Yerleştirilemeyen sosyal yapılardan ortaya çıkan bu gelişim nasıl organik bir içerik ise, bireysel özgürlükler ile başlayan kısıtlamaların ceza kanunu (1991 Terör yasası) içinde sistemin bütünlüğüne yönelmesi aynı biçimde organik bir olgudur. Kısaca 1970 ve 1980 ihtilallerinde terörizmle mücadele ögesi ve 1991 Terörizm yasası süreğenlik göstermektedir ve tanımlamaya değerdir. 1991 Terör yasası 1970 ve 1980 ihtilallerinin başarısızlıklarını kontrol altına alınma çabasının bir ürünüdür.
1970: Bireysel faliyetlerle yaşamın sekteye vurulması (Apocular). (Osmanlı: Osmanlı Bankası baskını, Padişaha suikast)
1980: Amacli ve sistematik olarak toplum düzenin bozulması. Varlığının toplum düzeyinde kabullenilmesi (PKK gerilla savaşı). (Osmanlı: Sarıkamışa yol açan süreç)
1990: Kurumlaşmış yapıların devlet ve sosyal yapılara temel amacına bağlı olmadan yıkıcı eylemlerde bulunması. Amacı sistemin varlığının sona erdirilmesi (HEP-DEP). (Osmanlı: Van ayaklanması)
1990'lara gelindiğinde PKK terörünün temel amacı bireyler ve kurumlar arası ilişkilerdeki gerileme yaratmakdır. Bu amaç 1970-1980 ihtilallerinin uygulanan terörizimle mücadele metodlarını geçersiz kılmışdır. PKK sosyal etiğin yok olması ile olgular arasi yapılanmanın bozulmasını amaçlamışdır. Bu bozulmaya bir örnek sosyal etiğin yok olduğu yerde adaletin üstündeki yükden çökmesi kaçınılmazlığı gösterilebilir. 1991 öncesi T.C. adliye sistemi normal hayat koşullarına göre düzenlenmisdir. 1970 ve 1980'de gelen ihtilal kanunlarının (askeri yasaların) olmadığı ortamda Türkiye adliye sistemi PKK nın faliyetleriyle uğraşamaz olmuş ve bu koşullar için kendi altında yeni bir yapılanmaya gerek duymuşdur. Bu ihtiyacın sonucunda Terörizim yasası(ları) ortaya çıkmışdır. 1991 de yürürlüğe giren terör yasası bir çözüm olarak güvenlik mahkemeleri kurmuş buda hukuk devletinin zedelenmesine yol açmışdır. Yinede Türkiye bu sefer adaleti askeri mahkemelere taşımamış, kendi siyasi yapısında çözmeye çalışmışdır. Sorun askeri mahkemelere taşındığında halk dışlanmakta, bu da sosyal birliği bozmaktadır. 1970 ve 1980 ihtilali askeri mahkemelerinin sonuçlarını bu bağlamda algılamak doğru olacakdır. Sorunu askeri mahkemelerle çözmek devletin güvenirliliğini tamamen ortadan kaldırma ihtimalini içermektedir. Askerleri mahkamelerin içine çekmenin etkileri hala yaşanmaktadır. Terör yasasını sistemin vazgeçilmez parçası olmuşdur. Askeri yargıçlar çekilse bile oluşan deneyimler sistemin içinde kalacakdır. Zaman içinde devlet değişen koşullar ve biriken deneyimlerle yasanın şeklini ve kapsamını hatta ismini değiştirmektedir. PKK ile sisteme giren bu olgular biriminin PKK sona ersede sistem içinde kalacağı 21. yüzyılın koşullarında bir gerçekdir.
Terörizm yasasının bir kolu olarak algılanan terörden zarar görenlerin zararlarının tazmin edilmesi TBMM'de 17 Temmuz 2004'te kabul edilen 5233 sayılı yasa ile gerçekleşmektedir. 31 Mart 2005 tarihi itibariyle her ilde kurulan tazminat komisyonlarına 69 bin 832 başvuru yapıldı. Bunlardan sadece bin 595'i, yaklaşık beşte biri sonuçlandı. Bu sonuçlanan davalar toplam başvurunun yaklaşık yüzde ikisi yerinde görüldü ve tazminat ödenmesine karar verildi. Davaların hızla sonuçlandırılamasının sebebi, terörden zarar görüldüğü belirtilen olayların aydınlatılmasında zorluklar bulunmasından kaynaklanmaktadır. Davalar hızla görülmeye devam edilmektedir. Devlet tarafından sadece tazmin yöntemiyle değil terör örgütünün tahribatını gidermek için bölgenin eğitiminin, alt yapısının ve sosyo-ekonomik verim ve kalitesinin artırılmasına yoğun çaba ve emek harcanmaktadır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1921
favori
like
share
duygulu43 Tarih: 04.05.2009 09:25
bir türk kürdü her zaman dışlayarak konuşur sende onlardansın türk türk lüğünden türklüğünü savunmaktadaır kürt se kürtlüğünü kürt olduğundan savunur bende bir kürdüm ne gereği var şimdi sen kaşarlık yapıyorsun türkiyenin açıklarını nie dile getirmiyorsun yırtık şimdi geri zekalı diceksin ama bilmiyorsunki gerizekalının kendin olduğunu nergis



bana bak herkez haddini bilecek konuşurken hiç bi zaman savunulacak yanınız yok bayrağımızın altında iyce sapıttınız rahat batıyo size
bu toprak bölünmeyecek sokun küçük beyninizeeeeee
bLaCkUqUr Tarih: 04.05.2009 03:16
bir türk kürdü her zaman dışlayarak konuşur sende onlardansın türk türk lüğünden türklüğünü savunmaktadaır kürt se kürtlüğünü kürt olduğundan savunur bende bir kürdüm ne gereği var şimdi sen kaşarlık yapıyorsun türkiyenin açıklarını nie dile getirmiyorsun yırtık şimdi geri zekalı diceksin ama bilmiyorsunki gerizekalının kendin olduğunu nergis