* Huntington koresi
* Nörofibromatoz
* Polikistik böbrek
* Kalıtsal körlük
* Kalıtsal sağırlık
* Kromozom bozuklukları: Down sendromu, Turner sendromu, Klinefelter sendromu
* Myotonik distrofi
* Akondroplazi
* Marfan sendromu
* Kistik fibroz
* Fenilketonüri
* Adrenogenital sendrom
* Nörojen kas atrofisi
* Orak hücreli anemi
* Duchene tipi kas atrofisi
* Hemofili

HUNTİNGON KORESİ

Erişkin çağda başlayan herediter bir hastalık. Başlıca özellikleri kore tarzı hareketler ve zeka bozukluklarıdır.

Hastalık otozomal dominat olarak soya geçer. Başlıca patolojik bulgular corpus striatum da makroskopik atrofi, nucleus caudatus’ta ve derindeki diğer çekirdeklerde, ayrıca da frontal beyin korteksinde nöron dejenerasyonları şeklindedir.

Semptomlar ve Belirtiler

Hastalık sinsi bir şekilde başlar; semptomlar genellikle 30-50. yaşlar arasında kendini gösterir. İstemsiz, sıçramalar şeklinde düzensiz, kore tarzındaki hareketlerin önce veya bu hareketlerle birlikte kişilik değişiklikleri (inatçılık, karamsarlık, ilgisizlik) ve uygunsuz davranışlar görülebilir. Bu harekteler genellikle önce kollarda, yüzde ve boyunda gözükür ve ilkbaşta hafif kıpırdamalar şeklindeyken zamanla şiddet kazanarak yüz ekşitme, duraklayarak konuşma, torticollis, gövdede düzensiz hareketler şeklini alır. Hasta adımlarını atarken yere geniş basar ve adeta zıplayarak yürür. Hastalık ilerledikçe yürümek imkansızlaşır, yutma zorlukları ve şiddetli bir bunama ortaya çıkar. Çocukluk çağında başlayan ve daha sonra kore’ye dönüşen rejidite ve bradikineziler şeklinde bir Huntington hastalığı alt-tipi tarif edilmiştir.

Hastalıklı ana-babaların çocuklarında bu hastalığın görülme ve portörlük oranının %50 olmasına karşılık; hangi çocuğun hastalığa yakalanacağını kişi çocuk sahibi olma yaşına gelene kadar bilebilmek imkansızdır. Taşıyıcıları ortaya çıkarmak amacını güden ve levodopa kullanılan bir provokasyon testi vardır; ancak buna ne dereceye kadar güvenebileceğimiz bilinmemektedir. Bu nedenle, hastalıklı geni taşıma olasılığı yüksek olanlara çocuk sahibi olmamalarını tavsiye edilmelidir. Kendisinde hastalık görülmeyenler, bu hastalığı kendi çocuklarına nakletmezler.

NEUROFİBROMATOSİS

Otozomal dominat olarak soya geçen ve deride pigmante lekelerin ve tümörlerin meydana gelmesine;n.opticus’ta, n.acusticus’ta ve periferik sinirlerde tümörlerin ortaya çıkmasına ve deialtında kemiklerde deformitelere yol açan kalıtsal bir hastalık.

Semptomlar, Belirtiler ve Teşhis;

Neurofibromatosis ve vakalarının üçte-birinde herhangi bir semptom yoktur ve vakalar, rutin muayeneler sırasında ortaya çıkarılır. Hastaların üçte-bir kadarında önde gelen şikayet konusu, kozmetik sorunlardır. Hastaların %90’ından fazlasında doğum sırasında veya bebeklik çağında mevcut olan karekteristik deri lezyonları daha çok gövdeye, pelvise ve dizlerle dirseklerin fleksor yüzeylerindeki deri kıvrımlarına yayılmış olan sütlü kahve rengi lekeler şeklindedir. Çile benzeyen bu lekelerden altı tane veya daha fazla sayıda ve bunlardan birinin 1,5 cm’den daha büyük olması, o kişide neurofibromatosis teşhisi koymamız için yeterlidir. Et rengi ve değişik büyüklükte, biçimde çok sayıda deri tümörü, geç çocukluk döneminde ortaya çıkar.

Hastaların geri kalan üçte-bir bölümünde nörolojik sorunlar vardır. Puberte öncesinde nadiren görülen neurofibroma’lar, Schwann hücrelerinin ve sinir fibroblastlarının tümörleridir ve deri altında seyreden sinirler boyunca hissedilebilir. Bu tümörler spinal sinir köklerinde yerleşebilir ve bir intervertebral foramen içerisine doğru büyüyerek hem intraspinal, hem ekstraspinal olarak yer alan bir külte (“halter şeklinde” tümör) meydana getirirler. Tümörün intraspinal bölümü, omiriliğe baskı yapabilir. Pleksiform nöroma’lar periferik sinirlerde ortaya çıkabilir ve lezyonun distalinde bazı kusurların belirlemesine neden olabilir. Kafa çiftlerindeki tümörler ilerliyici körlük (optik glioma) veya baş dönmesi, ataksi ve sağırlık (akustik nöroma) yapabilir. İki yanlı akustik nöroma’lar neurofibromatosis’in karekteristik bir bulgusudur; bu hastalarda glioma ve meningioma’larda anormal derecede sık rastlanır. Hastanede yatmayan ve herhangi bir şekilde seçilmemiş olan neurofibromatosis vakaları üzerinde yapılan son araştırmalardan biri, bu kimselerde nöral tümör görülme oranının toplum geneline göre erkeklerde 40, kadınlarda 87 defa daha fazla olduğunu göstermiştir. (1044-1045)

POLİKİSTİK BÖBREK HASTALIKLARI

Böbreğin toplam büyüklüğünü artırırken, yaptığı baskı nedeniyle fonksiyon gören dokusunu azaltan çok sayıda, iki yanlı kistlerle özellik kazanan kalıtsal böbrek hastalıkları. Hastalık genellikle; soya geçiş şekline bakılarak sınıflandırılır. Bilinen iki çeşidi vardır. Erişkin şekil otozomal dominant olarak soya geçer ve orta yaşlarda böbrek yetmezliğiyle sonuçlanan ilerleyici bir seyir gösterir. Enfantil şekil ender görülen ve otozomal resesif olarak soya geçen bir rahatsızlıktır; çocukluk çağında böbrek yetmezliği yapar. Erişkin tip genellikle yirminci yaştan sonra semptom verir ama, hasta bir annenin fetusunda ve ayrıca da çok sayıda yenidoğanda bu rahatsızlıkla karşılaşıldığı yayınlanmıştır. Erişkin tipin insidansı, 80 yaşına gelindiğinde 1:1000’in altınaddır. (bu yaş, dominant geni taşıyan bir kimsede hastalığın 5100 görülmüş olacağı zamandır). Terminal böbrek hastalığı vakalarının %5 kadarında bu rahatsızlık söz konusudur.

Teşhis

Böbreklerin adamakıllı büyümüş olduğu ve kolayca ele geldiği ilerlemiş vakalarda teşhis açıktır. İdrarda hafif proteinüri ve değişebilen derecelerde hematüri görülür; buna karşılık eritrosit silendirleri nadirdir. Zaman zaman idrarda makroskopik kan vardır ve görünürde bunun nedeni, yırtılan bir kistten veya yer değiştiren bir taştan kaynaklanan bir kanamadır. (1187-1188)

KOROMOZOM BOZUKLUKLARI
(Down Sendromu, Turner Sendromu, Klinefelter Sendromu)

DOWN SENDROMU

Down sendromu vakalarının 595 kadarında fazladan bir yirmibirinci kromozom vardır. Bu çoçuklar tipik olarak, ileri yaştaki annelerden doğarlar. Ancak sporadik veya trizomik mongolizm, genç yaşta anne olanların çocuklarında da görülebilmektedir. Down sendromunun bir bütün olarak insidansı, her 700 canlı doğumda 1’dir; ama, annenin yaşına göre bu insidans değeri çok değişik olabilmektedir. Örneğin çocuk doğurma çağının başlarında 2.000 canlı doğumda 1’dir; yaşı kırkın üzerinde olan annelerde ise 1000 canlı doğumda 45’e çıkar. Down sendromu olan bebeklerin %20’den birazcık fazlası , 35 yaşın üzerinde olan annelerden doğar; ancak bu yaştaki anneler, bir bütün olarak doğumlarının yalnızca %6’sını gerçekleştirmektedir. Fazladan yirmibirinci kromozom, vakaların üçte-birinde babadan gelmektedir.

Semptomlar ve Belirtiler

Bebek aşırı sakindir, nadiren ağlar, kaslarda hipotonisite mevcuttur. Fiziksel ve mental gelişme gecikir; ortalama IQ değeri 50 dolayındadır.

Mikrosefali, brakisefali ve oksiputun basıklaşmış olması karakteristiktir. Gözler hafif meyillidir ve genellikle epikantus kıvrımları vardır. Yenidoğan döneminde genellikle görülen Brushfield lekeleri (iris periferisinde bulunan ve tuz tanecikleri andıran gri-beyaz benekleri), hayatın ilk 12 ayı içerisinde ortadan kaybolur. Burun köprüsü yassılmıştır; bebeğin ağzı çok zaman açık durur, çünkü dil ileriye doğru sarkar, üzeri karışıktır, merkezi fissuru yoktur. Eller kısa ve geniştir; avuçta bir tek çizgi vardır (“maymun çizgisi”); parmaklar kısadır. Beşinci parmakta klinodaktili vardır ve bu parmakta genellikle yalnızca iki tane falanks bulunur. Ayak başparmağı ile ikinci parmak arasında geniş bir açıklık vardır, tabandan arkaya doğru uzanan bir karışıklık göze çarpar. Ellerde ve ayaklarda karakteristik dermal izler (dermatogfilik’ler) görülür. Kalça eklemlerinin radoyolojik muayenesinde asetabular ve iliyak açıların küçüldüğü görülür. Kromozom analizlerinin yapılabilmesinden önceki günlerde bu bulgu, teşhisi doğrulayan önemli bir bulgu olarak değerlendirilirdi. Hastaların %35 kadarında doğuştan kalp hastalıkları mevcuttur; bu bakımdan en çok atrioventriküler kanal kusurlarıyla ventiküler septal defektlere rastlanır. (1432-1433)

KLİNEFELTER SENDROMU

Nisbeten sık görülen bu kromozom anomalisi canlı doğan her 700 erkek bebekte 1 karşımıza çıkmaktadır. Daha önceki yıllarda, kromozom çatkısı 47,XXY olan bireylerde zeka geriliğinin mevcut bulunduğu düşünülürdü; geri zekalı hastaların tedavi gördüğü kliniklerde yapılan çalışmalar, bu şekil her 50 hastanın birinde 47,XXY şeklindeki kromozom çatkısının bulunduğunu göstermişti. Tipik bir klinefelter sendromu hastası uzun boylu ve önükoid’dir; testisler küçük ve sert olup jinekomasti vardır. Ancak klinikte birçok çeşitliliklerle karşılaşılmaktadır. Bugünkü bilgilerimize göre kromozom çatkısı 47,XXY olan hmen bütün erkeklerin görünümleri ve zekaları normaldir. Bu gibi hastalar daha çok kısırlıkla ilgili araştırmalar yapılırken (olasılıkla hepsi de kısırdır) veya normal popülasyonlarda gerçekleştirilen sitogenetik çalışmaları arasında teşhis edilmektedir. Testis gelişmesi hiyalinleşmiş, faaliyet göstermeyen tubuluslarla bir miktar spermatozoon yapabilen histolojik yapı arasında değişir; idrara çıkarılan follikül stimülan hormon (FSH) miktarı çok zaman artmıştır.

ÇEŞİTLİLİKLER:Klinefelter sendromu vakalarının bazılarında, Y-kromozomunun yanısıra üç,dört ve hatta beş tane X-kromozomu mevcuttur. Genelde X-kromozomunun sayısı arttıkça, zeka geriliğinin ve malformasyonların da şiddet kazandığı görülmektedir. Burada da X-inaktivasyonundan önceki bir genetik dengesizlik, önemli olabilir. Az sayıda bazı Klinefelter sendromu vakasında kromozom çatkısı 46,XX şeklindedir. Bu vakalar olasılıkla, son derece küçük ve farkedilemeyen bir Y-kromozomu parçasının bir X-kromozomu veya daha başka bir kromozom yönünde translokasyonu sonucu meydana gelmektedir. Kromozom çatkısına mozayikizm hakim olan Klinefelter sendromu vakaları da vardır. (1437)

TURNER SENDROMU

Genel olarak bu sendrom, dişi cinsteki iki X-kromozomundan birinin tamamen veya kısmen mevcut olmamasına bağlıdır. İnsidansı, her 3.000 canlı kız bebekte 1 olarak hesaplanmıştır. Hastalıklı yeni doğanların birçoğunda ellerde ve ayaklarda belirgin dorsal lenfödem, ayrıca da nsede lenfödem veya gevşek deri kıvrımları mevcuttur. Bu görünüm, hemen tam olarak patognomiktir.

Daha büyük çocuklarda veya erişkinlerde tam olarak gelişmiş bir Turner sendromu tablosu şu özellikleri taşır: Boy kısalığı, pterygrium colli, ensedeki saç bitim çizgisinin normalden aşağıda olması, ptosis, meme başlarının yaygın olması, geniş bir göğüs kafesi, çok sayıda pigmante nevus, kısa dördüncü metakarpaller, hipoplastik tırnaklar, aort koarktasyonu, amenore, memelerin gelişmemesi, dış genital organların juvenil tipte olması. Ovariumların yerlerinde iki yanlı olarak fibröz stroma bandları vardır. Ve bunlar genillikle ovum içermez.

Böbrek anomalilerine ve hemangioma’lara sık rastlanır. Bazen mide-barsak kanalında telanjiyektaziler emvcuttur. Barsak kanamalarına neden olur. Mental kusurlar nadirdir ama hastaların birçoğunda uzaysal disoriyentasyon vardır ve bu nedenle performans testi sonuçları genellikle kötüdür. Buna karşılık hastalar, sözlü IQ testlerinde ortalamayı veya daha yukarı puanları tutturur.


ÇEŞİTLİLİKLERİ :

* 1- Mozayikizm: Çok sayıda Turner Sendromu hastasında mozayikizm (45,X/46XX veya 45,X/47,XXX) vardır.
* 2- Halka Şeklinde Kromozomlar: Bazen hastada halka şeklinde bir kromozom meydana getiren biri normal, öbürü anormal iki X-kromozomu vardır.
* 3- Uzun Kol İzokromozomları: bazı hastalarda bir normal ve; bir de kısa kolların kaybı ve geriye yalnızca uzun kolların kalmış olması sonucu meydana gelmiş bir uzun kol izokromozomu vardır. Bu kimselerde Turner Sendromu tam olarak bulunma eğilimindedir. Bu nedenle sendromun en önemli özelliği görünürde, X-kromozomu kısa kolunun kaybıdır.
* 4- Normal Cinsiyet Kromozomlarıyla Birlikte Turner Fenotopi (Noonan Sendromu): Birçok ailenin hem erkek hem de dişi bireylerinde kromozom çatkıların 46,XX veya 46,XY olmasına rağmen Turner sendromunun birçok özelliğini bulmak mümkündür. Bu hastalar ile Turner Sendromu vakaları arasında bazı Fenotipik farklılıklar vardır: Boy daha normaldir, cinsel gelişme ve döl yeteneği normaldir. Pectus excavatum vardır ve kalbin sağ tarafı daha çok tutulmuştur (pulmoner stenoz), aort koarktasyonu daha seyrek görülür. Sık olarak da zeka geriliğine rastlanır. (1436)


MİYOTONİK MİYOPATİLER

İstemli kasların kasılmasından sonra, anormal derecede uzun bir zaman içerisinde gevşemesiyle özellik kazanan bir grup durum.

Miyotonik Kas Distrofisi: Otozomal dominant olarak soya geçen ve distrofik kas dermansızlığıyla miyotoni’yi bir araya getiren bir rahatsızlıktır. Herhangi bir yaşta başlayabilir ve çok değişik şiddet derecelerinde seyredebilir. Miyotoni özellikle el kaslarında belirgindir; hafif vakalarda bile ptosis sık görülür. Ağır vakalarda şiddetli bir periferik kas dermansızlığı ve bunun yanısıra sık sık katarakt, testis atrofisi, saçların erkenden dökülmesi ve endokrin anomaliler gibi olaylar görülür. Bunama ve zeka geriğiliğine, nisbeten sık rastlanılmaktadır.

Mytonia Congenita: Ender görülen otozomal dominant olarak soya geçen bir miyotonidir. Yaşamın erken dönemlerinde başlar, beraberinde ilerleyici bir kas dermansızlığı yoktur. Kaslarda hipertrofi meydana gelebilirse de en önemli sorun, kaslardaki sertleşmedir. (1048)

AKONDROPLAZİ

Genellikle soya geçişi otozomal dominanttır.

Ek kilinik belirtileri: Hacımlı alın; eyer tarzı burun, lomber lordoz; kavisli bacaklar.

Yayınlanmış Vaka Sayısı: Sık görülür.

MARFAN SENDROMU

Otozomal dominant olarak soya geçen kalıtsal bir bağ dokusu hastalığı. Göz, iskelet ve kalb-damar anomalileri söz konusudur.

Marfan sendromu hastaların boy ortalaması, yaşlarına ve ailelerinin diğer bireylerine oranla daha fazladır; kulaç genişlikleri boylarını aşar. Parmaklar orantısız şekilde uzun ve incedir. Kaburgaların anormal büyümesi sternum’un dışa veya içe doğru yer değiştirmesine neden olabilir. Eklemlerde aşırı ekstansiyona geçebilme yeteneği, bacakların dizlerde arkaya doğru kıvrık olması, düztabanlık ve kifoskolyoz da sık görülür. Fıtıklarda da sık rastlanır. Deri altı yağ dokusu genellikle seyrektir.

TEŞHİS

Hastadaki kalb-damar, göz ve iskelet belirtilerine bakılarak teşhis konur. Böyle bir teşhis konması özellikle, kişinin soygeçmişide benzeri durumların mevcut olduğu vakalarda çok kolaydır. Marfan sendromuna özel herhangi bir histolojik veya biyokimyasal değişiklik yoktur. Benzer klinik özellikler taşıması nedeniyle homosistinüri, marfan sendromu ile karıştırılabilir; ancak idrarda homosistin bulunması, böyle bir karışıklığı önler. (930)

KİSTİK FİBROSİS

Eksokrin salgı bezleriyle ekkrin ter bezlerinin kalıtsal bir rahatsızlığı.öncelikle sindirim ve solunum sistemlerini ilgilendirir. Genellikle bebeklik çağında başlar ve kronik solunum enfeksiyonları, pankreas yetmezliği, anormal derecede yapışkan müköz salgılar ve ısı zorlanmasına karşı yalıtkan olmak gibi özellikler gösterir.

TEŞHİS

Karakteristik radyolojik değişikliklerle birlikte solunum yollarının tutulmasına ve/veya vakaların %80 kadarında bulunan pankreas yetmezliğine ait klinik ipuçlarına dayanılarak konulur. Pankreas yetmezliği kendisini iştahın fevkalade yerinde olmasına rağmen büyümenin beklendiği gibi olmaması, bebeğin sık sık ve kötü kokulu kaka yapması, ayrıca da pankreas fonksiyon testlerinin anormal sonuçlanması ile belli eder. Teşhisin doğrulanması için ter sıvısındaki klorür ve sodyum konsantrasyonlarının yükseldiği standart, kanitatif pilokarpin iyontoforez ter testi ile göstermelidir.

FENİLKETONÜRİ

Fenilalanin hidroksilaz aktivitesinin hiç bulunmaması ve buna bağlı olarak plazma fenilalanin düzeyinin yükselmesi sonucu çok zaman zeka geriliğine yol açan doğuştan bir metabolizma kusuru. Hastalardaki zeka geriliğinin tam olarak hangi mekanizmayla ortaya çıktığı bilinmemektedir. Ancak bunun enzim kusuru sonucu olduğu kesindir. Otozomal resesif olarak soya geçen bu biyokimyasal kusur hemen her insan ırkında bulunursa da, siyah ırktan kimselerde ve Polonya, Rus ve alman musevilerinde ender görülür.

TEŞHİS

Plazmadaki fenilalanin düzeyinin yüksek, tirozin düzeyinin ise normal veya düşük olduğunun gösterilmesiyle mümkündür. Yenidoğan fenilalanin kaynağı olarak en az 48 saat bir miktar süt içtikten sonra fenilketonüri taramasına tabii tutulmalıdır. Bu amaçla genellikle Guthrie inhibisyon ölçüm testi kullanılır. Bir başka tarama testinde idrar örneği veya çocuğun ıslattığı bir bez üzerine birkaç damla %10’luk ferri klorür çözeltisi damlatılır. Koyu, mavisimsi bir yeşil rengin belirmesi idrarda fenilpiruvik asidin bulunduğunu gösterir. İdrar testi yenidoğan döneminden sonra yapılır. Bebeğin soy geçmişinde fenilketonüri hikayesi varsa, test bir yıl boyunca düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır.

ADRENOGENİTAL SENDROM

Aşırı miktarda adrenal androgenlerin salgılanması nedeniyle virilizasyona yol açan doğuştan ya da edinsel herhangi bir sendrom. Ortaya çıkacak etki hastanın cinsiyetine ve hastalık başladığı zamanki yaşına bağlıdır. Kadınlarda –erkeklere oranla daha belirgindir. Erişkin kadınlarda bu sendrom adrenal hiperplazi veya bir adrenal tümörü nedeniyle meydana gelir. Her iki durumda da hirsutizm, saç dökülmesi, akne, sesin kalınlaşması, adetten kesilme, uterus atrofisi, klitoris hipertofibi, memelerde küçülme ve kaslarda gelişme vardır.

NÖROJEN ARTROPATİ

Ağrı algılanmasının veya pozisyon duygusunun bozulmasıyla birlikte görülen destruktif bir antropati.

Etiyolji: Derin ağrı veya pozisyon duygusunun kaybı, eklemin normal koruyucu refleklerini olumsuz yönde etkiler ve çok zaman travmaya (özellikle tekrarlayan, önemsiz travmalar) ve farkına varılmayan küçük, periartiküler kırıklarına neden olur. (907)

ORAK HÜCRELİ ANEMİ

Hemen her zaman için yalnızca siyah ırktan insanlarda görülen ve Hb S’in homozigot olarak taşınmasına bağlı olarak orak-biçimi eritrositlerin varlığıyla karakterize olan kronik bir hemolitik anemi.

ARAN DUCHENNE KAS ATROFİSİ

Adıyla bilinen şekilde ön boynuz hücrelerinin tutulması kortikospinal yolların tutulmasından daha önde gelir ve hastalık daha selim bir seyir gösterir. Kaslarda erime ve önemli ölçüde dermansızlık ellerde başlar, kollara, omuzlara ve bacaklara doğru ilerler ve sonunda iyice yaygın bir durum alır. Ekstremite kaslarında ve bazende dilde, kolayca fassikülasyon görmek mümkündür. Hastanın 20-25 yıl yaşaması mümkündür.(1046)

HEMOFİLİ

Pıhtılaşma faktörlerinin kalıtsal olarak taşınan kusurları veya anomalileri nedeniyle meydana gelen kanama hastalıkları. Bunların en sık karşılaşınları olan faktör VII noksanlığı (hemofili A) ve faktör IX noksanlığı (Hemofili B), doğuştan kanamalı hastalıkların %90’ından daha büyük bir bölümünü meydana getirirler. Hemen bütün hastaların dolaşımlarındaki söz konusu faktör düzeyleri normaldir. Ancak bu faktörlerde fonksiyonel bir yetersizlik vardır. Hemofili’ler cinsiyete bağlı olarak ve resesif şekilde soya geçen, kanama belirtileri yalnızca erkek hastalarda görülen rahatsızlıklardır. Dişiler, anormal genin taşıyıcıları olarak rol oynarlar. “Lyon hipotezi” ne göre bazı dişi taşıyıcılarda söz konusudur. ABD’de varlığı bilinen 25.000 hemofili kanama sorunlarının ortaya çıkması, hücredeki iki X kromozomundan birinin inaktivasyonu nedeniyledir. Bu kadınlarda olasılıkla; anormal X kromozomu fonksiyonunun ortama hakim olması söz konusudur. ABD’de, varlığı bilinen 25.000 hemofili vakasının %80’inden fazlası, hemofili A vakasıdır.

Semptomlar ve Belirtiler

Erken çocukluk döneminde, çok zaman da sünnet sırasında ortaya çıkar ve hayat boyu devam eder. Noksanlığın şiddet derecesi değişiktir; bu noksanlık çok zaman kendini, önemsiz zedelenmelerin yol açtığı şiddetli kanamalarla ve hemartroz gibi gerçek anlamda patognomnik olan kanamalı belirtilerle gösterir. Hematomlar ve hematüri de sıktır. Özellikle burun kanaması olmak üzere mukoza kanamaları, von Willebrand hastalığında görülenlerden daha sıktır. Mide, barsak kanamasının görülmesi, peptik ülser gibi özel bir lezyonun varlığını akla getirir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1043
favori
like
share