İnsanın ve insani ilişkilerin varolduğu her zeminde varlığından söz edilen “itaat kavramı”, kullanıldığı yerler itibariyle şu anlamlara gelmektedir: Yumuşamak, ele gelmek, alışmak, yatışmak, boyun eğmek, başkasının üstünlüğünü kabul etmek, muvafakat etmek, bir şeye gücü yetmek, nafile ibadet etmek, teşvik etmek, izin vermek ve gönülden davranmak.


İslam’da, her konuda olduğu gibi itaat kavramına da anlam kazandıracak olan vahyin belirleyiciliğidir. Bu kelimenin Kur’an’da geçtiği ayetlere bakarak kimlere hangi şartlarda itaat edileceğini, kimlere edilmeyeceğini ve bunun nasıl bir önem taşıdığını görmemiz mümkün olacaktır.


Bu ayetlerin başında Nisa suresi 59. ayeti gelmektedir: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, sizin için daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (4/59)


Bu ayetin beyanı ile, iman nimetine kavuşup, kulluk bilincine ulaşan her insan, gizli ve açık Allah’a itaat etmek zorundadır. Bu itaat, Allah’tan başka ilah tanımamak, O’ndan başkasına boyun eğmemek, O’nun hükmünün en üstün olduğuna inanmak, emir ve yasaklarını gönülden benimsemek, O’nun rızasını her şeyin üstünde görmek, O’na itaat olduğu sürece Allah’a itaat eden emir sahiplerine itaat etmek. Bu minval üzere oluşturacağı itaat zincirinin her halkası en başında bulunan Allah’a itaat halkasına bağlı olduğu sürece bir anlam kazanacaktır. Kendisine itaat edilen ile, Allah arasında bir itaat zinciri yoksa, böyle bir itaatin sonucunda sevap elde edilemediği gibi, yapılan bu itaat sadece kendisine itaat edilenin rızasını kazandırır, Allah’ın değil. Çünkü Allah yalnızca kendisi için, kendi adına yapılan işlerden razı olmaktadır.


Peygambere itaat peygamberlerin, Allah tarafından seçilip gönderilmiş olmalarından ve mutlak surette Allah’a olan itaatinden dolayıdır. Bu nedenle peygambere itaat etmek de Allah’a itaat etmek anlamına gelmektedir (4/80). Ona isyan etmek veya yalanlamak da Allah’ı yalanlamak olacaktır.


Çünkü peygamber bulunduğu makamda Allah’ın elçisi ve O’nun ayetlerini insanlara Allah adına okuyan kimsedir. Bu nedenle Peygamberin şahsına karşı yapılan bir şey, aslında peygambere karşı yapılmış bir hareket olmayıp, onu elçi olarak gönderene karşı yapılmış demektir. “De ki: Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?”(10/16) Bu nedenle Peygambere yapılan itaat ve isyan onu elçi seçen Allah’a yapılmış oluyordu: “Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!”(4/80). Ayetin bu kısmında verilen mesajın doğru anlaşılması gerekir. Peygambere itaat Allah’a itaat, peygambere isyan da Allah’a isyan olacağına göre, herhangi bir konuyu Peygambere arz etmek de Allah’a arz etmek olacaktır. Konuyu Peygambere arz etmek, ayrı bir makama, ayrı bir kaynağa, ayrı bir yönteme arz etmek değildir. Yine Allah’a arz etmek demektir. Çünkü, Allah’a arzın yolu peygamberden geçmektedir.


Hükümleri belirleyici Allah’tır; insanlara tebliğ edip okuyan ise O’nun elçisidir. Elçilik sıfatının gereği olarak yaptıkları, kendini elçi seçen adınadır. Bundan dolayı muhatap olduğu muamelenin sonucu da elçi göndereni ilgilendirmektedir (10/15 ve 42/48).


Emir sahiplerine itaate gelince, bizden olan emir sahiplerine, Allah’a ve Resulüne itaat ettikleri sürece itaat edin demektir. Ayrıca: “sizden olan” kaydı ile de imanı şart koşmaktadır. Müslümanlara emir olabilmek için, ancak kendileri gibi iman etmiş bir kimse olması gerekmektedir. İman etmeyenlerin bu itaata layık olması söz konusu değildir (3/149).


Emir sahibine itaat etmenin bir diğer şartı ise, verilen emrin Allah’ın koyduğu hudutlar dahilinde olması gerekmektedir. İslam’da İtaat Piramidinin en tepesinde Allah vardır. Sonra sırasıyla Peygamberler ve Emir Sahipleri gelmektedir. Yapılan iş en büyük olana itaati içermiyorsa, onun hiçbir değeri yoktur. Bu konuda peygamberimiz de (as): “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez” buyurmuştur. Nebevi mektebin ilk mezunlarından olan Hz. Ebu Bekir (r.a ), kendisini halife seçen topluma ilk konuşmasında şöyle hitab etmişti: “Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde size emir oldum. Allah ve resulüne itaat ettiğim sürece sizin de bana itaat etmeniz gerekir. Fakat ben Allah ve Resulüne itaat etmeyecek olursam, sizin de bana itaat etmeniz gerekmez. Beni düzeltiniz!” Bu anlayış daha sonra: “Halik’a isyanda mahluka itaat yoktur” şeklinde bir Mecelle maddesi olarak kaydedilmiştir.


Emir sahiplerinin kimlikleri konusunda İslam’ın ilkesi Hucurat suresi 13. ayetinde belirtilerek: “…sizin en hayırlınız Allah’tan en çok korkanınızdır…” buyurulmuştur. Kavim, kabile, dil ve renk şartı getirilmemiştir. Liyakat konusunda ise, kişinin verilecek işe ehil olması istenmiştir: “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.(”4/58) Bir sonraki ayette ise: “Eğer bir şey hakkında çekişir iseniz, onu Allah ve Resulüne arz edin. Allah’a ve ahiret gününe inanıyor iseniz; bu sizin için hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir” buyuruluyor. Ayetin bu bölümünün Müslümanlara, hakkında açık bir nass olmayan konularda izlemeleri gereken yöntemle alakalı bir ufuk verdiğine inanıyoruz. Konunun çözümünü, dinin genel prensipleri çerçevesinde arayın demektedir.

Peygamberimiz hayatta iken kendisine arzedilen bu gibi konularda açık bir hüküm var ise ilgili vahyin açık olan hükmünü bildirmiş; yoksa vahyin bütünlüğü içinde olayı değerlendirerek uygun olan çözüm yolunu göstermiştir. Bu yöntemin doğruluğu ve güzelliği ise ancak, Allah’a ve ahiret gününe inananlar tarafından bilinir ve kabul edilir demektir.


Toplumda yaşanılır bir düzenin tesisi için emir sahiplerine itaat bu işin olmazsa olmazıdır. Devlet olarak yaşayan toplumlarda böyle olduğu gibi, en ilkel bir kabilede de durum bundan farklı değildir. Toplumun en küçük birimi kabul edilen ailede bile, küçükten büyüğe doğru itaat silsilesi varlığını göstermektedir.


Her dünya görüşü kendi sınırları içerisinde kendi ilkelerini kabule ve bu ilkeler çerçevesinde oluşan otorite makamlarına itaate çağırmaktadır. Hak-batıl bütün dünya görüşlerinin muhtaç olduğu şey itaattir. İtaat olmadan hiçbir düzen hükmünü icra edemez. Ancak Allah, Peygamberin şahsında bu çağrıya: “Ey Peygamber! Allah’tan kork, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir” (33/1) ikazında bulunarak, Allah’tan başkasına itaatin insana, dünyada ve ahirette hüsrandan başka bir şey getirmeyeceğini bildirmiştir.


Allah’a itaat çerçevesinde olan bir başka konu da, anne ve babaya yapılması istenen itaattir: “Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana- baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm” (29/8). “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır” (31/14). “Eğer onlar seni, hakkında bir ‘ilim’ olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak Banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.” (31/15) “Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf” bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: “Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (17/23-24) “Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti aramak için sözü geçen kimselerden yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak bir söz söyle!” (17/28)


Ebeveyn ilişkilerindeki itaati bu şekilde hükme bağlayan Allah, aile ilişkileri konusunda da şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden veya yüz çevirmesinden endişe ederse, barışarak aralarını düzeltmelerinde bir mahzur yoktur. Anlaşma her zaman hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa meyillidir. Eğer arayı düzeltir ve geçimsizlikten sakınırsanız şüphe yok ki, Allah yapacağınız her şeyden haberdardır.” (4/128) Aile hayatını başlatan ‘nikah’ın bir akit olması sebebiyle, akdin taraflarından birinin akdin şartlarına uygun davranmaması durumunda diğerini, hakkını aramaya yöneltir. Bununla ilgili Allah’ın beyanı şöyledir: “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, bilendir. İçinizden zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır. (58/1-2) “Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Buna imkan bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah’a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah’ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.”(58/3-4)


Sonuç


İtaat, insan ile oluşturulan yapıların temel harcıdır. İtaat olmadan taş üstüne taş konulamaz. İtaatin olmadığı yerde aileden, toplumdan devletten ve en küçük bir oluşumdan söz edilemez. Nizamdan, düzenden ve huzurdan bir şey bulunamaz. İtaat toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır. Hal böyle olunca insan mutlaka birilerine itaat etmek zorundadır.


İnsanın kendisi gibi bir varlığa itaat etmesi hem zor gelmiş, hem de tarih boyu insanlığa huzur getirmemiştir. Güçlünün zayıfa hükmettiği, zalimin mazlumu ezdiği, hak ve adaletin güçlüden yana kullanıldığı, mazlumların insan yerine konulmadığı, güçlünün çıkarı uğruna zayıfların açlığa, sefalete ve ölüme mahkum edildiği bir dünyaya tarih şahitlik etmiştir. Bu nedenle Allah’a itaati olmayan insana itaatte hayır yoktur.


İnsan için huzur, saadet, hak ve adalet, güven ve emniyet, mazlumlar için merhamet ancak Allah’a, Elçisine ve Allah ve elçisine itaat eden kimseye itaatte vardır. İnsanlık bu itaatinin mürüvvetini hem dünyada hem de ahirette görecektir. Bu va’din sahibi Allah’tır. (14/12). Allah ise vadinden asla dönmez.


Hüseyin Bülbül

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1191
favori
like
share