Yunus Suresi

62, 63 - Açın gözünüzü! Allah’ın veliylerine –ki onlar inanan ve takvalı davranan kimselerdir- kesinlikle kaygı yoktur. Onlar üzülmeyecekler de.

64 - Onlara dünya hayatında ve ahiret hayatında müjde vardır. Allah`ın sözleri için değişiklik diye bir şey yoktur. İşte bu, en büyük kurtuluşun ta kendisidir.

Ayrı bir necm olan bu ayet grubunda çok önemli ve çok özel bir konu açıklanmaktadır ki bu, “Allah’ın veliyleri (yakınları, yardımcıları)” konusudur. Çarpıtılması sebebiyle İslâm dininde bir takım hurafelerin ve sapık akımların oluşmasına yol açmış olan bu konuyu biz, önemine binaen burada geniş bir incelemeye tâbi tutmuş bulunuyoruz.

Kimler Allah’a yakındır, yardımcıdır?

Şimdiye kadar hep, Allah’ın kullarına yakınlığı, yardımcılığı ile ilgili olarak gündeme gelmiş olan “veliy (yakın, yardımcı)” konusu, ilk kez burada, 62. ayette geçen “evliyaüllah” ifadesi dolayısıyla, “kulların Allah’a yakınlığı, yardımcılığı” şeklinde gündeme gelmektedir. Çünkü bir izafet terkibi, yani isim tamlaması olan “evliyaüllah” ifadesi, sözcük anlamı itibariyle; “Allah’a yakın olanlar” demektir.

“Evliyaüllah (Allah’a yakın olanlar)” ifadesi Kur’an’da geçtiğine göre, Rabbimizin kendisine yakın, yardımcı olarak gördüğü bazı kimselerin varlığı da tartışmasızdır. İşte konu, bu kimselerin kimler olduğu noktasında çarpıtılmış ve bu kimselerin kim olduklarını öğrenmek için Kur’an’a başvurulacağı yerde, yalan yanlış söylentiler dikkate alınmıştır. Dine, Kur’an dışında kaynak aramak anlamına gelen bu davranışlar, tevhit dininin dışına çıkılmasına yol açarak İslâm’a ters yabancı inanç ve kültürlerdeki bazı kabullerin İslâm’a sokulması neticesini doğurmuş, bu kabullerin kendilerini nasıl bir pisliğin içine sürüklediğini fark edemeyen zavallılar ise, İslâm’a Kur’an dışı kaynak icat eden müşriklerle birlikte boğazlarına kadar bu pisliğin içine batmışlardır:


Tövbe; 28:

Ey inananlar! Müşrikler bir pisliktir. …

Oysa “evliyaüllah”ın kimler olduğunu anlamak için şirke batmaya hiç gerek yoktur. Çünkü Rabbimiz, bunların kimler olduğunu Kur’an’da açıklamıştır:

Enfal; 34:

Onlar Mescid-i Haram’dan geri çevirip dururken, Allah onlara neden azap etmeyecekmiş? Onlar O’nun evliyası (yakını, yardımcısı) da değiller. O’nun evliyası (yakınları, yardımcıları) sadece takva sahipleridir. Velâkin onların ekserisi bilmiyorlar.

Sorularına Kur’an yerine uydurma rivayetlerde cevap arayarak İslâm’ı sulandırmak isteyenler, bu konuda da Kur’an’ı kaale almamışlar ve “evliyaüllah” terkibine kendilerince, uydurmalar arasından cevap hazırlamışlardır:

Peygamber Efendimize Evliyâüllah kimdir diye sorulmuş, O da şöyle buyurmuştur: “Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır, zikredilir. (İbn-i Mace Zühd-4 )

Hz. Ömer’den rivâyet edilen bir hadiste de “Kendileri şehid veya nebi olmadıkları halde nebilerin ve şehidlerin gıpta ettiği, aralarında ticaret ve akrabalık bağı olmadığı halde birbirlerini Allah için seven kimselerden” bahsedilmektedir. (Müsned, 5/343)

Evliyâüllah, Allah için severler, birbirlerine dost, yârân, ahbâb olurlar. (Ebu Davûd sünnet/2 rivâyet 4596)

Yüce Allah, Yunus ve Enfal surelerinin yukarıda verdiğimiz ayetlerinde “Evliyaüllah (Allah’a yakın olanlar), “MÜTTEKİ MÜMİNLERDİR” buyurarak “evliyaüllah” terkibini açıklamışken, Allah’ın bu açıklamasının aksine, uydurma rivayetlerle “evliyaüllah”a başka açıklamalar getirmek, bize göre ancak haddini bilmez İslâm düşmanlarının işidir. Müslümanların ömürlerinin boşa geçmesini sağlamak isteyen art niyetli, şeytan tıynetli bu kimseler, zehirli görüşlerinin cilâsı olarak ise “hadis” kavramını kullanmışlar ve uydurduklarının, peygamberimizden kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Biz burada, peygamberimizi bu iftiralardan tenzih etmeyi bir borç olarak görmekteyiz.

Buraya kadarki açıklamalardan sonra ortaya çıkan sonuç şudur: “Evliyaüllah” sözcüğünün esas anlamı; “Allah’a yakın olanlar” demektir. “Allah’a yakın olanlar” ise, Rabbimizin ifadesiyle “müttekı müminler”dir.

Bu noktada akıllı insanların düşünüp kendilerine sormaları gereken soru şudur: “ Acaba mütteki müminler Allah’a nasıl yakın olabiliyorlar?” Rabbimiz bu sorunun cevabını da yine Kur’an’da vermiştir:

Muhammed; 7:

Ey inananlar! Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır.

Âl-i Imran; 52:

İsa onlardan inkârı sezince şöyle konuştu: “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kim?” Havariler dediler ki: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a iman ettik biz. Tanık ol, biz müslümanlarız.”

Saff; 14:

Ey iman etmiş olan kimseler! Allah’ın yardımcıları olun! Hani Meryem oğlu İsa Havarilerine; “Allah’a gidişte benim yardımcılarım kimdir?” demişti de havariler; “Biz Allah’ın yardımcılarıyız.” cevabını vermişlerdi. Bunun ardından İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet Biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.

Açık ifadelerinde görüldüğü gibi yukarıdaki ayetlerde, sözcüklerin hakikat manalarına göre Allah’a yardımdan ve Allah’ın yardımcılarından bahsedilmektedir. Ama herkesçe malûmdur ki; bizzat Allah’ın kendisine yardım etmek imkânsızdır ve Yüce Allah da zaten böyle bir yardımdan ve yardımcılardan müstağnidir. Nitekim bir ayetinde Rabbimiz, mütteki müminleri kendisine veliy (yakın ve yardımcı) kabul etmesinin, aczinden, düşkünlüğünden, güçsüzlüğünden, ihtiyacından olmadığını bildirmiştir:

İsra; 111:

Ve de ki: Hamd (övgü), hiçbir çocuk edinmeyen, mülkte kendisi için herhangi bir ortağı bulunmayan, düşkünlükten dolayı yardımcısı olmayan Allah’a özgüdür. Ve O’nu (Allah’ı) büyüttükçe büyüt (ululadıkça ulula)!

Bu durumda mütteki müminlerin, hiçbir yardıma ve yardımcıya ihtiyacı olmayan Allah’a sözcüğün hakikat anlamıyla nasıl yardımcı olduğunu anlamak için, önce şu hususlarda biraz düşünmek gerekmektedir:

- Allah insanları ne için yaratmış, onlara neden kitaplar ve peygamberler göndermiş ve onlardan neler istemiştir?

- Allah’ın insanlardan istedikleri, kimler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir, sünnetüllah nasıl cereyan etmektedir?

- Allah’ın düşmanları kimlerdir, bunları neler isterler, nasıl davranırlar?

Bu soruların cevapları bellidir ve kolaydır: Allah, dünya yaşamında adaletin sağlanmasını, küfrün, şirkin, nifakın yok edilmesini, dinin tümüyle Allah’a özgü kılınmasını istemekte ve O’nun bu istekleri de, biz kullarının yaptığı cihat neticesinde, yani kulların ortaya koyduğu mücadele nispetinde gerçekleşmektedir. Allah’ın istediği düzeni kendisi kurmayıp kullarına bırakmasının sebebi ise, kullarını sınamak istemesinden ötürüdür:

Muhammed; 4:

Öyleyse, inkârcılarla karşı karşıya geldiğinizde, boyunları vurun. Sonra, onları iyice sindirince, bağı sıkıca bağlayın; sonra, savaş sona erince, ya karşılıksız ya da kurtarmalıkla salıverin. –İşte eğer dileseydi, onların hakkından bizzat gelirdi; ama bu, sizi birbirinizle sınamak içindir.- Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların işlerini saptırmayacaktır.

Demek oluyor ki, Allah’ın istediklerinin gerçekleşmesi için çaba harcayanlar (yani peygamberimiz hayatta iken ona yardım edenler ve Allah’ın dinini ayakta tutmaya çalışanlar), kelimenin tam anlamıyla Allah’a yardım etmiş olmaktadırlar. Başka bir ifade ile “اولياء اللّه evliyaüllah (Allah’a yakın olanlar) ve “ensarullah (Allah’a yardım edenler); Allah’ın koyduğu emir ve yasakları benimseyerek O’nun dinine sarılıp, o dinin yayılması için canla başla çaba harcayanlardır ki, bunlar da mütteki müminlerdir. Yoksa bizzat Allah’ın kendisine nicel ve nitel olarak yaklaşmak ve yardım etmek imkânsızdır.

“Evliyaüllah” ve “ensarullah” ifadelerinin asıl anlamları bu olmasına rağmen, “veliy” sözcüğünün ve türevlerinin gerçek anlamlarından saptırılıp gayet sığ olarak, “dost” anlamında ifade edilmesi sonucu iş çığırından çıkmış ve basit gibi görünen bu yanlışla; Allah ile kulun, kul ile Allah’ın arasında “gönül bağı” anlamında bir dostluktan söz edilir olmuştur. Zaten İslâm’daki sapmalar da hep bu şekilde; sözcük anlamı murat edilmiş olan sözcüklerin bir kavrammış gibi dayatılmasından kaynaklanmıştır. Dolayısıyla, bu konudaki sapmayı tespit etmek için öncelikle, dayatılan ve Türkçede doğru anlamı dışında da kullanılan “dost” sözcüğünün gerçek anlamını tespit etmek zarureti vardır.

Aslı “dust” ve çoğulu da “dostan” olan “dost” sözcüğünün anlamı; “Birinin iyiliğini isteyen, onu içten seven, iyi görüşülen kimse, en yakın arkadaş, gönüldaş” demek olup sözcük, dilimize Farsça’dan girmiştir. Allah ve Sıfat-ı İlâhî hakkında az çok bilgisi olan herkesin kabul edeceği gibi bu sözcüğün anlamı, herhangi bir kimsenin Allah’la dostluk ilişkisi içerisinde gösterilmesine engeldir. Yani, “bir kimsenin Allah’a dost olması” veya “Allah’ın bir kimseyi dost edinmesi”, “dost” sözcüğünün anlamı itibariyle yanlış ifadelerdir. Diğer taraftan, anlam olarak birbirinden farklı olması sebebiyle, “dost” sözcüğü ile Arapçadaki “veliy” sözcüğünün aynı anlamda kullanılması da son derece büyük bir hatadır. Eğer bu “yanlış anlamlı sözcük kullanma” hatası bir de Allah ile ilgili bir konuda yapılıyorsa, bu durumu “hata” sözcüğüyle açıklamak mümkün değildir. Böyle bir davranış, yani insanların basit dünya işlerindeki iyi ilişkilerini, yakınlıklarını anlatmak için kullanılan “dost” sözcüğünün, Allah ile O’nun her konuda astı olan insanlar arasındaki mecazî anlamdaki ilişkiyi ifade etmek için kullanılması; bu fahiş hatayı yapanların maksatlı olmalarını gerektirmektedir. Çünkü bu fahiş hata, yapanların ne Arapçadaki yetersizliklerinden, ne de Allah hakkındaki bilgisizliklerinden kaynaklanmaktadır. Bilakis bu kimseler, böyle bir hatayı yapmayacak kadar Arapçaya vâkıftırlar ve Allah’ı da gayet iyi tanıdıkları iddiasındadırlar.

Sonuç olarak, Allah’ın insanlara yakınlığı mecazidir ve bu yakınlık; Allah’ın insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarması, onlara yol göstererek yardım etmesi ve onları koruması şeklinde tezahür etmektedir. Mütteki müminlerin Allah’a yakınlığı ve yardımcılığı ise; Allah’ın dininin yayılması ve yaşanması için onların çaba göstermesidir.

Asıl konumuz olan “veliy” sözcüğüne dönülecek olursa, bizim burada bu sözcük üzerinde biraz fazla durmamızın sebebi, sözcüğün kavramlaştırılarak tevhide aykırı biçimde kullanılıyor oluşudur. Çünkü çok eskilerden beri “veliy” veya “evliya” diye bir üst sınıf din adamı tipi oluşturulmuş, bu sınıfın mensupları da ruhbanlar gibi din dışı işleri yapar olmuştur. Kendilerine has tevil yöntemleriyle her türlü İslâm dışı düşünceyi üretmiş olan bu sahtekâr sahte veliylerin tuzaklarına düşürmüş oldukları zavallıların sayısı ise, ne yazık ki pek çoktur. Yani bu sahtekârlar, kandırdıkları akılsızların veliysi, şeytanlar da bu sahtekârların veliysi durumundadırlar. Bu çarpık, tevhit dışı ilişkiler neticesinde ise; salat namazlaşmış, vuzu abdestleşmiş, savm oruçlaşmış, veliy dostlaşmış ve maalesef Müslümanlık da yozlaşmıştır.

Böyle bir felâkete uğramamak için biz, dini sadece Allah’a özgülemeyi ve bu doğru yoldan ayırmaması için Allah’a şöyle yönelmeyi öneriyoruz: “Allah, dini kendisine has kılmak için gayret sarf edenlere velâyetini (yakınlığını, yardımcılığını, karanlıklardan aydınlığa çıkarıcılığını, şefaatini, mürşitliğini ve koruyuculuğunu) esirgemesin. Bu gayret içerisinde olan mümin muttaki kullarını da evliyaüllah ve ensarullah olarak kabul etsin! Bu yolda yürürken O’nun çizdiği yoldan, koyduğu kurallardan çıkmamaya çalıştığımızdan, başka bir rehber arkasına düşmediğimizden, bizleri de “halil” sıfatıyla şereflendirsin!”

Hakkı Yılmaz

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 722
favori
like
share
cay_guzeli Tarih: 12.05.2009 18:21
teşekkürler
HAŞİm altun Tarih: 12.05.2009 18:12
Allah razı olsun Asiyan
paye Tarih: 05.05.2009 16:55
:43: