İsmail Dümbüllü

Silahşör Zeynel Abidin Efendi ve Fatma Azize Hanım’ın oğulları olarak 1897 yılında İstanbul Kanatlarımın Altında Üsküdar’da doğdu.
Üsküdar İttihat-ı Terakki Mektebi’ni bitirdikten sonra askeri ortaokuluna başladı. Tiyatro merakı yüzünden askeri ortaokulunun üçüncü sınıfından ayrıldı.
Önceleri amatör olarak Karagöz Hüseyin’in sahnesinde oynayan Dümbüllü sonraları profesyonel olarak Kel Hasan’ın tiyatrolarında sahneye çıktı.
30 yaşına kadar Kel Hasan’ın yanında çalıştı. Bu dönemde tuluat (önceden hazırlanmadan sahnede akla geliveren sözlerle oynanan oyun) geleneğini öğrendi.
Kavuklu Hamdi Naşid Abdi Küçük İsmail Abdürrezak gibi dönemin ünlü ortaoyuncularıyla çalıştı.
Geleneksel kavuğu Kel Hasan’dan aldı. Kendiside ölmeden bu kavuğuMünir Özkul’a devretti. 1989 yılında da ortaoyuncular kavuğu Ferhan Şensoy’a devroldu.
Dümbüllü Tevfik İnce ile birlikte kendi topluluğunu kurarak 1928 yılında perdesini Direklerarası’ndaki Hilal Tiyatrosu’nda açtı. 1933’den sonra Anadolu turnelerine çıktı.
Dönemin tiyatro anlayışı ve beğenisi giderek değişmesine rağmen Naşid’in ölümünden sonra geleneksek tiyatronun en ünlü adı oldu ve ortaoyunu geleneğini tek başına sürdürdü.
Bu dönemde Ayşem Cebe Gitti Bülbül gibi operetlerde de oynadı.
II.Dünya Savaşı yıllarından sonra özgün ses tonu saf görünüşü ve sevimli mimikleriyle 1947’de itibaren sinemada da görünmeye başladı. Memiş(1947) Dümbüllü Macera Peşinde(1948) ve Keloğlan (1948) filmlerinde başrol oynadı.
Harman sonu(1950) İncili Çavuş(1952) Ne Sihirdir Ne Keramet(1951) Sihirli define(1951) adlı filmlerde ününü pekiştirdi. Ancak bir çok eleştirmene göre çok seyirci toplamasına karşın filmlerdeki Dümbüllü tiyatrocu Dümbüllü kadar başarılı olamamıştı.
Kel Hasan’dan ortaoyunu konusunda öğrendiklerini kendi kişiliğiyle birleştirerek oluşturduğu “Dümbüllü Tarzı”nı hem sahnede hem de perde de sergilemeyi sürdürdü.
1953’de Kırk Gün Kırk Gece 1954’de Mihrimah Sultan 1956’da Dümbüllü Tarzangibi filmlerde oynadı. 1968’de jübile yaparak tiyatroyu bıraktı.Ama sanattan kopmayarak zaman zaman sahneye çıkmayı ve radyo oyunlarında yer almayı sürdürdü.
5 Kasım1973’de İstanbul Kanatlarımın Altında’da öldü. Kabri Üsküdar’da Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. Diğer filmleri: Kılıbıklar (1947) Harman Sonu Dönüşü(1950) Vur Patlasın Çal Oynasın(1952) Yıldızlar Revüsü(1952) Bayram Gecesi(1954) Fındıkçı Gelin(1954) Şeytan Mayası(1959) Gol Kralı Cafer(1962) Ekmek Parası(1962) Temem Bilakis(1963) Soytarı (1965) Nasreddin Hoca(1971).




Nejat Uygur


(D. 10 Ağustos 1927 Kilis). Türk tiyatrocu.

Hayatı

Öğretmen bir annenin ve subay bir babanın üç oğlundan ortancası olan Uygur eğitimini Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde tamamladı. İlkokulu Siirt Ezine ve İntepe'de okudu ve bu dönemde tiyatroya müsamerelerle başladı. Sarıyer Çanakkale ve Manisa'da ortaokulu tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi'nin Heykel Bölümü'ne girdi ama mezun olamadı. Tiyatroya profesyonel olarak 1949 yılında "Nejat Uygur Tiyatrosu" ile adım attı. Nejat Uygur düşündüğü ilk mesleğin tiyatro olmadığını belirtti:

"Benim düşündüğüm ilk meslek pilotluktu. Çocukluğumda pilot olacağımı düşünürdüm. Hatta hiç unutmam Manisa'da olduğumuz yıllarda yatak çarşaflarını alıp yüksek bir yerden aşağı atlamayı planlamıştım. Tecrübe pilotu olarak önce ağabeyim atladı ve ayağını kırdı. Ağabeyim Zeki Ayhan Uygur Amerika'da ünlü bir beyin cerrahı şimdi. Onunla gurur duyuyorum. Ağabeyim burada deniz albayıydı ordudan ayrıldı sonra." [1]

Gençlik yıllarında Amerika'ya ulaşmak isteğiyle gemici oldu:

"Benim gençliğimde herkeste Amerika'ya gitmek gibi çok yoğun bir istek vardı. Bu yüzden liman cüzdanı çıkarttım ve gemici oldum. Hiç unutmam bir Panama şilebinde çalıştım. Gemide kimsenin canı sıkılmazdı. Onlara fıkralar anlatır taklitler yapardım. Herkes çok gülerdi. Sonra askere gittim orada da arkadaşlarımı çok güldürürdüm. Giderek insanların yüzünü güldürmek bende tutku oldu. Sonra da tiyatro başladı zaten." [2]

1943 yılında Sarıyer Halkevi'nde başladığı boksla beraber spora karşı ilgisi arttı. Atletizm ve su topu yanısıra iyi bir at binicisidir.[3] 1952 yılında Nejla Uygur ile hayatını birleştirdi. 13 yıl süren Anadolu turneleri sürecinde sırasıyla Süheyl Süha Ahmet Kemal ve Behzat adlı beş erkek çocukları dünyaya geldi. Süheyl ve Behzat babalarının deyimiyle "armut ağacının dibine düştüler" ve tiyatrocu oldular.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.[4]

Ödülleri

* 2006 - Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülü "En İyi Tiyatrocu"[5]
* 1999 - 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri "Belkıs Dilligil Onur Ödülü"[6]

Filmografi

* 2004 - Vizontele Tuuba (Hacı Zübeyir)
* 1974 - Cafer'in Nargilesi
* 1971 - Cafer Bey İyi Fakir Ve Kibar
* 1970 - Cafer Bey

NAMIK KEMAL

“Vatan Şairi”olarak anılır. Sanat yaşamına Divan edebiyatı tarzında yazdı***ğı şiirlerle başlayan sanatçı; Şinasi‘yle tanıştıktan Avrupa kültür ve uygarlığını tanıdıktan sonra yeni edebiyat ve kültür için savaşım vermiştir. Sanatçı yanından çok “Siyasal eylem adamı” kimliğiyle dikkati çeker. Namık Kemal edebiyatın her alanında; şiir roman tiyatro eleştiri mektup…eserler vermiş; sanatını düşüncele***rin halka yaymada bir araç olarak kullanmıştır. Divan edebiyatına karşı olmakla birlikte biçim ve dilce eskiye bağlı kalmış kaside ve gazellerinde gür sesiyle “vatan millet hürriyet” konularını işle***miştir.
Tiyatroları daha sade olan Namık Kemal konuşma di***linden yanadır. Tiyatroyu “yararlı bir eğlence” olarak görmüştür. Aruzu kullanmış ancak heceyi de denemiştir. “Vatan Yahut Silistre” adlı oyunu seyirciyi çok etkilemesi üzerine. Kıbrıs’ a sürüldü Magosa zin***danlarında 38 ay kaldı. Namık Kemal Ziya Paşa‘ya karşı “Tahrib-i Harabat” ve “Takip” adlı eleştirileri yazdı. Romanlarında romantizmin “sanatkârane” üslu***bunu kullandı.
Namık Kemal’in Eserleri:
Zavallı Çocuk Vatan Yahut Silistre (Sahnelenen ilk tiyatro eseri) Akif Bey Gülnihal Karabela Celalettin Harzemşah (tiyatro); İntibah (ilk edebi roman) Cezmi (ilk tarihi roman ) Tahrib-i Harabat takip (ilk eleştiri eleştiri kitapları); Tasvir-i Efkar Hürriyet ibret ( ga***zete ); Osmanlı tarihiyle ilgili çalışmalar yapılmıştır.





Genco Erkal

(d. 28 Mart1938 İstanbul) Robert Kolej'den mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi'nin Psikoloji bölümünü bitiren Genco Erkal 1959 yılından başlayarak Türkiye'nin önemli özel tiyatro topluluklarında oyuncu ve yönetmen oarak çalıştıktan sonra 1969 yılında bugün de sanat yönetmeni olduğu Dostlar Tiyatrosu'nu kurdu. Gorki Brecht Sartre Peter Weiss Steinbeck Havel Tankred Dorst gibi yabancı yazarların yanısıra Aziz Nesin Haldun Taner Nazım Hikmet Can Yücel Refik Erduran Vasıf Öngören Orhan Asena Behiç Ak gibi Türk yazarlarının oyunlarını yönetti. Roman öykü şiir gibi değişik türlerden tiyatroya uyarlamalar yaptı oyunlar çevirdi.
Çeşitli ödüller kazandığı ünlü rolleri arasında Aslan Asker Şvayk Gogol'ün Bir Delinin Hatıra Defteri Brecht'in Galileo'su Maxwell Anderson'un Yalınayak Sokrates'i Nâzım Hikmet'ten Kerem Gibi Can Yücel'den Can sayılabilir.
Senfonik konserlerde Prokofiev'in Peter ile Kurt Stravinski'nin Askerin Öyküsü Fazıl Say'ın Nâzım adlı yapıtlarını anlatıcı olarak seslendirdi.
Önemli uluslararası film festivallerinde gösterilen ve birçok ödül kazanan At Faize Hücum Hakkâri'de Bir Mevsim Camdan Kalp filmlerinin baş rolünde oynadı. TRT Televizyonu için Haldun Taner'in ünlü müzikli oyunu Keşanlı Ali Destanı'nı yönetti ve oynadı.
Değişik yıllarda birçok kez "yılın en iyi erkek oyuncusu" "en iyi tiyatro yönetmeni"seçildi yaşam boyu başarı ödülleri kazandı. 1982 ve 1983 yıllarında "en iyi sinema oyuncusu" olarak Antalya Film Festivali'nde iki kez Altın Portakal aldı.
1993-1998 yılları arasında Paris'te ve Avignon Festivali'nde Fransızca da oynamaya başlayan Genco Erkal üç Fransız yapımında rol aldı: Nâzım Hikmet'ten Sevdalı Bulut Philippe Minyana'dan Ou vas-tu Jérémie? ve Paulo Coelho'nun ünlü romanından uyarlanan Simyacı. Ayrica 2008 senesinde kendi yazdigi ve yönettigi Sivas`93 isimli dokumentasyon tiyatro oyununu Türkiye ve Avrupa genelinde tiyatroseverlere sunmustur. Oyun 1993 senesinde Sivas`ta Madimak otelinde yapilan talihsiz katliami konu almistir bütünüyle gercekleri yansitan cok basarili bir oyundur.


Münir Özkul

15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul Kanatlarımın Altında'un Bakırköy semtinde eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda tiyatroya merak salmış olan Özkul İstanbul Erkek Lisesi'ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti. O zamana kadar yaşamını sürdürdüğü ve aşinası olduğu Bakırköy'de bulunan Halkevi'nde oyunculuğa adım attı. İlk amatör sahne deneyimlerini burada gerçekleştiren Özkul İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda bir süre oynadıktan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu'na geçti. Ardından da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etmeye başladı ve artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu'nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Ancak buradaki çalışması uzun soluklu olamadı ve hemen ardından yien özel bir tiyatro olan Küçük Sahne'ye geçti.

Küçük Sahne genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık Nevin Akkaya Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul'un yaptığı ve Steinback'in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan "Fareler ve İnsanlar"da oynadı. Yeteneği Musin Ertuğrul'un gözünden kaçmayan Özkul Küçük Sahne'de ayrıca "Yarış" "Onikinci Gece" "Aşağıdan Yukarı" ve "Karışık İş" gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.
Tiyatro sahnelerinden "tesadüfen" film setlerine geçişi 40'lı yılların sonuna denk düşen Özkul askerliğini yaptığı dönemde "Vatan ve Namık Kemal" adlı filmde yönetmen asistanlığı yapan arkadaşı Sırrı Gültekin'i ziyaret için Yeşilçam'a gittiği birgün ilk defa bir filmde figüran olarak rol aldı. Üniformalı bir figüran arayışı içinde olan arkadaşının ricasını kırmayarak biraz da komik bir anı olsun diye kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400'ün üzerinde filmle Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
50'li yılların başlarında ilk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul ilk defa 1950 yılında senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar'ın yönetmenliğinde çekilen "Üçüncü Selim'in Gözdesi" adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından 1951'de yine birer İpek Film yapımı olan "Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan" ile "Lale Devri"nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul aynı yıl Muhsin Ertuğrul'un yönetmenliğinde çekilen "Evli mi Bekar mı" ve Baha Gelenbevi'nin yönettiği "Barbaros Hayrettin Paşa" adlı filmlerde başrol oynadı.
Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan "Edi ile Büdü Tiyatrocu" ve "Edi ile Büdü" filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı ve özellikle mimikleriyle samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı.
1953 yılında Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Halıcı Kız" filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan "Balıkçı Güzeli/1002. Gece" ve ardından 1956'da çekilen "Kalbimin Şarkısı" adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul "Miras Uğrunda" ve Zeki Müren'in başrolünü oynadığı "Altın Kafes" ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram duygusal komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı.
Sinema çalışmalarının yanı sıra gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul 1957 yılında Devlet Tiyatroları'nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından Küçük Sahne'yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne'nin ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.
1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul daha önce Atlan Karındaş'la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü'den "ortaoyuncular kavuğu"nu devralmasını sağlayan Sadık Şendil'in yazdığı "Kanlı Nigar" adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında Ülkü Erakalın'ın yönetmenliğinde çekilen filmde Belgin Doruk ve Selma Güneri'yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70'li yıllara gelindiğinde geniş bir oyuncu kadrosuna sahip aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul özellikle Adile Naşit'le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da hatta çirkince bir yüze uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında "fakir ama gururlu" iyi kalpli babacan karakterleri canlandırdı.
Münir Özkul 1972 yılında başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan'ın paylaştığı "Sev Kardeşim" adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne layık görüldü.
70'li yıllarda Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul "Neşeli Günler" "Mavi Boncuk" "Aile Şerefi" "Gırgıriye" serileri "Gülen Gözler" ve "Bizim Aile" gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirense "Hababam Sınıfı" seri fimlerinde canlandırdığı disiplinli ancak yufka yürekli öğretmen "Kel Mahmut" karakteri oldu. Öyle ki bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.
80'li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam'da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte 1987 yılında TRT'de yayınlanmak üzere çekilen "Uzaylı Zekiye" adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı. 1995 yılında Kemal Sunal'la birlikte "Şaban ile Şirin" adlı filmde yer aldı. 90'lı yılların ikinci yarısında bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe Yeşilçam'a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul 1996'da izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan "Ana Kuzusu" adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti. Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul'a bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı.
Yine 1996 yılında Veli Çelik'in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi "Ay Işığında Saklıdır"da Aydan Şener ve Toprak Sergen'le birlikte yer aldı. Ardından 1998 yılında Hamdi Alkan'ın "Reyting Hamdi" adlı televizyon eğlence programında kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı. Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" oldu. Sanat yaşamı boyunca 400'e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde "Münir Özkul Sahnesi" açılmıştır. İçkiye düşkünlüğüyle bilinen sanatçı özel hayatında da inişli çıkışlı bir seyir izleyerek dört evlilik gerçekleştirmiştir. İlk evliliğini Şadan Hanım'la yapan Özkul kısa süren bu birlikteliğin ardından Suna Selen ile hayatını birleştirmiş ve bu evlilikten Güner adında bir kızı olmuştur. Kızları sekiz yaşındayken çift boşanma kararı almıştır. Sonrasında Özkul Tophaneli Örümcek Yaşar lakabıyla anılan Yaşar Hanım'la üçüncü evliliğini gerçekleştirmiş; ancak bu da uzun sürmemiştir. Son olarak halen yaşamını birlikte sürdürdüğü Şadan Hanım ile evlenmiştir. Mankenlik ve CNN Türk'te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul'un girişimiyle 2005 yılında sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş "Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı" adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında T.C. Kültür Bakanlığı Münir Özkul'a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul İsmail Dümbüllü'den aldığı ünlü kavuğu 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy'a devretmiştir. 1991 yılında ise en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen Dümbüllü Ödülü'ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde Mizah Üretenler Derneği Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen "II. Mizah Ödülleri" töreninde Münir Özkul Özel Ödülü ünlü tiyatrocu Nejat Uygur'a verilmiştir.



Hadi Çaman




(D. 13 Ocak 1943 Kastamonu - ö. 22 Eylül 2008 İstanbul) Sinema ve tiyatro sanatçısı yönetmen yazar.
İlk ve orta öğrenimini Abdurrahman Paşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitim aldı. Sonrasında Belediye Konservatuvarı'nda okudu. Amatörce ilgilendiği tiyatro sanatında 1962 yılında Dormen Tiyatrosu ve ardından Kent Oyuncuları'nın açtığı bir sınavı kazanarak Altın Yumruk adlı oyunda profesyonelliğe adım attı. Daha sonra Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu Nisa Serezli - Tolga Aşkıner Tiyatrosu Miyatro (Müjdat Gezen) Şan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda da onlarca oyunda oynadı. 1982 yılında Yeditepe Oyuncuları'nı kurdu. O zamandan rahatsızlığına değin Nişantaşı'ndaki kendi tiyatrosunda sanat yaşamını sürdürdü. Tiyatro dışında da çeşitli çalışmaları vardır: Çeviriler uyarlamalar yaptı oyunlar yazdı yönetti. Döneminin tiyatro yaşamını konu alan bir kitap yazdı (Can Yayınları). Birçok dalda kişisel ve tiyatrosu Yeditepe Oyuncuları adına sayısız ödüller aldı. Bengi Şen ile olan evliğinden Efe adlı bir oğlu vardır.
15 Aralık 2007 günü ALS hastalığı teşhisiyle oğlu Doç. Dr. Mehmet Efe Çaman'ın öğretim üyesi olduğu Kocaeli Üniversitesinde Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakıma alındı. Hastaneden ayrılarak bir süre bakımevinde kalan sanatçı 22 Eylül 2008'de kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle fenalaştı ve yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.


40. Sanat yılı nedeniyle yazdığı metin [değiştir]"Yüze yaklaşan oyun. Bir o kadar ustayla göz göze soluk soluğa geçen muhteşem günler. Dormen Tiyatrosu'nun ailevi ortamında başlayan daha sonra Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu Şan Tiyatrosu Venüs Tiyatrosu'nu kapsayan yıllar... Ve yıl 1982. YEDİTEPE OYUNCULARI. Yirmi yıl aralıksız ışık saçmak için verilen sonsuz savaş. Onlarca genç insana açılan kucak. Yazılan yönetilen oyunlar kazanılan sayısız ödül. En önemlisi ülkemizde bir ilke imza atıp bir müsamere salonundan kültür merkezine dönüştürülen koca bir yapı. Kısacası bir ÖMÜR! Seve seve özveriyle içtenlikle gönülden sunulan bir yaşam. O arada yetiştirilen büyütülen 30 yaşına erişen bir oğul. Hepsi ülkeme helâl olsun." [1]

Filmografisi [değiştir]Ankara Ekspresi - 2005
Gerçek Hikaye - 2001
Midasın Düşü - 2000
Eşref Saati - 2000
Şen Olasın Nuri Bey - 1993
Yağmurdan Kaçarken - 1992
Portatif Hüseyin - 1991
Aile Pansiyonu - 1987
Kiralık Ev - 1986
Hayroş - 1986
Yaygara 86 - 1986
Ekmek Elden Su Gölden - 1985
Sarışın Tehlike - 1980
Memnu Meyve - 1979
Şaşırtma Beni - 1979
Aşk Penceresi - 1979
Koca Aranıyor - 1979
Tamam mı Canım - 1979
Leyla Necla Mücella - 1979
Balıkçının Kızları - 1979
Isıt Beni - 1979
Oh De Yavrum Oh De - 1979
Biz Böyle Severiz - 1979
Dişi Melek - 1979
Kara Kısrak - 1979
Kenarın Kızları - 1979
Rezalet - 1979
Saldırganlar - 1979
Kadınlar Hamamı - 1978
Tatlı Sevgilim Kaymaklı Lokum - 1978
Yalnız Kalp / Uçurum - 1978
Köfte Ekmek Az Piyaz - 1978
Çarli'nin Kelekleri - 1978
Bizim Fıstıklar - 1978
Ne Olacak Şimdi - 1978
Olmadı Baştan - 1978
Ya Bundadır Ya Şunda - 1978
İsmet Bu Ne Kısmet - 1978
Kış Bekarı - 1978
Erkeklik Öldü mü Abiler - 1978
Hızlı Giden Yorulur - 1977
Alman Gelin - 1977
Beceriksizler - 1977
İki Aşk Arasında - 1977
Kuşku - 1977
Güngörmüşler - 1976
Sokak Kadını - 1976
Elmanın Alına Bak - 1976
Çılgın Ama Tatlı - 1976
Fiyakanı Bozarım - 1976
Kartal Pendik Gittik Geldik - 1976
Leş Kargaları - 1976
Lüküs Hayat - 1976
Ne Alırsan İki Buçuk - 1976
Sev Doya Doya - 1975
Anahtarı Bendedir - 1975
Çılgın Gençlik - 1975
Derece 37 (2) - 1975
İş Bilenin - 1975
Derece 37 - 1975
Şipşak Basarım - 1975
Bu Baba Başka Baba - 1975
Anasının Kızı - 1975
Beş Atış Yirmibeş - 1975
Vur Tatlım - 1975
Ye Beni Mahmut - 1975
Yok Devenin Başı - 1975
İntihar - 1975
Topuz - 1975
Adım Kan Soyadım Silah - 1970


FERHAN ŞENSOY/1

1951 tarihinde bir ilkokul öğretmeni olan Müjgan Şensoy ve Çarşamba Belediye Başkanı tüccar Yusuf Cemil Şensoy’un çocukları olarak Samsun’un Çarşamba ilçesinde dünyaya geldi. İki yaşındayken kız kardeşi Ragıbe’nin doğumunun ardından 1956’da da Ahmet Vildan adlı bir erkek kardeşi oldu.

1957’de Samsun’daki Gazi Osman Paşa İlkokulu’na giden Şensoy daha sonra 1961’de girdiği Galatasaray Lisesi’nde bir süre öğrenim gördüyse de liseyi 1970’te Çarşamba’da bitirdi.
Şensoy’un öykü ve şiirleri ilk kez 1969’da Yeni Ufuklar ve Soyut Dergisi’nde yer almasının ardından yazdığı skeçler de ilk olarak Devekuşu Kabare'de 1970 yılında oynanmaya başladı.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü’nde okurken Yeni Ufuklar’da öyküleri yayınlan Şensoy Je M'en Fous Bilader isimli yarı Fransızca yarı Türkçe bir oyun yazdı ve kurduğu Galatasaray Oyuncuları isimli amatör toplulukla Haldun Taner'in önderliğinde Devekuşu Kabare Tiyatro'sunun salonunda prova yaptı. Bu oyun Galatasaray’ın Fenerbahçe tesislerinde bir akşam yemeğinde sergilendi.
1971’de Ayfer Feray Tiyatrosu’nda Grup Oyuncuları ile beraber profesyonel oyunculuğa adım atan Şenşoy ilk profesyonel yönetmenlik deneyimini de Paravana Kabare’nin sergilediği Güm Güm Güm adlı İsmet Küntay oyununda yaşadı.
1972’de Fransa’ya giden Şensoy tiyatro öğrenimine Strazburg'da Ecole Superieure d'Art Dramatique adlı okulda başladı.
1973’te yönetmen Jerome Savary'nin asistanlığını yaptığı Magic Circus - De Moise A Mao’da oynayan Şensoy ilk oyun denemesi olan Güle Güle Godot'yu Fransızca olarak Godot Go Home ismiyle yazdı. Fransızca bir kolaj oyun olan Proche - Orient Lointain!’i Fransızca'ya çevrilmiş Nazım Hikmet Fazıl Hüsnü Dağlarca Yunus Emre gibi Türk yazarların metinlerini de kullanarak yazdı.
1974’te Montreal'de Theatre Patriote'da Fransızca olarak yazdığı Ce Fou De Gogol adlı oyununu sahneye koyan Şensoy aynı şehirdeki Theatre De Quatre - Sous'da da yönetmenliğini yaptığı Harem Qui Rit isimli müzikalde oynadı.
1975’te Montreal'de kendisine en iyi yabancı yazar ödülünü getiren ve Radio Canada'da ikinci kez yayınlanan Ce Fou De Gogol oyununun tek kadın oyuncusu Monique Mercure de en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.
Türkiye'ye dönmesinin ardından 1976’da Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda yazarlığını da yaptığı Dur Konuşma Sus Söyleme adlı oyunda rol alan Şensoy Türk Yazarları Tiyatrosu'nda da oyunculuk ve yönetmenlik yaptı.
Aynı sene ilk televizyon skeçlerini yazmaya başlayan Şensoy Ali Poyrazoğlu'yla beraber rol aldığı bu skeçlerin birinde bir garson rolüyle ilk kez televizyona çıktı.
Nisa Serezli - Tolga Aşkiner Tiyatrosu'nda oyunculuk yapan Şensoy yine 1976 senesi içinde TRT Televizyonu'na ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda çeşitli skeçler yazdı.
1977’de ilk kitabı Kazancı Yokuşu’nun yayınlanmasının ardından yönetmenliğini Temel Gürsu’nun yaptığı Kızını Dövmeyen Dizini Döver ile ilk kez bi film çalışması yapan Şensoy 1978’de Mete İnselel ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosu'nu kurdu ve kendi eseri olan İdi Amin Avantadan Lavanta oyununda rol aldı ve yönetmenlik yaptı. Televizyon için yazdığı Bizim Sınıf dizisinin ikinci bölümden sonra "öğretmenlerin manevi şahsiyetini teyzif ettiği" gerekçesiyle TRT'de yasaklanmasının ardından oyuncu olarak da katıldığı Evdekiler ve Giyim Kuşam Dünyası televizyon dizileri de TRT'de tamamlanamadan yayından kaldırıldı. Daha sonra Bizim Sınıf Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda sehnelenmeye başladı.

Yıldız Kenter

11 Ekim 1928'de İstanbul Kanatlarımın Altında'da dünyaya geldi. Masalları anımsatan bir çocukluk geçiren Kenter'in annesi Olga Cynthia çocukluk yıllarının kahramanıydı. Olga Cynthia iki evlilik yapmış Yıldız Kenter Naci Bey ile olan evliliğinden dünyaya gelmişti.

Kapısı herkese açık dost canlısı bir ailede büyüdü. Gönül zenginliğine rağmen maddi güçlükler içinde yaşadılar. Kenter bu durumu
Babam Lozan Konferansı'nda İsmet İnönü'nün özel kalem müdürlüğünü yapmış iyi paralar kazanabilecek parlak bir diplomattı. Ancak bir İngilizle evlendiği için dışişlerindeki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Sonra moral çöküntüsü yaşadı ve içkinin dozunu artırdı. Beş çocukla işsiz kalmış bir adamın halini tahmin edersiniz. Benim doğduğum yıllar yoksulluğumuzun dibe vurduğu yıllarmış. Annem ‘seni saracak bez bulamazdım çarşafları yırtıp onlara sarardım' derdi.

şeklinde dile getiriyordu.
Naci bey Ziraat Bankasında iş bulunca aile Ankara'ya taşındı. Bütün sorun ve sıkıntılara rağmen çocukluk günleri mutluluk içinde geçti. İlkokula Ankara'da devam ederken annesi zengin çocuklarına İngilizce dersler veriyordu. Evdeki yaşamında insana ait komedi ve trajedileri öğrenen Kenter Ankara çocuk kulübünde tiyatroya başladı. O dönem konservatuvarla ilgili yapılan kötü söylencelere rağmen devlet konservatuvarına kayıdını yaptırdı. Ankara konservatuvarını sınıf atlayarak bitirdi. 11 yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Muhsin Ertuğrul Devlet tiyatrosundan uzaklaştırılınca O da kurumdan ayrıldı.
Profesyonel tiyatro yaşantısına 1948 yılında Shakespeare'in "12. Gece" oyunuyla başladı. Önce Devlet tiyatrolarında sonra Müşfik Kenter ve Eşi Şükran Güngör'le birlikte kurduğu "Kent Oyuncuları"nda sahneye çıktı. Bir röpörtajında üzerinde derin izleri bulunan çocukluk günlerini;
Annem daima sokakta bulduğu kedi köpekleri hatta insanları eve getirirdi. Evimizde devamlı bir yabancı kalabalığı vardı. Zerzevat satan dede diye bir adam İskoçyalı bir Fransız askerliğini yapan bir genç bir dönem bizimle yaşadı. Bir ara kaçak bir Fransız kaldı evimizde. Sonra bir gün sokakta doğurmuş ve yedi günlük bebeği ile ortada kalmış bir kadını getirdi annem. Çocukluğumuzda bu insanlardan bitlendiğimizi hatırlıyorum.

sözleriyle anımsıyordu.
Sonraki yıllarında ABD'de ve İngiltere'de "Değişen eğitim metodları" "Oyunculuk metodları" üstüne çalıştı. 1962'de tiyatroda yılın kadını seçildi.ıÜü Sovyetler Birliği Amerika Birleşik Devletleri İngiltere Almanya Hollanda Danimarka Kanada Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.
1981'de Devlet Sanatçısı ünvanına layık görüldü. 1984'de Roma kentinde Üüİtalyan Kültür Birliği"nce verilen "Adalaide Ristori Ödülü"ne sahip oldu.ıÜü 1989'da Korsika-Bastia film festivalinde "Hanım" filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. 1991'de sanat hizmetlerinden dolayı uluslararası Lions Klübünün "Melvin Jones Ödülü"ne layık görüldü. 1994'de "Konken Partisi" oyunundaki fonsla rolüyle "Olağanüstü Yorum Ödülü"nü kazandı. Finlandiya Kadın Kuruluşu tarafından "Yüzyılın En Başarılı Yüz Kadınından Biri" olarak ödüllendirildi. 1995'de tiyatro sanatına katkılarından dolayı "Onur" ödülüne layık görüldü. 1996'da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünün sahibi oldu. 1998'de ıÜüAnkara Sanat Kurumu “Yılın Kadın Sanatçısı” ödülünü aldı. ıÜü1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü “Martı” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife tiyatro ödülleri en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.




Ayten Gökçer


Ayten Gökçer (1940 - İstanbul) Sinema ve tiyatro oyuncusu.
1953 yılında Ankara Devlet Konservatuarı'nın bale bölümüne girdi. 1958 yılında Devlet Tiyatroları Sanatçı kadrosuna girdi. Sinema'ya 1965'de Taçsız Kral adlı filmle başladı. Ancak daha sonra sinemadan daha çok tiyatroya önem verdi. Yedi Kocalı Hürmüz adlı müzikalde Hürmüz rol ile başrolde oynadı. 1988'de Devlet Sanatçısı olan Ayten Gökçer pek çok ödül kazandı. 1999 yılında Yılan Hikayesi adlı dizi ile Televizyon Dizilerinde oynamaya başladı. Ayten Gökçer sanatçı Cüneyt Gökçer ile evlidir.



Ödülleri

* 1966 - 1967 Sanat Sevenler Derneği Yılın En İyi Kadın Oyuncusu ödülü
* 1970 - 1971 Sanat Sevenler Derneği Yılın En İyi Kadın Oyuncusu ödülü
* 1974 Gazeteciler Derneği En İyi Sanatçı ödülü
* 1975 Gazeteciler Derneği En İyi Kadın Sanatçı ödülü
* 1976 Tercüman Gazetesi okuyucu oyları ile Yılın Sanatçısı ödülü
* 1982 Ses Mecmuası Yılın En İyi Kadın sanatçısı ödülü
* 1989 Türk Basın Birliği'nin Yılın En Başarılı Kadın Sanatçısı ödülü
* 1990 Türk Basın Birliği'nin Yılın En Başarılı Kadın Sanatçısı ödülü
* 1992 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü
* 1997 Türk İş Kadınları derneği En İyi Sanatçı ödülü
* 1998 CHP Gençlik Kolları En İyi Sanatçı ödülü.

Görev Aldığı Oyunlar

Hafta Başı Aşk Acısı Evlat Evlattır Hortlaklar Bernarda Alba'nın Evi Woyzeck Don Juan Leonce İle Lena Klinik Bir Vak'a Öp Beni Kate Andorra Onikinci Gece Vanya Dayı Kaktüs Çiçeği My Fair Lady IV: Henry Cadı Kazanı Lysistrata Mançalı Don Kişot Hastalık Hastası Bağdat Hatun Tarla Kuşuydu Jıliette Yedi Kocalı Hürmüz Kim Korkar Hain Kurttan Zülfiye Zülfü Yılın Kadını Ustalar Sınıfı. Sanatçı ayrıca 1999 sezonunda Balerin adlı oyunu sahneye koydu.


Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1210
favori
like
share
uCuRuM ciCegi Tarih: 06.05.2009 12:31
İsmail Dümbüllü

Silahşör Zeynel Abidin Efendi ve Fatma Azize Hanım’ın oğulları olarak 1897 yılında İstanbul Kanatlarımın Altında Üsküdar’da doğdu.
Üsküdar İttihat-ı Terakki Mektebi’ni bitirdikten sonra askeri ortaokuluna başladı. Tiyatro merakı yüzünden askeri ortaokulunun üçüncü sınıfından ayrıldı.
Önceleri amatör olarak Karagöz Hüseyin’in sahnesinde oynayan Dümbüllü sonraları profesyonel olarak Kel Hasan’ın tiyatrolarında sahneye çıktı.
30 yaşına kadar Kel Hasan’ın yanında çalıştı. Bu dönemde tuluat (önceden hazırlanmadan sahnede akla geliveren sözlerle oynanan oyun) geleneğini öğrendi.
Kavuklu Hamdi Naşid Abdi Küçük İsmail Abdürrezak gibi dönemin ünlü ortaoyuncularıyla çalıştı.
Geleneksel kavuğu Kel Hasan’dan aldı. Kendiside ölmeden bu kavuğuMünir Özkul’a devretti. 1989 yılında da ortaoyuncular kavuğu Ferhan Şensoy’a devroldu.
Dümbüllü Tevfik İnce ile birlikte kendi topluluğunu kurarak 1928 yılında perdesini Direklerarası’ndaki Hilal Tiyatrosu’nda açtı. 1933’den sonra Anadolu turnelerine çıktı.
Dönemin tiyatro anlayışı ve beğenisi giderek değişmesine rağmen Naşid’in ölümünden sonra geleneksek tiyatronun en ünlü adı oldu ve ortaoyunu geleneğini tek başına sürdürdü.
Bu dönemde Ayşem Cebe Gitti Bülbül gibi operetlerde de oynadı.
II.Dünya Savaşı yıllarından sonra özgün ses tonu saf görünüşü ve sevimli mimikleriyle 1947’de itibaren sinemada da görünmeye başladı. Memiş(1947) Dümbüllü Macera Peşinde(1948) ve Keloğlan (1948) filmlerinde başrol oynadı.
Harman sonu(1950) İncili Çavuş(1952) Ne Sihirdir Ne Keramet(1951) Sihirli define(1951) adlı filmlerde ününü pekiştirdi. Ancak bir çok eleştirmene göre çok seyirci toplamasına karşın filmlerdeki Dümbüllü tiyatrocu Dümbüllü kadar başarılı olamamıştı.
Kel Hasan’dan ortaoyunu konusunda öğrendiklerini kendi kişiliğiyle birleştirerek oluşturduğu “Dümbüllü Tarzı”nı hem sahnede hem de perde de sergilemeyi sürdürdü.
1953’de Kırk Gün Kırk Gece 1954’de Mihrimah Sultan 1956’da Dümbüllü Tarzangibi filmlerde oynadı. 1968’de jübile yaparak tiyatroyu bıraktı.Ama sanattan kopmayarak zaman zaman sahneye çıkmayı ve radyo oyunlarında yer almayı sürdürdü.
5 Kasım1973’de İstanbul Kanatlarımın Altında’da öldü. Kabri Üsküdar’da Karacaahmet Mezarlığı’ndadır. Diğer filmleri: Kılıbıklar (1947) Harman Sonu Dönüşü(1950) Vur Patlasın Çal Oynasın(1952) Yıldızlar Revüsü(1952) Bayram Gecesi(1954) Fındıkçı Gelin(1954) Şeytan Mayası(1959) Gol Kralı Cafer(1962) Ekmek Parası(1962) Temem Bilakis(1963) Soytarı (1965) Nasreddin Hoca(1971).




Nejat Uygur


(D. 10 Ağustos 1927 Kilis). Türk tiyatrocu.

Hayatı

Öğretmen bir annenin ve subay bir babanın üç oğlundan ortancası olan Uygur eğitimini Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde tamamladı. İlkokulu Siirt Ezine ve İntepe'de okudu ve bu dönemde tiyatroya müsamerelerle başladı. Sarıyer Çanakkale ve Manisa'da ortaokulu tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi'nin Heykel Bölümü'ne girdi ama mezun olamadı. Tiyatroya profesyonel olarak 1949 yılında "Nejat Uygur Tiyatrosu" ile adım attı. Nejat Uygur düşündüğü ilk mesleğin tiyatro olmadığını belirtti:

"Benim düşündüğüm ilk meslek pilotluktu. Çocukluğumda pilot olacağımı düşünürdüm. Hatta hiç unutmam Manisa'da olduğumuz yıllarda yatak çarşaflarını alıp yüksek bir yerden aşağı atlamayı planlamıştım. Tecrübe pilotu olarak önce ağabeyim atladı ve ayağını kırdı. Ağabeyim Zeki Ayhan Uygur Amerika'da ünlü bir beyin cerrahı şimdi. Onunla gurur duyuyorum. Ağabeyim burada deniz albayıydı ordudan ayrıldı sonra." [1]

Gençlik yıllarında Amerika'ya ulaşmak isteğiyle gemici oldu:

"Benim gençliğimde herkeste Amerika'ya gitmek gibi çok yoğun bir istek vardı. Bu yüzden liman cüzdanı çıkarttım ve gemici oldum. Hiç unutmam bir Panama şilebinde çalıştım. Gemide kimsenin canı sıkılmazdı. Onlara fıkralar anlatır taklitler yapardım. Herkes çok gülerdi. Sonra askere gittim orada da arkadaşlarımı çok güldürürdüm. Giderek insanların yüzünü güldürmek bende tutku oldu. Sonra da tiyatro başladı zaten." [2]

1943 yılında Sarıyer Halkevi'nde başladığı boksla beraber spora karşı ilgisi arttı. Atletizm ve su topu yanısıra iyi bir at binicisidir.[3] 1952 yılında Nejla Uygur ile hayatını birleştirdi. 13 yıl süren Anadolu turneleri sürecinde sırasıyla Süheyl Süha Ahmet Kemal ve Behzat adlı beş erkek çocukları dünyaya geldi. Süheyl ve Behzat babalarının deyimiyle "armut ağacının dibine düştüler" ve tiyatrocu oldular.

1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.[4]

Ödülleri

* 2006 - Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülü "En İyi Tiyatrocu"[5]
* 1999 - 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri "Belkıs Dilligil Onur Ödülü"[6]

Filmografi

* 2004 - Vizontele Tuuba (Hacı Zübeyir)
* 1974 - Cafer'in Nargilesi
* 1971 - Cafer Bey İyi Fakir Ve Kibar
* 1970 - Cafer Bey

NAMIK KEMAL

“Vatan Şairi”olarak anılır. Sanat yaşamına Divan edebiyatı tarzında yazdı***ğı şiirlerle başlayan sanatçı; Şinasi‘yle tanıştıktan Avrupa kültür ve uygarlığını tanıdıktan sonra yeni edebiyat ve kültür için savaşım vermiştir. Sanatçı yanından çok “Siyasal eylem adamı” kimliğiyle dikkati çeker. Namık Kemal edebiyatın her alanında; şiir roman tiyatro eleştiri mektup…eserler vermiş; sanatını düşüncele***rin halka yaymada bir araç olarak kullanmıştır. Divan edebiyatına karşı olmakla birlikte biçim ve dilce eskiye bağlı kalmış kaside ve gazellerinde gür sesiyle “vatan millet hürriyet” konularını işle***miştir.
Tiyatroları daha sade olan Namık Kemal konuşma di***linden yanadır. Tiyatroyu “yararlı bir eğlence” olarak görmüştür. Aruzu kullanmış ancak heceyi de denemiştir. “Vatan Yahut Silistre” adlı oyunu seyirciyi çok etkilemesi üzerine. Kıbrıs’ a sürüldü Magosa zin***danlarında 38 ay kaldı. Namık Kemal Ziya Paşa‘ya karşı “Tahrib-i Harabat” ve “Takip” adlı eleştirileri yazdı. Romanlarında romantizmin “sanatkârane” üslu***bunu kullandı.
Namık Kemal’in Eserleri:
Zavallı Çocuk Vatan Yahut Silistre (Sahnelenen ilk tiyatro eseri) Akif Bey Gülnihal Karabela Celalettin Harzemşah (tiyatro); İntibah (ilk edebi roman) Cezmi (ilk tarihi roman ) Tahrib-i Harabat takip (ilk eleştiri eleştiri kitapları); Tasvir-i Efkar Hürriyet ibret ( ga***zete ); Osmanlı tarihiyle ilgili çalışmalar yapılmıştır.





Genco Erkal

(d. 28 Mart1938 İstanbul) Robert Kolej'den mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi'nin Psikoloji bölümünü bitiren Genco Erkal 1959 yılından başlayarak Türkiye'nin önemli özel tiyatro topluluklarında oyuncu ve yönetmen oarak çalıştıktan sonra 1969 yılında bugün de sanat yönetmeni olduğu Dostlar Tiyatrosu'nu kurdu. Gorki Brecht Sartre Peter Weiss Steinbeck Havel Tankred Dorst gibi yabancı yazarların yanısıra Aziz Nesin Haldun Taner Nazım Hikmet Can Yücel Refik Erduran Vasıf Öngören Orhan Asena Behiç Ak gibi Türk yazarlarının oyunlarını yönetti. Roman öykü şiir gibi değişik türlerden tiyatroya uyarlamalar yaptı oyunlar çevirdi.
Çeşitli ödüller kazandığı ünlü rolleri arasında Aslan Asker Şvayk Gogol'ün Bir Delinin Hatıra Defteri Brecht'in Galileo'su Maxwell Anderson'un Yalınayak Sokrates'i Nâzım Hikmet'ten Kerem Gibi Can Yücel'den Can sayılabilir.
Senfonik konserlerde Prokofiev'in Peter ile Kurt Stravinski'nin Askerin Öyküsü Fazıl Say'ın Nâzım adlı yapıtlarını anlatıcı olarak seslendirdi.
Önemli uluslararası film festivallerinde gösterilen ve birçok ödül kazanan At Faize Hücum Hakkâri'de Bir Mevsim Camdan Kalp filmlerinin baş rolünde oynadı. TRT Televizyonu için Haldun Taner'in ünlü müzikli oyunu Keşanlı Ali Destanı'nı yönetti ve oynadı.
Değişik yıllarda birçok kez "yılın en iyi erkek oyuncusu" "en iyi tiyatro yönetmeni"seçildi yaşam boyu başarı ödülleri kazandı. 1982 ve 1983 yıllarında "en iyi sinema oyuncusu" olarak Antalya Film Festivali'nde iki kez Altın Portakal aldı.
1993-1998 yılları arasında Paris'te ve Avignon Festivali'nde Fransızca da oynamaya başlayan Genco Erkal üç Fransız yapımında rol aldı: Nâzım Hikmet'ten Sevdalı Bulut Philippe Minyana'dan Ou vas-tu Jérémie? ve Paulo Coelho'nun ünlü romanından uyarlanan Simyacı. Ayrica 2008 senesinde kendi yazdigi ve yönettigi Sivas`93 isimli dokumentasyon tiyatro oyununu Türkiye ve Avrupa genelinde tiyatroseverlere sunmustur. Oyun 1993 senesinde Sivas`ta Madimak otelinde yapilan talihsiz katliami konu almistir bütünüyle gercekleri yansitan cok basarili bir oyundur.


Münir Özkul

15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul Kanatlarımın Altında'un Bakırköy semtinde eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda tiyatroya merak salmış olan Özkul İstanbul Erkek Lisesi'ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti. O zamana kadar yaşamını sürdürdüğü ve aşinası olduğu Bakırköy'de bulunan Halkevi'nde oyunculuğa adım attı. İlk amatör sahne deneyimlerini burada gerçekleştiren Özkul İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda bir süre oynadıktan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu'na geçti. Ardından da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etmeye başladı ve artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu'nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Ancak buradaki çalışması uzun soluklu olamadı ve hemen ardından yien özel bir tiyatro olan Küçük Sahne'ye geçti.

Küçük Sahne genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık Nevin Akkaya Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul'un yaptığı ve Steinback'in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan "Fareler ve İnsanlar"da oynadı. Yeteneği Musin Ertuğrul'un gözünden kaçmayan Özkul Küçük Sahne'de ayrıca "Yarış" "Onikinci Gece" "Aşağıdan Yukarı" ve "Karışık İş" gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.
Tiyatro sahnelerinden "tesadüfen" film setlerine geçişi 40'lı yılların sonuna denk düşen Özkul askerliğini yaptığı dönemde "Vatan ve Namık Kemal" adlı filmde yönetmen asistanlığı yapan arkadaşı Sırrı Gültekin'i ziyaret için Yeşilçam'a gittiği birgün ilk defa bir filmde figüran olarak rol aldı. Üniformalı bir figüran arayışı içinde olan arkadaşının ricasını kırmayarak biraz da komik bir anı olsun diye kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400'ün üzerinde filmle Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
50'li yılların başlarında ilk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul ilk defa 1950 yılında senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar'ın yönetmenliğinde çekilen "Üçüncü Selim'in Gözdesi" adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından 1951'de yine birer İpek Film yapımı olan "Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan" ile "Lale Devri"nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul aynı yıl Muhsin Ertuğrul'un yönetmenliğinde çekilen "Evli mi Bekar mı" ve Baha Gelenbevi'nin yönettiği "Barbaros Hayrettin Paşa" adlı filmlerde başrol oynadı.
Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan "Edi ile Büdü Tiyatrocu" ve "Edi ile Büdü" filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı ve özellikle mimikleriyle samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı.
1953 yılında Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Halıcı Kız" filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan "Balıkçı Güzeli/1002. Gece" ve ardından 1956'da çekilen "Kalbimin Şarkısı" adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul "Miras Uğrunda" ve Zeki Müren'in başrolünü oynadığı "Altın Kafes" ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram duygusal komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı.
Sinema çalışmalarının yanı sıra gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul 1957 yılında Devlet Tiyatroları'nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından Küçük Sahne'yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne'nin ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.
1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul daha önce Atlan Karındaş'la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü'den "ortaoyuncular kavuğu"nu devralmasını sağlayan Sadık Şendil'in yazdığı "Kanlı Nigar" adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında Ülkü Erakalın'ın yönetmenliğinde çekilen filmde Belgin Doruk ve Selma Güneri'yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70'li yıllara gelindiğinde geniş bir oyuncu kadrosuna sahip aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul özellikle Adile Naşit'le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da hatta çirkince bir yüze uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında "fakir ama gururlu" iyi kalpli babacan karakterleri canlandırdı.
Münir Özkul 1972 yılında başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan'ın paylaştığı "Sev Kardeşim" adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne layık görüldü.
70'li yıllarda Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul "Neşeli Günler" "Mavi Boncuk" "Aile Şerefi" "Gırgıriye" serileri "Gülen Gözler" ve "Bizim Aile" gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirense "Hababam Sınıfı" seri fimlerinde canlandırdığı disiplinli ancak yufka yürekli öğretmen "Kel Mahmut" karakteri oldu. Öyle ki bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.
80'li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam'da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte 1987 yılında TRT'de yayınlanmak üzere çekilen "Uzaylı Zekiye" adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı. 1995 yılında Kemal Sunal'la birlikte "Şaban ile Şirin" adlı filmde yer aldı. 90'lı yılların ikinci yarısında bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe Yeşilçam'a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul 1996'da izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan "Ana Kuzusu" adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti. Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul'a bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı.
Yine 1996 yılında Veli Çelik'in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi "Ay Işığında Saklıdır"da Aydan Şener ve Toprak Sergen'le birlikte yer aldı. Ardından 1998 yılında Hamdi Alkan'ın "Reyting Hamdi" adlı televizyon eğlence programında kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı. Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen "Dar Alanda Kısa Paslaşmalar" oldu. Sanat yaşamı boyunca 400'e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde "Münir Özkul Sahnesi" açılmıştır. İçkiye düşkünlüğüyle bilinen sanatçı özel hayatında da inişli çıkışlı bir seyir izleyerek dört evlilik gerçekleştirmiştir. İlk evliliğini Şadan Hanım'la yapan Özkul kısa süren bu birlikteliğin ardından Suna Selen ile hayatını birleştirmiş ve bu evlilikten Güner adında bir kızı olmuştur. Kızları sekiz yaşındayken çift boşanma kararı almıştır. Sonrasında Özkul Tophaneli Örümcek Yaşar lakabıyla anılan Yaşar Hanım'la üçüncü evliliğini gerçekleştirmiş; ancak bu da uzun sürmemiştir. Son olarak halen yaşamını birlikte sürdürdüğü Şadan Hanım ile evlenmiştir. Mankenlik ve CNN Türk'te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul'un girişimiyle 2005 yılında sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş "Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı" adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında T.C. Kültür Bakanlığı Münir Özkul'a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul İsmail Dümbüllü'den aldığı ünlü kavuğu 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy'a devretmiştir. 1991 yılında ise en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen Dümbüllü Ödülü'ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde Mizah Üretenler Derneği Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen "II. Mizah Ödülleri" töreninde Münir Özkul Özel Ödülü ünlü tiyatrocu Nejat Uygur'a verilmiştir.



Hadi Çaman




(D. 13 Ocak 1943 Kastamonu - ö. 22 Eylül 2008 İstanbul) Sinema ve tiyatro sanatçısı yönetmen yazar.
İlk ve orta öğrenimini Abdurrahman Paşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitim aldı. Sonrasında Belediye Konservatuvarı'nda okudu. Amatörce ilgilendiği tiyatro sanatında 1962 yılında Dormen Tiyatrosu ve ardından Kent Oyuncuları'nın açtığı bir sınavı kazanarak Altın Yumruk adlı oyunda profesyonelliğe adım attı. Daha sonra Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu Nisa Serezli - Tolga Aşkıner Tiyatrosu Miyatro (Müjdat Gezen) Şan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda da onlarca oyunda oynadı. 1982 yılında Yeditepe Oyuncuları'nı kurdu. O zamandan rahatsızlığına değin Nişantaşı'ndaki kendi tiyatrosunda sanat yaşamını sürdürdü. Tiyatro dışında da çeşitli çalışmaları vardır: Çeviriler uyarlamalar yaptı oyunlar yazdı yönetti. Döneminin tiyatro yaşamını konu alan bir kitap yazdı (Can Yayınları). Birçok dalda kişisel ve tiyatrosu Yeditepe Oyuncuları adına sayısız ödüller aldı. Bengi Şen ile olan evliğinden Efe adlı bir oğlu vardır.
15 Aralık 2007 günü ALS hastalığı teşhisiyle oğlu Doç. Dr. Mehmet Efe Çaman'ın öğretim üyesi olduğu Kocaeli Üniversitesinde Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'nde yoğun bakıma alındı. Hastaneden ayrılarak bir süre bakımevinde kalan sanatçı 22 Eylül 2008'de kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle fenalaştı ve yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.


40. Sanat yılı nedeniyle yazdığı metin [değiştir]"Yüze yaklaşan oyun. Bir o kadar ustayla göz göze soluk soluğa geçen muhteşem günler. Dormen Tiyatrosu'nun ailevi ortamında başlayan daha sonra Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu Şan Tiyatrosu Venüs Tiyatrosu'nu kapsayan yıllar... Ve yıl 1982. YEDİTEPE OYUNCULARI. Yirmi yıl aralıksız ışık saçmak için verilen sonsuz savaş. Onlarca genç insana açılan kucak. Yazılan yönetilen oyunlar kazanılan sayısız ödül. En önemlisi ülkemizde bir ilke imza atıp bir müsamere salonundan kültür merkezine dönüştürülen koca bir yapı. Kısacası bir ÖMÜR! Seve seve özveriyle içtenlikle gönülden sunulan bir yaşam. O arada yetiştirilen büyütülen 30 yaşına erişen bir oğul. Hepsi ülkeme helâl olsun." [1]

Filmografisi [değiştir]Ankara Ekspresi - 2005
Gerçek Hikaye - 2001
Midasın Düşü - 2000
Eşref Saati - 2000
Şen Olasın Nuri Bey - 1993
Yağmurdan Kaçarken - 1992
Portatif Hüseyin - 1991
Aile Pansiyonu - 1987
Kiralık Ev - 1986
Hayroş - 1986
Yaygara 86 - 1986
Ekmek Elden Su Gölden - 1985
Sarışın Tehlike - 1980
Memnu Meyve - 1979
Şaşırtma Beni - 1979
Aşk Penceresi - 1979
Koca Aranıyor - 1979
Tamam mı Canım - 1979
Leyla Necla Mücella - 1979
Balıkçının Kızları - 1979
Isıt Beni - 1979
Oh De Yavrum Oh De - 1979
Biz Böyle Severiz - 1979
Dişi Melek - 1979
Kara Kısrak - 1979
Kenarın Kızları - 1979
Rezalet - 1979
Saldırganlar - 1979
Kadınlar Hamamı - 1978
Tatlı Sevgilim Kaymaklı Lokum - 1978
Yalnız Kalp / Uçurum - 1978
Köfte Ekmek Az Piyaz - 1978
Çarli'nin Kelekleri - 1978
Bizim Fıstıklar - 1978
Ne Olacak Şimdi - 1978
Olmadı Baştan - 1978
Ya Bundadır Ya Şunda - 1978
İsmet Bu Ne Kısmet - 1978
Kış Bekarı - 1978
Erkeklik Öldü mü Abiler - 1978
Hızlı Giden Yorulur - 1977
Alman Gelin - 1977
Beceriksizler - 1977
İki Aşk Arasında - 1977
Kuşku - 1977
Güngörmüşler - 1976
Sokak Kadını - 1976
Elmanın Alına Bak - 1976
Çılgın Ama Tatlı - 1976
Fiyakanı Bozarım - 1976
Kartal Pendik Gittik Geldik - 1976
Leş Kargaları - 1976
Lüküs Hayat - 1976
Ne Alırsan İki Buçuk - 1976
Sev Doya Doya - 1975
Anahtarı Bendedir - 1975
Çılgın Gençlik - 1975
Derece 37 (2) - 1975
İş Bilenin - 1975
Derece 37 - 1975
Şipşak Basarım - 1975
Bu Baba Başka Baba - 1975
Anasının Kızı - 1975
Beş Atış Yirmibeş - 1975
Vur Tatlım - 1975
Ye Beni Mahmut - 1975
Yok Devenin Başı - 1975
İntihar - 1975
Topuz - 1975
Adım Kan Soyadım Silah - 1970


FERHAN ŞENSOY/1

1951 tarihinde bir ilkokul öğretmeni olan Müjgan Şensoy ve Çarşamba Belediye Başkanı tüccar Yusuf Cemil Şensoy’un çocukları olarak Samsun’un Çarşamba ilçesinde dünyaya geldi. İki yaşındayken kız kardeşi Ragıbe’nin doğumunun ardından 1956’da da Ahmet Vildan adlı bir erkek kardeşi oldu.

1957’de Samsun’daki Gazi Osman Paşa İlkokulu’na giden Şensoy daha sonra 1961’de girdiği Galatasaray Lisesi’nde bir süre öğrenim gördüyse de liseyi 1970’te Çarşamba’da bitirdi.
Şensoy’un öykü ve şiirleri ilk kez 1969’da Yeni Ufuklar ve Soyut Dergisi’nde yer almasının ardından yazdığı skeçler de ilk olarak Devekuşu Kabare'de 1970 yılında oynanmaya başladı.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü’nde okurken Yeni Ufuklar’da öyküleri yayınlan Şensoy Je M'en Fous Bilader isimli yarı Fransızca yarı Türkçe bir oyun yazdı ve kurduğu Galatasaray Oyuncuları isimli amatör toplulukla Haldun Taner'in önderliğinde Devekuşu Kabare Tiyatro'sunun salonunda prova yaptı. Bu oyun Galatasaray’ın Fenerbahçe tesislerinde bir akşam yemeğinde sergilendi.
1971’de Ayfer Feray Tiyatrosu’nda Grup Oyuncuları ile beraber profesyonel oyunculuğa adım atan Şenşoy ilk profesyonel yönetmenlik deneyimini de Paravana Kabare’nin sergilediği Güm Güm Güm adlı İsmet Küntay oyununda yaşadı.
1972’de Fransa’ya giden Şensoy tiyatro öğrenimine Strazburg'da Ecole Superieure d'Art Dramatique adlı okulda başladı.
1973’te yönetmen Jerome Savary'nin asistanlığını yaptığı Magic Circus - De Moise A Mao’da oynayan Şensoy ilk oyun denemesi olan Güle Güle Godot'yu Fransızca olarak Godot Go Home ismiyle yazdı. Fransızca bir kolaj oyun olan Proche - Orient Lointain!’i Fransızca'ya çevrilmiş Nazım Hikmet Fazıl Hüsnü Dağlarca Yunus Emre gibi Türk yazarların metinlerini de kullanarak yazdı.
1974’te Montreal'de Theatre Patriote'da Fransızca olarak yazdığı Ce Fou De Gogol adlı oyununu sahneye koyan Şensoy aynı şehirdeki Theatre De Quatre - Sous'da da yönetmenliğini yaptığı Harem Qui Rit isimli müzikalde oynadı.
1975’te Montreal'de kendisine en iyi yabancı yazar ödülünü getiren ve Radio Canada'da ikinci kez yayınlanan Ce Fou De Gogol oyununun tek kadın oyuncusu Monique Mercure de en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.
Türkiye'ye dönmesinin ardından 1976’da Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda yazarlığını da yaptığı Dur Konuşma Sus Söyleme adlı oyunda rol alan Şensoy Türk Yazarları Tiyatrosu'nda da oyunculuk ve yönetmenlik yaptı.
Aynı sene ilk televizyon skeçlerini yazmaya başlayan Şensoy Ali Poyrazoğlu'yla beraber rol aldığı bu skeçlerin birinde bir garson rolüyle ilk kez televizyona çıktı.
Nisa Serezli - Tolga Aşkiner Tiyatrosu'nda oyunculuk yapan Şensoy yine 1976 senesi içinde TRT Televizyonu'na ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda çeşitli skeçler yazdı.
1977’de ilk kitabı Kazancı Yokuşu’nun yayınlanmasının ardından yönetmenliğini Temel Gürsu’nun yaptığı Kızını Dövmeyen Dizini Döver ile ilk kez bi film çalışması yapan Şensoy 1978’de Mete İnselel ile Anyamanya Kumpanya Tiyatrosu'nu kurdu ve kendi eseri olan İdi Amin Avantadan Lavanta oyununda rol aldı ve yönetmenlik yaptı. Televizyon için yazdığı Bizim Sınıf dizisinin ikinci bölümden sonra "öğretmenlerin manevi şahsiyetini teyzif ettiği" gerekçesiyle TRT'de yasaklanmasının ardından oyuncu olarak da katıldığı Evdekiler ve Giyim Kuşam Dünyası televizyon dizileri de TRT'de tamamlanamadan yayından kaldırıldı. Daha sonra Bizim Sınıf Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda sehnelenmeye başladı.

Yıldız Kenter

11 Ekim 1928'de İstanbul Kanatlarımın Altında'da dünyaya geldi. Masalları anımsatan bir çocukluk geçiren Kenter'in annesi Olga Cynthia çocukluk yıllarının kahramanıydı. Olga Cynthia iki evlilik yapmış Yıldız Kenter Naci Bey ile olan evliliğinden dünyaya gelmişti.

Kapısı herkese açık dost canlısı bir ailede büyüdü. Gönül zenginliğine rağmen maddi güçlükler içinde yaşadılar. Kenter bu durumu
Babam Lozan Konferansı'nda İsmet İnönü'nün özel kalem müdürlüğünü yapmış iyi paralar kazanabilecek parlak bir diplomattı. Ancak bir İngilizle evlendiği için dışişlerindeki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Sonra moral çöküntüsü yaşadı ve içkinin dozunu artırdı. Beş çocukla işsiz kalmış bir adamın halini tahmin edersiniz. Benim doğduğum yıllar yoksulluğumuzun dibe vurduğu yıllarmış. Annem ‘seni saracak bez bulamazdım çarşafları yırtıp onlara sarardım' derdi.

şeklinde dile getiriyordu.
Naci bey Ziraat Bankasında iş bulunca aile Ankara'ya taşındı. Bütün sorun ve sıkıntılara rağmen çocukluk günleri mutluluk içinde geçti. İlkokula Ankara'da devam ederken annesi zengin çocuklarına İngilizce dersler veriyordu. Evdeki yaşamında insana ait komedi ve trajedileri öğrenen Kenter Ankara çocuk kulübünde tiyatroya başladı. O dönem konservatuvarla ilgili yapılan kötü söylencelere rağmen devlet konservatuvarına kayıdını yaptırdı. Ankara konservatuvarını sınıf atlayarak bitirdi. 11 yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Muhsin Ertuğrul Devlet tiyatrosundan uzaklaştırılınca O da kurumdan ayrıldı.
Profesyonel tiyatro yaşantısına 1948 yılında Shakespeare'in "12. Gece" oyunuyla başladı. Önce Devlet tiyatrolarında sonra Müşfik Kenter ve Eşi Şükran Güngör'le birlikte kurduğu "Kent Oyuncuları"nda sahneye çıktı. Bir röpörtajında üzerinde derin izleri bulunan çocukluk günlerini;
Annem daima sokakta bulduğu kedi köpekleri hatta insanları eve getirirdi. Evimizde devamlı bir yabancı kalabalığı vardı. Zerzevat satan dede diye bir adam İskoçyalı bir Fransız askerliğini yapan bir genç bir dönem bizimle yaşadı. Bir ara kaçak bir Fransız kaldı evimizde. Sonra bir gün sokakta doğurmuş ve yedi günlük bebeği ile ortada kalmış bir kadını getirdi annem. Çocukluğumuzda bu insanlardan bitlendiğimizi hatırlıyorum.

sözleriyle anımsıyordu.
Sonraki yıllarında ABD'de ve İngiltere'de "Değişen eğitim metodları" "Oyunculuk metodları" üstüne çalıştı. 1962'de tiyatroda yılın kadını seçildi.ıÜü Sovyetler Birliği Amerika Birleşik Devletleri İngiltere Almanya Hollanda Danimarka Kanada Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.
1981'de Devlet Sanatçısı ünvanına layık görüldü. 1984'de Roma kentinde Üüİtalyan Kültür Birliği"nce verilen "Adalaide Ristori Ödülü"ne sahip oldu.ıÜü 1989'da Korsika-Bastia film festivalinde "Hanım" filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. 1991'de sanat hizmetlerinden dolayı uluslararası Lions Klübünün "Melvin Jones Ödülü"ne layık görüldü. 1994'de "Konken Partisi" oyunundaki fonsla rolüyle "Olağanüstü Yorum Ödülü"nü kazandı. Finlandiya Kadın Kuruluşu tarafından "Yüzyılın En Başarılı Yüz Kadınından Biri" olarak ödüllendirildi. 1995'de tiyatro sanatına katkılarından dolayı "Onur" ödülüne layık görüldü. 1996'da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünün sahibi oldu. 1998'de ıÜüAnkara Sanat Kurumu “Yılın Kadın Sanatçısı” ödülünü aldı. ıÜü1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü “Martı” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife tiyatro ödülleri en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.




Ayten Gökçer


Ayten Gökçer (1940 - İstanbul) Sinema ve tiyatro oyuncusu.
1953 yılında Ankara Devlet Konservatuarı'nın bale bölümüne girdi. 1958 yılında Devlet Tiyatroları Sanatçı kadrosuna girdi. Sinema'ya 1965'de Taçsız Kral adlı filmle başladı. Ancak daha sonra sinemadan daha çok tiyatroya önem verdi. Yedi Kocalı Hürmüz adlı müzikalde Hürmüz rol ile başrolde oynadı. 1988'de Devlet Sanatçısı olan Ayten Gökçer pek çok ödül kazandı. 1999 yılında Yılan Hikayesi adlı dizi ile Televizyon Dizilerinde oynamaya başladı. Ayten Gökçer sanatçı Cüneyt Gökçer ile evlidir.



Ödülleri

* 1966 - 1967 Sanat Sevenler Derneği Yılın En İyi Kadın Oyuncusu ödülü
* 1970 - 1971 Sanat Sevenler Derneği Yılın En İyi Kadın Oyuncusu ödülü
* 1974 Gazeteciler Derneği En İyi Sanatçı ödülü
* 1975 Gazeteciler Derneği En İyi Kadın Sanatçı ödülü
* 1976 Tercüman Gazetesi okuyucu oyları ile Yılın Sanatçısı ödülü
* 1982 Ses Mecmuası Yılın En İyi Kadın sanatçısı ödülü
* 1989 Türk Basın Birliği'nin Yılın En Başarılı Kadın Sanatçısı ödülü
* 1990 Türk Basın Birliği'nin Yılın En Başarılı Kadın Sanatçısı ödülü
* 1992 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü
* 1997 Türk İş Kadınları derneği En İyi Sanatçı ödülü
* 1998 CHP Gençlik Kolları En İyi Sanatçı ödülü.

Görev Aldığı Oyunlar

Hafta Başı Aşk Acısı Evlat Evlattır Hortlaklar Bernarda Alba'nın Evi Woyzeck Don Juan Leonce İle Lena Klinik Bir Vak'a Öp Beni Kate Andorra Onikinci Gece Vanya Dayı Kaktüs Çiçeği My Fair Lady IV: Henry Cadı Kazanı Lysistrata Mançalı Don Kişot Hastalık Hastası Bağdat Hatun Tarla Kuşuydu Jıliette Yedi Kocalı Hürmüz Kim Korkar Hain Kurttan Zülfiye Zülfü Yılın Kadını Ustalar Sınıfı. Sanatçı ayrıca 1999 sezonunda Balerin adlı oyunu sahneye koydu.