Hayat Denen Fukara - Hikaye

Herşey hayatın tutsağıydı. Küçük bir dünya ve ona sığmayan umutlar. Yaşamak için yaşamak modaydı bizim yalnız sokaklarımızda. Acı bir tebessüm vardı çay bardaklarımızda. Biz hayatı o çay bardaklarından yu-dumluyorduk. Başımızmız öne eğiktisırtımızda biraz kamburcaydı.
Yaşayan ölü dedikleri olan biz böyle bir romanın baş kahramanlarıydık. Bizler dikenler içinde gül toplamayı heves sayardık. Bizim hevesimizde dikenlerin acısı vardı. Acılarımızı dinleyen pek burjuva lakaplı insan bulamazdık. Kaldırımlardı acılarımıza hayat yoldaşı. Bir sohbete başladık mı değmeyin keyfimize Yalnızlık mı istiyorsun? Sohbeti bizde. Hayaller mi? Yoksa umutlar mı? Sen söylemene bak.
Bizim yüreklerimizde dertlerin kokusu vardı. Biz yüreklere ağıt yakardık. Hiçbir zaman taze aşımız ve ekmeğimiz olmadı bizim. Taze ekmek gördük mü gözlerimiz sanki yerinden fırlardı. Doya doya yemek için can atardık ama sadece kokusuyla yetinirdik. Çünkü biz hayatın bize oynadığı oyunun kötü jönleriydik. Sanki yenilmek için doğmuştuk. Yenilenlerin yok olmak isteyipte olamadığı bir dünyaya armağandık.
Kollarımız taşıyamayacağı bir yükün altında nefes alıp veriyordu. Düşecek gibi oluyor ama ayaklarımız ona inat biraz daha dayan diyordu. Biz sabır yığını denen arkadaşla hiçbir zaman ayrılmayan dost olmaya karar vermiştik. Gözyaşlarımızda akıp giden hayatın damlaları vardı. Ve de üç beş sayfaya bile sığmayacak yıllar. Ama ömürlere fiyaka atan yıllardı. İnsanlar dostluklarını mağaraya hapsedip gün ışığından mahrum bırakırken biz hiçbir zaman sıcak olmayan gözyaşlarımızında karıştığı soğuk çorba artıklarını yudumluyorduk.
Bizler kumar masalarında saatlerce oturan para delilerinin zarlarıydık. Hiçbir zaman onlara şans tanımazdık. Yenilince hep talih dedkleri kör bir kavrama inanırlardı. Ama onlar kendilerine yenildiklerinin farkında bile değillerdi. Hayat oyununda sadece sahnedeki döşemeydiler. Biz bu döşemelerin üzerinden sıçrardık sahneye. Bizim sahnelerimizde seyircide yoktu. Seyirci bizlerdik. Ağlayanda ağlatanda bizlerdik. Ve biz hiç bitmeyen hayat oyunun tek alkışlanmayan kahramanlarıydık.
Bizim aşklarımızda olmazdı. Bizlere hiç kimse sevilme hakkı tanımazdı. Kanunlarında bu yoktu. Kanunlarında bizim gibi sokakta yaşamaya mahkum olanların yalnızlıktan başka kapısı olmayanların yeri yoktu. Biz hiç kızmazdık onlara. Çünkü biz kırık bir kalbi olan insanoğlundan başka bişey değildik. Ve biz her zaman aşkı yaşadık sayardık. Bize göre aşk rüzgar estiği zaman insanın gönlünü uçurtmaya bağlamasıydı. Rüzgar esince göklerdeydi ama esmeyince yerini ne biz ne de başkaları bilebilirdi. İnsanlar sıcak yuvalarında aşklarını tazeleye dursunlar bizler ayak uçlarımızın dışarıda kaldığı ayakkabılarımızı boyardık. Ne ile mi? Suydu bizim boyalarımız ellerimizdi fırçalarımız. Bir öksüzde bir türkü tüttürdü mü bir yandan boyar bir yandan ağlardık. Ve ağlarken hiçbir zaman gülmeyi unutmazdık. Soğuk gecelerde uzanırdık yastıktan yumuşak gelen kağıt parçalarına. Rüzgardı bizim yorganımız bazende annemiz olurdu üşüdüğümüz zaman üzerimize titreyen. Biz böyle yaşardık bu hayatı. Bu hayatın üvey evlatlarıydık.
Vurmuştuk hayatın çanlarına eskiden kalma bir alışkanlıkla. Bu çandan çıkan ses bizim seslerimizdi. Kimse cesaret edemezdi bu sesleri tanımaya. Haklıydılarda kendilerine göre. Saçlarımız hayatın kötülükleri kadar kirliydi. Çehremiz güneş renginden uzak karanlık bir kuyu izlenimi veriyordu. Tırnaklarımız desen uzun bir yolun bitmek bilmeyen yolcularıydılar. Ve bizler -bu yolculuğun değişmez kahramanları- hayatın masum gibi görünen alnından öpmeye doğru yol alıyoruz. Acılarımızla yanlızlıklarımızla ve öfkenlendiğimiz zaman bile yüzümüzde ki gülümseyişle.

Alıntı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 296
favori
like
share