KARDEŞLİK



Rasulallah(s.a.v):

Yedi sınıf insan var ki Allah Teala onları hesap gününde özel rahmetiyle gölgelendirecektir. Bunlardan birisi de Allah için birbirini seven iki arkadaştır. Üç şey varki, onlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur; Allah ve Rasulünü herşeyden daha fazla sevmek, sevdiğini Allah için sevmek ve İmandan sonra küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi kötü görmek (Buhari, İman,14,Müslim,67,Tırmizi, iman 10;) diye buyurmakta.

Yine Habib-i Kibriya Efendimiz buyurdular ki;

Allah’ın dostları içinde öyle kimseler vardır ki, onlar nebi ve şehit de değillerdir. Fakat nebi ve şehitler onlara gıpta ederler.

Ashab:

—Onlar kimlerdir Ya Rasulallah?

Efendimiz(s,a.v):

—Onlar aralarında herhangi bir nesep bağı ve maddi alışveriş bulunmadan sırf Allah’ın muhabbeti ve rızası için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzü nur gibi parlamaktadır. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler.

Resulü Ekrem bu arada sözlerine ilaveten:

—Haberiniz olsun! Allah’ın velilerine asla bir korku ve hüzün yoktur(Yunus,62–64) ayetini okudu.

Yukarıda zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi kardeşlik duygusu çok mühim bir edep. Allahü Teala; Kıyamet günü olunca.. Ortada sadece Allah için yapılan kardeşlik kalır(Zuhruf 43/67) beyan buyuruyor çünkü.

İmamı Gazali(k.s);

Sohbet ve arkadaşlık iki şekilde olur; birincisi tercih ve talep olmadan yapılan arkadaşlık, ikincisi ise kendi arzu ve iradesiyle. Sohbet bir kimseyle aynı meclisi paylaşmak ve aynı ortamda beraber yaşamaktır, bunlar da ancak sevgiyle olur. Birbirini samimi olarak sevmeyenler bir arada bulunamazlar(İhya 2, 234. Beyrut,1992) buyuruyor.

Hak Teala;

Zalimlerden her biri o gün; Ne olurdu keşke bende o peygamberlerle birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim der. (Furkan25/27–29)

Kardeş bildiğimiz insanlarıda kusur aramamalı, çünkü kusur aramakda büyük kusurdur. Karşımızdaki kişide kusur ve hata bulmakla zevkten dört köşe olanlar bilmiyorlar ki şeytanın ahlakını üstlenmiş oluyorlar. Ancak ve ancak Allahü Teala kusur ve noksanlıktan uzaktır, yaratılanı sevip Yaratandan ötürü Yunusu olmak varken bu öfke niye. Hepimiz kardeşiz, can yakmaya, ya da kalp kırmaya değer mi? Zinnuni Mısri’ye kiminle arkadaşlık yapayım? Diye sorulunca cevaben;

—Hastalandığın zaman seni ziyaret eden ve bir günah işlediğinde senin için tevbe eden kimseyle arkadaşlık yap demiştir.

Kays b. Sa’d hastalanmıştı, ama arkadaşları ziyarette gecikmişlerdi, durumu araştırınca kendisine kendilerinde olan alacaklarından dolayı gelmeye çekindikleri öğrenince, bir münadi(tellal) tutup; Her kim ki Kays’a borcu varsa bilsinki şu ana kadar olan borçları silinmiştir diye ilan yaptırmıştır. Bunun üzerine evi ziyaretçilerle dolup taştı.

Fahreddin Raziye göre kardeşliği bertaraf nedenler:

Dinde ihtilaf edip birbirine hasmani tutum sergilemekle, Naslardan bozuk teviller çıkarmakla, kendi cemaatini hak bilip diğerlerini dışlamak veya onları batıl üzere olduğunu iddiasında bulunmak vs. dir.

Rasulullah(s.a.v);

Kim dünyada bir müslümanın kusurunu örterse Allah’da ahirette onun kusurunu örter(Müslim. birr) ve ilaveten:

Kimde bir müslüman kardeşinin gizli hallerini ortaya çıkarıp yayarsa, Allah’da onun gizli hallerini ortaya çıkarır, onu rezil eder (Ali el Muttaki, Kenzü’l ummal, 3 248 No:6381) diye beyan buyurdular.

Allahü Teala; Allahın size nimetini hatırlayın. Hani siz bir zaman birbirinize düşman idiniz; O kalplerinizi birleştirdi ve o’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Sizler bir ateş çukurunun kenarında idiniz, O sizi oradan kurtardı. İşte açıklıyoruz ki ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız (Ali İmran 3/ 102–103) diye kardeşliğin ehemmiyetine vurgu yapıyor. Bu ayeti kerimenin ışığında kardeşimizle yolda karşılaştığımızda selam verdikten sonra hal hatır sorup nasılsın demeli, nereye gidiyorsun, ya da nerden geliyorsun dememeli. Çünkü bu tür sorgulamalar kardeşine eziyet verebilir, olur ya istenmeyen bir yerden gelmiş olabilir, dolayısıyla bu durum onu suçluluk psikolojisine iter ve gizli hallerinin ortaya çıkmasına yol açabilir de.

İmamı Gazali(k.s);

Kardeşini kınamaktan kurtulmanın bir yoluda insanın kendi halini düşünmesidir. Kusursuz insan var mı? Kusursuz insan arayan kimsenin herkesi terk edip bir köşeye çekilmekten başka çare yoktur. Kerem sahibi bir mü’min daima iyiliklere bakar, tabiatı bozuk münafık ise hep kusur peşindedir (İhya 2, 256) der.

Dostluğun devamı için arkadaşına hep hüsnü zanla bakmak ve ona muhalefet yapmamak şart olsa gerektir.

Ebu Said el- Harraz;

Sofilerle elli sene beraber bulundum, bu süre içerisinde benimle onlar arasında hiçbir ihtilaf ve çekişmem olmadı.

Merak edip sordular:

—Bu nasıl oldu?

Cevaben:

—Çünkü ben onlarla beraberken hep nefsimin kusurlarıyla meşgul oluyor,

kimsenin kusuruyla uğraşmıyordum demiştir.

Gerçekten de bu anlamda Sehl b. Abdullah et-Tüsteri(k.s):

—Peygamberlerin meclisine bakmak isteyen kimse, Rabbani âlimlerin meclisine

nazar etsin demiştir.

Rabbimiz:

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’tan korkun ki, merhamet olunasınız(Hucurat 49/10) beyan buyuruyor.

Hataları görmemeli. Allah merhamet sahibidir. Zira Mevla’mız imanla göç etmek şartıyla iyiliklerin biraz fazla gelmesiyle cennete gireceğimizi müjdeliyor. Ki; İbni Abbas(r.anh); iyiliği kötülüğünden fazla olanın hayır terazisi ağır gelip kurtulacağını belirtmiştir. Yüce Allah; O gün kimin iyiliği kötülüğünden fazla ise o kurtulmuştur(A’raf 7/8) diye müjdeliyor.

Bu dünyada iyi bir dost seçmeli. Atalarımız; bana arkadaşını söyle kim olduğunu söyliyeyim demişler bu yüzden.

Allahü Teala:

Zalimlerden herbiri o gün: Ne olurdu keşke bende o peygamberlerle birlikte bir kurtuluş yolu edinseydim. Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim der(Furkan 25/27–29)

Resulü Kibriya Efendimiz(s.a.v);

Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir(Ebu Davud, sünnet,3) beyanıyla kardeş sevgisine işaret eder..

Takvanın dışında kurulan dostluklar kalıcı olamıyor, o halde ahiret kardeşliği doğuracak kardeşlikler kurmalı.

Allahü Teala;

İyilik ve takva hususunda birbirinizle yardımlaşınız (Maide 5/2) beyanıyla dostluğa davet ediyor. Rasulullah(s.a.v) Ben-i Nadr ganimetlerini dağıttıktan sonra, Ensar’a;

—Sizler kendi iradenizle mallarınızı ve evlerinizi paylaştınız. Bu ganimettede onlara ortak oldunuz. Eğer arzu ederseniz onlara ortak olunuz. Eğer isterseniz mal ve evleriniz size kalsın, bu ganimetten size bir şey vermeyelim buyurması üzerine Ensar:

— Hayır, Ya Rasulallah! Biz mallarımızı ve evlerimizi bölüştük. Ayrıca bizler bu ganimetteki payımızdan vazgeçerek hepsini onlara veriyoruz dediler. Allahü Teala bu güzide topluluk için; Onlar kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler(haşr 59/9) ve ilaveten;

O gün muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin düşmanı olur(zuhruf,43/67) diye beyan buyurdu.

Muhyiddin Arabî Hz.leri:

Muhabbet dört türlüdür, birincisi; sırf Allah’ın zatı için muhabbet(ruhani muhabbet), ikincisi; Nefsanî muhabbet(Sırf şehvet için zevcesini sevmek gibi), üçüncüsü; Aklimuhabbet (Temelinde dünyevi maslahat ve menfeatlere dayalı muhabbet ilahi değildir), dördüncüsü Allah için olan muhabbettir(Kalbi muhabbet). (Bkz. İbnu Arabî, Tefsiri Kur’an’l- Kerim 2452–453)

Sofileri sudan bahanelerle Halife Muvaffak’a şikâyet ederler. Halifede ister istemez cezalandırılmaları yönünde talimatını verir. Nitekim ceza olarak boyunları vurulacağı sırada, sufilerden Nuri derhal öne atılıp; Durun! Kardeşlerimin bir saat fazla yaşamaları için kendimi fedaya hazırım, önce benim boynumu vurun deyince cellât irkilip geri adım atmak zorunda kalır, bu hadise Halifeye intikal edince olayı tetkit ettirip raporu okuyunca onları serbes bırakır. Raporda; Eğer bu topluluk zındık ise dünyada hiçbir muvahhid yoktur ifadeleri Halifeyi bir yanlışın eşiğinden dönmesine neden olur.

Yine bir başka örnek: Yermük Harbi idi, kıyasıya bir savaş sonunda elinde ki su kırbası ile amcasının oğlunu bulup susuzluğunu gidermek düşüncesiyle yaralılar arasında dolaşan bir sahabe. Nihayet amcasının oğlunu yaralı vaziyete görünce suyu içmesi için ona uzatıverdi, ama az bir ötede iniltisini işitince suyu içmez oldu ve sesin sahibine verilmesini işaret eder. İşaret edilene su verecekken az ötede yine Su! Su! Su! diye inleyen bir ses daha vardı ki, bu yaralı da can havliyle ona verilmesine işaret eder, derken bu seferde bir başka yerden susuzluk iniltileri duyulur, nitekim o da içmeden iniltinin geldiği yere işaret eder ama işaret edilen yere varıldığında su diye seslenen ruhunu teslim etmişti bile, yetişememişti. Elinde su kırbası ile bir oraya bir buraya koşuşturan sahabe ne yapacağını şaşırmıştı adeta, tekrar aynı hattı geriye doğru izleyerek bari amcaoğlunun imdadına yetişmeye karar verir o an. Fakat amcaoğlunun yanına geldiğinde o da Hakka yürümüştü. İşte şehadet getirirken bile kardeşini düşünen derin anlayış zinciri bu tabloda gizli.

Kardeşlik o kadar güzel bir duygu ki Rasulü Ekrem(s.a.v) Hz. Ömer’i umreye uğurlarken:

—Kardeşciğim! Bizide dua da unutma diye tembihinde bulunmuşlardır. Bundan dolayı Efendimiz(s.a.v); En makbul dua kişinin kardeşinin gıyabında yaptığı duadır buyurdular.

Kardeşlik aynı zamanda iman tazelemektir. Abdullah b. Revaha kardeşleriyle(gönül dostlarıyla) karşılaştığında:

—Gelin oturalım da bir saat iman edelim derdi. Aynı sözü bir başka zamanda bir başka

kişiye de söyleyince adamcağız kızıp durumu Rasulüllah’a bildirdi:

—Ya Habibullah! Şu İbnu Raveha’nın dengesizliğine bakarmısınız, bize öğrettiğiniz

imanı bırakmış hepimizi bir saat iman etmeye davet ediyor!

Efendimiz(s.a.v):

—Allah ona rahmet etsin; O Meleklerin merhamet ettiği zikir meclislerine muhabbet ediyor; sizi ona davet ediyor beyan buyurarak İbnu Reaha’nın kardeşliğin gereği olarak aynı meclislerde bulunarak kalbi zikirle kuvvetlendirmeye çağırmak istediğini ve böylece hakiki imanın lezzetini beraberce paylaşmayı amaçladığını vurgulamış oldu. Gerçektende kardeşlerden uzak kalınca insan masivaya dalabiliyor. Ki; Hz. Hanzala; Biz Resulü Kibriya’nın yanından ayrıldıktan sonra pek çok şeyler kaybediyor ve zayıflıyoruz sözleri bu anlamdadır.

Bütün iyiliklerin kaynağı Allahü Tealadır, şeytan son nefese kadar iyilikleri bertaraf etmek için iş başında, bu yüzden şeytanın şerrinden Allah’ın engin rahmetine sığınmalı. Hiç kimse ameline güvenmemeli, beşer şaşar düzelir de, kimin ne olacağı son vakte kadar belli değil. Efendimiz(s.a.v); “ ..Evet bende sırf amelimle kurtulamam, ancak Allah’ın lütuf ve rahmetiyle beni saracak ve cennetine koyacaktır”(Buhari) diye buyurmuşlardır. Ebu Derda(r.anh) bir adama hakaretler yağdıran, döven ve söven bir grupla karşılaşınca:

—Hayy Allah! Allah iyiliğinizi versin, şimdi dövüp sövdüğünüz bu adamı kuyuya düşmüş halde bulsanız onu bu kuyudan çıkarmayacak mısınız?

Dediler ki;

—Elbette, kuyudan çıkarırdık.

Ebu Derda:

—O halde kardeşinize hakaret eden ifadeleri terk edin. Allah’a hamd edin.

Dediler ki:

—Peki, sen ona kızmıyormusun?

Ebu Derda(r.anh):

—Ben şahsına değil, yaptığı kötü fiillerine kızarım, o kötü fiili bıraktığı zaman o yine

benim kardeşimdir ifadeleriyle gönüllere su serper böylece. Demek ki kardeşimize beddua yaparak şeytana yardımcı olmuş oluyoruz. İmamı Gazali(r.anh); Kardeşinin kusurlarını yüzüne karşı sayıp dökmen onu üzer, fakat onun farkedemediği kusurlarını gizlice ona söylemen samimiyet ve şefkatin sonucudur der. Yine Hüccetül İslam Gazali; Sana kusurlarını hatırlatan kimseye kızmak şöyle dursun, rahmet okumalısın tavsiyesinde bulunur. Evet, mümin kardeşini sevmeli fenalığı için ise acı duymalıdır.. Hz. Ömer(R.anh)’da bu meyanda; Bana ayıp ve kusurlarımı gösteren kimseye Allah rahmet etsin buyurmuşlardır. Yine Hz. Ömer halifelik döneminde Medine sokaklarında geçerken bir evden eğlencevari şarkı seslerini duyar duymaz duvara tırmanıp; içerdekilere bağırarak zemmetti. İçerdeki Adam;

—Hele dur sakin ol Ey Mü’minlerin Emiri! Ben Allah’a bir isyan ettiysem sen üç defa isyan ettin. Allahü Teala: Gizli kusurları araştırmayın! Buyurduğu halde sen gizlice ayıbımızı araştırdın. Rabbül Âlemin; Evlere kapılarından giriniz(Bakara:2/189) buyurduğu halde sen duvara tırmandın. Yine Hak Teala; İzin almadan ve evde bulunanlara selam vermeden başkalarının evlerine girmeyin(Nur.24/27) diye ferman ettiği halde sen müsaadesiz, üstelik selamsız girdin deyince Hz. Ömer bu sözler karşısında şaşkına döner ve der ki:

—Eğer sen beni kusurumu hoş görürsen bende seni hoş görürüm. Lütfen özrümü kabul ediin, şimdi beni mazur görüyor musun? Dedi.

Adam:

—Evet deyince derin bir nefes alıp rahatlar ve adama teşekkür edip oradan ayrılıverdi.

İnsan dünyada yaşadığı süre içerisinde tanıştığı kişilerin ölüm haberini aldığında, eğer

o kişi ömrünü kötü işlerde harcadıysa onun adına korkmalı, iyi halde öldü ise onun adına hayra ulaştığı zannında bulunmali ki sahabe ahlakına ulaşabilelim, çünkü sahabe böyle idi. Birisi hakaret edip sövse ya da dövse tolere edebilmeli, başıma gelen bu durumun işlediğim günahlardan dolayıdır diye kendi kendine yorumlamalı ve günahta karşımdakinden öndeyim diye düşünmeli. Hatta ne günah işledim ki bu bana musallat oldu ve zulmetti diye tefekkür edebilmeli. Onun için Büyükler; dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek demişler. Nefse nefisle karşılık vermek metodu bu yolda geçit verilmez, akan kanlar ve kirlenmiş çamaşırlar su ile yıkanır, ateşi yine su söndürür, kini, öfkeyi de yumuşaklık giderir çünkü. Ayrıca bir başka kişide ihsanda bulunsa bu durumun Allah’ın bir lutfu ya da layık olmadığım halde ikramıdır diye şükretmelidir.

Habibullah(s.a.v); Enes(r.anh)’a:

—Evladım! Kalbinde hiç kimseye kin ve hased bulunmadan sabahlayıp akşamlamaya gücün yetiyorsa yap! Bu benim sünnetimdir. Benim sünnetimi ihya eden beni ihya etmiş, benimle birlikte cennete girmiş olur(Tirmizi, ilim,17, İbni Mace) müjdesini veriyor.



Rasulullah(s.av); Kim bir din kardeşinin gıyabında savunursa Allah mahşerde onu

yüzünü ateşten korur. Bir kimse din kardeşinin savunmayıp sahipsiz bırakırsa, Allah’da onun kendisinin yardımını istediği yerde yardımsız bırakır, savunan kimseyede Allah yardıma çok muhtaç olduğu yerde kendisine yardım eder(Ebu Davud, Edeb 36No:4884) buyurmuştur. Yine Rasulüllah(s.a.v); Mümin başkaları ile iyi geçinen ve kendisiyle güzel geçinilen kimsedir. Başkaları ile iyi geçinmeyen kimsede hayır yoktur(Ahmed Müsned,2,400, Münavi) buyurmakta.

Kardeşler arasında yardımlaşma, hediyeleşme sünnettir. Peygamberimiz(s.a.v) ister hür ister köle olsun kim davet ederse davete icabet ederdi, kendisine sunulan hediyenin vasfına bakmaksızın kabul eder ve hediyeye karşılık verip özel muamele asla istemezdi. Dolayısıyla sünneti seniyye gereği kardeşler arasında rahat davranabilmeli, hatta sahabe kendi aralarında danışıp izin almadan ihtiyacına binaen kardeşinin malından alabiliyordu. Niye acaba? Çünkü kardeşlik şuuru dorukta idi. İç âlemimizde ayrılıklara ait her nevar ise terk etmek en efdali, kalpteki dağınıklığı gidermenin yollarını araştırmalı. Peygamberimiz; bir mümin diğer müminle üç günden fazla küs durup konuşmayı kesmesi helal değildir buyurmuşlardır. Bir mümin kardeşinin bacağına diken batsa acısını duyabilmeli, Zira Efendimiz(s.a.v); Muhakkak Müminler bir organı rahatsızlandığı zaman bütün azaları rahatsızlanan vücut gibidirler. Bir Mümin şikâyet ettiği zaman diğer Müminlerde rahatsız olur buyuruyor.

İnsan kendisine evvela iyi bir yoldaş aramalı ve seçmeli. İyilerle bulunan hep kazanır. Bu dünyada tanışıp kaynaşan kal-ü belada veya başka bir ifadeyle Elestü bezminde buluştuğu sırada da birbirlerine muhabbet duymuş ruhlardır. Rasulullah(s.a.v) Ruhlar saf halinde dizilmiş ordular gibidir. Orada tanışanlar, (burada da) tanışıp kaynaşırlar. Orada anlaşamayanlar birbirleriyle çekişip dururlar(Buhari) buyurmakta. İbrahim b. Ethem bağda bostanda gâh bekçilik yapar, gâh hasat zamanında arkadaşlarıyla beraber çalışır, hep de iş sonu geç kalırdı, fakat arkadaşları bu durumdan muzdaripti. Aylardan Ramazandı, bir gece;

—Gelin, o yokken iftarımızı açalım ki aklı başına gelsin, bundan böyle artık geç kalmaz,

ona ders olur belki deyip yemeği yiyip içtikten sonra uyumaya başladılar. İbrahim Ethem döndüğünde uyku halinde arkadaşlarını görünce kendi kendine:

— Ah canım arkadaşlarım! belkide yiyecekleri birşeyleri yoktuda uykuya daldılar dedi, derhal biraz un hazırlayarak pişirmek üzere yoğurdu. Arkadaşları uyandıklarında ateşi üflerken gördüklerinde:

—Ne yapıyorsun öyle kendi kendine? Dediler:

Cevap verdi:

—Belki orucunuzu açmak için yiyecek bulamayıp da yatıp uyuduğunuza kanat getirince bir şeyler hazırlamak istemiştim.

Arkadaşları kendi aralarında;

— Biz ne yaptık o ne yaptı? Baksanıza bizlere nasıl muamele ediyor diyerek şaşkınlıklarını gizleyemediler. İşte kardeşlik ve arkadaşlık şuuru budur. Nitekim Peygamberimiz(s.a.v); Sizden biriniz kendi nefsi için istediğini kardeşi içinde isteyip sevmedikçe gerçek mümin olamaz (Buhari) diye buyuruyor.

Bir adam Rasulü Ekrem’e geldi aç olduğunu beyan etti. Allah Rasulü hanımlarına

haber salıp evde yiyecek varmı yokmu diye sordurduğunda sudan başka bir şey olmadığını öğrenince sahabilere dönerek;

—Kim bu adamı bu gece misafir ederse Allah ona rahmet eylesin buyurdu. Ensardan

biri hemen ayağa kalkıp adamı evine aldı. Adam hanımına;

—Bu Rasulallah’ın bize ikram ettiği misafir, evde nevar neyok getir ikram et dedi.

Hanımı eşine;

—İnan evde çoluk çocuğa yetecek kadar yiyeceğimiz var ancak deyince,

Kocası:

—Olsun, sen bu arada çocukları oyalayarak uyut, sonrada kandili yak, misafir yemeğe başlayınca ışığı düzeltme bahanesiyle kandili söndür ve sofraya otur misafirin doyması için biz yemek yiyor gibi kaşık çalalım, ama bir şey yemeyelim. Gerçektende öyle yaptılar sabah olunca Efendimiz onları görünce:

—Allah Teala bu gece falan erkekle filan kadının yaptıklarından çok hoşnut oldu müjdesini verdi. Yine buna benzer bir misalde Ebu’l Hasan el Antaki’nin evine otuz küsur misafir geldi, fakat evinde beş kişiyi doyuracak ekmek vardı ancak, ekmekler doğranıp ortaya konulduğunda herkes nasibi ölçüsünce yer düşüncesiyle sofraya oturulduğunda ışıklar söndürüldü. Bir müddet sonra ışık yandığında herkes kardeşini düşünerekten kimsenin bir şey yemediği gözlendi. İşte günümüzde sıkça söylenen önce can sonra canan sözü; sahabe hayatında önce canan(kardeş) sonra candı(kendim).

Cömertlik aslında doğuştandır, cimrilik öyle değil sonradan kazanılan nefsin bir oyunudur. Rabbül Âlemin, Onlar kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredir ve felaha erecek olanlardır(Bakara2/3–5)

Velhasıl Bediüzzaman Said Nursi; “Halikınız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz

Bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberimiz bir, Dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir..” buyuruyor. Madem bu kadar birliğimize ve dirliğimize pekçok karineler(birliktelik birleri)var, o halde birbirimizle kardeş olmamak için bunca mazeret niye?

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 336
favori
like
share
hafizee Tarih: 17.05.2009 17:02
[COLOR="SeaGreen"]Kardeşliği Allah İçin Yapmak

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki: “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir.” [Ebu Davud, Sünnet, 3 Had. No: 4599]Demek ki, Allah yolunda birlik ve kardeşlik ciddi bir ameldir. Her hayırlı amelde önce güzel bir niyet istenir. Sonra onun bu güzellik içinde tamamlanması beklenir. Niyeti güzel olmayan kimse hayra ulaşamayacağı gibi; güzel niyetle başladığı bir işini sonuna kadar devam ettirmeyen kimse de hayırdan mahrum kalır.selam ve dua ile
Bi_iznillah Tarih: 12.05.2009 17:23
Kardeş bildiğimiz insanlarıda kusur aramamalı, çünkü kusur aramakda büyük kusurdur. Karşımızdaki kişide kusur ve hata bulmakla zevkten dört köşe olanlar bilmiyorlar ki şeytanın ahlakını üstlenmiş oluyorlar. Ancak ve ancak Allahü Teala kusur ve noksanlıktan uzaktır, yaratılanı sevip Yaratandan ötürü Yunusu olmak varken bu öfke niye.

NE GÜZELDİ BU BÖYLE...
ALLAHIM razı olsun...
selam vedua ile....
Nehir Tarih: 12.05.2009 16:39
Allah razı olsun hafizee.
hafizee Tarih: 12.05.2009 01:01
ben teşekkür ederim :14:
ultimatom Tarih: 07.05.2009 18:10
Teşekkürler ellerinize sağlık ...