Gecenin kör bir vaktinde bir karartı farketti delikanlı deniz kenarındaki kayalıkların üzerinde. Bedeniyle varlığını kanıtlayan ama görünüşe bakılırsa ruhu varlığını kanıtlayamayacak kadar bitkin olan bir kadındı delikanlının gördüğü.

Uykusu kaçmış uzun bir gecenin keşmekeş karanlığında kadının yanına gidip gitmemek arasında bir süre bocaladı delikanlı. Sonunda biraz merakına biraz da insanlığına yenik düşerek gitmeye karar verdi.

Yaklaştı kadına omuzuna dokundu usulca. Korkmadı kadın başını kaldırıp delikanlıya bakarken!

Gözlerine bir saniye bakmak bile yeterliydi kadının saatlerce orada taş kesildiğini ve ağladığını anlamak için...

"Haketemiştim biliyor musun" dedi boğuk bir ses ile delikanlıya bakarak. "Hiç haketmemiştim" dedi ve bu sözleri hıçkırıklarla karışık ağlama nöbetleri takip etti...

Korku endişe çekingenlik utanç ya da buna benzer hiç bir duygu yoktu kadının davranışlarına yansıyan. Adamın yüzündeki güven ifadesinden midir yoksa tüm duygularının acısının gölgesine saklanmasından mıdır bilinmez...

Delikanlı her seferinde konuşacak gibi oluyor ama doğru kelime olduğundan bir türlü emin olamadığı ardı arkası kesilmeyen düşüncelerini harmanlayıp duruyordu beyninde.
Delikanlının ne söylediğinin bir önemi yoktu aslında kadın için! Yalnızca içinde ki acıyı tanıyan sesler duymaya ihtiyacı vardı...

Delikanlı bir mendil çıkardı cebinden ve izin istercesine baktı kadının gözlerine. Onay aldığını hissedince usulca sildi kadının gözyaşlarını. Kadın bir şey söyleyecek oldu ama sonra nedense vazgeçip gözlerini uzaklardaki gemilere yaslayıp sustu... Delikanlı kadının çenesine dokundu kendisine doğru çevirdi ve sanki hisli bir şiir okurcasına içten bir ses tonu ile konuşmaya başladı.
"Beni buraya kim gönderdi biliyor musun?
Beni buraya Tanrı gönderdi. Bana dediki;
"Bir kulum bizim İBLİS`in çıraklarından birine tutulmuş! Git ve ona yardım et" ve işte buradayım...

Delikanlının gözlerine baktı kadın ve hafif bir tebessüme bıraktı yerini yüzüne yerleşen hüzün kırıntıları.

Derin bir iç çekişin ardından söz sırasının kendisine geldiğini anldı kadın. Ama bu kez içi boş isyanlar olmamalıydı dudaklarına emrettiği farkındaydı... Kaçmak istediği gerçeklere bir kez daha yaklaşacak bir kez daha yüzleşecekti hepsiyle... En çokta kendisiyle...

"Tutkunluk değil gözlerime yaşları pazarlayan aşk değil hüzünleri yüz hatlarıma mühürleyen! Gerçeklere kapadığım gözlerimi uçurumdan düştükten sonra açmış olmamdır canımı yakan! Zamanında üstünü kapattığım her hata cebime koyduğum bir taşmış ve her bir taşın adı belki`ymiş... Şimdi gerçeğe açtığım gözlerimle bakıyorum ceplerime ve sayamayacağım kadar çok taşıyamayacağım kadar ağır olduklarını görüyorum... Öyle çok belki`ler koymuşum ki ceplerime; belki düzelir belki anlar belki değişir belki... Şimdi keşke`lere dönüşen belkilerin ağırlığı altında eziliyor ruhum! Özümü kaybediyorum! Gülüşlerim idam ediliyor pişmanlıklarımın hükümdarlığında..." diyebildi güçlükle!

Derin bir sessizliğe bıraktı yerini; içi kalabalık anlamı derin yaraların sebep olduğu; konuşulası konuştukça paylaşılası acılar...

Delikanlı anladı üstü açık yaralara dokunamayacağını... Acıyı bile böylesine içten bir asaletle kimse taşıyamazdı. Hiç tereddüt etmedi! Eğildi... ve kadının kanayan dudaklarına bir öpücük emanet etti! Kadın şaşırdı.. Konuşmak istedi konuşamadı! Ağlamak istedi ağlayamadı!

"Gözyaşlarına vuran ay ışığı olmak istiyorum! Yakamozum olur musun?" dedi delikanlı. Cevap gelmedi! Eline uzandı kadının tepki alamadı olumsuzluk yükleyebileceği... ve gece aydınlandı güneş iki masum yüreğe doğdu sanki... zaman kollarını açtı ve geleceğe güzel bir randevu verildi...

Şimdi mi? Şimdi onlar evli...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 240
favori
like
share
gamzelinur Tarih: 09.05.2009 22:10
fena sayılmaz