Okyanus ekosistemi - Okyanus Ekosistemin sessiz Çöküşü - okyanus ekosistemi hakkında

Bir türlü önlenemeyen karbondioksit emisyonu yüzünden, denizlerdeki asit oranı tehlikeli boyutlara ulaşıyor. En başta soğuk su mercanları olmak üzere, birçok deniz canlısı tehdit altında.

Almanya’daki Leibniz Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Ulf Riebesell, Norveç ve Danimarka arasında kalan Skagerrak denizindeki canlılar dünyasını araştırıyor. Geçtiğimiz haftalarda Alkor araştırma gemisiyle bir keşif gezisine çıkan bilim adamı, Jago olarak isimlendirilen özel bir gözlem aracıyla, Skagerrak denizindeki grimsi örtünün 100m kadar altındaki "cennet bahçesini" yakından inceledi.

Deniz yıldızlarının, deniz kestanelerinin, uzun bacaklı yengeçlerin ve sarımsı süngerlerin ve daha bir sürü hayvanı besleyip barındıran soğuk su mercanlarının arasında büyüleyici bir yolculuğa çıkan Riebesell: "Okyanuslardaki asitleşmenin ilk kurbanları soğuk su mercanları olabilir" diyor Spiegel dergisindeki (14/2006) bir yazıda.

Denizlerdeki asit oranındaki artış kaygı verici. Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu kömür ve petrol gibi fosil yakıtların kullanılması yüzünden durmadan artıyor ve karbondioksitin üçte biri denizlerde karbonik asit olarak çözülmekte.

Evleri yok oluyor

Frontiers in Ecology and the Environment dergisindeki araştırma yazısı uyarılarla dolu. Makalenin yazarlarından John Guinotte, mercanların %70’inin yüzyılın sonlarında bugün beslemekte oldukları canlılar için ev sahipliği yapamayacaklarını söylerken, AndrŽ Freiwald da sera gazı emisyonu düşürülemediği taktirde, okyanuslardaki asit yoğunluğu son 300 milyon yılın en yüksek seviyesine ulaşacaktır diyor.

Analizler, gerçekten da okyanuslardaki pH değerinin önemli ölçüde değiştiğini kanıtlamakta ve bilim adamları bu etkinin 2100 yılına dek daha da güçleneceğinden endişeliler.

Bu gidişle kabuklu hayvanlar ve mercanlar, kabuklarını veya iskeletlerini geliştirip, koruyamayacaklar. Çünkü suda çözülen karbondioksit, hayvanların ihtiyacı olan karbonata ulaşmalarını zorlaştırmakta, hayvanlar daha kırılgan oluyor ve çok daha yavaş büyüyorlar.

Tahminlere göre tropikal sularda yaşayan mercanlar, atmosferdeki karbondioksit oranının ikiye katlanması halinde yarı yarıya daha ince iskeletlere sahip olabilecekler ancak. Fakat bilim adamları asitleşmeden soğuk su mercanlarının daha fazla etkileneceklerine inanıyorlar.

Resifler bozulursa

Soğuk su mercanları karanlık ve soğuk sularda yaşıyorlar ve sıcak sulardaki benzerlerinin aksine yosunlarla sembiyoz halinde yaşamadıkları için güneş ışığına ihtiyaç duymazlar ama birkaç milimetre büyüklüğündeki mercan poliplerinin hayatta kalabilmeleri için suyun 4-13 derece arasında olması gerekmekte.

Tahminlere göre soğuk su mercan resifleri tüm kıta kenarlarının şelf alanlarında büyümekte ve dünya genelinde sıcak su mercanlarından çok daha geniş bir alana yayılmış durumdalar.

Dünyanın en büyük soğuk su mercan resifi, Barent Denizi’nden Batı Afrika’ya kadar uzanan resif kuşağının bir kısmında 2002 yılında keşfedilen 40m uzunluğundaki R¿st resifi.

Soğuk su mercanları bir yılda sadece 25mm uzuyorlar. Resifler bir kez bozulduğunda yenilenmesi yüz yıllar sürüyor.

Balıkçılar da zarar veriyor

Mercanların tek düşmanı sera gazı da değil, tonlarca ağırlıktaki ağlarlarıyla avlanan İskandinav balıkçılar, resiflerin %50-60’ına zarar verdiler. Tabii denizlerin asitleşmesi çok daha kötü sonuçlar doğuracak, çünkü yoğun asit mercanları parçalayabiliyor.

Soğuk su mercanları iskeletlerini kalsiyum karbonatın mineral biçimi olan aragonitten oluşturuyorlar. Kolay çözünebilir olan aragonit, pH değerindeki oynamalara karşı da son derece duyarlı. Ve burada problem şu: Mercanların yaşadıkları derinliklerdeki su, yüksek basınç nedeniyle daha şimdiden üst seviyelerdeki sulardan çok daha fazla asit taşıyor.

Bu nedenle karbondioksit emisyonunun düşürülmemesi halinde ilk kurbanlar soğuk su mercanları olacak diyor bilim adamları. En büyük tehdit altında olanlar Antarktik ve kuzey Pasifik’teki mercanlar.

Kabuklu planktonlar

Bilim adamları öte yandan tek hücreli yosunlar gibi kabuklu planktonlar için de endişeliler. Coccolithophorid olarak adlandırılan bu organizmalar, bezin zincirinin en alt ucunda yer aldıkları için denizlerdeki ekosistem için çok önemliler.

Söz konusu organizmalar da tıpkı soğuk su mercanları gibi koruyucu "zırhlarını" aragonitten üretiyorlar. İşte bu nedenle bunların birkaç on yıl içinde tükenebilecekleri tahmin edilmekte ki bu gelişme balıkçıları da etkileyecektir.

Sonuçta beslenme zincirinin diğer ucunda ekonomik değerleri olan somon, morina ve uskumru var.

Soğuk su mercanları arasında çok sayıda hayvan türleri yaşamakta. Örneğin sadece kuzeydoğu Atlantik’te 1300 farklı hayvan türü saptanmış ve birçok balık türü mercan resiflerinde büyüyor. Dolayısıyla da mercanların dağılması halinde tüm bu hayvanlar da yok olup gidecekler.

Su, bütün canlı varlıklarda yüksek oranda bulunan önemli bir maddedir. Örneğin, insan vücudunun % 65′i, bitkilerin ağırlığının % 60-85′i sudan oluşmaktadır. Suyun canlılar üzerinde olduğu kadar başka canlılar ve cansız çevre üzerinde de çeşitli etkileri vardır. Okyanusların ortalama derinliği 3700 m olmakla birlikte bazı yerlerde çok daha derin çukurlar bulunur.

Burada yaşayabilen çok az sayıda canlı, ışıksız ortama uyum sağlayacak biçimde gelişmiştir. Okyanuslardaki bitki ve hayvan türlerinin çoğu ise güneş ışınlarının erişebildiği ilk 100 m’lik derinlikte yaşar. Okyanuslarda geniş kumluk alanlar, yüksek dağlar, bitki ve hayvan toplulukları barındıran bölgeler bulunur. Okyanus ekosistemi içinde her birinin kendi çevresi ve çeşitli yaşam biçimleri bulunan çok sayıda farklı boyutlarda ekosistemler yer alır. Bu ekosistemler içerisinde farklı türlerde canlılar yaşamaktadır.

Okyanuslar iklim üzerinde önemli rol oynar. Okyanuslar, atmosferle sürekli ısı alış verişinde olduğundan ekvatordaki ısı enerjisinin dağılmasına katkıda bulunur. Yerkürenin ısı bilançosu, ısının yalnız yarısının hava ile taşındığını göstermektedir. Kalanı ise okyanus akıntılarıyla taşınmaktadır. Örneğin, Gulf Stream (Golf Sitrim) sıcak su akıntısı, Meksika Körfezi’nden başlayıp Atlas Okyanusu’nu geçerek İngiltere’ye ulaşır. Bu akıntı günde 97 km hızla dünyadaki bütün nehir sularının yaklaşık 100 katı civarında bir su kütlesini hareket ettirir.

Okyanusların yüzeyinde dalgaların etkisiyle her an sayısız küçük hava kabarcığı patlamaktadır.Deniz tuzlarınca zengin, pek çok su damlacığı atmosfere fırlatılmaktadır. Bu süreç, aslında biyosfer dengesi için son derece önemlidir.

Okyanuslardan atmosfere taşınan toplam tuz miktarının yıllık 10 milyon ton olduğu hesaplanmıştır. Havada asılı durumdaki küçük tuz kristallerinin yoğuşma olayında önemli etkileri vardır. Aerosol denen bu
küçük parçacıklar, bulutların oluşumunu sağlar. Aerosoller olmasaydı iklimler çok daha kurak olurdu. Yağmur damlaları yere düşerken havada bulunan aerosolleri yakalayarak toprağa indirir.

Yağışlarla toprağa inen bu tozlar, tarlaların verimini arttırmak için kullanılan geleneksel gübrelerin bazılarının küçük örnekleridir (kalsiyum, magnezyum, potasyum vb. metallerin fosfatları ve sülfatları). Her yıl yağmurlarla kara parçalarının yüzeyine 150 milyon ton gübre düştüğü tahmin edilmektedir.Akarsular, ekosistemlerin önemli bir parçasını meydana getirir.

Akarsuyun yer altına sızan kısmı akiferleri, yüzeysel akışa geçen kısmı da deniz ve okyanusları besler.Akarsular birçok bitki ve hayvan türü için yaşam alanı oluşturur.Akarsuların hızı, fiziksel ve kimyasal özellikleri akarsuyun barındırdığı hayvan türü ve sayısı üzerinde etkili olan faktörlerin başında gelir. Bir akarsuda eğim kesintileri ve çağlayanlar varsa biyolojiik üretim ve çeşitlilik az olur.

Yatak eğiminin fazla olduğu yerlerde bol miktarda alüvyal malzeme taşınıyorsa akarsu bulanık bir görünüm arz eder. Suyun bulanık olması birçok canlı için olumsuz sonuçlar doğurur.Genellikle akarsuların yukarı çığırında topoğrafya daha engebeli, eğim fazla olduğu için akış hızlıdır.Burada genellikle bazı böcek türleri ile alabalıklar yaşar. Orta çığırda eğim biraz azalır ve vadi genişlemeye başlar. Bu kesimde balık türleri artar. Eğimin azaldığı ve akışın yavaşladığı aşağı çığırda planktonlar artar. Akarsu denize ulaşıyorsa ağız kesimlerinde tatlı su ve tuzlu su birbirine karışır.

Buralar bitki ve hayvan türleri bakımından zengin alanlardır. Akarsuların taşıdığı elementler ve besin maddeleri buralardaki biyolojik çeşitliliği artırır. Akarsu ağızları mikroorganizmalardan kuşlara kadar birçok canlının barındığı yerlerdir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 14678
favori
like
share