Âyetlerin Tefsiri


77. Firavun taşkınlığa devam edince Musa'ya: "Geceleyin İsrailoğullarını Mısır topraklarından götür." Diye vahyettik. Asanla denize vur da, onlar için, gerçecekleri kupkuru bir yol olsun. Firavun ve ordu*larının yetişmesinden korkmayacak, denizde boğulmaktan endişe etmeye*ceksin. [101]

78. Firavun öldürmek için ordu*su İle birlikte onlara yetişti. Ancak denizde başlarına gelen geldi. Mâhiye*tini Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği korkunç şeyler başlarına geldi. Bu tabir, boğulurken başlarına gelen felâketin korkunçluğunu ifade eder. [102]

79. Firavun kavmini doğru yoldan saptırdı; on*ları ne doğruya iletti, ne de kurtuluşa. Firavun'un: "Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum.[103] şeklindeki sözüne karşı, burada ona alay yoluyla cevap verilmektedir. [104]

80. Bu âyet, İsrailoğullarının denizden çıkmaları ve Firavun ile ordusunun boğulmasından sonra onlara yapılan bir hitaptır. Yani: Ey İsrailoğulları! Size en kötü işkenceleri yapan Firavun ve kavminin elinden sizi kurtardığım zaman verdiğim büyük nimetimi hatırla*yın. Musa ile yalvarması, ve kendisine Tevrat'ın in*dirilmesi için Tûr-u Sina'nın sağ tarafına gel diye sözleştik. Burada "sözleşme" fiili İsrailoğulları'na nisbet edilmiştir. Zira bu sözleşmeden on*lar yararlanacaktır. Çünkü Tevrat'ın inmesinde hem dinî, hem de dünyevî yönden yararları vardır. Siz Tîh topraklarında iken, size rızık olarak Menn ve Selvâ'yı verdik. Menn, bala benzer kudret hel*vası, Selva ise eti en güzel kuşlardan olan bıldırcındır. Bunlar Bizim size bir lütfûmuzdur. Burada nimetlerin sıralanmasında son derece güzellik vardır. Şöyle ki, önce onları kurtarma nimetini, daha sonra dini, sonra da dünyevî nimetini hatırlattı. [105]

81. Size dedik ki: Verdiğim lezzetli helâl nimetlerd*en yeyiniz. Zenginlik ve esenlik, sizi emirlerime karşı gelmeye sevk etmesin, sonra azabım başınıza iner. Kime hışmım ve azabım inerse, o yok olup cehenneme girer.[106]

82. Şüphesiz, şirkten tevbe eden, güzel bir şekilde iman edip amel işleyen, sonra da hidayet ve iman üzerinde dosdoğru yürüyen kimseler İçin Benim bağışlamam büyüktür. Bu âyette, isyan bataklığına düşen kimselerin ümitsizliğe kapılmamalan için, bir çıkış yolu bulunduğu açıklanarak imana teşvik edilmektedir. [107]

83. Ey Musa! Seni kavminden ayrılmaya jacele ettiren nedir? Zemahşerî şöyle der: Musa kavminden seçtiği ileri gelenlerle birlikte, kararlaştırılan vakitte Tur dağına gitmişti. Sonra Allah ile konuşma arzusuyla onları geride bırakarak öne geçti.[108]

84. O da şöyle cevap verdi: Kavmim yakınımdadır. Onları çok az ileri geçtim. Arkamdan geliyorlar. Ben, gelmemi emrettiğin yere hemen geldim ki, benden daha çok razı olasın. Musa önce özrünü beyan etti, sonra da kavminden önce acele olarak gelme sebebini açıkladı. Bu sebep, Allah'ın rızasını elde etmek için Ona yalvarıp yakarma arzusudur. [109]

85. Allah da şöyle buyurdu: Sen aralarından ayrıldıktan sonra kavmini, buzağıya ibadet etme fitnesine düşürdük." Sâmirî, buzağıya ibadeti güzel göstererek onları sapıklığa düşürdü. Sâmirî buzağıya tapan bir kavimden olup münafık bir büyücü idi. Tefsirci-ler şöyle der: Musa Rabbine yalvarmaya geldiği zaman, yerine kardeşi Ha*run'u İsrailoğullarının başına bırakmış ve ona Allah'a itaate devam etmele*rini sağlamasını emretmişti. Musa (a.s.)'nın yokluğunda, Sâmirî, zinet eşyalarını toplayıp onlarla bir buzağı yaptı ve İsrailoğullannı ona ibadete çağırdı. Onlar da ibadet ettiler. Bu fitne, Musa onların aralarından çıktıktan 20 gün sonra meydana gelmiştir. [110]

86. Musa 40 gün bitip de Tevrat'ı aldıktan sonra, kavminin buzağıya tapmasından dolayı kızgın ve çok üzüntülü bir şekilde Tur Dağı'ndan döndü. Musa dedi ki: Ey kavmim! Rabbiniz size, içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı indir*meyi va'detmedi mi? Bu soru kınama ifade eder. Üzerinizden uzun zaman mı geçti ki ver*diğiniz sözü unuttunuz. Yoksa böyle yaparak üzerinize Allah'ın gazabı ve hışmının inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözde durmadınız. Ebu Hayyan şöyle der: İsrailoğulları Allah'ın dinine ve Musa'nın sünnetine sarılacaklarına ve Allah'ın emrine asla aykırı iş yapmayacaklarına dair ona söz vermişlerdi. Fakat buzağıya ibadet ederek verdikleri sözü tutmadılar.[111]

87. Dediler ki: Sana verdiğimiz sözden kendi gücümüz, irademiz ve tercihimizle dönmedik. Aksine böyle yapmaya zorlandık. Fakat bize Firavun hanedanının süs eşyalarından birçok ağırlık yüklenmişti. Sâmirî'nin emriyle onları ateşe attık. Mücâhid: "Evzâr, ağırlıklardır" der. Bunlar İsrailoğullarının FiravunSâattık. Mücâhid: Evzâr, ağırkhanedanından emanet olarak aldıkları süs eşyalarıdır.mirî de böyle yaptı. O da kavmin, yanında bulunan süs eşyalarını ateşeattı. Tefsirciler şöyle der: İsrailoğulları Mısır'dan çıkmadan, Kıptîler'denemanet olarak süs eşyaları almışlardı. Musa'nın dönmesi gecikince Sâmirî onlara dedi ki: Yanınızda süs eşyaları bulunduğu için Musa'nın size gelme*si engellendi. Bunun üzerine onları toplayıp Sâmirî'ye verdiler. Sâmirî süs eşyalarını ateşe attı ve onlardan bir buzağı yaptı. Sonra Cebrail (a.s.)'in kısrağının izinden bir avuç toprak alıp onun üzerine attı. Bundan sonra buzağı böğürmeye başladı.[112] Yüce Allah'ın şu âyeti bunu ifade eder. [113]

88. Sâmirî, bu eritilmiş süs eşyalarından on*lara bir buzağı yaptı. Bu buzağı ruhsuz bir cesetten ibaretti. Sığır sesine benzer bir ses çıkarıyordu.[114] Sâmirî ve taraftarla*rı: Bu buzağı sizin de Musa'nın da ilâhıdır. Fakat Musa İlâhını burada unu*tup Tûr'da aramaya gitti. Katâde şöyle der: Musa, Rabbini yanınızda unut*tu. Bunun üzerine İsrailoğulları ona tapmaya koyuldular. Yüce Allah on*ların bu tutumlarını reddetmek ve buzağıya ibadet ederek akılsızca dav*randıklarını açıklamak için şöyle buyurdu: [115]

89. İlahları olduğunu iddia ettikleri o buzağının kendilerine cevap vermediğini ve onlardan bir zararı sayamadığını veya onlara bir yarar sağlayamadığını görmüyorlar mı? O nasıl ilah olur? Bu soru kınama ve azarlama ifade eder. [116]

90. Musa dönmeden önce Harun onlara nasihafederek ve hatırlatarak dedi ki: Bu buzağı ile siz fitneye düşürülüp saptırıldınız. Şüphesiz, ibadete layjk olan buzağı değil, Rahman olan Allah'tır. Sizi çağırmış olduğum Al*lah'a ibadet hususunda bana uyun. Buzağıya tapmayı bırakarak emrime itaat edin. [117]

91. İsrailoğulları dediler ki, Musa dönünceye kadar buzağıya ibadete devam edeceğiz. Bakalım ne ola*cak?![118]

92,93. Bu âyette hazif vardır.Takdiri şöyledir: Musa geri dönüp onların buzağıya taptıklarını görünce, kalbi Allah için öfkeyle doldu ve kardeşi Harun'u başından tutup kendisine doğru çekmeye başladı ve ona şöyle dedi: "Bunların, Allah'ı inkar ettikleri*ni gördüğünde Allah için kızmada, onları kınamada ve bu sapıklıktan men etmede benim gibi davranmaktan seni alıkoyan nedir? Bana karşı çıkıp emrimi ve vasiyetimi terk mi ettin?" Tefsirciler şöyle der: Musa'nın ona emri, Yüce Allah'ın şu âyette anlattığı, onun kardeşine yaptı*ğı tavsiyelerdir: "Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmim içinde benim ye-rime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.[119]

94. Harun, şefkat ve merhamet dileye*rek Musa'ya dedi ki: "Ey Annemin oğlu, ey kardeşim! Ne sakalımdan tut, ne saçımdan." İbn Abbas der ki: Şiddetli öfkesi ve aşırı kızgınlığından do*layı sağ eliyle saçlarından, sol eliyle de sakalından tuttu. Çünkü Allah yo-lunda galeyan duygusu ona hakim olmuştu. Onlara zorla engel olduğum taktirde, aralarında savaş çıkmasından korktum. O taktirde beni kınar ve: "aralarında fitneyi alevlendirdin." Onlar hakkında emrimi beklemedin" derdin. Bundan dolayı sen dönünceye kadar onlara birşey dememeyi uygun gördüm ki, işi kendi elinle yapaşın. İbn Abbas der ki: Harun Musa'dan korkar ve ona itaat ederdi. [120]

95. Musa Sâmirî'ye: "Ey Sâmirî! Nedir bu yaptığın? Seni böyle yapmaya sevkeden nedir? [121]

96. Sâmirî dedi ki:. Ben, onların görmediklerini gördüm. Bu da şöyle oldu: Cebrail, hayat atı üzerinde sana gelmişti. Onun atının bastığı yerlerden bir avuç almak aklıma düştü. Onu neyin üzerine attırnsa onda bir canlılık meydana geldi. Ceb*rail'in atının izinden biraz alıp buzağının üzerine attım. Böylece buzağının böğürtüsü çıktı. İşte böylece nefsim bana bunu süsledi ve güzel gösterdi. [122]

97. Musa Sâmirî'ye dedi ki: Git, dünyada senin cezan hiç kimseye dokunmaman, hiç kimsenin de sana do-kunmamasıdır. Hasan-ı Basrî şöyle der: Allah Sâmirî'nin dünyadaki ce*zasını, onun insanlara, insanların da ona dokunmaması şeklinde verdi. Yüce Allah, dünyada onun sıkıntısını artırdı. Senin için âhirette tayin edilmiş bir azap vakti vardır. O asla değişmez.Sürekli olarak taptığın şu buzağıya bak.Onu mutlaka ateşte yakacak, sonra da kül olarak denize uçuracağız. Nekendisi, ne izi kalacak. [123]

98. Musa, İsrailoğullarına şöyle der: Sizin ibadete layık ma'budunuz, kendisinden başka Rab bulunmayan Allah'tır. Onun ilmi herşeyi kuşatmıştır. Yerlerde ve göklerde hiçbir şey Ona gizli kalmaz. [124]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler, aşağıdaki ebedî sanatları kapsamaktadır.
1. "Deniz onları öyle bir kapladı ki" âyeti, olayın korkunçluğunu ifade eder.
2. "saptırdı." ile doğruyu gösterdi" kelimeleri arasmda tıbâk vardır.
3. "helak oldu." cümlesinde istiare vardır. Yüksekten aşağıya düşmek anlamına gelen kelimesi, "yok olma ve helak olma" manasında müsteâr olarak kullanılmıştır.
4. "Ben günahları çok bağışlayıcıyım" cümlesinde mübalağa sanatı yardır.
5. "zarar" ile "yarar" kelimeleri arasında tıbak vardır.
6. Birçok yerde hazif yoluyla icaz vardır. Bunları tefsir kısmında açıkladık.
7. kelimeleri ile gibi kelimelerde ve başka kelimelerde akıcı güzel bir seci vardır. [125]

Bir Uyarı

İsrailoğulları buzağıya Samirî'nin fitnesi sebebiyle taptılar. Puta tapıcılık tohumları onların kalplerine iyice işlemişti. Dolayısıyla Allah on*ları Firavun'un zulmünden kurtarınca, Musa'dan, kendisine ibadet etmeleri için bir heykel yapmasını istediler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyur*muştur: İsrail oğullarını denizden geçirdik. Yolda, kendilerine ait bir takım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine, "Ey Musa, onların tanrıları gibi, bizim için de bir tanrı yap" dediler. Musa: "Gerçekten siz ca*hil bir toplumsunuz." dedi.[126] Öyleyse onların altından yapılmış, böğürtüsü olan bir buzağıya tapmamalarına şaşmamalı. [127]

99. İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik.
100. Kim ondan yüzçevirirse. şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yüklenecektir.
101. Bu kimseler o yükün altında ebedî kalırlar. Onlar için, kıyamet gününde bu, ne kötü bir yüktür!
102. O günde sûra üflenir ve Biz o zaman günah*kârları gözleri gömgök bir halde mahşerde toplarız.
103. Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle der*ler: "Dünyada sadece on gün kaldınız."
104. Aralarında konuştukları konuyu Biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman, "Bir günden fazla kalmadınız." der.
105. Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rab-bim onları ufalayıp savuracak.
106. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bıraka*caktır.
107. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebile*ceksin.
108. O gün insanlar, davetçiye uyacaklar; O'na karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan baş*ka birses işitemezsin.
109. O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.
110. O, insanların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların ilmi ise, bunu kapsayamaz.
111. Bütün yüzler diri ve her şeye hakim olan Al*lah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.
112. Her kim, mü'min olarak iyi olan işlerden ya*parsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenme-sinden korkar.
113. Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak in*dirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umu*lur ki onlar korunurlar; yahut da o Kur'an kendileri için bir ibret ortaya koyar.
114. Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı okumakta acele etme ve "Rabbinı, benim ilmimi artır." de.
115. Andolsun Biz, daha önce de Âdem'e alıid ver*miştik. Ne var ki o unuttu. Onda azim de bulamadık.
116. Bir zaman biz. meleklere, "Âdem'e secde edin!" demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti.
117. Bunun üzerine, "Ey Âdem! dedik, bu senin için ve eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cen*netten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz!
118. Şimdi burada senin için, ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
119. Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sı*caktan da bunalmayacaksın."
120. Derken şeytan onun aklını karıştırıp "Ey Adem! dedi, sana ebedîlik ve sonu gelmez bir saltanatı sağlayacak bir ağacı göstereyim mi?
121. Bunun üzerine ondan yediler. Yeyince kendi*lerine kötü yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem Rabbinin sözünü tutmamış oldu, bu sebeple de işi bozuldu.
122. Sonra Rabbi, onu seçkin kıldı; tevbesini ka*bul etti ve doğru yola yöneltti.
123. Dedi ki: Bazınız bazınıza düşman olarak ora*dan inin! Artık Benden size hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve bedbaht olmaz.
124. Kim de Beni anmaktan yüzçevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak hasrederiz.
125. O, "Rabbim! Beni niçin kör olarak hasrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim" der.
126. Allah buyurur ki: "İşte böyle. Çünkü sana â-yetlerinıiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun."
127. İsrafa sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanma*yanı işte böyle cezalandırırız. Âhiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.
128. Bizim, onlardan önce nice nesilleri helak et*miş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır.
129. Eğer daha önce Rabbinin söylemiş olduğu bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza.onlar için de dünyada) kaçınılmaz olurdu.
130. Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini öv-gü ile teşbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün iki tarafında da teşbih et. Umulur ki sen hoşnut olur*sun.
131. Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin nzkı hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.
132. Ailene namazı emret; ve ona sabır ile devam et. Biz, senden rızık istemiyoruz; Biz seni rızıklandırı-yoruz. Güzel sonuç, takva sahipleri içindir.
133. Onlar "Muhammed bize bir ayet getirmeli değil miydi?" dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili onlara gelmedi mi?
134. Eğer Biz, bundan önce onları helak etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: "Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşme*den önce âyetlerine uysaydık!"
135. De ki: "Herkes beklemektedir : Öyle ise siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş!?"

Âyetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah Musa'nın (a.s.) kıssasını genişçe anlattıktan sonra, ardından bu kıssanın Allah'tan bir vahiy olduğunu ve Allah, kendisine vah-ye,tmemiş olsaydı, Muhammed (s.a.v.)'in bu enteresan haberleri bilemeye*ceğini haber verdi. İşte bu, peygamberliğin doğruluğunu gösteren en büyük delililerdendir. [128]

Kelimelerin İzahı

Kal içinde bitki ve yapı bulunmayan düz ve sert yer. Safsaf, düz yer. Sanki o yer, düzgün bir sıra halindedir. gibi yüksek yer. Hems, gizli ses.
Boyun eğdi. itaat etti. Ümeyye şöyle der: Yüzler onun izzetine boyun eğer ve secde eder." Cevheri şöyle der: fiili, boyun eğdi, itaat etti. manasınadır. ise başkasına boyun eğdirdi demek*tir. " Yüzler boyun eğdi."[129] âyetinde de bu manâya kullanılmıştır. Hadm, eksiltmek demektir. Bir kimse birinin hakkım eksik verdiğinde denilir. ile arasındaki fark şudur: Zulüm, hakkını hiç vermemek, hadm ise, bir kısmını vermemektir.[130]
Sıcaklık duymayacaksın. "Güneşte ortaya çıkıp onun sıcaklığına.maruz kaldı" manâsında denilir. İbn Ebî Rabîa şöyle der:
Kadın, bekâr bir adam gördü. Adam, güneş çıkınca ısınır,akşam olunca da evine çekilir.[131]
Dank, darlık ve sıkıntı. Dar eve, sıkıntılı hayata da denilir.
Avret yerleri. Bekleyiniz. Doğru yol. [132]

Âyetlerin Tefsiri

99. Ey Muhammed! Musa ile Fira-vun'un kıssasını ve bunda bulunan enteresan haberleri sana anlattığımız gibi, geçmiş milletlerin haberlerini de anlatacağız, Sana katımızdan okunan ve sonsuz mucizeleri kapsayan bir Kur'an verdik. Ebu Hayyân şöyle der: Yüce Allah, peygamberimize verilen mu'cizeleredelâlet eden ve geçmiş milletlerin haber ve kıssalarım kapsayan Kur'an'ı İndirmek suretiyle ihsanda bulunmuştur.[133]

100. Kur'an'dan yüzçevirir, ona inanmaz ve ondaki emirlere uymazsa kuşkusuz o, kıyamet gününde ağır bir yük ve cehennemde omuzlarına binen büyük bir günah taşıyacaktır. [134]

101. Günahları yüzünden devamlı ola*rak bu azap içinde kalacaklardır. Bu ağır yük, onlar için ne kötü bir yüktür. Ağırlığı sebebiyle günah, yüke benzetildi. [135]

102. İsrafil'in sûr'a ikinci defa üfürdüğü ve suçluları gözleri mavi yüzleri siyah olarak mahşer yerine top*ladığımız gün, [136]

103. Aralarında birbirlerine, gizlice şöyle söylerler: Dünyada sadece on gece kaldınız. Kurtubî şöyle der: Gözlerinin maviliği ve yüzlerinin siyahlığı ile suçluların yaratılışı çirkinleştirilir.[137] Ebussuud şöyle der: Sıkıntıları ve korkuları görünce, dünyada kaldıkları za*manı az bulurlar.[138]

104. Aralarındaki gizli konuşmaları biz çok iyi biliriz. O zaman onların en akıllı ve en dengeli konuşanı, "Siz bir günden fazla kalmadınız" der. [139]

105. Sana kıyamet gününde dağların nasıl olacağını soruyorlar. De ki: Rabbim onları kum gibi ufalaya*cak, sonra da rüzgar gönderip uçuracak. [140]

106. Onları yapışız ve bitkisiz dümdüz bir yer haline getirecek. [141]

107. Orada ne bir iniş, ne de bir çıkış görebile*ceksin. [142]

108. O zor günde insanlar kendilerini mahşer yerine çağıran, Allah'ın davetçisinin peşinden giderler. Sağa sola sapmadan oraya hızla gelirler. Allah korkusuyla mahlukatın ses*leri kısılır. Neredeyse hiç duyulamıyacak kadar hafif bir fısıltıdan başka bir şey duyamazsyı. İbn Abbas: "Bu ses, mahşer yerine doğru yürürken ayakların çıkardığı hafif sestir" der.[143]

109. O korkunç günde hiçkimseye şefaat fayda vermez. Ancak Allah'ın, kendisine şefaat edilme*sine izin verdiği ve şefaatçinin şefaat etmesine razı olduğu kimseye şefaatedilir. Kendisine şefaat edilecek kimse, dünyada iken "Lâ ilahe illallah" diyenlerden olandır. Bunu İbn Abbas söylemiştir. [144]

110. Yüce Allah bütün mahlukatın hallerini bilir. Dünya ve âhiret işlerinden hiçbir şey Ona gizli kalmaz, Mahlukat, Allah'ın bildiklerini bilmez.[145]

111. Mahlukatın yüzleri bir olan üstün güç sahibi, göklerin ve yerin hakimi, ölmeyen Allah'a boyun eğmiştir. Zemahşerî şöyle der: Buradaki yüzlerden maksat, günahkârların yüzleridir. Onlar kıyamet gününde sonucunun kötü olduğunu açıkça görünce, yüzleri, esirlerin yüzleri gibi zelil olur. Nitekim âyet-i kerime de şöyle buyrulmuştur: "Onu yakın*dan görünce, inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir.[146] Allah'a ortak koşan ziyana uğramış, başaramamış ve istediğini elde edememiştir. [147]

112. İman etmiş olarak kim iyi işler ya*parsa Ne kötülükleri artırılarak zulme, ne de iyilikleri eksiltilerek haksızlığa uğrayacağından korkmaz. [148]

113. Ey Muhammed! Bu harikulade haberleri kap*sayan âyetleri indirdiğimiz gibi, bu kitabı sana Arap diliyle indirdik ki, onun fasahat ve belagat hususunda insan gücünün üstünde olduğunu an*lasınlar. O kitapta uyarı ve tehditleri tekrarladık ki, inkâr ve isyanlardan sakınsınlar veya o uyarılar, kalp*lerinde bir öğüt alma duygusu meydana getirsin de emirlere sarılma ve ya*saklardan kaçınma hâsıl olsun. [149]

114. Allah, yarattığı müşriklerin, kendisini nitelediği vasıflardan yüce ve mukaddestir. O, Meliktir, Hak'tır. Kudreti bütün zorba*ları ezer. Cebrail sana Kur'an'ı okut*tuğunda, onunla beraber acele acele okuma. Aksine okumayı bitirinceye kadar sabret ve dinle. O bitirince sen okursun. İbn Abbas şöyle der: Rasulul-lah (s.a.v.) Kur'anı ezberlemeye düşkün olduğu ve unutmaktan korktuğu için, Cebrail vahyi okuyup bitirmeden o acele eder, Cebrail ile birlikte okurdu. Allah onun böyle yapmasını yasakladı. Kurtubî der ki: Bu âyet Yüce Allah'ın şu âyeti gibidir: Vahyi çarçabuk almak için dilini kımıldatma"[150] Yüce Allah'tan, faydalı ilmi artırmasını iste. Taberî şöyle der: Yüce Allah peygamberine, bilmediği faydalı ilimleri is*temesini emretti.[151]

115. Daha önce Âdem'e, o ağaçtan yememesini emretmiştik. Emrimizi unuttu. Yasakladığımız şeye karşı onda sabır ve irade bulamadık. [152]

116. Bu âyetlerde Yüce Allah, Âdem'i şereflendirdiğini, ona değer verdiğini ve onu mahlukatın bir çoğundan üstün kıldığını anlatmaktadır. Yani, ey Muhammed! Hatırla ki, bir zamanlar biz meleklere, Âdem'e saygı mahiyetinde secde etmelerini emretmiştik de, İblis'in dışında hepsi emre uymuşlardı. İblis secde etmekten kaçınmış ve.Rabbi'nin emrine karşı çıkmıştı. Sâyî şöyle der: Kullara, emirlere uyma ve yasaklardan sakınmayı öğretmek; İblis'in babaları Âdem'in düşmanı olduğunu hatırlatmak için bu kıssa Kur'an'ın yedi sûresin*de tekrarlanmıştır.[153]

117. Âdem'i uyardık ve ona dedik ki: İblis senin ve Havva'nın amansız düşmanıdır. Sakın ona uymayın, sonra cennetten çıkarılmanıza sebep olur da, ikiniz de bedbaht olursunuz. Âyet sonlarının uygunluğu gözetildiği ve Âdem'in bed*bahtlığı Havva'nın da bedbaht olmasını gerektirdiği için,5 âyette sadece Âdem'in bedbaht olacağını bildiren tekil kelime ile yetinilmiştir. İbn Kesîr şöyle der: Cennetten çıkarılmanı gerektiren hareketi yapmaktan sakın. Yoksa rızık ararken yorulur mutsuz olursun. Çünkü sen burada, meşakkat ve güçlük çekmeden rahat bir hayat sürüyorsun.[154]

118. Ey Âdem! Sen cennette ne aç kalacaksın ne de çıplak. [155]

119. Aynı şekilde orada susâmıyacak ve güneşin sıcağım hissetmeyeceksin. Çünkü cennet sevinç ve neşe yurdudur. Dünya yurdunun aksine orada ne yorulmak, ne meşakkat, ne sıcak, ne de su*suzluk vardır. [156]

120. Şeytan, vesvese vererek gizlice onunla konuştu. Lanetli Şeytan ona dedi ki: Ey Adem! Kendisinden yiyenlerin ebedî yaşatıldığı asla ölmediği ve hiçbir zaman yok olmayacak bir mülke kavuştuğu bir ağacı sana göstereyim mi? Bu, görünüşte nasihat olan bir tuzaktır. Lanetli Şeytan ne zaman nasihatçi oldu ki? [157]

121. Âdem ile Havva, Allah'ın kendilerine yasakladığı ağaçtan yediler, ayıp yerleri ortaya çıktı. İbn Abbas şöyle der: Allah'ın onlara giydirdiği nurdan elbiseden soyuldular da ayıp yerleri göründü.[158] Cennet yapraklarından alıp onlarla örtünmek için ayıp yerlerini örtmeye başladılar. Âdem,ağaçtan yemekle Rabbi'nin emrine aykin davrandı ve düşmanın sözüne al-dandığı için cennette ebedi kalmaya götüren yolu şaşırdı. Ebussuûd şöyle der: Hatasının küçük görünmesine rağmen, Yüce Allah'ın Adem'in bu davranışını isyan ve sapıklık kabul etmesi, olayın büyüklüğünü gösterir ve Âdem'in çocuklarının böyle hataları işlemelerini vurgulu bir şekilde yasaklar.[159]

122. Sonra Rabbi onu seçerek kendisine yaklaştırdı, tevbesini kabul etti ve ona tevbesinde durmayı ve itaat sebeplerine sarılma yolunu gösterdi. [160]

123. Allah Âdem ile Havva'ya dedi ki: İkiniz de beraber cennetten inin.. Kazanç, geçim, huyların ve isteklerin farklılığı yüzünden, neslinizin bir kısmı bir kısmına düşman olacaktır. Ze-mahşeri şöyle der: Âdem ile Havva insanlığın aslı oldukları için, sanki bunlar insanlığın kendisi kabul edildi ve insanlara hitap ediliyormuş gibi bunlara hitap edildi.[161] Doğru yolu bulmanız için tarafımdan size peygamberler ve kitaplar gelir de Kim şeriatıma sarılır ve peygamberlerime uyarsa, dünyada yolunu şaşırmaz, âhirette de bedbaht olmaz. İbn Abbas şöyle der: Yüce Allah, Kur'an'ı okuyup da içindekilerle amel eden kimselerin, dünyada sapmayacaklarını, âhirette mutsuz olmayacaklarını garanti etmiştir. İbn Abbas daha sonra bu âyeti okudu.[162]

124. Kim emrimden ve peygamberlerime indirdiğim şeriat ve hükümlerden yüzçevirirse, müreffeh yaşıyor görünse de, dünyada onun geçimi zor ve sıkıntılıdır. Âhirette onu, gözleri kör olarak hasrederiz. İbn Kesîr şöyle der: Kim Allah'ın emrinden yüzçevirir ve onu unutmuş görünürse dünyada onun hayatı sıkıntılıdır. Kalbi ne huzur bulur, ne de rahat eder. Her ne kadar refah içinde yaşıyor görünse, istediğini yese, istediğini giyse, istediği yerde otursa da, sapıklığından dolayı, kalbi dar ve sıkıntılıdır. Çünkü onun kalbi ıztırap, şaşkınlık ve şüphe içindedir. Bir görüşe göre: Kabri daralır da kaburgaları birbirine geçer.[163]

125. Kâfir şöyle der: Ey Rabbim! Hangi günah sebebiyle beni körlükle cezalandırdın. Halbuki ben dünyada görüyordum. [164]

126. Yüce Allah ona şöyle cevap verir: Şüphesiz Benim ayetlerim sana açık-seçik geldi. Sen onlarıgörmezlikten geldin ve bıraktın. Bugün de, aynı şekilde, yaptıklarına uygun bir ceza olarak, azap içinde bırakılacaksın. [165]

127. Allah'ın âyetlerini inkar etmeyi ve hıyaneti uygun şekilde cezalandırdığımız gibi, şehevî arzulara düşkünlük göstererek haddi aşanları, rabbinin sözünü ve açık âyetlerini tasdik etmeyenleri de cezalandırırız. Cehennem azabı dünya azabından daha şiddetlidir. Çünkü cehennem azabı asla kesilmediği ve sona ermediği için sürekli ve devamlıdır. [166]

128. Seni yalanlayan Mekke kâfirleri görmediler mi ki, onlardan önce, peygamberlerini yalanlayan nice geçmiş milletleri yok ettik. Âd ve Semûd'un yurtlarında geziyor ve onların helak edildiğini gösteren kalıntıları, açık açık görüyorlar. Öğüt ve ibret almıyorlar mı? Bu yok olmuş milletlerin kalıntılarında, akl-ı selîm sahibi kimseler için ibretler ve deliller vardır. [167]

129. Onlar, azaplarının erteleneceğine dair bir hüküm ve yok edilmeleri için tayin edilmiş bir vakit olmasaydı mutlaka cezalandırılırlardı. Ferrâ şöyle der: Âyette bazı kelimeler öne, bazıları sona alınmıştır. Takdiri şöyledir: Âyet sonlarına uygun düşsün diye kelimeler yer değiştirilmiştir.[168]

130. Ey Muhammedi Kavminden o yalanlayıcıların sözlerine sabret. Rabbine hamdede-rek, güneş doğmadan önce sabah namazını batmadan Önce de ikindi namazını kıl. Gece saatlerinde, gündüzün başında ve sonunda Rabbin için namaz kıl. Umulur ki, seni razı edecek şey sana verilir. Kurtubî şöyle der: Tefsircilerin çoğu, bu ayetin beş vakit namaza delâlet ettiğini söylemiştir: Sabah namazı, ikindi namazı, Yatsı namazı, akşam ve öğle namazlarına işaret eder. Çünkü öğle gündüzün ilk kısmının, güneşin batması da son kısmının sonundadır.[169]

131. Kafirlerden bazı kesimlere verdiğimiz dünya nimetlerine ve aldatıcı süslerine gözünü dikme. Onlara verdiğimiz dünya hayatının süsüne bakma. Bu nimetleri onlara, nankörlükleri sebebiyle azaba müstehak olsunlar diye, kendilerini denemek ve imtihan etmek için verdik. Allah'ın vereceği sevap bu geçici nimetten daha hayırlı ve daha süreklidir. Tefsirciler şöyle der: Bu hitap, Peygamber (s.a.v.)'e olup maksat ümmetidir. Zira Peygamberimiz (a.s.) dünya nimetlerine en az önem veren, Allah katında olanlarada en istekli olan kimsedir. [170]

132. Ey Muhammed! Aile fertlerine ve ümmetine namazı emret. Sen de onu huşu ile ve âdabına uygun bir şekilde kılma hususunda sabret, Kendinin ve aile efradının rızkını temin etmekle seni yükümlü tutmuyoruz. Bilakis senin de, onların da rızkını Biz yükleniyoruz. Güzel sonuç, takva sahiplerinindir. İbn Kesîr: Güzel sonuç, yani cennet Allah'tan korkanlar içindir?" der.[171]

133. Müşrikler dediler ki: Bize, doğruluğunu gösterecek bir mucize getirse ya! Muhammed'e verilmiş olan, geçmiş milletlerin haberlerini kapsayan o büyük mucize Kur'an ile yerinemiyorlar mı? Bu soru, kınama ve azarlama ifade eder. Ebu Hayyân şöyle der: Müşrikler, kafa karıştırma hususundaki âdetleri gereği tercih ettikleri şeyi teklif ettiler. Onlara cevap verildi ki: Daha önce gelmiş olan ilahî kitaplar da müjdelenmiş olan bu Kur'an, kendisine karşı olanları acze düşürmede en büyük mucizedir. O kıyamete kadar geçerli olacak bir mucizeden.[172]

134. Mekke kafirlerini, Kur'an inmeden ve Muhammed (a.s.) gönderilmeden önce yok etseydik Şüphesiz: "Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de ona inanıp uysaydık Azabınla zelil olmadan ve halkın gözü önünde rezil duruma düşmeden âyetlerinle amel etseydik" derlerdi. Tefsirciler şöyle der: Yüce Allah peygamber gönderip kitap indirdik*ten sonra kendisine karşı hiç kimsenin herhangi bir delili olmayacağını, onlar için bir hüccet ve özür bırakmadığını açıklamak istedi. [173]

135. Ey Muhammed! O yalanlayıcılara de ki: Biz de siz de, hepimiz zamanın getireceği musibetkleri ve kimin kazanacağını beklemekteyiz. Sonucu bekleyiniz. Bu tehdit ifade eden bir emirdir. Kimin doğru yolda olduğunu,Biz mi yoksa siz mi, yakın da göreceksiniz. Kimin hak yolu bulduğunu, kimin sapıklıkta kaldığını anlayacaksınız. Kurtubî şöyle der: Bu âyette, bir tür tehdit ve korkutma vardır. Bu mübarek sûre tehdit ile son bulmuştur.[174]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler aşağıdaki edebî sanatları kapsamaktadır.
1. "İşte böylece sana anlatıyoruz" cümlesinde mürsel-mücmel teşbih vardır.
2. "Kıyamet gününde günah, onlar için ne kötü bir yüktür" cümlesinde istiare vardır. Burada günah, istiâre-i tasrîhiyye yoluyla, ağır yüke benzetilmiştir.
3. "Allah, insanların geçmişlerini de gelecek*lerini de büir" cümlesinde "geçmiş ve gelecek" dünya ve âhiret işlerindenkinayedir.
4. "kor" ile "gören" kelimeleri arasında tıbâk vardır.
5. "Dünya hayatının süsü" terkibinde teşbîh-i temsîlî vardır. Yüce Allah çiçeği dünya nimetlerine misal verdi. Çünkü çiçeğin görünüşü güzeldir, fakat bir müddet sonra kurur ve dağılır gider. Dünya nimeti de böyledir.
6. "Bekleyin" emri tehdit ve korkutma ifade eder.
7. "Keşke bize bir peygamber gönderseydin" cümlesinde iştikak cinası vardır.
8. ve kelimelerinde akıcı, güzel bir seci' vardır. Aynı şekilde v.b. kelimelerde böyle bir seci vardır. [175]

Bir Nükte

Nâsıf şöyle der: 119. ayette güzel bir edebî sır vardır. Buna, "Benzerleri birbirinden ayırma sanatı" denir. Şöyle ki, Yüce Allah, aralarındaki uygunluğa rağmen susuzluğu açlıktan, sıcaklığın sıkıntısını duymayı giyinmek (çıplak kalmamak) tan ayırdı. Bundan maksat, bu nimetleri saymak ve tasnifini yapmaktır. Benzerleri beraber anlatsaydı, sayılanların bir tek nimet olduğu sanılırdı. Bununla beraber âyette bir başka sır daha vardır. O da, âyet sonlarının birbirine uygunluğunun gözetilmiş olmasıdır. Eğer "susuzluk" kelimesi "açlık" kelimesi ile yanyana söyleseydi âyet sonlarındaki uygunluk bozulurdu.[176]

Faydalı Bilgiler

eş-Şihâb şöyle der: "On gün" ve "bir gün" veya "bir saat" kaldık diyenlerin sözlerini nakletmekten maksat, onların kalma müddeti hakkında ihtilafa ve bu müddetin tayininde şüpheye düştükleri gerçeğini anlatmak değildir. Aksine maksat, dünya hayaü hızla yok olduğu için söylenen kelimelerle onun azlığı ifade edilmiştir. Hikayede farklı edebî sanatlara yer verilmiş ve her makamda o makama uygun sanat kullanılmıştır.[177]
Allah'ın Yardımı ile Tâhâ Sûresi'nin tefsiri bitti. [178]

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 843
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 08.05.2009 18:54
Âyetlerin Tefsiri


77. Firavun taşkınlığa devam edince Musa'ya: "Geceleyin İsrailoğullarını Mısır topraklarından götür." Diye vahyettik. Asanla denize vur da, onlar için, gerçecekleri kupkuru bir yol olsun. Firavun ve ordu*larının yetişmesinden korkmayacak, denizde boğulmaktan endişe etmeye*ceksin. [101]

78. Firavun öldürmek için ordu*su İle birlikte onlara yetişti. Ancak denizde başlarına gelen geldi. Mâhiye*tini Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği korkunç şeyler başlarına geldi. Bu tabir, boğulurken başlarına gelen felâketin korkunçluğunu ifade eder. [102]

79. Firavun kavmini doğru yoldan saptırdı; on*ları ne doğruya iletti, ne de kurtuluşa. Firavun'un: "Ben size ancak doğru yolu gösteriyorum.[103] şeklindeki sözüne karşı, burada ona alay yoluyla cevap verilmektedir. [104]

80. Bu âyet, İsrailoğullarının denizden çıkmaları ve Firavun ile ordusunun boğulmasından sonra onlara yapılan bir hitaptır. Yani: Ey İsrailoğulları! Size en kötü işkenceleri yapan Firavun ve kavminin elinden sizi kurtardığım zaman verdiğim büyük nimetimi hatırla*yın. Musa ile yalvarması, ve kendisine Tevrat'ın in*dirilmesi için Tûr-u Sina'nın sağ tarafına gel diye sözleştik. Burada "sözleşme" fiili İsrailoğulları'na nisbet edilmiştir. Zira bu sözleşmeden on*lar yararlanacaktır. Çünkü Tevrat'ın inmesinde hem dinî, hem de dünyevî yönden yararları vardır. Siz Tîh topraklarında iken, size rızık olarak Menn ve Selvâ'yı verdik. Menn, bala benzer kudret hel*vası, Selva ise eti en güzel kuşlardan olan bıldırcındır. Bunlar Bizim size bir lütfûmuzdur. Burada nimetlerin sıralanmasında son derece güzellik vardır. Şöyle ki, önce onları kurtarma nimetini, daha sonra dini, sonra da dünyevî nimetini hatırlattı. [105]

81. Size dedik ki: Verdiğim lezzetli helâl nimetlerd*en yeyiniz. Zenginlik ve esenlik, sizi emirlerime karşı gelmeye sevk etmesin, sonra azabım başınıza iner. Kime hışmım ve azabım inerse, o yok olup cehenneme girer.[106]

82. Şüphesiz, şirkten tevbe eden, güzel bir şekilde iman edip amel işleyen, sonra da hidayet ve iman üzerinde dosdoğru yürüyen kimseler İçin Benim bağışlamam büyüktür. Bu âyette, isyan bataklığına düşen kimselerin ümitsizliğe kapılmamalan için, bir çıkış yolu bulunduğu açıklanarak imana teşvik edilmektedir. [107]

83. Ey Musa! Seni kavminden ayrılmaya jacele ettiren nedir? Zemahşerî şöyle der: Musa kavminden seçtiği ileri gelenlerle birlikte, kararlaştırılan vakitte Tur dağına gitmişti. Sonra Allah ile konuşma arzusuyla onları geride bırakarak öne geçti.[108]

84. O da şöyle cevap verdi: Kavmim yakınımdadır. Onları çok az ileri geçtim. Arkamdan geliyorlar. Ben, gelmemi emrettiğin yere hemen geldim ki, benden daha çok razı olasın. Musa önce özrünü beyan etti, sonra da kavminden önce acele olarak gelme sebebini açıkladı. Bu sebep, Allah'ın rızasını elde etmek için Ona yalvarıp yakarma arzusudur. [109]

85. Allah da şöyle buyurdu: Sen aralarından ayrıldıktan sonra kavmini, buzağıya ibadet etme fitnesine düşürdük." Sâmirî, buzağıya ibadeti güzel göstererek onları sapıklığa düşürdü. Sâmirî buzağıya tapan bir kavimden olup münafık bir büyücü idi. Tefsirci-ler şöyle der: Musa Rabbine yalvarmaya geldiği zaman, yerine kardeşi Ha*run'u İsrailoğullarının başına bırakmış ve ona Allah'a itaate devam etmele*rini sağlamasını emretmişti. Musa (a.s.)'nın yokluğunda, Sâmirî, zinet eşyalarını toplayıp onlarla bir buzağı yaptı ve İsrailoğullannı ona ibadete çağırdı. Onlar da ibadet ettiler. Bu fitne, Musa onların aralarından çıktıktan 20 gün sonra meydana gelmiştir. [110]

86. Musa 40 gün bitip de Tevrat'ı aldıktan sonra, kavminin buzağıya tapmasından dolayı kızgın ve çok üzüntülü bir şekilde Tur Dağı'ndan döndü. Musa dedi ki: Ey kavmim! Rabbiniz size, içinde hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı indir*meyi va'detmedi mi? Bu soru kınama ifade eder. Üzerinizden uzun zaman mı geçti ki ver*diğiniz sözü unuttunuz. Yoksa böyle yaparak üzerinize Allah'ın gazabı ve hışmının inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözde durmadınız. Ebu Hayyan şöyle der: İsrailoğulları Allah'ın dinine ve Musa'nın sünnetine sarılacaklarına ve Allah'ın emrine asla aykırı iş yapmayacaklarına dair ona söz vermişlerdi. Fakat buzağıya ibadet ederek verdikleri sözü tutmadılar.[111]

87. Dediler ki: Sana verdiğimiz sözden kendi gücümüz, irademiz ve tercihimizle dönmedik. Aksine böyle yapmaya zorlandık. Fakat bize Firavun hanedanının süs eşyalarından birçok ağırlık yüklenmişti. Sâmirî'nin emriyle onları ateşe attık. Mücâhid: "Evzâr, ağırlıklardır" der. Bunlar İsrailoğullarının FiravunSâattık. Mücâhid: Evzâr, ağırkhanedanından emanet olarak aldıkları süs eşyalarıdır.mirî de böyle yaptı. O da kavmin, yanında bulunan süs eşyalarını ateşeattı. Tefsirciler şöyle der: İsrailoğulları Mısır'dan çıkmadan, Kıptîler'denemanet olarak süs eşyaları almışlardı. Musa'nın dönmesi gecikince Sâmirî onlara dedi ki: Yanınızda süs eşyaları bulunduğu için Musa'nın size gelme*si engellendi. Bunun üzerine onları toplayıp Sâmirî'ye verdiler. Sâmirî süs eşyalarını ateşe attı ve onlardan bir buzağı yaptı. Sonra Cebrail (a.s.)'in kısrağının izinden bir avuç toprak alıp onun üzerine attı. Bundan sonra buzağı böğürmeye başladı.[112] Yüce Allah'ın şu âyeti bunu ifade eder. [113]

88. Sâmirî, bu eritilmiş süs eşyalarından on*lara bir buzağı yaptı. Bu buzağı ruhsuz bir cesetten ibaretti. Sığır sesine benzer bir ses çıkarıyordu.[114] Sâmirî ve taraftarla*rı: Bu buzağı sizin de Musa'nın da ilâhıdır. Fakat Musa İlâhını burada unu*tup Tûr'da aramaya gitti. Katâde şöyle der: Musa, Rabbini yanınızda unut*tu. Bunun üzerine İsrailoğulları ona tapmaya koyuldular. Yüce Allah on*ların bu tutumlarını reddetmek ve buzağıya ibadet ederek akılsızca dav*randıklarını açıklamak için şöyle buyurdu: [115]

89. İlahları olduğunu iddia ettikleri o buzağının kendilerine cevap vermediğini ve onlardan bir zararı sayamadığını veya onlara bir yarar sağlayamadığını görmüyorlar mı? O nasıl ilah olur? Bu soru kınama ve azarlama ifade eder. [116]

90. Musa dönmeden önce Harun onlara nasihafederek ve hatırlatarak dedi ki: Bu buzağı ile siz fitneye düşürülüp saptırıldınız. Şüphesiz, ibadete layjk olan buzağı değil, Rahman olan Allah'tır. Sizi çağırmış olduğum Al*lah'a ibadet hususunda bana uyun. Buzağıya tapmayı bırakarak emrime itaat edin. [117]

91. İsrailoğulları dediler ki, Musa dönünceye kadar buzağıya ibadete devam edeceğiz. Bakalım ne ola*cak?![118]

92,93. Bu âyette hazif vardır.Takdiri şöyledir: Musa geri dönüp onların buzağıya taptıklarını görünce, kalbi Allah için öfkeyle doldu ve kardeşi Harun'u başından tutup kendisine doğru çekmeye başladı ve ona şöyle dedi: "Bunların, Allah'ı inkar ettikleri*ni gördüğünde Allah için kızmada, onları kınamada ve bu sapıklıktan men etmede benim gibi davranmaktan seni alıkoyan nedir? Bana karşı çıkıp emrimi ve vasiyetimi terk mi ettin?" Tefsirciler şöyle der: Musa'nın ona emri, Yüce Allah'ın şu âyette anlattığı, onun kardeşine yaptı*ğı tavsiyelerdir: "Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmim içinde benim ye-rime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.[119]

94. Harun, şefkat ve merhamet dileye*rek Musa'ya dedi ki: "Ey Annemin oğlu, ey kardeşim! Ne sakalımdan tut, ne saçımdan." İbn Abbas der ki: Şiddetli öfkesi ve aşırı kızgınlığından do*layı sağ eliyle saçlarından, sol eliyle de sakalından tuttu. Çünkü Allah yo-lunda galeyan duygusu ona hakim olmuştu. Onlara zorla engel olduğum taktirde, aralarında savaş çıkmasından korktum. O taktirde beni kınar ve: "aralarında fitneyi alevlendirdin." Onlar hakkında emrimi beklemedin" derdin. Bundan dolayı sen dönünceye kadar onlara birşey dememeyi uygun gördüm ki, işi kendi elinle yapaşın. İbn Abbas der ki: Harun Musa'dan korkar ve ona itaat ederdi. [120]

95. Musa Sâmirî'ye: "Ey Sâmirî! Nedir bu yaptığın? Seni böyle yapmaya sevkeden nedir? [121]

96. Sâmirî dedi ki:. Ben, onların görmediklerini gördüm. Bu da şöyle oldu: Cebrail, hayat atı üzerinde sana gelmişti. Onun atının bastığı yerlerden bir avuç almak aklıma düştü. Onu neyin üzerine attırnsa onda bir canlılık meydana geldi. Ceb*rail'in atının izinden biraz alıp buzağının üzerine attım. Böylece buzağının böğürtüsü çıktı. İşte böylece nefsim bana bunu süsledi ve güzel gösterdi. [122]

97. Musa Sâmirî'ye dedi ki: Git, dünyada senin cezan hiç kimseye dokunmaman, hiç kimsenin de sana do-kunmamasıdır. Hasan-ı Basrî şöyle der: Allah Sâmirî'nin dünyadaki ce*zasını, onun insanlara, insanların da ona dokunmaması şeklinde verdi. Yüce Allah, dünyada onun sıkıntısını artırdı. Senin için âhirette tayin edilmiş bir azap vakti vardır. O asla değişmez.Sürekli olarak taptığın şu buzağıya bak.Onu mutlaka ateşte yakacak, sonra da kül olarak denize uçuracağız. Nekendisi, ne izi kalacak. [123]

98. Musa, İsrailoğullarına şöyle der: Sizin ibadete layık ma'budunuz, kendisinden başka Rab bulunmayan Allah'tır. Onun ilmi herşeyi kuşatmıştır. Yerlerde ve göklerde hiçbir şey Ona gizli kalmaz. [124]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler, aşağıdaki ebedî sanatları kapsamaktadır.
1. "Deniz onları öyle bir kapladı ki" âyeti, olayın korkunçluğunu ifade eder.
2. "saptırdı." ile doğruyu gösterdi" kelimeleri arasmda tıbâk vardır.
3. "helak oldu." cümlesinde istiare vardır. Yüksekten aşağıya düşmek anlamına gelen kelimesi, "yok olma ve helak olma" manasında müsteâr olarak kullanılmıştır.
4. "Ben günahları çok bağışlayıcıyım" cümlesinde mübalağa sanatı yardır.
5. "zarar" ile "yarar" kelimeleri arasında tıbak vardır.
6. Birçok yerde hazif yoluyla icaz vardır. Bunları tefsir kısmında açıkladık.
7. kelimeleri ile gibi kelimelerde ve başka kelimelerde akıcı güzel bir seci vardır. [125]

Bir Uyarı

İsrailoğulları buzağıya Samirî'nin fitnesi sebebiyle taptılar. Puta tapıcılık tohumları onların kalplerine iyice işlemişti. Dolayısıyla Allah on*ları Firavun'un zulmünden kurtarınca, Musa'dan, kendisine ibadet etmeleri için bir heykel yapmasını istediler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyur*muştur: İsrail oğullarını denizden geçirdik. Yolda, kendilerine ait bir takım putlara tapan bir kavme rastladılar. Bunun üzerine, "Ey Musa, onların tanrıları gibi, bizim için de bir tanrı yap" dediler. Musa: "Gerçekten siz ca*hil bir toplumsunuz." dedi.[126] Öyleyse onların altından yapılmış, böğürtüsü olan bir buzağıya tapmamalarına şaşmamalı. [127]

99. İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik.
100. Kim ondan yüzçevirirse. şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yüklenecektir.
101. Bu kimseler o yükün altında ebedî kalırlar. Onlar için, kıyamet gününde bu, ne kötü bir yüktür!
102. O günde sûra üflenir ve Biz o zaman günah*kârları gözleri gömgök bir halde mahşerde toplarız.
103. Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle der*ler: "Dünyada sadece on gün kaldınız."
104. Aralarında konuştukları konuyu Biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman, "Bir günden fazla kalmadınız." der.
105. Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rab-bim onları ufalayıp savuracak.
106. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bıraka*caktır.
107. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebile*ceksin.
108. O gün insanlar, davetçiye uyacaklar; O'na karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan baş*ka birses işitemezsin.
109. O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.
110. O, insanların geçmişlerini de, geleceklerini de bilir. Onların ilmi ise, bunu kapsayamaz.
111. Bütün yüzler diri ve her şeye hakim olan Al*lah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.
112. Her kim, mü'min olarak iyi olan işlerden ya*parsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenme-sinden korkar.
113. Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak in*dirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umu*lur ki onlar korunurlar; yahut da o Kur'an kendileri için bir ibret ortaya koyar.
114. Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı okumakta acele etme ve "Rabbinı, benim ilmimi artır." de.
115. Andolsun Biz, daha önce de Âdem'e alıid ver*miştik. Ne var ki o unuttu. Onda azim de bulamadık.
116. Bir zaman biz. meleklere, "Âdem'e secde edin!" demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti.
117. Bunun üzerine, "Ey Âdem! dedik, bu senin için ve eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cen*netten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersiniz!
118. Şimdi burada senin için, ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
119. Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sı*caktan da bunalmayacaksın."
120. Derken şeytan onun aklını karıştırıp "Ey Adem! dedi, sana ebedîlik ve sonu gelmez bir saltanatı sağlayacak bir ağacı göstereyim mi?
121. Bunun üzerine ondan yediler. Yeyince kendi*lerine kötü yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem Rabbinin sözünü tutmamış oldu, bu sebeple de işi bozuldu.
122. Sonra Rabbi, onu seçkin kıldı; tevbesini ka*bul etti ve doğru yola yöneltti.
123. Dedi ki: Bazınız bazınıza düşman olarak ora*dan inin! Artık Benden size hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve bedbaht olmaz.
124. Kim de Beni anmaktan yüzçevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak hasrederiz.
125. O, "Rabbim! Beni niçin kör olarak hasrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim" der.
126. Allah buyurur ki: "İşte böyle. Çünkü sana â-yetlerinıiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun."
127. İsrafa sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanma*yanı işte böyle cezalandırırız. Âhiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.
128. Bizim, onlardan önce nice nesilleri helak et*miş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır.
129. Eğer daha önce Rabbinin söylemiş olduğu bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza.onlar için de dünyada) kaçınılmaz olurdu.
130. Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini öv-gü ile teşbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün iki tarafında da teşbih et. Umulur ki sen hoşnut olur*sun.
131. Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin nzkı hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir.
132. Ailene namazı emret; ve ona sabır ile devam et. Biz, senden rızık istemiyoruz; Biz seni rızıklandırı-yoruz. Güzel sonuç, takva sahipleri içindir.
133. Onlar "Muhammed bize bir ayet getirmeli değil miydi?" dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili onlara gelmedi mi?
134. Eğer Biz, bundan önce onları helak etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: "Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşme*den önce âyetlerine uysaydık!"
135. De ki: "Herkes beklemektedir : Öyle ise siz de bekleyin. Yakında anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş!?"

Âyetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah Musa'nın (a.s.) kıssasını genişçe anlattıktan sonra, ardından bu kıssanın Allah'tan bir vahiy olduğunu ve Allah, kendisine vah-ye,tmemiş olsaydı, Muhammed (s.a.v.)'in bu enteresan haberleri bilemeye*ceğini haber verdi. İşte bu, peygamberliğin doğruluğunu gösteren en büyük delililerdendir. [128]

Kelimelerin İzahı

Kal içinde bitki ve yapı bulunmayan düz ve sert yer. Safsaf, düz yer. Sanki o yer, düzgün bir sıra halindedir. gibi yüksek yer. Hems, gizli ses.
Boyun eğdi. itaat etti. Ümeyye şöyle der: Yüzler onun izzetine boyun eğer ve secde eder." Cevheri şöyle der: fiili, boyun eğdi, itaat etti. manasınadır. ise başkasına boyun eğdirdi demek*tir. " Yüzler boyun eğdi."[129] âyetinde de bu manâya kullanılmıştır. Hadm, eksiltmek demektir. Bir kimse birinin hakkım eksik verdiğinde denilir. ile arasındaki fark şudur: Zulüm, hakkını hiç vermemek, hadm ise, bir kısmını vermemektir.[130]
Sıcaklık duymayacaksın. "Güneşte ortaya çıkıp onun sıcaklığına.maruz kaldı" manâsında denilir. İbn Ebî Rabîa şöyle der:
Kadın, bekâr bir adam gördü. Adam, güneş çıkınca ısınır,akşam olunca da evine çekilir.[131]
Dank, darlık ve sıkıntı. Dar eve, sıkıntılı hayata da denilir.
Avret yerleri. Bekleyiniz. Doğru yol. [132]

Âyetlerin Tefsiri

99. Ey Muhammed! Musa ile Fira-vun'un kıssasını ve bunda bulunan enteresan haberleri sana anlattığımız gibi, geçmiş milletlerin haberlerini de anlatacağız, Sana katımızdan okunan ve sonsuz mucizeleri kapsayan bir Kur'an verdik. Ebu Hayyân şöyle der: Yüce Allah, peygamberimize verilen mu'cizeleredelâlet eden ve geçmiş milletlerin haber ve kıssalarım kapsayan Kur'an'ı İndirmek suretiyle ihsanda bulunmuştur.[133]

100. Kur'an'dan yüzçevirir, ona inanmaz ve ondaki emirlere uymazsa kuşkusuz o, kıyamet gününde ağır bir yük ve cehennemde omuzlarına binen büyük bir günah taşıyacaktır. [134]

101. Günahları yüzünden devamlı ola*rak bu azap içinde kalacaklardır. Bu ağır yük, onlar için ne kötü bir yüktür. Ağırlığı sebebiyle günah, yüke benzetildi. [135]

102. İsrafil'in sûr'a ikinci defa üfürdüğü ve suçluları gözleri mavi yüzleri siyah olarak mahşer yerine top*ladığımız gün, [136]

103. Aralarında birbirlerine, gizlice şöyle söylerler: Dünyada sadece on gece kaldınız. Kurtubî şöyle der: Gözlerinin maviliği ve yüzlerinin siyahlığı ile suçluların yaratılışı çirkinleştirilir.[137] Ebussuud şöyle der: Sıkıntıları ve korkuları görünce, dünyada kaldıkları za*manı az bulurlar.[138]

104. Aralarındaki gizli konuşmaları biz çok iyi biliriz. O zaman onların en akıllı ve en dengeli konuşanı, "Siz bir günden fazla kalmadınız" der. [139]

105. Sana kıyamet gününde dağların nasıl olacağını soruyorlar. De ki: Rabbim onları kum gibi ufalaya*cak, sonra da rüzgar gönderip uçuracak. [140]

106. Onları yapışız ve bitkisiz dümdüz bir yer haline getirecek. [141]

107. Orada ne bir iniş, ne de bir çıkış görebile*ceksin. [142]

108. O zor günde insanlar kendilerini mahşer yerine çağıran, Allah'ın davetçisinin peşinden giderler. Sağa sola sapmadan oraya hızla gelirler. Allah korkusuyla mahlukatın ses*leri kısılır. Neredeyse hiç duyulamıyacak kadar hafif bir fısıltıdan başka bir şey duyamazsyı. İbn Abbas: "Bu ses, mahşer yerine doğru yürürken ayakların çıkardığı hafif sestir" der.[143]

109. O korkunç günde hiçkimseye şefaat fayda vermez. Ancak Allah'ın, kendisine şefaat edilme*sine izin verdiği ve şefaatçinin şefaat etmesine razı olduğu kimseye şefaatedilir. Kendisine şefaat edilecek kimse, dünyada iken "Lâ ilahe illallah" diyenlerden olandır. Bunu İbn Abbas söylemiştir. [144]

110. Yüce Allah bütün mahlukatın hallerini bilir. Dünya ve âhiret işlerinden hiçbir şey Ona gizli kalmaz, Mahlukat, Allah'ın bildiklerini bilmez.[145]

111. Mahlukatın yüzleri bir olan üstün güç sahibi, göklerin ve yerin hakimi, ölmeyen Allah'a boyun eğmiştir. Zemahşerî şöyle der: Buradaki yüzlerden maksat, günahkârların yüzleridir. Onlar kıyamet gününde sonucunun kötü olduğunu açıkça görünce, yüzleri, esirlerin yüzleri gibi zelil olur. Nitekim âyet-i kerime de şöyle buyrulmuştur: "Onu yakın*dan görünce, inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir.[146] Allah'a ortak koşan ziyana uğramış, başaramamış ve istediğini elde edememiştir. [147]

112. İman etmiş olarak kim iyi işler ya*parsa Ne kötülükleri artırılarak zulme, ne de iyilikleri eksiltilerek haksızlığa uğrayacağından korkmaz. [148]

113. Ey Muhammed! Bu harikulade haberleri kap*sayan âyetleri indirdiğimiz gibi, bu kitabı sana Arap diliyle indirdik ki, onun fasahat ve belagat hususunda insan gücünün üstünde olduğunu an*lasınlar. O kitapta uyarı ve tehditleri tekrarladık ki, inkâr ve isyanlardan sakınsınlar veya o uyarılar, kalp*lerinde bir öğüt alma duygusu meydana getirsin de emirlere sarılma ve ya*saklardan kaçınma hâsıl olsun. [149]

114. Allah, yarattığı müşriklerin, kendisini nitelediği vasıflardan yüce ve mukaddestir. O, Meliktir, Hak'tır. Kudreti bütün zorba*ları ezer. Cebrail sana Kur'an'ı okut*tuğunda, onunla beraber acele acele okuma. Aksine okumayı bitirinceye kadar sabret ve dinle. O bitirince sen okursun. İbn Abbas şöyle der: Rasulul-lah (s.a.v.) Kur'anı ezberlemeye düşkün olduğu ve unutmaktan korktuğu için, Cebrail vahyi okuyup bitirmeden o acele eder, Cebrail ile birlikte okurdu. Allah onun böyle yapmasını yasakladı. Kurtubî der ki: Bu âyet Yüce Allah'ın şu âyeti gibidir: Vahyi çarçabuk almak için dilini kımıldatma"[150] Yüce Allah'tan, faydalı ilmi artırmasını iste. Taberî şöyle der: Yüce Allah peygamberine, bilmediği faydalı ilimleri is*temesini emretti.[151]

115. Daha önce Âdem'e, o ağaçtan yememesini emretmiştik. Emrimizi unuttu. Yasakladığımız şeye karşı onda sabır ve irade bulamadık. [152]

116. Bu âyetlerde Yüce Allah, Âdem'i şereflendirdiğini, ona değer verdiğini ve onu mahlukatın bir çoğundan üstün kıldığını anlatmaktadır. Yani, ey Muhammed! Hatırla ki, bir zamanlar biz meleklere, Âdem'e saygı mahiyetinde secde etmelerini emretmiştik de, İblis'in dışında hepsi emre uymuşlardı. İblis secde etmekten kaçınmış ve.Rabbi'nin emrine karşı çıkmıştı. Sâyî şöyle der: Kullara, emirlere uyma ve yasaklardan sakınmayı öğretmek; İblis'in babaları Âdem'in düşmanı olduğunu hatırlatmak için bu kıssa Kur'an'ın yedi sûresin*de tekrarlanmıştır.[153]

117. Âdem'i uyardık ve ona dedik ki: İblis senin ve Havva'nın amansız düşmanıdır. Sakın ona uymayın, sonra cennetten çıkarılmanıza sebep olur da, ikiniz de bedbaht olursunuz. Âyet sonlarının uygunluğu gözetildiği ve Âdem'in bed*bahtlığı Havva'nın da bedbaht olmasını gerektirdiği için,5 âyette sadece Âdem'in bedbaht olacağını bildiren tekil kelime ile yetinilmiştir. İbn Kesîr şöyle der: Cennetten çıkarılmanı gerektiren hareketi yapmaktan sakın. Yoksa rızık ararken yorulur mutsuz olursun. Çünkü sen burada, meşakkat ve güçlük çekmeden rahat bir hayat sürüyorsun.[154]

118. Ey Âdem! Sen cennette ne aç kalacaksın ne de çıplak. [155]

119. Aynı şekilde orada susâmıyacak ve güneşin sıcağım hissetmeyeceksin. Çünkü cennet sevinç ve neşe yurdudur. Dünya yurdunun aksine orada ne yorulmak, ne meşakkat, ne sıcak, ne de su*suzluk vardır. [156]

120. Şeytan, vesvese vererek gizlice onunla konuştu. Lanetli Şeytan ona dedi ki: Ey Adem! Kendisinden yiyenlerin ebedî yaşatıldığı asla ölmediği ve hiçbir zaman yok olmayacak bir mülke kavuştuğu bir ağacı sana göstereyim mi? Bu, görünüşte nasihat olan bir tuzaktır. Lanetli Şeytan ne zaman nasihatçi oldu ki? [157]

121. Âdem ile Havva, Allah'ın kendilerine yasakladığı ağaçtan yediler, ayıp yerleri ortaya çıktı. İbn Abbas şöyle der: Allah'ın onlara giydirdiği nurdan elbiseden soyuldular da ayıp yerleri göründü.[158] Cennet yapraklarından alıp onlarla örtünmek için ayıp yerlerini örtmeye başladılar. Âdem,ağaçtan yemekle Rabbi'nin emrine aykin davrandı ve düşmanın sözüne al-dandığı için cennette ebedi kalmaya götüren yolu şaşırdı. Ebussuûd şöyle der: Hatasının küçük görünmesine rağmen, Yüce Allah'ın Adem'in bu davranışını isyan ve sapıklık kabul etmesi, olayın büyüklüğünü gösterir ve Âdem'in çocuklarının böyle hataları işlemelerini vurgulu bir şekilde yasaklar.[159]

122. Sonra Rabbi onu seçerek kendisine yaklaştırdı, tevbesini kabul etti ve ona tevbesinde durmayı ve itaat sebeplerine sarılma yolunu gösterdi. [160]

123. Allah Âdem ile Havva'ya dedi ki: İkiniz de beraber cennetten inin.. Kazanç, geçim, huyların ve isteklerin farklılığı yüzünden, neslinizin bir kısmı bir kısmına düşman olacaktır. Ze-mahşeri şöyle der: Âdem ile Havva insanlığın aslı oldukları için, sanki bunlar insanlığın kendisi kabul edildi ve insanlara hitap ediliyormuş gibi bunlara hitap edildi.[161] Doğru yolu bulmanız için tarafımdan size peygamberler ve kitaplar gelir de Kim şeriatıma sarılır ve peygamberlerime uyarsa, dünyada yolunu şaşırmaz, âhirette de bedbaht olmaz. İbn Abbas şöyle der: Yüce Allah, Kur'an'ı okuyup da içindekilerle amel eden kimselerin, dünyada sapmayacaklarını, âhirette mutsuz olmayacaklarını garanti etmiştir. İbn Abbas daha sonra bu âyeti okudu.[162]

124. Kim emrimden ve peygamberlerime indirdiğim şeriat ve hükümlerden yüzçevirirse, müreffeh yaşıyor görünse de, dünyada onun geçimi zor ve sıkıntılıdır. Âhirette onu, gözleri kör olarak hasrederiz. İbn Kesîr şöyle der: Kim Allah'ın emrinden yüzçevirir ve onu unutmuş görünürse dünyada onun hayatı sıkıntılıdır. Kalbi ne huzur bulur, ne de rahat eder. Her ne kadar refah içinde yaşıyor görünse, istediğini yese, istediğini giyse, istediği yerde otursa da, sapıklığından dolayı, kalbi dar ve sıkıntılıdır. Çünkü onun kalbi ıztırap, şaşkınlık ve şüphe içindedir. Bir görüşe göre: Kabri daralır da kaburgaları birbirine geçer.[163]

125. Kâfir şöyle der: Ey Rabbim! Hangi günah sebebiyle beni körlükle cezalandırdın. Halbuki ben dünyada görüyordum. [164]

126. Yüce Allah ona şöyle cevap verir: Şüphesiz Benim ayetlerim sana açık-seçik geldi. Sen onlarıgörmezlikten geldin ve bıraktın. Bugün de, aynı şekilde, yaptıklarına uygun bir ceza olarak, azap içinde bırakılacaksın. [165]

127. Allah'ın âyetlerini inkar etmeyi ve hıyaneti uygun şekilde cezalandırdığımız gibi, şehevî arzulara düşkünlük göstererek haddi aşanları, rabbinin sözünü ve açık âyetlerini tasdik etmeyenleri de cezalandırırız. Cehennem azabı dünya azabından daha şiddetlidir. Çünkü cehennem azabı asla kesilmediği ve sona ermediği için sürekli ve devamlıdır. [166]

128. Seni yalanlayan Mekke kâfirleri görmediler mi ki, onlardan önce, peygamberlerini yalanlayan nice geçmiş milletleri yok ettik. Âd ve Semûd'un yurtlarında geziyor ve onların helak edildiğini gösteren kalıntıları, açık açık görüyorlar. Öğüt ve ibret almıyorlar mı? Bu yok olmuş milletlerin kalıntılarında, akl-ı selîm sahibi kimseler için ibretler ve deliller vardır. [167]

129. Onlar, azaplarının erteleneceğine dair bir hüküm ve yok edilmeleri için tayin edilmiş bir vakit olmasaydı mutlaka cezalandırılırlardı. Ferrâ şöyle der: Âyette bazı kelimeler öne, bazıları sona alınmıştır. Takdiri şöyledir: Âyet sonlarına uygun düşsün diye kelimeler yer değiştirilmiştir.[168]

130. Ey Muhammedi Kavminden o yalanlayıcıların sözlerine sabret. Rabbine hamdede-rek, güneş doğmadan önce sabah namazını batmadan Önce de ikindi namazını kıl. Gece saatlerinde, gündüzün başında ve sonunda Rabbin için namaz kıl. Umulur ki, seni razı edecek şey sana verilir. Kurtubî şöyle der: Tefsircilerin çoğu, bu ayetin beş vakit namaza delâlet ettiğini söylemiştir: Sabah namazı, ikindi namazı, Yatsı namazı, akşam ve öğle namazlarına işaret eder. Çünkü öğle gündüzün ilk kısmının, güneşin batması da son kısmının sonundadır.[169]

131. Kafirlerden bazı kesimlere verdiğimiz dünya nimetlerine ve aldatıcı süslerine gözünü dikme. Onlara verdiğimiz dünya hayatının süsüne bakma. Bu nimetleri onlara, nankörlükleri sebebiyle azaba müstehak olsunlar diye, kendilerini denemek ve imtihan etmek için verdik. Allah'ın vereceği sevap bu geçici nimetten daha hayırlı ve daha süreklidir. Tefsirciler şöyle der: Bu hitap, Peygamber (s.a.v.)'e olup maksat ümmetidir. Zira Peygamberimiz (a.s.) dünya nimetlerine en az önem veren, Allah katında olanlarada en istekli olan kimsedir. [170]

132. Ey Muhammed! Aile fertlerine ve ümmetine namazı emret. Sen de onu huşu ile ve âdabına uygun bir şekilde kılma hususunda sabret, Kendinin ve aile efradının rızkını temin etmekle seni yükümlü tutmuyoruz. Bilakis senin de, onların da rızkını Biz yükleniyoruz. Güzel sonuç, takva sahiplerinindir. İbn Kesîr: Güzel sonuç, yani cennet Allah'tan korkanlar içindir?" der.[171]

133. Müşrikler dediler ki: Bize, doğruluğunu gösterecek bir mucize getirse ya! Muhammed'e verilmiş olan, geçmiş milletlerin haberlerini kapsayan o büyük mucize Kur'an ile yerinemiyorlar mı? Bu soru, kınama ve azarlama ifade eder. Ebu Hayyân şöyle der: Müşrikler, kafa karıştırma hususundaki âdetleri gereği tercih ettikleri şeyi teklif ettiler. Onlara cevap verildi ki: Daha önce gelmiş olan ilahî kitaplar da müjdelenmiş olan bu Kur'an, kendisine karşı olanları acze düşürmede en büyük mucizedir. O kıyamete kadar geçerli olacak bir mucizeden.[172]

134. Mekke kafirlerini, Kur'an inmeden ve Muhammed (a.s.) gönderilmeden önce yok etseydik Şüphesiz: "Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de ona inanıp uysaydık Azabınla zelil olmadan ve halkın gözü önünde rezil duruma düşmeden âyetlerinle amel etseydik" derlerdi. Tefsirciler şöyle der: Yüce Allah peygamber gönderip kitap indirdik*ten sonra kendisine karşı hiç kimsenin herhangi bir delili olmayacağını, onlar için bir hüccet ve özür bırakmadığını açıklamak istedi. [173]

135. Ey Muhammed! O yalanlayıcılara de ki: Biz de siz de, hepimiz zamanın getireceği musibetkleri ve kimin kazanacağını beklemekteyiz. Sonucu bekleyiniz. Bu tehdit ifade eden bir emirdir. Kimin doğru yolda olduğunu,Biz mi yoksa siz mi, yakın da göreceksiniz. Kimin hak yolu bulduğunu, kimin sapıklıkta kaldığını anlayacaksınız. Kurtubî şöyle der: Bu âyette, bir tür tehdit ve korkutma vardır. Bu mübarek sûre tehdit ile son bulmuştur.[174]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler aşağıdaki edebî sanatları kapsamaktadır.
1. "İşte böylece sana anlatıyoruz" cümlesinde mürsel-mücmel teşbih vardır.
2. "Kıyamet gününde günah, onlar için ne kötü bir yüktür" cümlesinde istiare vardır. Burada günah, istiâre-i tasrîhiyye yoluyla, ağır yüke benzetilmiştir.
3. "Allah, insanların geçmişlerini de gelecek*lerini de büir" cümlesinde "geçmiş ve gelecek" dünya ve âhiret işlerindenkinayedir.
4. "kor" ile "gören" kelimeleri arasında tıbâk vardır.
5. "Dünya hayatının süsü" terkibinde teşbîh-i temsîlî vardır. Yüce Allah çiçeği dünya nimetlerine misal verdi. Çünkü çiçeğin görünüşü güzeldir, fakat bir müddet sonra kurur ve dağılır gider. Dünya nimeti de böyledir.
6. "Bekleyin" emri tehdit ve korkutma ifade eder.
7. "Keşke bize bir peygamber gönderseydin" cümlesinde iştikak cinası vardır.
8. ve kelimelerinde akıcı, güzel bir seci' vardır. Aynı şekilde v.b. kelimelerde böyle bir seci vardır. [175]

Bir Nükte

Nâsıf şöyle der: 119. ayette güzel bir edebî sır vardır. Buna, "Benzerleri birbirinden ayırma sanatı" denir. Şöyle ki, Yüce Allah, aralarındaki uygunluğa rağmen susuzluğu açlıktan, sıcaklığın sıkıntısını duymayı giyinmek (çıplak kalmamak) tan ayırdı. Bundan maksat, bu nimetleri saymak ve tasnifini yapmaktır. Benzerleri beraber anlatsaydı, sayılanların bir tek nimet olduğu sanılırdı. Bununla beraber âyette bir başka sır daha vardır. O da, âyet sonlarının birbirine uygunluğunun gözetilmiş olmasıdır. Eğer "susuzluk" kelimesi "açlık" kelimesi ile yanyana söyleseydi âyet sonlarındaki uygunluk bozulurdu.[176]

Faydalı Bilgiler

eş-Şihâb şöyle der: "On gün" ve "bir gün" veya "bir saat" kaldık diyenlerin sözlerini nakletmekten maksat, onların kalma müddeti hakkında ihtilafa ve bu müddetin tayininde şüpheye düştükleri gerçeğini anlatmak değildir. Aksine maksat, dünya hayaü hızla yok olduğu için söylenen kelimelerle onun azlığı ifade edilmiştir. Hikayede farklı edebî sanatlara yer verilmiş ve her makamda o makama uygun sanat kullanılmıştır.[177]
Allah'ın Yardımı ile Tâhâ Sûresi'nin tefsiri bitti. [178]