Şimdi duyduk ki, “Türkiye'yi Internet’e taşıyalım” sloganıyla inet-tr bir sempozyum düzenliyor. Biz de arkadaşlarla birlikte dedik ki, “madem Türkiye'yi Internet’e taşıyorlar, biz de bir ucundan tutalım, belki bir katkımız olur; aynı zamanda taşırken biz de bulunalım ki, daha önce kente taşıdılar uygarlığı, biz olmadığımız için çarpık kentleşmeden çok çektik, en azından şimdi çarpık net’leşmeyelim ki sanal dünyada da kentsel yaşamda karşılaştığımız sorunlarla en azından gelecekte karşılaşmayalım diye.”
Biz kimdik, onu söyleyelim: Biz, TBKİ idik. TBKİ’nin açılımı neydi; tabii ki Tembel Beceriksiz Körler İnisiyatifi değil, Türkiye Bilişen Körler İnisiyatifi. Türkiye Bilişen Körler İnisiyatifi ne zaman doğdu; 2000 yılının 22 Nisanında Ankara’da yaptığımız bir toplantıda. Bu toplantı Internet Haftasında, kaçıncı Internet Haftası olduğunu hatırlamıyorum; ama 2000 yılında düzenlenen Internet Haftası kapsamında yapılmış bir toplantıydı. Sevgili Mustafa Akgül hocamız, Ethem Derman ve Sami Dönmez, Türkiye Internet Üst Kurulundan 3 kişinin de desteğiyle bu toplantıyı gerçekleştirdik. Amacımız, bilgisayar kullanan, bilgi teknolojilerinden faydalanan körlerin sayısının artırılması, körlerin bilgisayar kullanımı ve Internet erişiminin önündeki engellerin aşılması ve bununla ilgili gerekli olan hukuki ve sosyal düzenlemelerin yapılmasıydı. Bu amaçla yola çıktık ve şimdiye kadar bir dizi toplantı gerçekleştirdik. Sayımız gittikçe artıyor, bizi duyan ve bizi duymakla kalmayıp bizim taleplerimizi anlayan insanların sayısı; ama henüz istenilen noktada değiliz tabii ki.
Nereden çıktı bilgisayar ya da Internet? “Toplum henüz sağlam insanına bilgisayar kullanmayı ve Internet erişimini sağlayamamışken, siz nereden çıktınız” diyenler için, ki aramızda bulunan hiç kimsenin bunu söylediğini sanmıyorum; ama sevgili Engin Albayrak’a sözü bırakmak istiyorum. Sayın Albayrak, körler için neden bilgisayar ve Internet erişiminin elzem olduğunu, neden zorunlu olduğunu anlatmaya çalışacak.
Teşekkürler. Çoğunuz beni tanıyorsunuz, ben de görme engelli bir bilgisayar kullanıcısıyım; yani bilişen bir körüm.
Biz bilgisayarı niye bu kadar önemsiyoruz; yani daha iş bile bulamamışken, daha aş bile bulamamışken, daha eş bile bulamamışken, niye “ille de önce bir bilgisayarımız olsun da sonrasına bakarız” gibi bir saplantı içine girdik?
Arkadaşlar, hepimiz -yani buradaki görme engellilerden veya görme engelliyi tanıyan buradaki bireylerden söz ediyorum- tanık olmuşuzdur; bir görme engelli öğrenci bir ders çalışmasını hazırlarken -bu bir ödev olabilir, bir ders notunu okumak olabilir veya bir herhangi bir nedenle bir araştırma yapıyordur- bu araştırmasını yaparken ne kadar zorlandığına defalarca tanık olmuşuzdur. Öncelikle bir yazılı kaynağı tespit etmemiz gerekiyor, yani hangi kaynağın bize gerekli olduğunu tespit etmemiz gerekiyor, bunun için kütüphanede kaynak taraması gerekiyor. Bunu kiminle yapacağız; çünkü kaynakların hiçbiri bizim okuyacağımız formatta değil, bir görenin yardımı olması gerekiyor. Ama bu görenin işi çok zor; çünkü tek tek bize kaynakları okuyacak, içindeki bilgileri, yani konu başlıklarını bileceğiz. Ondan sonra istediğimiz kaynağı buldum diyelim, bu kaynağı bize kim okuyup da bilgilenmemizi sağlayacak veya istediğimiz yazıyı oluşturmamız için istediğimiz belgeye dönüştürmemizi sağlayacak; yine bir gören bunu yapacak.
Bazı büyük kentlerde “görenler olmasa da olur canım, biz ufak tefek işlerimizi yapıyoruz işte.” Mesela nasıl yapıyoruz? Sesli kütüphanelerimiz var, kabartma kütüphanelerimiz yeni yeni oluştu Allah’a şükür, Altı Noktada makine var. Bu kütüphanelerde bulabildiğimiz kaynaklarla işimizi görmeye çalışıyoruz; ama bunlar genellikle biraz eski tarihli, biraz daha popüler olan kaynaklar oluyor, biraz az popüler olan veya herkesin işine yaramayacak kaynaklar buralarda bulunmuyor veya çok sevdiğimiz bir kitap var, herkes sözünü ediyor “şu kitap da ne kadar çok sattı” eleştirilerini oradan buradan duyuyoruz, ama o kitabı bir okumamız gerekiyor. Kim okuyacak bize; eğer sesli veya kabartma baskı kopyasını bulamamışsak, bir gören okuyacak. Ama o okuyacak olan gören, ya para karşılığı bunu bize okuyacak veya o da seviyorsa eğer zevk için bize katlanacak; ama zamanını ayıracak, birlikte okuyacağız filan, yani bir sürü sorunla karşılaşıyoruz. Bir yazı yazacağız, diyelim ki bir devlet dairesine bir dilekçe yazılacak; bu dilekçemizi kim yazacak?
Şimdi sayamayacağım, aklıma gelmeyen buna benzer bir çok sorunumuz vardı; ama bu sorunların neredeyse tamamı yok, çünkü bilgisayar var. Biz bilgisayarımızın başına geçtiğimiz zaman artık Internet’in herhangi bir köşesinde bulabileceğimiz bir elektronik kitabı anında bilgisayarımızı indirip istediğimiz aralıklarla, istediğimiz şekilde, istersek tümünü bir günde -vaktimiz varsa- istersek günde 10 dakika ayırarak rahat rahat okuyabiliyoruz. Yani elektronik ortamda bir kopyası bulunan her kitaba ulaşmamız artık mümkün; çünkü bilgisayarla bunu okuyabiliyoruz, hatta üzerinde ufak tefek notlar alıp değişiklikler yapabiliyoruz. Çünkü o kitap bizim, kütüphaneden filan ödünç almadık; bu bir yararı.
Bir başka yararı da şu: Eşimize dostumuza mektup yazacaksak, bir göreni çağırıp da “hele şu mektubu bana bir yazıver” demiyoruz, para isteyeceksek “bunu nasıl yazdırayım, bir görene yazdırıyorum, babamdan para isteyeceğim, ayıp olmaz mı” filan diye kaygılarımız yok; çünkü kendimiz yazıyoruz, kendimiz kağıda bastırıyoruz ve hatta biraz becerimiz varsa, zarfın üstünü bile printer’de kendimiz yazıp postaya atması kalıyor bir tek ya da babamızın da bilgisayarı varsa mail atıveriyoruz, daha kolay. Bir başka yararı, babamızdan bizim mektubumuza cevap geldiğinde, bu cevabı da okutmak için bir görene ihtiyacımız yok; koyuyoruz tarayıcımızın içine, basıyoruz bir butona, mektup anında bilgisayarın ekranına, bilgisayarın hard diskine yerleşiveriyor bizim okuyabileceğimiz harflerle, yani bizim elektronik harflerle. Oradan istediğimiz gibi, bilgisayardaki daha önceki kitaplarımızı nasıl okuyorsak, bunu da o şekilde okuyabiliyoruz.
Bilgisayarın bu nedenle biz görmeyenlere, görenlerden daha çok gerekli bir araç olduğuna inanıyoruz. Bu görenlere gerekli olmadığı anlamına gelmiyor, görenler bilgisayarla birçok işlerini çok daha kolay yapıyorlar; ama bilgisayar olmadan da yapıyorlardı o işlerini, biraz geç oluyordu, biraz güç oluyordu, ama kendi başlarına yapıyorlardı. Biz, bilgisayar olmadan, birinin yardımı olmadan bu işlerimizi yapamıyorduk; şimdiyse bilgisayarla hem Türkiye'de ve dünyada olup biten tüm olayları, hem de yazmamız gereken yazılarımızı, okumamız gereken tüm kaynaklarımızı tarayabiliyoruz. Herhangi bir bilgiye ulaştığımız zaman, o bilginin kaynağının ta kendisine; yani o bilginin yazarına kadar ulaşma şansımız var, bunlar bizim için çok değerli olanaklar, o nedenle de bu olanaklar için bilgisayarı kullanmak zorundayız.
Az önce dedik ya, iş bulamayanlarımız var, aş bulamayanlarımız var; bilgisayarı nasıl alacak bu arkadaşlarımız? Biz, “herkes evine bilgisayar alsın” diye bir kaygı veya bir kampanya yürütme çabasında değiliz; bizim yapmaya çalıştığımız şey, önce görme engelliler bilgisayar kullanmak zorunda olduklarının bir farkına varmalı. Görme engellilere hizmet götüren kurum ve kuruluşlar, bu hizmetleri bilgisayar yardımıyla daha ucuz ve kaliteli olarak verebileceklerinin farkına varmalı. Bu bilinç gerçekleştikten sonra ne olacak?
Arkadaşlar, benim bir hayalim var; birtakım derneklerle, birtakım kurum ve kuruluşlarla eğer birtakım hizmetler için görüşüyorsak, ilişki içindeysek, bu ilişki içinde olduğumuz tüm kurum ve kuruluşların bizim kullanımımıza açık bilgisayarları içeren birer odası olmalı ve bu odalarda bu bilgisayarları istediğimiz gibi kullanabilmeliyiz. Eğer bilgisayar kullanmayı bilmiyorsak da bir operatör yardımıyla, bize az çok yardımcı olacak bir operatör yardımıyla; ama işimizin önemli kısımlarını kendi kendimize yaparak bu işi becerebilmeliyiz. İlle de evimize bilgisayar almamız gerekmiyor; ama bir yazımızı, istediğimiz bir kütüphaneye Internet üzerinden girerek, o bilgisayarda kendimiz okuyabilmeliyiz, oradan istediğimiz kadar printer kağıdına kopyasını çıkartabilmeliyiz, hatta bir el baskısını alabilmeliyiz. Bu olanakları bize hizmet veren kurum ve kuruluşlar bizim için sağlamalı, bunlar çok pahalı olanaklar değil, en azından şu anda bize verilmeye çalışılan eğitim kadar pahalı değil.Bilgisayar ve görme özürlüyü bir arada düşünmek, yaklaşık 3-4 yıl öncesine kadar görme özürlüler arasında bile fazlaca düşünülen bir olay değildi. Bunun en büyük iki nedeni var; Türkiye'de görmeyenler, ekonomik olarak en alt kesimde olan insanlar, yeterli ekonomik olanakları yok, bilgisayar ve bilgi teknolojileri ekonomik bakımdan pahalı. İkincisi de şu: Görmeyenler, bir görmeyenin bilgisayar kullanımını sağlayan araçlardan ve yazılımlardan yoksun.
Bilgisayar dünyası çok hızlı değişen bir alan, burada aylar çok şey ifade ediyor, 3 ay önce kullandığımız yazılımı 3 ay sonra kullanamaz hale geliyoruz, başka bir yazılım çıkıyor. Bu yazılımların görme özürlülerin kullanımına da uygun hale getirilmesi gerekiyor; en büyük problemimiz bu.
Bu problemleri anlatmadan önce, bir görme özürlü bilgisayarı nasıl kullanır, neleri yardımcı almak zorundadır? Temel olarak bir görmeyen özürlünün bilgisayar kullanımında en büyük yardımcısı “screen reading” dediğimiz ekran okuma programları. Bu programlar yazılım veya harfler olarak hazırlanmış synthezeiser’larla ses sentezleyicilerle çalışırlar ve bir gören için ekranda görülebilir ne varsa, bir ekran okuma programı da bir görmeyene bunu seslendirir; bu en önemli yardımcı yazılım. Diğerleri yine bir görme özürlünün kullanımına uygun olması koşuluyla, ona uygun yazılımların yaratılması koşuluyla tarayıcılar çok önemli.
Bugün dünyada 50’nin üzerinde okuma programı var; ama özellikle Türkiye'de görme özürlülerin bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasını engelleyen en önemli unsur, Türkçe ekran okuma programının olmayışı. Sayımız gittikçe çoğalsa da, Türkiye'de görme özürlüler parmakla sayılacak kadar az bilgisayar kullanıyorlar, etrafımızdaki ya da bizim benzeri ülkelerdeki görme özürlülere bakarak çok az. Nedeni, Türkçe ekran okuma programının olmayışı; ya İngilizce bilen ayrıcalıklı görmeyenler bilgisayar kullanabiliyorlar ya da İngilizce aksanıyla Türkçe konuşabilen ekran okuma programına alışabilenler kullanabiliyorlar. Ekran okuma programlarını üreten firmalar da Türkçe’ye ilgi göstermiyorlar. Nedeni çok açık; Türkçe ekran okuma programı pazarının ne kadar hacimli olduğunu, büyüklüğünün ne olduğunu bilemiyorlar ve bir pazar yaratılamadığından da ticari olarak yatırım yapma gereği doğmuyor.
Özellikle yazılım olarak ekran okuma programlarının gelişmesi, Amerika Birleşik Devletlerinde 1994 yılında Özürlü Yurttaşlar Yasasının çıkışından sonra hız kazanıyor; çünkü bu Yasa, Amerikan vatandaşı olan özürlülere götürülecek hizmetlerde ekonomik destek sağlıyor, Amerikan Devleti götürülen hizmetleri destekliyor. Türkiye'de böyle bir olanak da olmadığından, yaratılamadığından, bilgisayar dünyasına ağır adımlarla ilerleyebiliyoruz.
Yine görme özürlülerin önünde başka bir engel de ekran okuma programını ve diğer destekleyici yazılımları bulabilen görme özürlüler Internet’e ulaşmak istiyorlar; çünkü bir görme özürlünün bilgi kaynaklarına ulaşması, üretmesi ve yayması Internet aracılığıyla olabilen bir şey. Burada web tasarımcıları devreye giriyor; görme özürlüler sadece ekran seslendiren programlarla Internet’e ulaşabildiklerinden, web tasarımcıları bu durumu dikkate almıyorlar. Hareketli yazılar, javalar ve resimlerden oluşan linkler bizim için bir şey ifade etmiyor. Çok basit olarak alternatif açıklayıcı tekst yerleştirilen resimli bir link bizim için çok şey ifade ediyor; ama bir web tasarımcısı da “bu siteye bir görme özürlü girebilir” diye düşünmüyor.
Halbuki bir görme özürlünün normal kent yaşamında, sosyal yaşamda ulaşma güçlükleri var; bir bankaya gidip parasını yatırma, havale yapma, faturalarını ödeme gibi işlemleri yapabilmesi için çok zaman harcaması gerekiyor, çok güçlüklerle karşılaşması gerekiyor. Bu hizmetleri Internet’ten sağlayan kurumlar Internet sitelerini de görme özürlülerin kullanabileceği alternatif seçenekler de yaratabilseler, biz çok daha rahat ve hızlı biçimde Internet erişimine de ulaşmış olacağız.
Tek tek bu sorunları aktarmak ve çoğaltmak mümkün, ama özünde değinmek istediğim iki problem var; gerek bilgisayar kullanımına yönelik ekran okuma programlarının Türkçeleştirilmesi ve geliştirilmesi, gerekse Internet erişiminde görme özürlülere uygun yazılımların ve web sitelerinin oluşturulması konusunda temel bir yönlendirmeye ihtiyaç var. Görme özürlülerin bilgisayar kullandığının, neden ihtiyaçları olduğunun, sayılarının ve ihtiyaçlarının anlatılması gerekiyor; bu işle ilgilenenlerin yönlendirilmesi gerekiyor, kamuoyu oluşturulması gerekiyor ve taleplerinin yerine getirilmesi bakımından mücadele edilmesi gerekiyor. Bunun için de bu alanda birikimi olan insanlar bir araya gelmek zorunda, örgütlenmek zorunda.
20. Yüzyıl sosyologlar tarafından örgütlenme çağı olarak değerlendiriliyordu, 21. Yüzyıl ise bilgi çağı olarak değerlendiriliyor. “Bilgiye egemen olan, gücü elinde tutar” gibi bir yaklaşım var, ama görmeyenlerin gücü elinde tutma gibi ütopik bir amacı yok; ama en azından daha özgür, daha güvenli bir yaşam sürebilmeleri için bilgiye ulaşmaları, üretmeleri ve paylaşmaları gerekiyor, bu koşulları sağlamak için de örgütlenmeleri gerekiyor. Bu örgütlenme, hem görme özürlülerin bilgisayar kullanımına yardımcı olacak kaynakları yönlendirme rolünü üstlenecek, hem de görme özürlülerin bilgisayar kullanımı ve geliştirilmesi bakımından ihtiyaç duyulan temel politikaları oluşturmayı sağlayacak.
Genel anlamda özürlülerin örgütlenmesi ülkemizde yaygın; ama dağınık, belli alanlarda güç birliği yapmaktan kaçınılıyor, o birliktelik sağlanılamıyor. Hukuksal altyapısı bakımından da görme özürlüler somutunda -özürlülerde de var, ama şu anda konumuz görme özürlüler olduğu için- bir çelişki var, garip bir çelişki var; “bilgisayar kullanıcısı görme özürlüler kendilerini anlatmak için, geleceğe yönelik politikalar oluşturup ilgili yerlere yaptırtabilmek için örgütlenmek zorunda” diyoruz; ama bu alana ilişkin, özürlülere götürülecek hizmetlerle ilgili örgütlenme, hukuksal bakımdan şu anda olanaksız. Yani sakatlara hizmet amacıyla özürlülerin kendileri veya bu amaca yönelik herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı grubu yasal olarak örgütlenemiyor. Bu çelişki son Anayasa değişikliğiyle birlikte kalkma yoluna gitti, ama halen ilgili Dernekler Yasası yürürlükte ve bu Yasanın bugüne kadar eşini görmediğim bir 88. Maddesi var; 88. Madde, sakatlara hizmet amacıyla kurulan derneklerin 4 özür federasyonuna bağlı olmasını, bu federasyonların da bir konfederasyona bağlı olmasını öngörüyor.
Yine genel anlamda bir Dernekler Yasasının 34. Maddesi var; “federasyon üyesi dernekler kamu yararına çalışan derneklerdir” diyor, kamu yararına çalışma statüsünün kazanılması da tamamen yürütmenin sınırsız takdiriyle olabilecek bir şey. Yani görmeyen bilgisayar kullanıcıları derneğini kurduğunuz an, bu dernek herhangi bir federasyona üye olmak zorunda, üye olabilmesinin koşulu da kamu yararına olabilmesinden geçiyor. Yeni kurulan dernek kamu yararına olamayacağına göre -belli koşulları var, en az 1 yıl faaliyette olması gerekiyor, Bakanlar Kurulundan izin alması gerekiyor- bu koşullar yerine getirilmediğine göre bu dernek kurulamaz anlamına gelir. Bu Yasa 12 Eylül dönemi yasalarından olduğundan, Anayasaya aykırılığı iddia edilemiyordu, son Anayasa değişikliğiyle bu olay ortadan kalktı. İnşallah 88. Madde de Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine gider de, örgütlenme yolunda daha rahat bir hukuksal altyapı oluşturmuş oluruz.
Bu alanda, özellikle görmeyen özürlülerin bilgisayar kullanımı ve bilgisayar destekli eğitim ve bilgisayarın yardımıyla yeni mesleklerin edinilmesi ve iş piyasasına bunların tanıtımı alanında mevcut örgütlerin önkoşulsuz katkıda bulunması gerekir ve hatta bu süreçte bizzat yer almaları gerekiyor. Ama düzinelerce görmeyenlere yönelik hizmet veren dernek var ve bilgisayar kullanımına ve bundan alınacak sonuçlara yönelik çalışmaları çok az, tek tük görüyoruz ve birbirleri arasında da koordinasyon olmadığı için bunlar saman alevi gibi parlayıp yok oluyorlar.bilgisayarın neden görmeyenler için zorunlu olduğunu; sevgili Ali ise -en önemli alanlardan ikisi eğitim, birbiriyle de karşılıklı bağımlı iki alan- eğitim ve istihdamda bilgi teknolojilerinin kullanımının görmeyenler açısından neler getireceğini ve sevgili Recep arkadaşımız da bir körün bilgisayarı kullanmasını sağlayan teknolojilerden ve bilgisayar kullanımındaki engellerden bahsetti.
Ben de yine görmeyenin bilgisayar kullanmasını sağlayan, bilgi teknolojilerinden faydalanmasını sağlayan sistemlerden bahsedeceğim ve bir DEMONSTRASYON da yapmaya çalışacağım. Bu iş nasıl yapılıyor, bilgisayar nasıl kullanılıyor? Yalnız şöyle bir sorunumuz var: Bir bilgisayarı aşağı yukarı 700-1 000 dolar arasında ya da belki ortalama daha ucuza mal edebiliyorsunuz şu anda; ama bir görmeyenin bu bilgisayarı kullanabilir hale gelmesi için, en azından 1 000 dolar civarında ek bir para daha ödemesi gerekiyor ki, bu bilgisayarın kendisi tarafından kullanılabilmesini sağlayabilsin; bu önemli bir engel.
Bilgisayarı nasıl kullanabiliyor? Bir körün ya da körlerin bilgisayar kullanmasını sağlayan sistemleri “yapay konuşma sistemleri” olarak adlandırıyorum. Yapay konuşma sistemleriyse 2 grupta inceleniyor; birincisi, ekran okuma ya da ekran tarama veya ekrana erişim, “ekran erişim programları” denilen kısım, adı üstünde program, bu bir yazılım. Windows, Linux, Machintosh, IBM’in OS2 işletim sistemi ve bunun gibi işletim sistemleri üzerinde çalışabilen ekran okuyucu programlar mevcut.
Ekran okuyucunun göreviyse, ekrandaki bilgiyi, görsel bilgiyi alıp kullanıcıya yapay ses sentezleme cihazı ya da programı aracılığıyla kullanıcıya iletmek; yani başka bir deyişle dijital bilginin konuşmaya dönüştürülmesini sağlamak.
İkinci kısım ise -az önce zaten ekran okuyuculardan bahsederken söyledim- ses sentezleme kısmı. Ses sentezleme kısmı da kendi arasında 3 grupta inceleniyor; birincisi, bilgisayara bir kablo aracılığıyla bağlanan donanım tabanlı harici ses sentezleyicileri; ikincisi, yine bilgisayara insert edilen, bilgisayara normal ses kartı gibi takılan, harici olmayan, yani dahili ses sentezleyicileri. Üçüncüsü, bilgisayar üzerinde takılı standart bir ses kartı aracılığıyla bilgiyi konuşmaya dönüştüren, İngilizce’siyle text ... speech; yani metinden konuşmaya programları, yazılım tabanlı programlar.
Bu son dönemde özellikle bu teknolojiler konusunda bu text ... speech ve konuşma tanıma teknolojileri konusunda çalışmalar hızla artıyor; çünkü biliyorsunuz, bu teknolojiyi kullanarak, örneğin telefonla istediğiniz bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Yani diyelim ki gazete okumak istiyorsunuz, okumak istediğiniz gazeteyi seçip telefonda -Amerika'da böyle bir servis var şu anda- ve hangi gazetenin hangi bölümünü okumak istiyorsanız, onu yine metinden konuşmaya teknolojisiyle gazeteyi telefondan dinleyebiliyorsunuz. Tabii ki bu mobil cihazlarda da yapılabilen bir şey; diyelim ki arabanızda gidiyorsunuz, elektronik postanızı okumanız gerekiyor, elinizdeki mobil cihazla posta kutunuza bağlanıyorsunuz, mesajınızı dinleyebiliyorsunuz. Bunun içine tabii ki konuşma tanıma teknolojisi de eklendiğinde, herhangi bir şekilde tuş ya da ekran kullanmanıza gerek kalmadan yapmak istediğiniz şeyi söylüyorsunuz ve sonuç olarak da size konuşma olarak geri dönüyor bu.
Yapay konuşma sistemleri 2 gruba ayrılıyor dedik, bu metinden konuşmaya dönüştürme alanındaki çalışmaların ilki -ilk denilebilir belki buna- tam olarak bir sistem değil. 1779 yılında bir Rus profesörünün 5 sesli harfi çıkarırken insan ağzının, yani insan ses sisteminin aldığı şekli gösteren bir aygıt, bir aparat yapıyor bunu göstermek için; ilk çalışma olarak bu kabul edilebilir. Onun dışında somut anlamda bir sistem olarak ilk çalışmaysa 1930’da Bell Telephone Company diye bir şirket vardır biliyorsunuz, bu şirketin laboratuarlarında oluşturulan bir çalışma.
Şu anda bireysel kullanıcılar, son kullanıcı için piyasada bulunan ses sentezleyici, konuşma sentezleyici program ya da cihazların fiyatları 150-1300 dolar arasında değişiyor, bunların donanımsa fiyatı artıyor ya da konuşmanın kalitesine göre fiyat değişebiliyor. Konuşma sentezleyiciler, bir dilin -hangi dilde yapılmışsa- bütün dilbilgisi kurallarını kapsayacak bir şekilde yapılıyor. Ancak şimdiye kadar tam olmuş, yani “tam insan sesi kalitesinde, insan konuşması kalitesinde” denilecek bir sistem yok henüz; ama gerçekten şaşırtıcı derecede iyi konuşan ya da rahatsız etmeyen, robotik bir sesi olmayan sistemler de mevcut.
Ekran okuyucular nasıl çalışıyor? Tamam, ekran okuyucu bilgiyi alıp okuyor; ama yalnızca öyle düz bir şey değil, yani Windows’tan aldığı bilgiyi ya da ekranda görülen bilgiyi direkt alıp kullanıcıya aktarmıyor. Tabii biz Microsoft’a mahkûm olduğumuz için, Windows üzerinden gitmek zorunda kalacağım; çünkü diğer işletim sistemlerinde çalışma şansı bulamadım şimdiye kadar, çoğumuz öyleyiz. Halbuki Linux gibi açık kod işletim sistemleri için de körler için çözümler mevcut; ancak bu konuda Türkçe çalışmalar olmadığı için ya da bu konuda çalışmalar yaygın olmadığı için, kullanımı yaygın olmadığı için şu anda Türkiye körleri şu anda yararlanamıyor.
Windows ya da grafik kullanıcı ara yüzü ile çalışan işletim sistemlerinde ekran okuyucu nasıl çalışıyor? Grafik kullanıcı ara yüzünde grafiksel ve görsel yapı olduğu için, bir ekran okuyucunun ekranında görünen bilgiyi alıp konuşma sentezleyiciye iletmekten daha fazlasını yapmasını gerektiriyor. Ekran okuyucunun görevlerini 5 kategoride inceleyebiliyoruz; birincisi, metin ve grafiksel bilgiyi ayırt ediyor ve kullanıcıya aktarıyor. Metin ekranda görüntülendiğinde, örneğin Windows’ta bu metin küçük noktalardan oluşan ... olarak tutuluyor. Dolayısıyla ekran okuyucunun bu bilgiyi alıp yorumlaması, neyin metin, neyin grafik olduğunu ayırt etmesi, ekran okuyucunun yardımı olmadan kullanıcının bunu yapması mümkün değil. Windows tabanlı ekran okuyucu program, Windows uygulamaları tarafından ekrana gönderilen bilgiyi alıyor ve ...... Model denilen, “OSM” denilen bir bellek yapısına aktarıyor, hafıza yapısına aktarıyor ve ekran okuyucu okuma işlemini de buradan yapıyor.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1212
favori
like
share