Adana'da Asker Uğurlama Karşılama Törenleri

Köyde gençleri askere uğurlamak önemli bir olaydır. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden on, onbeş gün önce bütün işlerden el çektirilir. Delikanlı bu süre dinlenir gezer, eğlenir. Tüm tertipler son günlerinde birbirlerini evlerine davet ederek birbirlerine ziyafet çekerler. Davetlilere çerez ikram edilir, çalıp oynanır. Ailesinin maddi durumu iyi olanlar ise davar kesip mevlit okuturlar. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden önce bütün akrabalarını ve yakın dostlarını ziyarete gider. Ziyarete çıkmasa bile akraba ve yakın dostlar, genci yemeğe davet ederler. Bu yemeği veda yemeği şeklinde düzenlerler. Ziyaret ettiği akrabalar askere uğurlama sırasında belli bir miktar para verirler. Bu paranın miktarı önemli değildir, önemli olan verilmesidir. Bu bir gelenektir. Delikanlının askere gideceği yerin belli olacağı gün köydeki bütün gençler toplanarak giderler. Askere gidecek genci yalnız bırakmazlar.

Asker adayı yola çıkmadan bir veya iki gün önce davetlilerle birlikte türbe ziyaretine gidilir. Bu ziyaretlere asker adayının götürülüş amacı, askerden sağ salim gelmesi için yardım dilemektir. Delikanlı kurban adar. Bazı aileler kına törenini yönetecek kına bayraktarını çağırır, bayraktar kına yakılırken kına ve asker duası okur.Askere gidecek gencin ailesinin durumu uygunsa mevlit okutur. Mevlit gencin askerliğini kazasız belasız bitirmesi için okutulur.

Askere gideceği gün davul zurna getirtilir, Askere gidecek delikanlının arkadaşları evin önünde oynarlar. Evden ayrılırken üç el ateş edilir. Genci şehre götürecek araba gelin arabası gibi süslenir. Oğlanın koluna kırmızı kurdele bağlanır. Genci genellikle akşam gönderirler, otogarda herkes toplanır. Genç ailesi, yakın akrabaları, dostları ve köyün gençleri tarafından davul zurna eşliğinde uğurlanır. Gençler toplu halde halay çekerek genci oynatırlar. Vedalaşılırken gencin cebine para veya mendil konur. Delikanlının uzun süre ailesinden uzak kalacağı için her isteği yerine getirilir. Otobüse binmeden önce herkesle vedalaşır. Annesiyle vedalaşırken annesi oğluna simitten bir parça ısırttırır, simidi saklar. Simit evde bir odaya asılarak delikanlı askerden gelene kadar saklanır. Kısmetinin onu geri getireceğine inanılır. Genç askerden döndüğünde simit suda ıslatılarak kuşlar yesin diye atılır. Delikanlı eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir mendil hediye eder. Bu dantelli mendili genç kız eliyle işler. Delikanlı bu mendili askerde kesinlikle kullanmaz, askerden geldikten sonra da saklar; bu gelenektir. Askere gidecek gencin durumu iyi değilse köyde para toplanarak gence asker harçlığı verilir.

Asker dönüşü için kurban adanmışsa kurban kesilir. Kurban eti ya eve sokulmadan fakirlere dağıtılır ya da akraba ve komşular çağırılarak yemek verilir. Son yıllarda askere gönderme ve asker karşılama törenleri daha da canlı bir biçimde yapılmaya başlanmıştır.

ÖLÜM

Halk kültüründeki geçiş dönemlerinden biri de ölümdür. Adana ve çevresinde ölümle ilgili gelenek ve görenekleri; ölümden kaçınmak için uygulanan davranışlar, ölüm olayı çevresinde uygulananlar ve ölenin ardında kalanların uyguladıkları davranışlar olmak üzere, ölüm etrafında kümelenmiş olarak görmek mümkündür.

Ölüm çevresinde uygulanan âdet ve inanmalarda, dinsel yönü ağır basan pratikler yanında, büyüsel pratiklerin de yoğun bir şekilde yer aldığı görülür. Rüyaların, birtakım nesnelerin ve bazı hayvanların ölümü çağırdığı düşünülür. Bu düşünceyle, ölümü uzaklaştırmak için ölümden kaçınma davranışlarında bulunulur.

Bir evin bahçesinde köpeğin uluması veya baykuşun ötmesi uğursuzluk kabul edilir. Rüyada ev yıkımı görülürse ,gelinlik giyilirse ,çıplak biri görülürse ,mezarlık veya tabut görülürse ,çokça odun ve kazan görülürse , ölüm olacağı düşünülür. Ayakkabının ayaktan çıkarılırken ters düşmesi ,ikindiden sonra komşuya un, tuz, süt ve kazan verilmesi,iyi kabul edilmez.

Bir ölüm olayının ardından uygulanan bazı âdetler de, başka bir ölümün olmaması içindir. Cenaze yıkanırken çoluk çocuk uyandırılır. Cenaze için ısıtılan suyun kazanı ters çevrilir. Küçük çocuklar cenazenin ardında kalmasın diye, cenazenin önünden geçirilir .Cenazenin yıkandığı yere, içinde oklava olan bir ibrik konur .Cenaze evden çıktıktan donra bir tabak içinde, bulgur-soğan ve yağ "rızkı da beraber gitsin" diye, bir fakire verilir. Cenaze evden çıkarken ardından oklava atılır .Cenazenin ardından, ev temizlenir, süpürülür. Yatağı sökülür, yıkanır, havalandırılır. Evde yedi türlü baharat, üzerlik, buhur tüttürülür .
Hastanın öleceğinin anlaşılmasıyla birlikte, çevresinde bulunanlar birtakım dinsel işlemleri uygulamaya başlarlar, islami usullere göre yapılan bu işlemlerle, hastanın öte dünyaya imanlı gideceğine inanılır.

Cenazenin, zorunluluklar dışında, bekletilmesi iyi karşılanmaz. Bir an önce gömülmesi gerekir. Böylece ölenin de ruhunun rahat edeceğine inanılır. Akşam ölen gömülmez, "yer mühürlendi" denir .Cenaze suyu içine gül, reyhan, murt dalı, portakal yaprağı, mantuvar çiçeği atılır .Cenaze yıkanırken başının altına murt dallan konur. Bu dalların yaprakları orada bulunanlara dağıtılır, dua okurlar. Okunmuş yapraklar, çörek otuyla birlikte kefenin içine atılır. Gelinin evlenirken kesilen, daha sonra sandıkta saklanan "kâkül"ü varsa o da kefenin içine konur .Kefen gül suyu ile ıslatılır, "günlük" yakılarak tütsülenir. Kefen ölünün yıkanacağı yere kadar el üstünde götürülür .Kefenlemeden önce cenazenin yakınları çağrılır, el öptürülür .Kefenden artan parça, bir fakire ya da çocuğu olmayan bir kadına verilir .Kefenleme işlemi sırasında etrafta üzerlik tüttürülür .Bazı çevrelerde, kefenin içine taze çiçekler konur, ölünün başı çiçeklerle örtülür .
Ölü yıkama işlemi köylerde ve kasabalarda kapalı bir alanda, şehir merkezinde ise mezarlıkta yapılmaktadır. Cenaze namazı da gelen cemaatla birlikte mezarlıkta kılınmaktadır. Ölü toprağa konulduktan sonra, gözü arkada kalmasın, dünyadan doyumlu gitsin diye yüzüne toprak atılır, ağzına toprak konur. Ölen kişi kadınsa mezarın başına kırmızı yağlık, erkekse beyaz şifon, askerse bayrak bağlanır. Ölen genç kızsa, mezarın üstüne çeyizinden bir bohça konur .
Ölü mezara konduktan sonra uygulanan pek çok âdet ve inanma da bulunmaktadır. Bunlarda amaç; ölünün öte dünyada rahat etmesi, günahlarından arınması, geride kalanları tedirgin etmemesi ile birlikte, kalanların acılarının hafifletilmesi ve bu duruma alışmalarının sağlanmasıdır. Bunun için, ölünün gömüldüğü gün ölü evine "kazma-kürek yemeği" denilen yemek, komşular tarafından getirilir .Ölü evinde yemek pişmez, yedi gün yemeği komşular getirir. Baş sağlığı dileğine gelenler lokum, çay, şeker, bisküvi, kolonya getirirler. Gelenlere lokum ikram edilir. Ölü evinde, ölünün üçüncü günü helva yapılır, yedinci günü "yedi yemeği" hazırlanır .Ölü için verilen yemek, cenaze sahibinin ekonomik durumuna göre, pilav-hoşaf, haşlama et-yufka, dövme pilavı-kuru fasulye, lahma-cun-tatlıdan oluşmaktadır. Kırkıncı ve elli ikinci günlerde de kimileri helva veya aşure yaparak dağıtmaktadır.

Ölenin ardından giysileri, çarşafları ve çamaşırları yakınları tarafından yıkanarak bir fakire verilir. İhtiyacı olanların alması için ölenin ayakkabıları ve giysileri dört yol ağzına bırakılır .Ölenin en yeni giysisi, gözü arkada kalmasın diye, mezarının üstüne bırakılır.

Adana ve çevresinde ölenin ardından ağıt yakma geleneğine rastlanır. Köylerde bu işi ağıtçı kadınlar yapar. Ağıtçı kadın cenaze evinde, ölenin giysilerini odadakilere göstererek, ölenin iyiliklerini, güzelliğini, yiğitliğini anlatarak maniler söyler, etraftakileri ağlatır.

Sonuç olarak, Adana ve çevresi, halk kültürü bakımından oldukça zengin motifler taşır. Bu motifler geçmişten günümüze değin çeşitli kültürlerin de etkisiyle çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. Bölgenin son yıllarda yaşadığı hızlı toplumsal değişme ve gelişme geleneksel kültürdeki değişimi de başlatmıştır. Kırsal kesimden kente doğru gidildikçe giyim kuşamda görülen değişim, geleneklerde ve göreneklerde yansımasını bulmuştur, insan yaşamının geçiş dönemlerinde uygulanan davranış kalıpları da, zaman içerisinde biçim değiştirmiş; düğünlerin süresi kısalmış, çeyizlerin türleri değişmiştir. Artık, hamile bir kadın doğacak çocuğunun cinsiyetini öğrenmek istediğinde, en yakın sağlık kuruluşuna veya hastaneye giderek ultrason aygıtından yararlanabilmektedir. Ancak, gelişen teknolojiye ve değişen yaşam koşullarına rağmen halk kültüründeki gelenek ve görenekler, dün olduğu gibi bugün ve yarın da halkın yaşamında varlıklarını sürdüreceklerdir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2429
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 11.05.2009 01:49
Adana'da Asker Uğurlama Karşılama Törenleri

Köyde gençleri askere uğurlamak önemli bir olaydır. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden on, onbeş gün önce bütün işlerden el çektirilir. Delikanlı bu süre dinlenir gezer, eğlenir. Tüm tertipler son günlerinde birbirlerini evlerine davet ederek birbirlerine ziyafet çekerler. Davetlilere çerez ikram edilir, çalıp oynanır. Ailesinin maddi durumu iyi olanlar ise davar kesip mevlit okuturlar. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden önce bütün akrabalarını ve yakın dostlarını ziyarete gider. Ziyarete çıkmasa bile akraba ve yakın dostlar, genci yemeğe davet ederler. Bu yemeği veda yemeği şeklinde düzenlerler. Ziyaret ettiği akrabalar askere uğurlama sırasında belli bir miktar para verirler. Bu paranın miktarı önemli değildir, önemli olan verilmesidir. Bu bir gelenektir. Delikanlının askere gideceği yerin belli olacağı gün köydeki bütün gençler toplanarak giderler. Askere gidecek genci yalnız bırakmazlar.

Asker adayı yola çıkmadan bir veya iki gün önce davetlilerle birlikte türbe ziyaretine gidilir. Bu ziyaretlere asker adayının götürülüş amacı, askerden sağ salim gelmesi için yardım dilemektir. Delikanlı kurban adar. Bazı aileler kına törenini yönetecek kına bayraktarını çağırır, bayraktar kına yakılırken kına ve asker duası okur.Askere gidecek gencin ailesinin durumu uygunsa mevlit okutur. Mevlit gencin askerliğini kazasız belasız bitirmesi için okutulur.

Askere gideceği gün davul zurna getirtilir, Askere gidecek delikanlının arkadaşları evin önünde oynarlar. Evden ayrılırken üç el ateş edilir. Genci şehre götürecek araba gelin arabası gibi süslenir. Oğlanın koluna kırmızı kurdele bağlanır. Genci genellikle akşam gönderirler, otogarda herkes toplanır. Genç ailesi, yakın akrabaları, dostları ve köyün gençleri tarafından davul zurna eşliğinde uğurlanır. Gençler toplu halde halay çekerek genci oynatırlar. Vedalaşılırken gencin cebine para veya mendil konur. Delikanlının uzun süre ailesinden uzak kalacağı için her isteği yerine getirilir. Otobüse binmeden önce herkesle vedalaşır. Annesiyle vedalaşırken annesi oğluna simitten bir parça ısırttırır, simidi saklar. Simit evde bir odaya asılarak delikanlı askerden gelene kadar saklanır. Kısmetinin onu geri getireceğine inanılır. Genç askerden döndüğünde simit suda ıslatılarak kuşlar yesin diye atılır. Delikanlı eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir mendil hediye eder. Bu dantelli mendili genç kız eliyle işler. Delikanlı bu mendili askerde kesinlikle kullanmaz, askerden geldikten sonra da saklar; bu gelenektir. Askere gidecek gencin durumu iyi değilse köyde para toplanarak gence asker harçlığı verilir.

Asker dönüşü için kurban adanmışsa kurban kesilir. Kurban eti ya eve sokulmadan fakirlere dağıtılır ya da akraba ve komşular çağırılarak yemek verilir. Son yıllarda askere gönderme ve asker karşılama törenleri daha da canlı bir biçimde yapılmaya başlanmıştır.

ÖLÜM

Halk kültüründeki geçiş dönemlerinden biri de ölümdür. Adana ve çevresinde ölümle ilgili gelenek ve görenekleri; ölümden kaçınmak için uygulanan davranışlar, ölüm olayı çevresinde uygulananlar ve ölenin ardında kalanların uyguladıkları davranışlar olmak üzere, ölüm etrafında kümelenmiş olarak görmek mümkündür.

Ölüm çevresinde uygulanan âdet ve inanmalarda, dinsel yönü ağır basan pratikler yanında, büyüsel pratiklerin de yoğun bir şekilde yer aldığı görülür. Rüyaların, birtakım nesnelerin ve bazı hayvanların ölümü çağırdığı düşünülür. Bu düşünceyle, ölümü uzaklaştırmak için ölümden kaçınma davranışlarında bulunulur.

Bir evin bahçesinde köpeğin uluması veya baykuşun ötmesi uğursuzluk kabul edilir. Rüyada ev yıkımı görülürse ,gelinlik giyilirse ,çıplak biri görülürse ,mezarlık veya tabut görülürse ,çokça odun ve kazan görülürse , ölüm olacağı düşünülür. Ayakkabının ayaktan çıkarılırken ters düşmesi ,ikindiden sonra komşuya un, tuz, süt ve kazan verilmesi,iyi kabul edilmez.

Bir ölüm olayının ardından uygulanan bazı âdetler de, başka bir ölümün olmaması içindir. Cenaze yıkanırken çoluk çocuk uyandırılır. Cenaze için ısıtılan suyun kazanı ters çevrilir. Küçük çocuklar cenazenin ardında kalmasın diye, cenazenin önünden geçirilir .Cenazenin yıkandığı yere, içinde oklava olan bir ibrik konur .Cenaze evden çıktıktan donra bir tabak içinde, bulgur-soğan ve yağ "rızkı da beraber gitsin" diye, bir fakire verilir. Cenaze evden çıkarken ardından oklava atılır .Cenazenin ardından, ev temizlenir, süpürülür. Yatağı sökülür, yıkanır, havalandırılır. Evde yedi türlü baharat, üzerlik, buhur tüttürülür .
Hastanın öleceğinin anlaşılmasıyla birlikte, çevresinde bulunanlar birtakım dinsel işlemleri uygulamaya başlarlar, islami usullere göre yapılan bu işlemlerle, hastanın öte dünyaya imanlı gideceğine inanılır.

Cenazenin, zorunluluklar dışında, bekletilmesi iyi karşılanmaz. Bir an önce gömülmesi gerekir. Böylece ölenin de ruhunun rahat edeceğine inanılır. Akşam ölen gömülmez, "yer mühürlendi" denir .Cenaze suyu içine gül, reyhan, murt dalı, portakal yaprağı, mantuvar çiçeği atılır .Cenaze yıkanırken başının altına murt dallan konur. Bu dalların yaprakları orada bulunanlara dağıtılır, dua okurlar. Okunmuş yapraklar, çörek otuyla birlikte kefenin içine atılır. Gelinin evlenirken kesilen, daha sonra sandıkta saklanan "kâkül"ü varsa o da kefenin içine konur .Kefen gül suyu ile ıslatılır, "günlük" yakılarak tütsülenir. Kefen ölünün yıkanacağı yere kadar el üstünde götürülür .Kefenlemeden önce cenazenin yakınları çağrılır, el öptürülür .Kefenden artan parça, bir fakire ya da çocuğu olmayan bir kadına verilir .Kefenleme işlemi sırasında etrafta üzerlik tüttürülür .Bazı çevrelerde, kefenin içine taze çiçekler konur, ölünün başı çiçeklerle örtülür .
Ölü yıkama işlemi köylerde ve kasabalarda kapalı bir alanda, şehir merkezinde ise mezarlıkta yapılmaktadır. Cenaze namazı da gelen cemaatla birlikte mezarlıkta kılınmaktadır. Ölü toprağa konulduktan sonra, gözü arkada kalmasın, dünyadan doyumlu gitsin diye yüzüne toprak atılır, ağzına toprak konur. Ölen kişi kadınsa mezarın başına kırmızı yağlık, erkekse beyaz şifon, askerse bayrak bağlanır. Ölen genç kızsa, mezarın üstüne çeyizinden bir bohça konur .
Ölü mezara konduktan sonra uygulanan pek çok âdet ve inanma da bulunmaktadır. Bunlarda amaç; ölünün öte dünyada rahat etmesi, günahlarından arınması, geride kalanları tedirgin etmemesi ile birlikte, kalanların acılarının hafifletilmesi ve bu duruma alışmalarının sağlanmasıdır. Bunun için, ölünün gömüldüğü gün ölü evine "kazma-kürek yemeği" denilen yemek, komşular tarafından getirilir .Ölü evinde yemek pişmez, yedi gün yemeği komşular getirir. Baş sağlığı dileğine gelenler lokum, çay, şeker, bisküvi, kolonya getirirler. Gelenlere lokum ikram edilir. Ölü evinde, ölünün üçüncü günü helva yapılır, yedinci günü "yedi yemeği" hazırlanır .Ölü için verilen yemek, cenaze sahibinin ekonomik durumuna göre, pilav-hoşaf, haşlama et-yufka, dövme pilavı-kuru fasulye, lahma-cun-tatlıdan oluşmaktadır. Kırkıncı ve elli ikinci günlerde de kimileri helva veya aşure yaparak dağıtmaktadır.

Ölenin ardından giysileri, çarşafları ve çamaşırları yakınları tarafından yıkanarak bir fakire verilir. İhtiyacı olanların alması için ölenin ayakkabıları ve giysileri dört yol ağzına bırakılır .Ölenin en yeni giysisi, gözü arkada kalmasın diye, mezarının üstüne bırakılır.

Adana ve çevresinde ölenin ardından ağıt yakma geleneğine rastlanır. Köylerde bu işi ağıtçı kadınlar yapar. Ağıtçı kadın cenaze evinde, ölenin giysilerini odadakilere göstererek, ölenin iyiliklerini, güzelliğini, yiğitliğini anlatarak maniler söyler, etraftakileri ağlatır.

Sonuç olarak, Adana ve çevresi, halk kültürü bakımından oldukça zengin motifler taşır. Bu motifler geçmişten günümüze değin çeşitli kültürlerin de etkisiyle çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. Bölgenin son yıllarda yaşadığı hızlı toplumsal değişme ve gelişme geleneksel kültürdeki değişimi de başlatmıştır. Kırsal kesimden kente doğru gidildikçe giyim kuşamda görülen değişim, geleneklerde ve göreneklerde yansımasını bulmuştur, insan yaşamının geçiş dönemlerinde uygulanan davranış kalıpları da, zaman içerisinde biçim değiştirmiş; düğünlerin süresi kısalmış, çeyizlerin türleri değişmiştir. Artık, hamile bir kadın doğacak çocuğunun cinsiyetini öğrenmek istediğinde, en yakın sağlık kuruluşuna veya hastaneye giderek ultrason aygıtından yararlanabilmektedir. Ancak, gelişen teknolojiye ve değişen yaşam koşullarına rağmen halk kültüründeki gelenek ve görenekler, dün olduğu gibi bugün ve yarın da halkın yaşamında varlıklarını sürdüreceklerdir.