Bu, Peygamberimizin birine öğüdüdür. Bizim bu devirde günde en az bir saat ağlamamız, inlememiz, kahır ve kederden kendimizi yerlere atmamız zamanıdır. Yazık ki, gaflet denizine gark olmuşuz, dünyadan haberimiz yok, aklımızca keyf sürüyoruz.

Şu mukaddesatımızın haline bakınız:

Bundan üç yüz sene önce vefat etmiş bir Müslüman mezarından çıksa ve şu günahkâr şehre baksa ne der?.. Aaaa! Kostantiniyye elden gitmiş... diye bağırmaz mı?

İmansızlık ve irtidat (dinden çıkış) almış yürümüş...

Muhadderat-ı İslâm sokaklarda, meydanlarda hamam anası kıyafetinde gezip tozuyor.

Millete nasihat edecek, emr-i mâruf nehy-i münker yapacak ulema kalmamış.

Tekaya ve zevaya mesdud... Gönül terbiyesi veren ocaklar sönmüş.

Henüz camiler açık ve namaz kılmak serbest ama vakit namazlarında ibadet yerlerine Müslümanların yüzde beşi bile gitmiyor.

Bir âlet icat edilmiş, her eve bir adet konulmuş, düğmesine basıyorsun ve bir anda harîm-i ismetin olan evin meyhâneye, batakhâneye, günah evine, fısk u fücur yuvasına dönüyor. Milyonlarca Müslüman bunun karşısına geçiyor hah hah hah... ah ah ah... of of of... diye bağırıyor.

Ayaklar baş olmuş, başlar ayak...

İsmet perdeleri çak çak edilmiş...

İçki seller gibi akıyor...

Kumar yaygın hale gelmiş...

Uyuşturucu 10 yaşındaki okul çocukları tarafından bile kullanılıyor...

Fâizin ribanın girmediği yer yok...

Rüşvet, hile, yalan, aldatma, mekir, toplumu koyu bir sis gibi sarmış, göz gözü görmüyor...

Nifak şikak, yalan dolan, günah isyan, fısk fücur gırtlağa kadar...

İnsanlara, topluma gereği gibi nasihat eden yok...

Emanetlere hıyanet ediliyor...

Haram yeme yaygınlaşmış...

İslâmcı geçinen, sofu görünen birtakım kurtlar malı götürüyor...

Bina bina bina... Zina zina zina...

Dindarlık suç, dinsizlik moda...

Biz bu felaket tablosu içinde neler yapıyoruz.

Otomobillerimize binip zevk ü sefa yapıyoruz. Otomobili ile namaza giden kaç kişi vardır bunca Müslüman içinde?.. Bir sabah biraz erken uyanmak, komşusunu, kendi oğlunu, onun oğlunu da alarak uzaktaki bir camiye sabah namazı kılmaya gitmek... Kaç kişi bunu düşünüp yapıyor?

Pikniklere verdiğimiz önemi din hizmetlerine vermiyoruz.

Mânevî bir zelzele halkın ve gençliğin bir kısmını yerlere sermiş, onların yardımlarına koşmuyoruz. Nasıl koşacağız? Onu da bilmiyoruz...

Kadın, misafir günü için kek yapmış, kek fırında yanmış, kadın hırsından ve üzüntüsünden ağlıyor. Din ve imanla ilgili felâketlere ağlayan var mı?

Beride tuzu kuru, geliri bol birkaç Müslüman konuşuyor: Bumbarcı Kerrake Usta’nın yeri açılmış, oraya gidelim, midelerimize bayram yaptıralım. Ah bumbar vah bumbar...

Zengine kadın, kocası Hacı Zengin’e bağırıp çağırıyor: Şerefimiz beş paralık oldu. Bizi dört yıldızlı Hotel’de yatırmaya utanmadın mı? Biz aristokrat Müslümanız, bizi yedi yıldızlıdan aşağısı paklamaz...

Fakir Müslüman öğrenci üniversiteye yırtık pabuçla giderken zengin Müslüman çocuğu Porsche arabayla gidip geliyor.

Bir yanda aç ve sefil Müslümanlar, öbür tarafta iyi, lüks, pahalı yemekleri bol bol yiyerek, israf ederek semizleşmiş tombul tombul Müslümanlar...

Bir yanda kara çarşaflılar diye hakarete uğrayan Müslüman kadınlar, öbür tarafta mor, yeşil, pembe, eflatun, açık sarı, koyu sarı, al, kırmızı, yeşil, havaî mavi, mor renklere bürünmüş, saçlarını deve hörgücü gibi yapmış tesettürlü Gökkuşağı bayanlar...

Onbir ay bile bile, müteammiden, kasıtlı olarak günah işleyen ve sonra bir umre yaparak analarından doğdukları gibi temizlendiklerini sanan Umre Beyler...

İhâle mafyası... Komisyon mafyası... Yirmi senede Karun gibi zengin dini bütünler...

Aaaa şuna bakınız!.. Peygambere ve mukaddesata küfür edilince, saldırılınca ses çıkartmıyor ama kendi şeyhine veya hocasına, kendi cemaatine fiske vurulunca volkan gibi öfke püskürtüyor... Aman bu herif ne dindar ne dindar. Kırk bir kere maş tuh tuh tuh... hak tûûû!

Çıt kırıldım Müslümanlar... Kuşkonmaz Müslümanlar...

Kendilerini tenkit eden Müslümanlara zındık diyenMüslümanlar...

Papazları, hahamları çok seven, kendilerini uyaran Müslümanları hiç sevmeyen “örnek” Müslümanlar...

Emanetlere hıyanet edenler...

Gıybet ederek günde bir ton ölü eti yiyenler...

Ali nazik kebabı kadar nazikler...

Din iman elden gitmiş, sık sık pikniklere gidenler...

Köşkünün bahçe duvarları Çin seddi gibi, içindeki taşlar Kongo graniti, banyo ve helâ muslukları altın kaplı sofular.

Hele şu zat yok mu, o bir âlemdir. İçinde alkol olduğu kuruntusuyla eline limon almaz, limon sıkmaz. Aman ne takva aman ne takva...

Bağdat’ta tavuk gibi Müslüman boğazlanıyor, bizimki ziyafetten ziyafete, sohbetten sohbete, piknikten pikniğe, bir zevk ü sefadan ötekine koşuyor. Böyle sofu, evlere şenlik...

Ekşi ayran ve beklemiş şıra içmezmiş, aman ne sofu ne sofu...

Bağdad’da, Afganistan’da, Filistin’de, Çeçenistan’da Müslümanlara yapılan zulümlerin ekşi şıra kadar önemi yok mu?

Min gayrihaddin (haddim olmayarak) uyarıyorum:

- Ya Doğuda ayağına diken batan Müslümanın acısını yüreklerinizde hissedersiniz, yahut (böyle bir şuura sahip olmazsanız) başınıza gelecek felâketlere hazır olursunuz.


Mehmet Şevket Eygi

ALINTI

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 335
favori
like
share
GÜLSiMA Tarih: 13.05.2009 09:49
nelere ağlamıyor ki bu gözler ne mutlu Allah (c.c) için gözünden yaş akana.emeğinize sağlık kardeşim
byHaktan Tarih: 12.05.2009 08:35
Allah razı olsun abi...
ultimatom Tarih: 11.05.2009 22:51
Ellerine sağlık ...