Yaşayan Her Şey Midir Yada - Canan Al

Benim her şeyimsin dediğinde ilkin sevindim. Gözlerinin koyuluğundan yansıyan ışık daha da perçinlemişti sevincimi. Daha ne olsun, bir adam bulmuştum -onun her şeyi olduğumu iddia eden bir adam-

O sırada kavramların, kelimelerin yoktu önemi.daha ne olsun her şeyindim senin.

Kışın aldatıcı güneşi altında griye aşınmaktan yorulmuş taş sokaklarda yürürken adımlarımın ufaldığını gördüm. Altımda kımıltısız bir zemin; tavanı delik bir gökyüzü… düşlerim, ikisi arasında seyreden bir hava akımına takılıp kaldı .İnsanlar rüzgar koymuştu bu hava akımının adını. Ellerimi uzattığım rüzgar kendisine teğet geçerek düşlerimi alıp uzaklaştı yanımdan. Ellerim öyle havada asılı, aklım düşlerimin peşinde kalakaldım. Kendimi çırılçıplak bırakılmış bir yunan tanrısının yarı insani gizeminde buldum. Düşsüz kalmanın çıplaklıktan farkı yoktu.

Düşündüm, acaba bu rüzgar, nereye bırakacaktı düşlerimi. Kulaklarına teğet geçip fısıldayacak mıydı adımı, düşleri olmayan bir şeylerini doldurmaya. Çünkü her şeyin olan ben, anlamında hiçbir şeyini de kapsıyordu. Her şey, hiçbir şeyi bünyesine alıp eritiyordu işte. Ve dahası ne fena şeydi her şeyimsin kelimesi. Senin hem sevgilin oluyordum hem kardeşin, hem arkadaşın oluyordum hem yoldaşın, hem ayrılığın hem yalnızlığın…

Neydim ben? Her şeyden bir parça mıydım? Bir arkadaş, bir eş, bir sevgili, bir dost, bir yanaşma,bir metres, bir anne, bir baba…

Hiçbir şeyim duygusu daha ağır basıyor nedense. Şu bulunduğum sokak hiçbir şeyiyle karşılıyor beni. Ne sokaklarda karşılıklı duran derme çatma, sıvası dökülmüş evler ilgilendiriyor beni, ne de sağ uzağımda yaprakları hayat yorgunu, yıllık geçmişi olan ağaç. Hiçbiri aidiyet duygusu vermiyor bana. Yabancıyız, uzağız birbirimize. Birbirimizi yalamaktan başka hiçbir işe yaramayan bir dille çatışıyoruz. Ben sokak dilini bilmiyorum, o da düşler dilini.

Benim dilimi bilmeyen sokak, aslında ne çok tanıklık etmiştir düşlere. Bir annenin ailesi için kurduğu düşleri, taş zeminde yürürken zihninden düşürmüştür kadın. Çocukların şen şakrak çığırışları, her sokak köşesinde büyüyen bir düşe dönüşmüştür. Tahta çıtalı penceresi önünde dışarıda yağan karı izleyen bir gencin, sevdiğiyle kurduğu hayaller nasıl da büyümüştür kartopu oynayan çocuklarla. Hepsi onun üstünde. Bu sokak hepsine tanık; fakat dilsiz bir tanık. Oysa dilsizlik anadan doğma eksikliktir.

Şimdi yağan kar hiçbir şeyliğimi dağıtıyor. Durduk yerde nerden çıktı diye düşünüyorum bu kar. Hiç de kar havası yoktu hani. Bu da benim düşüm mü acep? Olsun, ne olursa olsun, hiçbir şeyliğime ortak olup ıslattı beni. Yüzümü ezici bir hızla çarpıp sonra yüzümde eriyen damlalar, bir yerlerde var olmanın aidiyetlik duygusunu kazandırdı bana.

Çocukken karın Allah baba tarafından, eğlenelim diye atıldığını düşünürdüm. Şaşırır kalırdım bu işe: Allah’ın ne kadar çok kolu var, nasıl hepsini aynı anda atıyor, ya hiç yorulmuyor mu kolu? Oysa bir tarafa itilip kakılan bendim, asıl buna şaşırmalıydım; çünkü tanrı gücünden çok yoksulluğunu bağışlamıştı bana.

Her şeyimizle tüm çıplaklığımızla atılmıştık. Sonunda hiçbir şey olmak için.

Karaların, dağların oluşumunu anlatırdı hocamız. Ben hayretle dinlerdim. Senin bana anlatırken dinlediğim gibi. Karalar denizin içinden çıkmıştı. Her yer suydu öncesinde. Demek ki kadınlar, suyun içinde doğuruyordu bebeleri, diye düz bir mantık yürütmüştüm. Acaba boğulur muydu ki çocuklar? Sonra yeryüzünün insan tarihinden çok eski olduğunu öğrendim. Tüm hayretliğim suya düştü. Oysa okyanus çocukları olmalıydık biz. Fakat kara çocuklarıyız işte. O yüzden belimiz toprağa bu kadar bükük.

Hani anlatmıştın ya, oysa ben biliyordum; ama sen anlatınca ilk duymuş gibi hayretlerde kalıyordum, kara denizden çıkmadır. Onun çocuğudur bir nevi.

Peki soruyorum sana. Bir deniz bir kara daha doğurur mu? Yada bir kara daha çıkar mı bu denizden?
Ben cevaplayayım: çıkmaz. Çünkü yalnızlığından olsa gerek, çocuk anaya batış yolunda.

Duyuyorum sesini, sus, diyorsun. Az önceki rüzgarla karşılaşmışsın. Düşlerini bana getirdi diyorsun.
Susmak vazgeçmektir diyorum. Çığlık, bir geçmişin üzerinden yol alıp bir geleceğin üzerine kurulur. Oysa susmak geçmişte kitlenmektir;bir yıkıntının çöküş süresinin uzamasını ayakta tutar sadece.

Yaşayan her şey midir, her şey yaşanan mı? Peki ben neyim?

Her şeyin olmak istemiyorum. Uzunca hiçbir şey olup bir düş yorgunu kalmak istiyorum.

Duş kurmakta bir şeydir, diyorsun.

Bir şeyi sende kalsın, ben hiç olayım, diyorum.

Hiç,hiç, hiç

Hiçin toplama gücü, herin dağıtma gücünden fazladır.


Nisan- Mayıs- Haziran 2009/ Aşkın E Hali

Canan Al

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 347
favori
like
share