Ayân-ı Vilâyet Osmanlı Devleti’nde XVIII. asra gelinceye kadar her şehir ve kasabada oranın bir takım nüfuzlu ailelerine eşraf ve âyân denilirdi. Molla kadı müftü müderris seyyid ve tarikat şeyhi gibi ilmiye mensupları kethüda yeri ve yeniçeri serdarı gibi kapıkulları ve bunların görevden alınan veya emeklileri ile çocukları kasapbaşı ve bakkalbaşı gibi esnafın ileri gelenleri zahireci kuyumcu sarraf bezzaz (dokumacı) ve çuhacı gibi tüccar ve mültezimler (vergi tahsildarı) ayanlardan sayılırdı. Osmanlılarda bunların hepsine birden “â‛yân-ı vilâyet” ismi verilmekteydi. Ayrıca “âyân-ı memleket” “âyân” “eşraf” “âyân-ı belde” gibi isimlerle de anılıyordu.
Sicillerde âyânın ihtiyâr-ı vilâyet olarak da geçtiğini görmekteyiz. Â‛yân-ı vilâyet tabiri kullanılırken vilâyet kelimesi şehir anlamında değildir. Mahalli âyân olarak algılamak gerekir. Zira kaza nahiye ayanları da â‛yân-ı vilâyet olarak tabir edilmektedirler. Bu terimi “mahalli eşraf” şeklinde tercüme etmek en uygun bir nitelendirme şekli olacaktır.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadar olan sürede merkez yönetiminin dışında olan taşrada yerel güçlü aileler etkin bir biçimde söz sahibi olmuşlardır. Bu kişiler “vücûh-ı memleket” (memleketin ileri gelenleri) diye de adlandırılmışlardır. Bunların içinden zaman zaman ünlü yöneticiler valiler kadılar ve üst düzeyde görevliler çıktığı gibi genellikle yerel yönetimde söz sahibi olmuşlar şehir ve kasabalarda hükümet görevlileri ile birlikte etkinliklerini sürdürmüşlerdir. Uzun süren savaşlar neticesinde merkezi otoritenin iyice zayıfladığı XVIII. yüzyılda ayanlar kuvvetlerini daha da artırmaya başlamışlardır. Devlet hemen hemen her konuda eşkıyaların yakalanması isyancıların cezalandırılması orduya asker alımı ve bu askerlerin ihtiyaçlarının temini İstanbul’a erzak ve zahire gönderilmesi Anadolu’da zuhur eden karışıklıkların giderilmesi vergilerin toplanması ve buna benzer pek çok hususta ayanlardan faydalanma yoluna gitmiştir. Devletin bütün bu ihtiyaçları zaman zaman yerine getirilmişse de çoğu zaman ihmal edildiği veya kasten yapılmadığı göze çarpmaktadır.
Merkezden gönderilen hemen her ferman buyruldu veya mektupta ehl-i örfü temsil eden idarecilerden sonra “â‛yân-ı vilâyet ve iş erleri” ifadesi yer almaktadır. Gönderilen bu hükümlerde âyân hitabının bulunması devletin bu zümreyi bir yerel idareci olarak gördüğünün işareti olarak nitelendirebiliriz.
Orduya asker temininde âyânlar ön plana geçmekteydi. Özellikle XVIII. yüzyılda Osmanlı ordusunun önemli kısmını âyânlar tarafından toplanan kendi bölgelerinde bulunan yerli gönüllüler oluşturuyordu. Savaş durumunda ilgili âyân gönüllü askerlerin her türlü bakım ve masrafı için bölge gelirlerinin bir kısmını kendine ayırma askerleri seferber etme ve savaşa gönderme hakkına sahip bulunuyordu. İktisadi alan içerisinde â‛yân-ı vilâyetin alınıp satılan mallar üzerinde kadı ile birlikte narh koyma (fiyat belirleme) gibi bir vazifesi de bulunmaktaydı. Mesela kasaplarda satılan koyun etinin kıyyesi 10 akçe keçi eti 8 akçe sığır eti 6 akçe olarak tayin edilmesi â‛yân-ı vilâyet arasında yer alan kişiler vasıtasıyla olmuştur. Ayrıca bakkallarda satılan diğer gıda maddelerinin de narhı â‛yân-ı vilâyet marifetiyle gerçekleşiyordu.
Ayrıca 1129/1717 senesi için toplanan imdâd-ı seferiyye ve diğer vergilerin tahsil ve tesliminde â‛yân-ı vilâyet toplayabiliyordu.
Zaman zaman baş gösteren eşkıya hareketlerinin bastırılmasında âyânlara özellikle ihtiyaç duyuluyordu. Gerek asker tâifesinden gerekse diğer harici eşkıya güruhundan halk çok eziyet görüyordu.
Sonuç olarak âyânlar diğer sancak yöneticileri ile meydana gelen yönetim zincirinin bir halkasını oluşturmuştur. Âyânlık Tanzimat’a kadar varlığını çok iyi şekilde sürdürmüş sonrasında tamamen ortadan kalkmıştır. İlk kurulduğu andaki amaçlarından hayli uzaklaştığı için sonraki yıllarda âyânlık gereği kadar yararlı olamamıştır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 409
favori
like
share