Teoriden Kanuna - Şerafettin Yılmaz

Gün ikindiye dönerken biz, dört yorgun adam, iri
kertenkelelerin ve sarı, uzun bacaklı çekirgelerin daha
öğle üzeri yaptıkları şeyi yaptık; kendimize bir gölge
aradık. Terliyorduk; ter üçümüzün çenesinde toplanıp
kuru toprağa damlarken Gazi`nin uzun, kıvırcık, uçlarına doğru iyice sarılaşan sakalları arasında yol bulmakta zorlanıyor ve belki de bu sayede o güneşin hararetini bizim kadar hissetmiyordu.

"Bilimsel görünmek istemem ama," dedim Gazi`ye dönerek,
"Bizden daha fazla terliyor gibi gelsen bile o sakalın
altında seni serin tutan bir şey var. Bu bilimsel bir
şey ama emin değilim."

"Fena bir teori sayılmaz," dedi Ahmet. Onun da sapsarı
saçları vardı ve hepimizinkinden daha uzundu. "Ancak yine de sadece bir teori bu."

"Teori bile olsa ben onu ciddiye alırdım," dedi Faruk. "Nihayet bu sadece Gazi`nin sorunu değil. Bir şekilde biz de bu işin içindeyiz."

"Yaratılış," dedim. "Bereket versin, teoriyle kanun arasındaki mesafe Darwin`le maymun arasındaki mesafeden
daha uzun değil."

Bütün bu lakırdı kendi çevresinde döndüğünden Gazi, tabiatiyle, bir çeşit bilimsel otorite tavrı takınmak
için fazla vakit kaybetmemişti. Yavaş yavaş da olsa sürekli
bir biçimde, ortaya attığım bu teoriyle kanun arasındaki mesafenin büyümesi mukadder görünüyordu.

"Sakalımdan memnunum," dedi Gazi. "Onun bilimsel bir
tartışmada malzeme olarak kullanılmasına karşı olduğumu söylemeliyim."

Başından hiç eksik etmediği beyzbol şapkasıyla duygusal olduğu kadar artık biyolojik bir yakınlık da kurmuş olan Faruk, "Bir şey anlayamıyorum," dedi. "Yani neden böyle
düşünüyorsun?"

"Bu benim sakalım."

Ahmet, "Ne yazık ki bu artık sadece seni igilendirmiyor," diye görüş belirtti. O da bizim tarafımızı tutuyordu.

"Sakalım sadece beni ilgilendirir," diye ısrar etti Gazi. "Lütfen onu bu konunun dışında tutalım."

"Aşırı tepki gösterdiğini düşünüyorum," dedi Faruk.

Düz arazi üzerinde, eşit parçalara bölünmüş tarla sınırları boyunca yürüyerek, sonunda bölgede bir çok noktadan rahatlıkla görülebilen ceviz ağacına ve o çok aradığımız gölgeye kavuşmuştuk. İçinde öğle yemeğimizin olduğu sırt çantası üst dallardan birindeydi; onu sabahleyin geçerken bırakmıştık ama şu sırada hiç birimizde ağaca tırmanıp onu indirecek enerji yoktu. Şaşılacak bir taraf yoktu bunda; neredeyse hiç ara vermeden sekiz saattir kazma sallıyor,kürek savuruyorduk.

Gölgesinde oturduğumuz, uzun kolları bir gökkubbe gibi üstümüzde yükselen ceviz ağacının hepimizde aynı duyguları uyandıran derin bir hatırası vardı. On üç yıl önce, bu memlekete geldiğimiz ayın ilk haftası, bir Cuma günü, bize o günü hatırlasın ve ondan önce yaşadığımız herşeyi unuttursun diye, geleceğe dair büyük umutlar besleyerek dikmiştik onu ve gerçekten de ağaç bize unutmak istemediğimiz şeyleri hatırlatmak konusunda cimri davranmamıştı. On üç yıl önce genç bir fidandı; on üç yıl sonra binlerce günün ve on binlerce saatin anısını taşıyan kudretli bir ağaç olmuştu.

"Bu iş bizi çok yordu," dedi Ahmet. "Belki de birkaç adam tutmalıydık."

"İzinleri geciktirmeliydik," dedim. "Her zaman elde hazır adam bulundurmalı. Yapmamız gerek şey buydu."

"Bu kimsenin suçu değil," dedi Gazi. "Sadece zemin etüdlerinin sonuçları tahmin ettiğimizden daha erken geldi."

"Bereket versin işin neredeyse sonuna geldik. Adamlar döner dönmez kanal işine başlayabiliriz. Asıl mesele suya ulaşabilmekti."

"Yeni tarlalar su istiyor," dedi Faruk. "Bu Gazi`nin sakalından daha önemsiz bir konu değil."

Hepimiz güldük. Gazi önce elini kıvırcık sakalı üzerinde gezdirdi sonra parmaklarıyla sakalından daha kıvırcık saçlarını tarakladı. Aklından geçenleri merak ediyorduk.

"Bunun bilimsel bir konu olduğundan emin misiniz?" diye
sordu. "Belki de bunun çozümünü bilim adamlarına
bırakmalıyız."

"Bu bir fırsat olabilir," diye itiraz etti Ahmet. "Altın değerinde bir fırsat. Sakallarının fazla terlediği izlenimi verse de aslında yakıcı güneş altında onları daha serin tutacağını bilseler bu memleketin çiftçilerinin bundan ne kadar büyük bir kazanç sağlayacaklarını düşünebiliyor musun?"

"Ah, evet," dedi Gazi önemsemeden.

"Yani bize yardımcı olacak mısın?" dedim.

"Hayır," dedi Gazi.

"Bari bir sebep göster," dedi Faruk.

Gazi kollarını başının gerisinde kavuşturup yere uzandı. "Konu sakalım," dedi. "Evet, konu bu. Bir farenin üzerinde kanser aşısını test edebilirsin. Bu onu öldürür ama gururunu incitmez. Sakalımın bir denek olarak kullanılmasına izin veremem."

"Ya Darwin`le maymun arasındaki mesafe?" diye sordum.

"Bırak buna da Darwin`le maymun karar versin."

"Gazi kararını vermiş bile," dedi Ahmet.

Gazi, "Size sebebini açıkladım," dedi. "İnsanlık adına
bir şey yapmakla insanlık adına bir şeye karşı çıkmak
arasında bir fark yoktur."

"Vallahi haklısın," dedi Faruk. "Birçok kez bir şeyi yapmakla yapmamak arasında kararsız kaldığımız oldu. İki durumun da iyi ve kötü yanları vardı. İyi olan yanlar kötülerini etkisiz hale getirmiyordu."

Ahmet hepimizden daha gençti ve derin felsefi konularda
açıklamalara ihtiyaç duyabiliyordu zaman zaman. "Yani ne demek istiyorsun?" diye sordu Faruk`a.

"Açıklaması şu," dedim. "İnsanın yapıp ettiklerinde mutlak bir iyilik ya da kötülük olmayabilir. Bazen aynı şey içerisinde her ikisi de bulunur. Belki aklında sadece iyilik vardır ama işin sonu seni hayal kırıklığına uğratır. O zaman iyliğin övüncünü duyduğun gibi kötülüğün sonuçlarını da yüklenmek zorunda kalırsın."

"Sakalımdan memnunum," dedi Gazi. "Onunla ilgili bir
şeyler öğrenmek isteyen biri bunu ancak yaşayarak öğrenir.
Belki Darwin gerçekten bir maymundu ama bunu nasıl kesin olarak bilebiliriz? Bu bile sadece bir teori."

"Yine de sen iyice düşün," dedim. "Eğer o sakalınla kendini rüzgarlı bir vadideymiş gibi rahat hissediyorsan bunu diğerleriyle paylaşmalısın. Darwin de aynısını yapmamış mıydı?"

"Onun adına çok üzgünüm."

"Tamam, unutalım bu meseleyi," dedim.

"Dediğim gibi, konuyu bilim adamlarına bırakmalı ve teoriler kanun oluncaya kadar sabırla beklemeli."

"Sana gıpta etmiyor değilim," dedi Faruk.

"Bir parça inatçı değil mi?" dedi Ahmet.

"Artık işe dönelim," dedim. "Dünyanın en iyi suyu olmayabilir ama bence dünyanın en iyi suyu var orada.
Gazi`yi de rahat bırakalım. O ezelden beri bazı konularda inatçı olmuştur."

"İnat etmiyorum," dedi Gazi.

Ahmet, "Fazla hassas," dedi. "Bir toprak adamı için fazla hassas."

"Milyonlarca mutsuz çiftçi," dedi Faruk. "Milyonlarca masum çiftçi."

"Çok inatçısın," dedi Ahmet Gazi`ye.

Gazi doğrudu. "Doğru," dedi. "Teoriniz doğru. Sizi uyarıyorum, budan sonra hiçbir konuda bilimsel bir açıklama beklemeyin benden."

"Onu çözdük," dedim. "Düşündüğüm kadar zor olmadı üstelik.

Sonra ayağa kalktık ve bilimsel cesaretinden ötürü arkadaşımızı kutladık.


Şerafettin Yılmaz

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 286
favori
like
share
Nehir Tarih: 13.05.2009 08:59
emeğine sağlık miss-fener...
şair cemil Tarih: 13.05.2009 00:24
[COLOR="Pink"]PAYLAŞIMIN İÇİN TEŞEKKÜRLER