Nahl Suresi Tefsiri - Nahl Suresi

NAHL SURESİ


Mekke'de inmiştir. 128 ayettir.

Sureyi Takdim


Nahl sûresi ulûhiyyet, vahy, öldükten sonra dirilme ve haşir gibi temel inanç konularını kapsayan Mekkî sûrelerdendir. Bunun yanında bu geniş âlemde, göklerde, yerde, denizlerde, dağlarda, ova ve vadilerde, sağ-nak yağmurda, yetişen bitkide, denizlerde yüzen gemilerde, gece karanlıklarında yolculara yol gösteren yıldızlarda ve insanın hayatında görüp de gözüyle ve kulağı ile idrak edeceği daha nice sahnelerde Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren delillerden bahseder. İşte bunlar Allah'ın birliğini gösteren ve kainatı yoktan var ettiği kudretinin eserlerini anlatan canlı görüntülerdir.
Bu mübarek sûre başlangıçta, müşriklerin inkar ve alay konusu olan vahyi anlatır. Müşrikler vahyi yalanladı ve kıyametin kopmasını uzak gördüler. Peygamber (s.a.v.)'den, kendilerini korkuttuğu azabı çabucak getirmesini istediler. İstedikleri azap geciktikçe onu daha fazla istediler, daha çok alay ettiler ve saçmaladılar.
Bu mübarek sûre dikkatleri, her şeye gücü yeten tek Allah'ın kudretine çekerek Allah'ın birliği ilkesini hedef alır. İnsanın, akliyle Allah'a yönelmesi yaptığı eserleri görmekle onun büyüklüğüne yol bulması için ondaki bütün duygulara ve beşer varlığındaki bütün azalara hitap eder.
Sonra bu mübarek sûre devamlı olarak insanlara, Allah'ın nimetlerine nankörlük etmenin ve onlara şükretmemenin neticesini anlatır. Onları her inatçı ve inkarcının varacağı korkunç neticeden sakındırır.
Bu mübarek sûre Rasulullah (s.a.v.)'a, Allah'ın kullarını hikmet, güzel öğüt, ve Allah'ın davetini tebliğ uğrunda karşılacağı eziyetlere sabır ve hoşgörü ile Allah'a daveti emrederek sona erer. [1]


İsmi

Bu mübarek sûreye, Yaratıcının harikulade san'atma işaret eden ve bununla O'nun ilâh olduğunu gösteren, üstün bir ibret numunesi olan arıyı anlattığı için Nahl (an) Sûresi adı verilmiştir. [2]

Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Allah'ın emri gelmiştir, artıkonu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.
2. Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, "Benden başka ilâh olmadığına dâir (kullarımı) uyarın ve benden korkun" diye gönderir.
3. Allah gökleri ve yeri hak İle yarattı. Allah, onların koştukları ortaklardan yücedir.
4. O, insanı bir damla meniden yarattı. Fakat bakarsın ki insan Rabbine apaçık bir hasım olmuştur.
5. Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı şeyler ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz.
6. Sizin için onlarda ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken, bir güzellik vardır.
7. Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı ancak canlara eziyet ederek varabileceğiniz bir memelekete taşırlar Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir.
8. Atları, katırları ve eşekleri hem kendilerine bi-nesiniz, hem de bir zinet olsunlar diye yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratır.
9. Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.
10. Gökten suyu indiren O'dur. O sudan size hem içecekler vardır, hem de ondan bitki meydana gelir ve orada hayvanlarınızı otlatırsınız.
11. Allah, su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyveleri hepsinden biti-rir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.
12. O, geceyi, güzdüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda, düşünen bir millet için pek çok deliller vardır.
13. Yeryüzündesizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.
14. Allah, içinden taze et yemeniz ve takacağınız bir süs çıkarmanız için, denizi emrinize verendir. Gemilerin denizde suiarı yara yara gittiklerini de görüyorsun. Bütün bunlar onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.
15. Sizi sarsmaması için, yeryüzünde sağlam dağları; maksadınıza ulaşabilmeniz için de ırmakları ve yol*ları meydana getirdi.
16. Daha nice alâmetler yarattı. Onlar, yıldızlarla da yollarını tesbit ederler.
17. Bunları yaratanla yaratmıyan bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?
18. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Hakikaten Rabbin çok bağışlayan, pek esirgeyendir.
19. Allah, gizlediğinizi de açıklıdığınızı da bilir.
20. Allah'ı bırakıp da kendilerine taptıklarınız hiçbir şey yaratamazlar. Onlar kendileri yaratılmışlardır.
21. Onlar, ölüdürler. Canlı değildirler. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
22. Sizin ilâhınız bir tek İlâh'dır. Fakat âhirete inanmayanlar var ya, onların kalbleri inkarcı, böbürlenen kimselerdir.
23. Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.
24. Onlara, "Rabbiniz ne indirdi?" denildiği zaman, "Öncekilerin masallarını" derler.
25. Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için öyle derler. Bak ki yüklenecekleri şey ne kötü bir şey!
26. Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı, sonunda Allah, onların binalarını temellerinden de yıktı, üstlerindeki tavan üzerlerine çöküverdi. Bu azap onla*ra, farkedemekdikleri bir yerden gelmişti.
27. Sonra Kıyamet gününde Allah, onları rezîl ve rüsvay eder ve der ki: "Kendileri için mü'minlere karşı düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar da derler ki: "Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir."
28. Kendi nefislerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler (azabı görünce), "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diyerek teslim olurlar. Melekler de, "Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir" derler.
29. O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!

Kelimelerin İzahı

Nutfe, insanın oluştuğu az su. "Su damladı" manasına gelen fiilinden alınmıştır.
Dif; insanın, kendisiyle soğuktan korunduğu şeydir.
Akşamleyin döndürüyorsunuz. Revâh, hayvanların akşamleyin otlaktan dönmesi manasınadır.
Salıveriyorsunuz. hayvanları sabahleyin otlağa çıkarmak demektir.
Eşkâl, kelimesinin çoğulu olup "eşyalar" demektir. Bu eşya, ağır yük olduğu için, "eşkâl" denildi.
Câir, haktan uzaklaşan demektir.
Hayvanları salıyorsunuz. Bir kimse, otlamak üzere hayvanını salıverdiği zaman denir. Hayvan istediği yerde otladığında, böyle bir hayvana da denir. Yarattı, icat etti.
Mevâhir, denizi yaran gemiler aslı, suyu sağa sola yarmaktır. Gemi, sesli bir şekilde suyu yararak hareket ettiğinde denir.
Sarsılır. [3]

Nüzul Sebebi

İbn Abbas şöyle der: Kıyamet yaklaştı[4] âyeti inince kâfirler birbirlerine dediler ki; Muhammed, kıyametin yaklaştığım iddia ediyor. Yaptıklarınızın bazılarından vazgeçin de bekleyelim. Günler geçtikçe dediler ki: Ey Muhammed! Bizi kendisiyle korkuttuğun şeyden bir alâmet görmüyoruz." Bunun üzerine Yüce Allah Allah'ın
emri geldi. Onu istemekte acele etmeyin.[5]

Âyetlerin Tefsiri

1. Kıyametin kopması yaklaşmıştır. Artık Muhammed'in size vadettiği azabı istemekte acele etmeyin. Kıyametin kopması ve yaklaşması kesin olduğu için geçmiş zaman kipi ile ifade edildi. Fahr-ı Râzî şöyle der: Mutlaka kıyamet kopacağı için, geçmiş zaman kipiyle ifade edildi. Nitekim yardım isteyen kimseye: Sana yardım geidi, sabırsızlık etme denilir.[6] Allah zâlimlerin kendisi*ni niteledikleri şeyden ve putları kendisine ortak koşmalarından uzaktır. [7]

2. Allah, kendi iradesi ve emriyle, vahy ve peygamberliği meleklerle gönderir. Nebi ve rasullere gönderir. Bedenler ruhlarla hayat bulduğu gibi, kalpleri de vahy ile hayat bulacağı için vahye "Ruh" denildi. İnkarcıları, Allah'tan başka ma'bûd olmadığına dair uyarın ve azabım ve intikamımdan korkun diye peygamberler gönderdik. Bundan sonra Yüce Allah, kendisinin birliğini ve kudretini gösteren delilleri anlattı ve şöyle buyurdu: [8]

3. Allah, gökleri ve yeri boş ve lüzumsuz değil, hak ve üstün bir hikmetle yarattı, O, benzeri ve ortağı olmaktan uzak ve yücedir. [9]

4. İnsanı, meni denilen çok az bir sudun yarattı. Fakat o, insan olarak tekâmül ettikten sonra, bir de bakarsınız ki, yaratıcısına apaçık bir düşman oluvermiştir. O'na karşı kibirlenir ve inatçılık eder. Halbuki ona karşı gelmek için değil, kul olmak için ya*ratılmıştır. İbnu'l-Cevzî şöyle der: İnsan azıcık bir sudan yaratılmıştır. Bu*nunla beraber o, Allah'ta zıtlaşır ve Öldükten sonra dirilmeyi inkar eder. Yaratılışını öldükten sonra dirilmesine ve ilk defa onu vücûda getirmeye gücü yetenin, ikinci defa onu yeniden yaratabileceğine delil getirmiyor mu?[10]

5. Allah deve, sığır ve koyun gibi hayvanları menfaatiniz için yarattı. O hayvanlarda giyecek ve yatak olarak kullanıp soğuktan korunacağınız yünler vardır. Onlarda sizin için üretme, sütünü alma ve sırtına binme gibi birçok yararlar vardır. Onların et*lerinden yersiniz. Bu, sizin için en büyük yarardır. [11]

6. Su hayvanlar akşamleyin ot*laktan dönerken ve sabahleyin otlamak için giderken sizin için onlarda bir güzellik ve bir zinet vardır. Onların güzelliklerinden faydalanmak sağlıklı, besili ve güzel yürüyüşlü manzaralarını seyretmekle olur. [12]

7. Ağır yükleklerinizi ve taşıyamıyacağmız eşyalarınızı, ancak zorluk ve meşakkatle varacağınız uzak ülkelere taşırlar. Ey insanlar! Şüphesiz bu hayvanları emrinize veren rabbinizin size karşı şefkat ve merhameti büyüktür.[13]

8. Allah atları, katırları ve eşekleri yük taşımanız ve binmeniz için yarattı. Bunlar da aynı zamanda süs ve güzelliktir. Allah gelecekte; trenler, arabalar, jetler ve zamanla keşfedilen diğer modern ulaşım araçları gibi, şimdi bilmediğiniz şeyleri yaratır. Bu, Allah'ın insanlara öğrettiği şeylerdendir.[14]

9. İçine girenleri naîm cennetlerine götürecek doğru yolu açıklamak Allah'a aittir. Bu yoldan ayrılan başka bir başka yol vardır ki, o, haktan uzaklaşır ve sapar. İçine gireni Allah'a götürmez. Bu, Yahudilik, Hristiyanlık ve Ateşperestlik gibi sapıklık yoludur, Allah size inanmayı nasip etmek isteseydi hepinizi doğru yola iletirdi. Fakat hikmeti, sevap ve ceza tahakkuk etsin diye, insana seçme hürriyetini vermeyi gerektirdi. Artık dileyen i-nansın dileyen inkar etsin.[15] Yüce Allah insanlara verdiği hayvanları an*lattıktan sonra diğer büyük nimetleri ve kâinata serpiştirilmiş delilleri an*latmaya başlayarak şöyle buyurur: [16]

10. Allah, üstün gücüyle buluttan yağmuru yağdırandır. İçmeniz ve susuzluğunuzun gitmesi için, onu tatlısu olarak indirdi. Sudan, hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler bitirdi. [17]

11. Bu birtek suyla sizin için yerden, türleri, tatları ve renkleri farklı olan ekin, zeytin, hurma ve üzümleri çıkarır, Bütün meyvelerden sizin için, tadı en güzel olanları çıkarır, Şüphesiz o suyun indirilmesi ve meyvelerin çıkarılmasında Allah'ın yaptıklarını düşünüp iman eden bir toplum için, Onun birliğini ve gücünü gösteren açık deliller vardır. Ebu Hay yân şöyle der: Yüce Allah'ın, âyeti düşünenler" lafzı ile sona erdirmesinin sebebi şudur: Allah'ın yarattıklarını incelemek için derin düşünmeye ve fikir yürütmeye ihtiyaç vardır. Görmüyor musun, bir tek tane yere atılıp da üzerinden belirli bir zaman geçtiğinde toprağın nemini emer, onunla şişer, böylece üst tarafı çatlar ve burdan yukarı doğru bitki olarak yükselir. Alttan da, yerin derinliklerine doğru başka bir bitki gelişir ki, bunlara kökler denir. Sonra üst taraf gelişir, kuvvetlenir, yapraklar ve çiçekler açar, tomurcuk ve meyveler çıkar. Bunların özellikleri, renkleri, şekilleri ve faydalan farklı cisimleri vardır. İşte bu, herşeye gücü yeten ve seçme yetkisi kendisinde olan bir varlığın takdiriyle olmaktadır ki, o da Allah'tır (cellet kudretuhu ve azametuhu).[18]

12. Uykunuz ve geçiminiz için, birbirini takip eden gece ile gündüzü; yararınız ve menfaatiniz için dönen güneş ve ayı emrinize verdi. Karanın ve denizin karanlıklarında kendileriyle yol bulmanız için, yıldızlar onun emriyle yörüngelerinde yürür. Bu yaratma ve emre hazır kılma işinde, akl-ı selim sahipleri için apaçık ve büyük deliller vardır. [19]

13. Renkleri, şekilleri, özellikleri, farklı olarak yeryüzünde sizin için yarattığı o güzel hayvanlar, bitkiler, madenler ve cansız varlıklar var ya, İşte bunlarda, öğüt alan bir toplum için elbette büyük bir ibret vardır. [20]

14. O Yüce Allah, kudreti ve rahmetiyle, üzerinde gemilere binmeniz ve derinliklerine dalmanız için dalgalan birbirine vuran denizi sizin emrinize verdi ki, denizden avlayacağınız taze balıklar yiyesiniz. Ve ondan inci ve mercan gibi değerli mücevherler çıkarasmız. Eşya ve yiyecek yüklü büyük gemilerin denizin azgın dalgalarını yararak yürüdüğünü görürsün. anlatılanlardan yararlanmanız ve Allah'ın lütfundan ve rızkından ticaretle geçim yollarını aramanız için denizi sizin emrinize verdi. Büyük ihsanı ve yüce lütfuna karşılık Rabbinize şükretmeniz için bunları size verdi. [21]

15. sarsmaması için yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Ebussuûd şöyle der: Üzerinde dağlar yaratılmadan önce yeryüzü hafif bir küre idi. Gezegenler gibi, en basit sebeple hareket edebi*lirdi. Dağlar yaratılınca, ağırlıklarıyle yerin merkezine doğru yerleştiler ve yeryüzünün direkleri gibi oldular.[22] Varacağınız yere varabilmeniz için yeryüzünde yollar ve nehirler yarattı. [23]

16. Dağlar ve nehirler gibi, insanların bulacakları alâmetler yarattı. Yıldızlarla da, karada ve denizde geceleyin yollarını bulurlar. İbn Abbas şöyle der: "Alâmetler", gündüzleyin faydalanılacak yol işaretleridir. Yıldızlarla da geceleyin yollarını bulurlar.[24]

17. Bu soru inkar ifade eder. Yani, bu büyük şeyleri ve yüce nimetleri yaratan ile, bırakın başkasına, kendisine bile bir fayda ve zarar sağlayamayanları bir mi tutuyorsunuz? Bu âdi putları, Yüce Yaratıcıya ortak mı koşuyorsunuz? Bu inkarcıları susturmak ve onların putlara yaptıkları ibadeti boşa çıkarmaktır. Halâ düşünüp de
Allah'tan başkasına ibadet etmekle hata ettiğinizi anlayamıyor musunuz? Bu da başka bir kınamadır. [25]

18. Allah'ın size bol bol verdiği nimetlerini saymaya kalkışsanız, onların sayısını bilemezsiniz. Nerde kaldı onların şükrünü eda edebilmeniz! Şüphesiz Allah sizden çıkacak kusurları bağışlayıcı ve kullarına acıyandır. Zira kusurlarına ve isyanlarına rağmen onlara nimet vermektedir. [26]

19. Allah niyet ve amellerinizden gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir. Size onların karşılığını verecektir.[27]

20. Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar asla birşey yaratamazlar. Onlar insanların, elleriyle yaptıkları mahlûklardır. Allah'ı bırakıp da ibâdet edilecek ilâh nasıl olurdu?! [28]

21. O putlar ruhsuz ölülerdir. Onlar ne işitir, ne de görürler. Çünkü onlar cansız varlıklardır, onlarda hayat yoktur. Siz onlardan üstün olduğunuz halde onlara nasıl tapıyorsunuz? Çünkü sizde hayat var. O putlar, kendilerine ibadet edenlerin ne zaman diriltileceklerini bilmezler, burada müşriklerle alay edilmektedir. Çünkü onlar hissiz ve şuursuz cansız varlıklara ibadet ettiler. [29]

22. Sizin ibadete lâyık ilâhınız tek bir ilâhtır, onun ortağı yoktur. Öldükten sonra dirilmeye ve cezaya inanmayanlar var ya, onların kalpleri Allah'ın birliğini inkar eder. Onlar, hakkın delilileri apaçık ortaya çıktıktan sonra kibirlenip böbürlenerek onu kabul etmeyenlerdir. [30]

23. Gerçek,şu ki, onların hallerinden hiçbir şey Yüce Allah'a gizli kalmaz. Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir, Şüphesiz Allah kibirlenip de kendisine iman etmeyenleri ve birlemeyenleri sevmez. [31]

24. O inkarcılara, "Rabbiniz rasûlüne ne indirdi?" diye sorulduğunda alay yoluyla derler ki: "Onun indirdiği sadece geçmiş milletlerin hurafeleri ve batıllarıdır; Âlemlerin Rabbi-nin sözü değildir." Tefsirciler şöyle der: Müşrikler, Mekke girişlerinde oturur; halkı Rasulullah (s.a.v)'tan nefret ettirmeye çalışırlardı. Hacı kafileleri, "Muhammed'e ne indirildi?" diye onlara sorduklarında, "Öncekilerin hurafeleri ve bâtıl sözleri" diye cevap verirlerdi.[32]

25. Kıyamet gününde günahlarından hiçbir şey bağışlanmamış olarak onları tam bir şekilde yüklenmeleri için bu yalanları söylerler. Delilsiz ve bürhansız olarak saptırmış oldukları tâbilerinin günahlarını yüklenmeleri için böyle derler. Onlar sapıklıkta kendilerine uyulan reisler idi. Bundan dolayı, hem kendi günahlarını, hem de saptırmış oldukları kimselerin günahlarım yüklenirler. Buradaki dikkat çekmek içindir. Yani, Ey kavim! dikkat ediniz. Sırtlarına yüklenmiş oldukları şey ne kötü bir yüktür. Burada maksat, bu işten şiddetle men etmektir. [33]

26. Mekke kâfirlerinden önceki günahkarlar da peygamberlerine tuzak kurmuşlar ve Allah'ın nurunu söndürmek istemişlerdi. Bu bölüm, peygamber (s.a.v.) için bir tesellidir. Allah da onların binalarını temellerinden söktü. Bu, müşriklerin peygamberler için kurdukları sağlam tuzakların bozulacağına dair bir temsildir, Binalarının tavam üzerlerine çöktü, binaları yıkıldı ve öldüler. Helak ve yok olma onlara, akıllarından geçmeyen bir taraftan geldi. Âyet helak ve yok olmayı, tuzak kuranların tuzağı ve gizli gizli planlar yapanların bu planlarıyle alay etmeyi mükemmel bir şekilde sergiler. O tuzak kuranlar. Allah'ın davetine karşı duranlar ve kurdukları tuzakların, aldıkları tedbirlerin boşa gitmeye*ceğini sananlardır. Halbuki Allah onları arkadan kuşatmıştır. [34]

27. Sonra, kıyamet gününde Yüce Allah onları azap ile rezil, zelil ve hor kılacaktır, Yüce Allah onlara kınama ve azarlama yoluyla şöyle diyecek: "Uğurlarında peygamberlerle münakaşa ve mücadele ettiğiniz o ortaklar nerede? Onları getirin de size şefaat etsinler." Bu üslup alay ve eğlence üslubudur, Allah yoluna davet eden kişiler ve âlimler o bedbahtların durumlarına sevinerek şöyle derler: "Bugün zillet, horluk ve azap Allah'ı inkar edrenleri kuşatmıştır. [35]

28. Onlar Allah'ı inkâr ve O'na ortak koşmak suretiyle kendilerine zulmederken, pis ruhları, melekler tarafından alman ve dünyadaki inatçı ve kibirli âdetlerinin tersine ölüm anında teslim olup boyun eğenler ve : "Biz Allah'a ne ortak koştuk, ne de isyan ettik diyen kimselerdir. Nitekim onlar kıyamet gününde, Rabbimiz! Allah hakkı için, biz ortak koşanlar olmadık[36] derler. Yüce Allah onları ya*lanlar ve şöyle der: Hayır, daha önce siz yalanlamış, isyan etmiş ve suçlulardan olmuştunuz. [37]

29. İçinde ebedî kalıcılar olarak cehenneme girin. Allah'a itaati kibirlerine yediremiyenler için cehennem ne kötü bir karargah ve ne kötü bir kalacak yerdir. [38]

Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler aşağıdaki edebî sanatları kapsamaktadır:
1. Benden korkun" cümlesinde iltifat sanatı vardır. Bu, azabı acele isteyenlere, üçüncü şahıstan birinci şahsa dönüş yoluyla hitaptır.
2. Onlar ölülerdir, diri değillerdir." Burada, putlara ta*panların beyinsizliklerini vurgulamak için itnâb yapılmıştır. Onlar bir şey yaratamazlar. Onların kendileri yaratılır" âyeti de bunun gibidir.
3. Gizliyorlar ile açığa vuruyorlar ve akşam çeviriyorsunuz ile sabahleyin salıveriyorsunuz" kelimeleri arasında tıbak sanatı vardır.
4. Apaçık aşırı düşman ve Çok bağışlayan, çok merhamet eden lafızları aşırılık ifâde eden kiplerdir.
5. yaratan" yaratmayan gibi olur mu?" cümlesinde tıbâk-ı selb sanatı vardır.
6. yaratmazlar ile kendileri yaratılırlar." arasında cinas-ı nakıs vardır.
7. Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Tavan, üstlerinden, üzerlerine çöküverdi. âyetinde istiâre-i temsiliyye vardır. O tuzak kuranların hali, istiare-i temsiliyye yoluyla, sütunları sağlam binalar yapan kavmin haline benzetildi ki, bu binalar yıkılmış, Üzerlerine çökmüş ve onları helak etmiştir. Vech-i şebeh şudur: Onların, devamlı kalmaları için sebep saydıkları şey, yok olmalarına sebep olmuştur. Bu, Arapların şu sözüne benzer: Kim kardeşine bir kuyu kazarsa, ona kendisi düşer. [39]

Faydalı Bilgiler

Kurtubî şöyle der: Nahl sûresine Niam sûresi (nimetler sûresi) de de*nir. Zira bu sûrede Allah, kullarına birçok nimetleri sayıp dökmüştür.[40]

30. Kötülüklerden sakınanlara, "Rabbiniz ne in*dirdi?" denildiğinde, "Hayır indirdi" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfaat vardır. Âhiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir!
31. (O yurt), onların girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükâfat*landırır.
32. Onlar, meleklerin, "Selâm sizin üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin" diyerek iyilikle canlarını aldıkları kimselerdir.
33. Kâfirler kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat, onlar kendilerine zul*mediyorlardı.
34. Sonunda yaptıklarının cezası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşativer-di.
35. Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık!" Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberin üzerine açık-seçik tebliğden başka bir şey düşer mi?
36. Andolsun ki, biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâ-ğut'tan sakının" diye her millete, bir peygamber gön*derdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı için de sapıklığa düşmek hak oldu. Yeryüzünde gezin de görün, yalanlayanların sonu nasıl olmuştur!
37. Her ne kadar sen, onların hidâyete ermelerine düşkün isen de şüphesiz Allah, saptırdığı kimseyi hidâyete erdirmez. Ve onların yardımcıları da yoktur.
38. Onlar, "Allah Ölen bir kimseyi takrar diriltmez" diye olanca yeminleriyle Allah'a and içtiler. Aksine! Bu O'nun bizzat kendisinin üzerine aldığı gerçek bir va'didir. Fakat insanların büyük kısmı bunu bilmezler.
39. Hakkında ihtilâf ettikleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da yalancılar olduklarını bilmeleri için Allah onları diriltir.
40. Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona söyleyecek sözümüz sâdece, "Ol" dememizdir. Hemen oluverir.
41. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse âhiretin mükâfaatı elbette daha büyüktür.
42. Onlar, sadece Rablerine tevekkül ederek sabredenlerdir.
43. Senden önce de, kendilerine vahyetttiğîmiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.
44. Peygamberleri, apaçık mucizeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve ola ki, düşünüp anlarlar diye sana da bu Kur'-an'ı indirdik.
45. 46. Kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya, onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar Allah'ı âciz bırakacak değillerdir.
47. Yoksa Allah'ın kendilerini, onlar korku içindeyken yakalayacağından emin mi oldunuz? Kuşkusuz Rabbin, çok şefkatli, pek merhametlidir.
48. Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner.
49. Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler,
50. Onlar, üstlerimden Rablerinin korkusunu duyarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah önceki âyetlerde nimetini inkar eden, Kur'an'a dil uzatan ve onun, öncekilerin hurafeleri olduğunu iddia eden bedbahtların durumunu anlattı. Onların ahirette başlarına gelecek rezillik, zillet ve horluğu açıkladı. Burada da naîm cennetinde takva sahibi kullan için hazırladığı çeşitli ikramları anlattı ki mutlu kimselerle bedbahtların ve iyi kimselerle kötülerin durumu arasındaki fark anlaşılsın. Bunu, Kur'an'ı iki grubu mukayese etme hususundaki üslubu ile açıklamıştır. [41]

Kelimelerin İzahı

Zübür, kelimesinin çoğulu olup "semavî kitaplar" demektir. Bir kimse kitap yazdığında der. Zebur, bundan alınmıştır.
Batar. Bir yer çökerek kaybolup gittiğinde denir.
Bir taraftan diğer tarafa meyleder. Gölgeye y denilmesi bundandır. Çünkü gölge de, bir yönden diğer yöne döner.
Zelil ve aşağılık kimseler, zillet ve aşağılık demektir. Zü'r-Rumme şöyle der:
Senin yardunun dışında hapiste bir zelil ve inde bir hayvandan başka bir şey kalmadı.[42]

Âyetlerin Tefsiri

30. Takva ve iman sahibi olan ikinci guruba denir ki: Rabbiniz peygambererine ne indirdi? Onlar, "hayır indirdi" derler. Tefsirciler şöyle der: Bu, hacc günlerinde olurdu. Kişi Mekke'ye ge*lir, müşriklere Hz. Muhammed'i ve onun durumunu sorardı. Onlar da, o, kâ*hin, sihirbaz ve yalancıdır, derlerdi. Mü'minlere gelir, aynı şeyi sorarlar. Onlar ise : "Allah ona hayrı, hidayeti ve Kur'an'ı indirdi" derlerdi.[43] Yüce Allah, onlara verilecek güzel karşılığı açıklayarak şöyle buyurdu: O güzel amel işleyenler için dünyada, güzel amelle*rine karşılık bir mükâfaat verilecektir. Âhiret yurdu ise daha hayırlıdır. Yani, âhirette elde edecekleri cennet sevabı ise, dünya yurdun*dan daha büyük ve daha hayırlıdır. Çünkü dünya fani, âhiret bakidir, Takva sahiplerinin yurdu olan âhiret yurdu ne güzeldir. [44]

31. O, Adn cennetleridir. Ağaçlan ve köşkleri arasında nehirler akan o cennetlere girerler. O cennetlerde onlar için, hiç yorulmadan, meşakkat çekmeden, kesintisiz ola*rak istedikleri şeyler vardır. İşte Allah, haramlarından sakınan ve emirlerini yerine getiren kullarını, bu şekilde güzel bir mükâ-faatla mükâfaatlandır. [45]

32. Onlar şöyle kimselerdir ki, şirk ve masiyet kirlerinden temizlenmiş iyi ve Allah'a kavuşmaktan hoşlanmış kimseler olarak melekler onların canlarını alır. Melekler onlara selâm verir ve onları cennetle müjdelerler. İbn Abbas şöyle der: Melekler Al*lah'tan onlara selâm getirirler ve amel defterleri sağından verilen mutlu kişiler olduklarını kendilerine bildirirler.[46] Cennete girin. Dünyada sunduğunuz iyi amellerden dolayı cennet size afiyet olsun. [47]

33. Bâtılda devam etmeleri ve dünyaya aldanmaları yüzünden, söz tekrar müşrikleri kınamaya ve azarla*maya geldi. Yani onlar sadece iki şeyeden birini bekliyorlar. Kendilerine ölümün inmesini veya dünya azabının gelmesini bekliyorlar. Onlardan önceki yalanlayanların başlarına gelenlerden ibret almıyorlar mı? Bu onla*ra yetmiyor mu? Onlardan önceki suçlular da böyle yaptı da, başlarına belâ geldi. Onları ce*zalandırmak ve yok etmek suretiyle Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar Allah'a ortak koşmak ve günah işlemekle kendilerine zulmettiler. [48]

34. İnkarlarının ve pis amellerinin cezası başlarına geldi. Alay etmelerinin cezası inip onları kuşattı. Bu ceza, cehennemin aşağı tabakalarında çekecekleri elem verici azaptır. [49]

35. Allah'a ortak koşan ve onu inkâr eden Kureyş kâfirleri dediler ki: Allah dileseydi, ne bizi ne de babalarımız kesinlikle putlara tapmazdık. Bahîre, sâibe ve diğer hayvanlardan haram kıldıklarımızı da haram kılmazdık. Bunu, öyle inanarak değil de alay yoluyla söylediler. Maksatları, Allah'a ortak koşmaları ve bazı hayvan yiyecekleri haram kılmalarının Allah'ın rıza ve dilemesiyle olduğunu, ve bunun hak ve doğru olduğunu bildirmekti.[50] Onlardan önceki suçlular da buna benzer yalanlamalarda bulunmuş ve alay etmişlerdi. Bunların bâtıl delilleri gibi deliller getirdiler ve inkârlarını ve masiyetlerini kendilerinin kazandığını unutmuş güründüler. Bunların tümünün, peygamberleri kendilerini Allah'ın gazabına ve cehennem azabına karşı uyardığı halde sırf kendi tercihleriyle olduğunu unuttular. Peygamberlerin görevi, tebliğden başka bir şey değildir. Doğru yola iletme ve iman nasip etme işi Allah'a aittir. [51]

36. Andolsun biz bütün mahlukata, Allah'a kulluk edin ve onu birleyin; Allah'tan başka, şeytan'a, kâhine, putlara ve sapıklığa çağıran her ma'budu bırakın diye peygamberler gönderdik, Onlardan öylesi vardır ki, Allah ona, dinine ve kendisine ibadete giden yolu göstermiş, o da iman etmiştir. Onlardan öylesi de vardır ki, bedbahtlık ve sapıklığa düşmek hak olmuş, o da inkâra saplanmıştır. Yüce Allah şunu bildirdi ki, Allah'ın davetini insanlara ulaştırmak için peygamberler gönderdi. Bazıları bu daveti kabul etti, Allah da onu hidayete iletti. Bazıları ise kabul etmeyip inkâr etti, Allah da onu saptırdı. Ey Kureyş topluluğu! Yeryüzünün etrafım gezin. Sonra yalanlayan toplumların başla*rına gelenlere bir bakın. Belki ibret alırsınız. [52]

37. Bu hitap Rasulullah (s.a.v)' adır. Yani, Ey Muhammedi O kafirlerin hidâyete ermelerine düşkünlük gösteriyorsan bil ki Yüce Allah, kötü tercihi sebebiyle bir insan hakkında sapıklık takdir etmişse, zorla ve kahren onun hakkında hidayet yaratmaz. Onları Allah'ın azabından kurtaracak kimseleri yoktur. [53]

38. Müşrikler, Allah'ın ölen kimseyi tekrar diriltmeyeceğine dair olanca güçleri ile yemin ettiler. Öldükten sonra dirilmeyi uzak buldular, çürüyüp zerreler halinde dağıldıktan sonra bunun zor bir iş olduğuna inandılar. Yüce Allah onları reddetmek üzere şöyle buyurdu: Hayır, onları mutlaka diriltecek. Bunu kesin bir şekilde va'detmiştir. Katiyetle gerçekleşecektir. Fakat insanların çoğu, Allah'ın kudretini bilmez, dolayısıyle öldükten sonra dirilmeyi ve haşri inkâr ederler. [54]

39. Allah, onlann yeniden dirilmeyi inkârları hususundaki sapıklıklarını ortaya çıkarmak ihtilafa düştükleri konuda gerçeği göstermek ve itaatkar ile isyan eden, hak yolda gidenle bâtıl yolda giden ve zalim ile mazlum arasında adaleti gerçekleştirmek için onları diriltecek. Yeniden dirilmeyi inkar edenlerin ve Allah'ın gerçek va'dini yalanlayanların, söyledikleri sözlerde yalancı olduklarını bilmeleri için onları dirilteceğiz. [55]

40. Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona söyleyecek sözümüz sadece "ol" ç'ememizdir. Hemen oluverir. Yani bu iş için büyük bir gayret ve meşakkate ihtiyaç yoktur. Biz bir şeye ol deriz, o da olur. Tefsirciler şöyle der: Yüce Allah'ın bu ifadesi olayı zihinlere yaklaştırmaktır. Yoksa şu bir gerçek ki, Yüce Allah bir şeyin olmasını istediğinde kelimesine ihtiyaç olmaksızın o şey mutlaka olur. [56]

41. Allah uğrunda çeşitli işkencelere katlandıktan sonra yine onun uğrunda ve onun rızasını kazanmak için vatanlarını ve çoluk çocuklarını bırakıp da göç edenler var ya, onları bu dünyada iyi bir yurda yerleştireceğiz. Kurtubi şöyle der: Onlar Suheyb, Bilâl, Hab-bâb ve Ammâr'dır. Mekkeliler bunlara istediklerini söyletinceye kadar işkence ettiler. Serbest bıraktıklarında Medine'ye göç ettiler.[57] İşte onlan dünyada, kaybettiklerinden daha güzel ve daha iyi bir yurda yerleştireceğiz. İbn Abbas şöyle der: Allah onları Medine'ye yerleştirdi ve orasını onlar için hicret yurdu kıldı, Ahiret sevabı ise daha büyük ve daha şereflidir. Keşke insanlar bunu bilseler. [58]

42. Onlar sıkıntı ve güçlüklere sabredip vatanlarından göç eden, kardeşlerinden ayrılan, Allah'ın ecir ve sevabını dileyerek sadece ona dayananlardır. [59]

43. Ey Muhammedi Senden önce de geçmiş milletlere insandan başka peygamber göndermedik. Sana vahyet-tiğimiz gibi onlara da vahyediyorduk. Tefsirciler şöyle der: Kureyş müşrikleri Rasulullah (s.a.v.)'m peygamberliğini inkar etti ve : "Allah, bir insanı peygamber göndermekten yücedir. Bize bir melek gönderse ya" dediler. Bunun üzerine yukardaki âyet indi.[60] Ey Kureyş topluluğu! Eğer siz bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil'i bilenlere sorun. Onlar, bütün peygamberlerin insan olduğunu size bildireceklerdir. [61]

44. Onları, kendilerinin doğruluğunu gösteren hüccet, kesin delillerle ve mukaddes kitaplarla gönderdik. Sana da, gafil kalpleri uyarıcı ve hatırlatjcı Kur'an'ı indirdik ki, İnsanlara Allah'ın hükümlerini, helal ve haramı bildiresin. Umulur ki bu Kur'an üzerinde düşünür ve öğüt alırlar. [62]

45. Dâru'n-nedve'de Rasulullah (s.a.v.)'a tuzak kuran ve onu öldürme yollarını arayan o kâfirler... emin mi oldular? Allah, Karun'a yaptığı gibi, onları da yurtlarıyle birlikte yere batırmayacağından emin mi oldular? Veya onlar emniyet ve sükun içersinde iken, akıllarına gelmeyecek ve bilemiyecekleri bir taraftan ansızın kendilerine azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular? [63]

46. Yahut onlar ticâret için yolculuk yaparken ve alış-veriş ile meşgul iken onları helak etmeyeceğinden emin mi oldular. Her hâlü kârda onlar Allah'ı âciz bırakamazlar. [64]

47. Ya da onlar azabın inmesinden korkar ve onu beklerken Allah'ın kendilerini helak etmeyeceğinden emin mi oldular? İbn Kesir şöyle der: Bu son ifade daha vurgulu ve daha şiddetlidir.[65] Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhemetlidir. Zira sizi hernen cezalandırmaz. [66]

48. O kâfirler Allah'ın kudretinin eserlerini görüp de ibret almıyorlar mı? Dağlar, taşlar, ağaçlar ve Allah'ın yarattığı diğer şeylerin hepsinin gölgeleri Allah'a secde ederek bir taraftan diğer tarafa döner. Onların bu secdesi, Allah'ın dilemesine boyun eğme şeklindedir. Onun irâdesi ve dilemesinden dışarı çıkmazlar, Onlar Allah'a boyun eğmiş ve karşısında küçülmüş olarak böyle yaparlar. Bu şeylerin hepsi Allah'ın kudretine ve iradesine boyun eğmiş oldukları halde o kâfirler nasıl kibirlenip böbürlenerek ona itaat etmiyorlar. [67]

49. Melekler dahil bütün mahlûkât tek olan Yüce Allah'a boyun eğer itaat ederler. Ona ibadeti küçümsemezler.[68]

50. Onlar Allah'ın büyüklüğünden ve azametinden korkarlar, sürekli olarak onun emirlerine sarılırlar. [69]

Edebî Sanatlar

Bu âyet-i kerimeler aşağıdaki edebî sanatları kapsamaktadır:
1. İyilik, dediler" cümlesinde hazif yoluyla icaz vardır. "İyi*lik indirdi, dediler" manasınadır.
2. Ondan başka hiçkimseye ibadet etmezdik. Onun haram kıldığından başka hiç bir şeyi haram kılmızdık âyetinde itnâb vardır.
3. Allah doğru yola iletti ile Sapıklık ona hak oldu doğru yola iletmez ile saptırdığı kimse ve sağ ile sol taraflar kelimeleri arasında tıbâk sanatı vardır.
4. Çok şefkatli, çok merhametli" kelimeleri, mübalağa sıygalarıdır. Çünkü vevezinleri mübalağa ifade eden kiplerdendir.
5. Göklerde ve yerde bulunanlar., ve melekler secde eder". Burada umûmiden sonra husûsî olan zikredilmiştir. Bu, temiz melekleri daha çok büyütmek ve şereflendirmek içindir.
6. düşünürler, küçülerek boyun eğenler ve bilirler kelimelerinde seci' vardır. [70]

Faydalı Bilgiler

Bazı âlimler, Senden önce de; erkeklerden başka peygamber göndermedik âyetinden, peygamberliğin erkeklere ait ol*duğu hükmünü çıkarmışlardır. Kadınlardan peygamber yoktur demişlerdir. Bu, ince bir hüküm çıkarmadır.[71]

Bir Uyarı

İbn Teymiyye, Minhâcu's-sunne adlı eserinde şöyle der: Kaderi delil göstermek, bâtıl bir delildir. Bu hususta bütün âlemlerde bulunan akıl ve din sahipleri ittifak etmişlerdir. Bunun içindir ki müşrikler, Allah dileseydi, ne biz ortak koşardık, ne de babalarımız[72] deyince, Yüce Allah onlara şöyle cevap verdi: De ki, elinizde bize açıklayacağınız bir bilgi mi var? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz? Siz sadece yalan söylüyorsunuz [73] Müşrikler akıllarıyle ve fıtrî duygularıyle, bu delilin batıl olduğunu biliyorlardı. Çünkü onlardan biri diğerine zulmetse, veya çocuğu*nu öldürmek ya da eşiyle zina etmek istese, yahut ısrarla zulüm etse de insanlar ona "böyle yapma" deseler, o da: "Allah dileseydi yapmazdım" dese, ne onlar onun bu delilini kabul eder, ne de o başkasının böyle bir delilini kabul eder. Bu delili ancak kınamayı kendinden defetmek için tutarsız delil getiren kimse kullanır.[74]

51. Allah buyurdu ki: "İki ilâh edinmeyin! O ancak bir İlâh'dır. O halde yalnız benden korkun!"
52. Göklerde ve yerde ne varsa, O'nundur, din de yalnız O'nundur. Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?
53. Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız.
54. Sonra da sizden o zararı giderdiğinde, içinizden bir zümre, hemen Rablerine ortak koşarlar!
55. Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük ettikleri için öyle yaparlar. O halde bir müddet daha faydalanın, fakat yakında hakikati bileceksiniz!
56. Bir de kendine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri putlara pay ayırıyorlar. Allah’a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!
57. Onlar, kızları Allah'a veriyor, ki Allah bundan münezzehtir, beğenip hoşlandıklarını da kendilerine alıyorlar.
58. Kendilerinden biri kız ile müjdelendiği zaman, öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.
59. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!
60. Kötü sıfat, âhirete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. O, her şeyden üstün ve hikmet sahibidir. .
61. Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat, onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.
62. Kendilerinin hoşlarına gitmeyen Şeyleri Allah'a isnâd ediyorlar. En güzel sonucun kendilerinin olduğunu anlatan dilleri de yalanın örneğini veriyor. Hiç şüphesiz onlar için, sâdece ateş vardır ve onlar, ateşe hemen götürüleceklerdir.
63. Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermişizdir. Fakat şeytan, onlara işlerini süslü gösterdi. İşte o, bugün onların velisidir. Ve onlar için elem verici bir azap vardır.
64. Biz, bu Kitâb'ı sana sırf hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın diye ve îman eden bir topluma da hidâyet ve rahmet olması için indirdik.
65. Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz ki bunda dinleyen toplum için bir ibret vardır.
66. Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından gelen, içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz.
67. Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
68. 69. Rabbin bal arısına: dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin. Sonra meyvelerin herbirinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarjndan renkleri çeşitli bir şerbet çıkar, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.
70. Sizi Allah yarattı, sonra sizi öldürecek. Bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bitmesin diye sizden bazı kimseler ömrün erzeline kadar yaşatılır. Şüphesiz ki Allah herşeyi bilen, kudretlidir.
71. Allah, kiminize kiminden daha bol rızık verdi. Bol nzık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki rızikta hepsi eşit olsunlar. Yoksa Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
72. Allah, size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâlâ bâtıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
73. Müşrikler Allah'ı bırakıp da kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiçbir şey veremeyen ve buna asla güçleri yetmeyen şeylere tapıyorlar.
74. Allah'a birtakım benzerler icat etmeyin. Çünkü Allah, her şeyi bilir, siz ise bilemezsiniz.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah önceki âyetlerde, kâinatta ne varsa Allah'ın emrine itaat ettiğini, onun kudretine boyun eğdiğini anlattı. Burada da sadece kendisine ibadet edilmesini emretti. Çünkü yaratan da rızık veren de O'dur.. Daha sonra Câhiliyye halkının sapıklıkları hususunda misaller verdi, kendisine ibadet ve şükür etsinler diye, insanlara yüce nimetlerini hatırlattı. [75]

Kelimelerin İzahı

Vâsib; devamlı, sürekli demektir. Cevheri şöyle der: Birşey devam ettiğinde denir. Mastarı dur. Onlar için
devamlı bir azap vardır[76] âyetinde bu manada kullanmıştır. Şair şöyle der:
Bol yağmur yağdıran bulutun gürültüsü devamlıdır.[77]
Yalvarırsınız. dua ve yalvarmada sesi yükseltmek demektir. Bir kimse bağırdığında, denir. Sığın anlatırken A'şa şöyle der:
Gece ile güdüz arasında üç tur attı. Hoş olmayan şey onun tur atması ve bağırmasıydı.[78]
Kezîm, keder ve öfke dolu. Öfkeden ağzı kapatıp konuşmamaktır.
Gizlenir.
Hûn; horluk ve zelillik. Fers, işkembe veya bağırsağa inen pisliktir. Sâiğ, lezzetli ve içimi kolay.
Zulel, çoğuludur. Zelûl, meşakkatsiz olarak emir altına alınan ve boyun eğen demektir.
Ezherî şöyle der: Hafede, oğulllarm oğullan manasınadır. Ha-fede, hizmetçiler ve yardımcılar mânasına da gelir.[79]

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 597
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 13.05.2009 18:48
Âyetlerin Tefsiri

91. Peygambere veya insanlara verdiğiniz sözleri koruyun. Onları tam bir şekilde yerine getirin. Allah adına sağlam bir şekilde yemin ettikten sonra biat yeminini bozmayın, Bu biata Allah'ı da şahit ve gözlemci kıldınız. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı pek iyi bilir ve size onların karşılığını verir. [145]

92. İpliğini sağlamca büktükten sonra çözüp bozan kadın gibi olmayın. Bu, yemini bozanlar için Allah'ın getirdiği bir misaldir.[146] Bu âyet, sağlam bir şekilde yemin edip ant içtikten sonra onu bozan kimseyi, ipliğini sağlamca büytükten sonra onu çözen ve söküntü haline getiren kadına benzetti. Tefsirciler şöyle der: Mekke'de ahmak bir kadın vardı, ipliğini büker sonra onu çözerdi. Halk, "bu kadın ne ahmak!" derdi. Yeminlerinizi tuzak ve aldatma vesilesi edinip İnsanları onlarla aldatıyorsunuz, Bir toplum diğer toplumdan sayıca daha çok ve malı daha fazla diye yeminlerinizi hile aracı edinmeyin. Mücâhid şöyle der: Araplar dostlarıyle anlaşır sonra onlardan sayıca daha çok ve daha güçlülerini bulduklarında onlarla yapmış oldukları antlaşmayı bozar ve diğerleriyle anlaşırlardı.[147] Allah size ahdi yerine getirmeyi emretmek suretiyle sizi imtihan ediyor ki, itaat eden ile isyan edeni görsün. Hakkında ihti*lafa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacak ki herkese iyi veya kötü amelinin karşılığını versin. [148]

93. Allah dileseydi insanları aynı kabiliyette yaratır ve onları tek millet kılardı. Böylece onlar ihtilafa ve ayrılığa düşmezlerdi. Fakat onun hikmeti, insanları kendi tercihleri ile başbaşa bırakmayı gerektirdi. İnsanlığın bir kısmı mut*luluğu, bir kısmı da bedbahtlığı tercih eder. Dolayısıyle Yüce Allah adaleti gereği, yardımsız bırakmak suretiyle dilediğini saptırır, lütfü gereği, muvaffak olmalarını sağlamak suretiyle dilediklerini de doğru yola iletir. Sonra kıyamet gününde, bütün yaptıklarınızdan sizi sorguya çekecek ve en küçük bir amelinizin dahi karşılığını size verecektir. [149]

94. Yeminlerin önemine binâen, onların önemini vurgulamak ve kuvvetle ifade etmek için Yüce Allah âyeti takrarladı. Yani, yemin edip de bazı geçici dünya menfaatleri elde etmek maksadıyle insanları aldatmak için onları bir hile ve1 tuzak aracı yapmayın.[150] Ayaklarınız doğru ve hak yola tam anlamıyle yerleşmişken ordan kayar. İbn Kesir şöyle der: Bu, doğru yol üzerinde olup da ondan uzaklaşan, bozulan ve Allah yolundan dönmeye sebeb olan yeminler yüzünden doğru yoldan ayrılan kimse için bir misâldir. Çünkü kâfir, müminin, kendisiyle anlaşma yapıp da onu bozduğunu görünce dine güveni kalmaz. Bu yüzden, kâfirin İslama girmesine engel olunmuş olur.[151] Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurdu: Yeminlerinizi bozmak suretiyle başkalarının İslama girmesine engel olduğunuz için, başınıza sizi üzecek dünyevî ceza gelir. Ahirette de sizin için cehennem ateşinde büyük bir azap vardır. [152]

95. Allah'a ve Rasulüne verdiğiniz ahitleri, geçici dünya malı ile değiştirmeyin. Eğer gerçeği biliyorsanız, Allah katında bulunan sevap ve mükafat sizin için, dünya menfaatinden daha hayırlıdır. Sonra Yüce Allah bunun sebebini bil*direrek şöyle buyurdu: [153]

96. Ey insanlar, sizin elinizde bulunanlar geçici ve yok olucudur. Allan katında bulunan ise bakî ve dâimidir. O kesintisizdir, bitmez de. öyleyse siz, sonsuz olanı geçici olana tercih edin. sabredenleri en güzel şekilde mükafatlandıracak ve günahlarından vaz geçip güzel amellerinin karşılığını tam olarak vereceğiz. Bu, güzel amellerin karşılığında güzel mükafatlar verileceğine dâir iyi bir vaaddir. Güzel amelin karşılığı, güzel mükafattan başkası olmasın diye verilmiştir. Bunların hepsi Allah'ın lutfuy ladır. [154]

97. İman etmek şartıyle, erkek veya kadın, kim Salih amel işlerse, biz dünyada kanaat, güzel rızık ve Sâlİh amelleri yapabilmeyi nasip etmek suretiyle onu güzel bir hayat ile yaşatırız. Hasan-ı Basrî şöyle der: Cennetin dışında, hiç kimseye hayat güzel gelmez. Çünkü cennet hayatı ölümsüz bir hayat, fakirliği ol*mayan bir zenginlik, hastalığı olmayan bir sıhhat ve bedbahtlığı olmayan bir mutluluktur.[155] Güzel amellerinin karşılığını ahirette mutlaka onlara vereceğiz. Bu, ne güzel mükâfat! [156]

98. Kur'ân okumak istediğin zaman Allah'tan seni, şeytanın vesveselerinden ve hatıra getirdiği kötü şeylerden korumasını iste ki, okurken şeytan sana vesvese verip seni Kur'an'ı düşünmekten ve onunla amel etmekten alıkoymasın. [157]

99. Gerçek şu ki, şeytanın mü'minleri saptırma ve inkara sürükleme gücü ve kuvveti yoktur. Çünkü onlar, Allah'ın korumasındadır. Müminler, başlarına gelen belâlarda yalnız Allah'a güvenirler. [158]

100. Onun gücü ve hakimiyeti ancak, kendisine itaat eden ve onu dost edinenlere yeter. Bir de, Şeytan'm aldatması sebebiyle ibadetlerinde, kestikleri hayvanlarda, yeme ve içmelerinde müşrik olanlara gücü yeter. [159]

101. Biz bir âyetin yerine başka bir âyet indirip de, öncekinin okunmasını veya hükmünü kaldırarak ikincisini onun yerine koyduğumuzda, Bu, bir ara cümlesidir, kınama maksadıyle getirilmiştir. Yani Allah, kullan için en uygun ve en hayırlı olanı daha iyi bilir. Çünkü bu kitabın âyetleri ilaca benzer. O ilaçtan hastaya, iyileşmeye yüz tutuncaya kadar yudum yudum verilir. Sonra, durumuna uygun olan diğer yiyecek türleriyle değiştirilir, Câhil kâfirler dediler ki: Ey Muhammed, Sen, sadece Allah'a karşı yalan söyleyen ve söz uyduransın. Aksine onların çoğu cahildir, Allah'ın hikmetini bilemezler. Beyinsizlikleri ve cahillikleri yüzünden böyle derler. İbn Abbas şöyle der: İçinde zorluk bulunan bir âyet inip daha sonra o âyetin hükmü kaldırıldığında Kureyş kafirleri şöyle derdi: Vallahi Muhammed, arkadaşları ile alay etmekten başka bir şey yapmıyor. Onlara bugün bir emir veriyor, yarın onu yasaklıyor. O bunu sadece kendiliğinden söylüyor. Bunun üzerine şu âyet indi.[160]

102. Ey Muhammed! Onlara de ki: Kur'an'ı ancak, doğruluk ve adaletle hükmeden hâkimler hâkimi Allah katından Cebrail (a.s.) indirdi, ki, onda bulunan hüccet ve deliller sayesinde mü'minleri imanlarında sabit kılsın ve imanlarını artırsın. Yüce Allah'ın hükmüne boyun eğen müslümanlar İçin bir hidâyet ve müjde kaynağı olsun. Burada Allah'a teslim olmayan kafirlere tariz vardır. [161]

103. Şüphesiz biz, müşriklerin âdî sözlerini ve "Bu Kur'an'ı Rum asıllı Cebr öğretti" şeklindeki iddialarını biliyoruz. Yüce Allah onlara şu sözüyle cevap verdi: Kur'an'ı öğrettiğini iddia ettiğiniz ve "O öğretiyor" dediğiniz kimse Arap değildir. Bu Kur'an ise, son derece fasih Arapçadır. Dili Arapça olmayan kimsenin, Muhammed (s.a.v.)'e, bu apaçık Arapça olan Kur'an'ı öğretmesi nasıl mümkün olur. Arap olmayan, bu, fesahat ve beyânda mu'ciz kitabın belagatım nerden bilecek? [162]

104. Bu Kur'an'a inanmayanlara, Yüce Allah doğruyu bulmayı nasip etmez. Onları kurtuluş ve mutluluk yoluna iletmez. Onlar için, âhirette elem ve ağrı verici bir azap vardır. Bu, onların inkâr ve iftiralarına karşı bir tehdit ve azap duyurusudur. [163]

105. Allah'a ve âyetlerine inanmı-yanlardan başkası ona karşı yalan söylemez. Çünkü onlar, kendilerine engel olacak bir azaptan korkmazlar. Yalan çirkin bir suçtur, mü'min ona cür'et edemez. Bu, kafirlerin, Sen, sadece bir yalancısın" sözlerine bir cevaptır. İşte gerçek yalancılar kendileridir, yalancı olan, Peygamber Muhammedu'1-Emîn değildir. [164]

106. Kim, İslam dinine girdikten sonra küfür kelimesini söyler de dinden çıkarsa Allah'ın gazabına uğrar. Ancak kalbi iman ve kesin inanç ile dolu olduğu halde, başkası tarafından zorlanarak inkâr kelimesini söyleyen müstesna. Bu âyet, dinden dönenin suçunun ağır olduğunu göserir. Çünkü o imana grip tadını aldıktan sonra, dünya hayatını âhiret hayatına tercih ederek dinden dönmüştür. Tef-sircîler şöyle der: Bu âyet, Ammâr b. Yâsir hakkında indi. Müşrikler onu yakalayıp işkence ettiler, sonunda onlarm zoruyla istediklerini söyledi. İnsanlar: "Ammâr kâfir oldu" dediler. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ammâr tepeden tırnağa iman ile doludur. İman onun etine ve kanına işlemiştir. Daha sonra Ammâr ağlayarak Rasulullah (s.a.v.)'a geldi. Rasulullah (s.a.v.) ona, "Kalbini nasıl buluyorsun?" diye sordu. O da : "İman dolu" diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.v.): Tekrar işkence ederlerse, yine istediklerini söyle.[165] buyurdu. Fakat kimin kalbi inkara açılır ve ona razı olursa, onlar için, cehennem azabıyla birlikte, Allah'ın şiddetli gazabı vardır. Çünkü onların suçundan daha büyük suç yoktur. [166]

107. Bu azap, onların dünyayı âhirete tercih etmeleri ve onu üstün tutmaları yüzündendir. Allah onlara iman nasip etmez ve onları kaymaktan ve sapmaktan korumaz. [167]

108. Allah onların kalplerine, kulaklarına ve gözlerine mühür vurdu. Onların üzerine o şekilde perde çekti ki artık onlar hakkı anlayamaz, işitemez ve göremez. Onlar tam bir gaflet içindedirler. Çünkü dünya onların, akıbetlerini düşünmelerini engelledi. [168]

109. Gerçek şu ki, onlar ahirette kesinlikle ziyana uğrayanlardır. Bunda hiçbir kuşku yoktur. Çünkü onlar ömürlerini, faydasız şeylerde harcadılar. Tefsirciler şöyle der: Yüce Allah onları altı sıfatla niteledi. Bunlar Allah'ın gazabı, büyük azap, dünyayı ahirete tercih etmeleri, hidâyetten mahrum olmaları, kalplerinin mühürlenmesi ve gafillerden kılınmalarıdır.[169]

110. Ey Muhammedi Şüphesiz Rabbin, azgın müşrikler tarafından işkence ile dinlerinden döndürülmeye çalışılan sonra Aüah yolunda hicret eden, Sonra da Allah yolunda cihad ederek cihadın zorluklarına katlanan kimseleri, Evet Rabbin hicret, cihat ve sabırdan sonra bu kimseleri bağışlayacak ve onlara merhamet edecektir.[170]

Edebî Sanatlar

Bu âyet-i kerimeler, aşağıdaki edebî sanatları kapsar:
1. Büktüğü ipi bozaıı kadın gibi olmayın" âyetinde teşbih-i temsilî vardır. Yüce Allah, yemin edip de sözünde durmayan kimseyi, ipi büküp de bozan kadına benzetti.
2. Yerleştikten sonra ayak kayar" cümlesinde istiare vardır. Yüce Allah dinde yerleşme için, "kadem" yani ayak kelimesini istiare olarak kullandı. Çünkü sebatın aslı ayakla olur. Hak yoldan kayma, ayağın kaymasına benzediği için, onu istiare yoluyla maddî kaymakla ifade etti.
3. Dilediğini saptırır ile Dilediğini doğru yola iletir, Arap olmayan ile Arapça ve tükenir ile devamlı kelimeleri arasında tibâk sanatı vardır.
4. Kur'an okudun cümlesinde iştikak cinası vardır. Aynı zamanda burada mecâz-ı mürsel de vardır. Müsebbeb, sebep yerinde kullanılmıştır. Yani, "Kur'ân okumak istediğin zaman" demektir.
5. Allah ne indireceğini daha iyi bilir" cümlesi, ara cümlesi olup nesih'teki ilâhî hikmeti açıklamak için gelmiştir. Burada, birinci şahıstan üçüncü şahsa dönüş sanatı da vardır. Allah lafzının söylenmesi ise, kalplere korkuyu yerleştirmek içindir.
6. Kendisine nisbet ettikleri kimsenin dili Arapça değildir" âyetinde latif bir istiare vardır. Yüce Allah lisan (dil) kelimesini, lügat ve söz için miisteâr olarak kullandı. Nitekim şâir şöyle demiştir:
Kötü lisanı bize ithaf ediyorsun. Hainlik ettin, senin hainlik edeceğini sanmıyordum.[171] Araplar, lisan kelimesini lügat manasında kullanır. Nitekim âyet-i kerimede, Biz gönderdiğimiz her peygamberi, kendi kavminin lisanıyla gönderdik[172] buyrulumuştur. [173]

Bir Nükte

Kur'an okumadan Önce Allah'a sığınmanın sırrı şudur: Kur'an, hikmetli bir zikirdir. Apaçık bir gerçektir. Şeytan vesveseleriyle şüpheleri tahrik ettiği ve desiseleri ile kalpleri bozduğu için, Rasulullah (s.a.v)'a, Kur'an o-kumak istediği zaman Allah'a sığınması emrolundu. Çünkü insan kuvveti, şeytanı kolaylıkla defedemez. Dolayısı ile büyük ve Yüce olan Allah'tan yardım istemeye muhtaç olur. [174]

111. O gün, herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir, onlara asla zulmadilmez.
112. Allah, şöyle bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti*ler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.
113. Andolsun ki, onlara kendilerinden peygam*ber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi.
114. Artık, Allah'ın size rızık olarak verdiği şey*lerden helâl ve temiz olarak yiyin, eğer yalnız Allah'a ibâdet ediyorsanız, O'nun nimetine şükredin.
115. Allah size, ancak ölü hayvanı, akan kanı, do*muz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanı
haranı kıldı. Artık kim mecbur kalırsa taşkınlık yapmadan, sının da aşmadan bunlardan yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, pek merhamet edendir.
116. Dillerimin, "Bu helâldir, şu haramdır" diye yalan olarak vasıflandırdığı şeyi söylemeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.
117. (Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır.
118. Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı.
119. Sonra, şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunu düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin de elbet çok bağışlayan, pek merhamet edendir.
120. İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi.
121. Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti.
122. Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, âhirette de sâlihlerdendir.
123. Sonra da sana, "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vah yettik.
124. Cumartesi tatili, ancak onda İhtilaf edenlere (farz) kılınmıştı. Kıyamet günü Rabbin, muhakkak onların ihtilâfa düştükleri şey hakkında aralıranda hüküm verecektir.
125. Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel Öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O hidâyete erenleri de en iyi bilendir.
126. Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.
127. Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!
128. Şüphesiz Allah, sakınanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.

Âyetlerin Öncekilerle Münâsebeti

Yüce Allah önceki âyetlerde, diliyle inkâr edenin durumu ile hem dili hem kalbiyle inkar edenin durumunu açıkladıktan sonra, burada da her insanın âhirette göreceği âdil karşılığı ve dünyada bazı yalanlayanlar için hazırlamış olduğu azabı anlattı. Daha sonra da, çok içli ve itaatkar olan İbrahim'in (a.s.) kıssasını anlattı ve Rasulullah (s.a.v.)'a da onun yüce yo*lundan gitmesini emretti. [175]

Kelimelerin İzahı

Mücâdele eder, uğraşır.
Rağad: bol, rahat, yorulmadan, meşakkat çekmeden. En'um, iLojû 'in çoğuludur. Yapı bakımından, çoğlu olan benzer.
Ümmet, iyi hasletleri kendinde toplayan önder.
Kânit, itaatkar, boyun eğen. İtaat ve boyun eğmek manasına gelen kökündendir.
Onu seçti, tercih etti.
Hanîf, bâtıl dinleri bırakıp İslam dinine dönen demektir. Meyil manâsına gelen kökündendir. [176]

Nüzul Sebebi

Hz. Hamza Uhud savaşında şehit olup müşrikler tarafından azaları parçalanınca, onu gören Rasulullah (s.a.v,) şöyle buyurdu: Vallahi senin yerine onlardan yetmişinin azalarını parçalayacağım. Bunun üzerine şu âyet indi: Eğer ceza verecekseniz, size yapılanın misliyle ceza verin.[177]

Ayetlerin Tefsiri

111. Kıyamet gününü onlara hatırlat, o gün her nefis kendini kurtarmaya çalışır, başkasının durumuyla ilgilenemez. Herkese, yaptığının karşılığı eksiksiz ve noksansız verilir. Onların mükafatları eksiltilmez, aksine tam olarak ve*rilir. [178]

112. Bu, Allah'ın Mekkelilere ve diğerlerine verdiği bir misaldir. Allah onlara, kendilerine nimet verip de bu nimetin şımarttığı, dolayasıyle âsi olup azan bir kavmi misal verdi. Allah, bu kavme verdiği nimeti azaba çevirmişti, O belde halkı emniyet, sükûn, mutluluk ne nimetler içinde idi. Onların rızkı her taraftan çok ve bol geliyordu. Allah'ın kendilerine verdiği iyilik ve bağışladığı rızığa karşı ona şükretmediler. Allah onlardan emniyet ve sükûn nimetini soyup aldı ve onlara korku, açlık ve mahrumiyet acılarını tattırdı. Bunu, inkarları ve masiyetleri sebebiyle yaptı. Râzî şöyle der: Bu, Mekke halkına ait misaldir. Çünkü onlar emniyet, sükun ve bolluk içinde idiler. Sonra Allah onlara büyük nimeti verdi. Bu nimet, Muhammed (a.s.)'dı. Fakat onlar onu inkar ettiler, ona çok eziyetlerde bulundular. Allah da onları yedi sene kıtlık ve açlıkla ceza-landırdı. O kadar ki leş ve kemik yediler.[179]

113. Muhammed (a.s) onlara açık âyetler ve parlak mucizeler getirdi. O, içlerinden bir peygamberdi. Onun soyunu ve sopunu biliyorlardı. Buna rağmen onu tasdik etmediler, peygamberliğine inanmadılar. Bu âyet gösteriyor ki, yukarda anlatılanlardan murat Mekke halkıdır. Bu İbn Abbas'ın görüşüdür. Onlar günah ve masiyet işleyerek zulmederken sıkıntı ve musibetler onlara geldi. [180]

114. Allah'ın size mubah kıldığı nimetlerden helâl ve temiz olarak yiyin, Eğer siz ondan başkasına ibadet etmeyecek şekilde imanınızda samimi iseniz, o yüce nimetlere karşılık Allah'a şükredin. Bundan sonra Yüce Allah insanlar için zararlı olan şeylerden onlara haram kıldıklarını açıklıyarak şöyle buyurdu: [181]

115. Ey insanlar! Rabbiniz size ancak ölmüş hayvan, kan ve domuz eti gibi, zarar veren şeyleri haram kıldı. Bir de, Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanı haram kıldı. Çünkü onda hem nefse hem de inanca zarar vardır, Kim, Allah'ın haram kıldığı anlatınlan bu şeylerden yemeğe mecbur kalır da haddi aşmadan, sınırlı bir şekilde yerse, şüphesiz Allah'ın rahmeti geniş, mağfireti boldur. Mecbur kalanı sorumlu tutmaz. Bundan sonra Yüce Allah kendiliklerinden helal veya haram koyan müşrikleri kınayarak şöyle buyurdu; [182]

116. Ey müşrikler! Dillerinizin vasfettiği yalanlar hakkında delilsiz ve burhansız, "Bu helaldir, bu haramdır" demeyin. Bunları Allah'a nisbet etmek suretiyle O'na karşı yalan uydurmak için böyle yapmayın Allah'a karşı yalan uyduranlar var ya, işte onlar ne dünyada ne de âhirette kurtuluşa ererler, istediklerini de elde edemezler. [183]

117. Onların dünyaya fayda ve istifadeleri az o-lacaktır. Çünkü dünya geçicidir. Âhirette ise, onlar için elem verici bir azap vardır. Bundan sonra Yüce Allah, yahudilere haram kıldığı şeyleri anlatarak şöyle buyurdu: [184]

118. Ey Muhammed! Sana antattıklarımızı husûsî olarak Yahudilere haram kıldık. Yahudilere haram kılınan bu şeyler, En'âm sûresinde anlatılmıştır. Bunlar sığır ve koyunun iç yağı ile bütün tırnaklı hayvanlardır. Biz bunları haram kılmakla onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmettiler, dolayısıyle bu cezaya hak kazandılar. Nitekim bir âyette şöyle buyrulmuştur: Yahudilerin zulmü sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılman temiz ve helâl şeyleri onlara haram kıldık.[185]

119. Ey Muhammedi Cehalet ve akılsızlık yüzünden bu çirkin fiilleri işleyip de, bu hatalardan sonra tevbe edip Rablerine dönen ve iyi amel işleyenler var ya, İşte bundan sonra senin Rabbinin onlar için mağfireti geniş ve rahmeti boldur. Bu âyet bütün insanlar için tevbe ve huzur kapısını açmaktadır. [186]

120. Şüphesiz İbrahim, iyi hasletleri kendisinde toplayan önder ve örnek bir kimseydi. Bundan dolayı Yüce Allah onu kendisine dost seçti. O, Rabbine itaatkar, onun emirlerini yerine getiren idi. Bütün bâtıl dinleri bırakıp, hak din olan İslam'a yönelendi, Müşriklerden değildi. Bu bölüm, öncekileri pekiştirmekte ve Yahudi ve Hristiyanların, Hz. İbrahim'in Yahudi veya Hristiyan olduğuna dair iddialarım reddetmektedir. [187]

121. Allah'ın nimetlerine şükreden idi. Yüce Allah onu peygamber seçti. Onu İslam'a ve bir olan Allah'a ibadete iletti. [188]

122. Ona dünyada'güzel anılmayı nasip ettik. Şüphesiz o âhirette de, yüksek dereceyi elde edenlerden ve Salihlerin makamlarının en yücesindedir. [189]

123. Yüce Allah Hz. ibrahim'i bu şerefli sıfatlarla anlattıktan sonra peygamberi Muhammed (s.a.v.)'e, onun dinine tabi olmasını emretti. Yani, ey Muhammed! Sonra sana İbrahim'in yüce hanif dinine uymanı emrettik.[190] İbrahim, Yahudî ve Hristiyan değildi. O ancak hanif bir müslümandı. Bu, Yahudi ve Hristiyanların, İbrahim'in dini üzerinde olduklarına dair iddialarını reddeden ikinci bir tekittir. [191]

124. Cumartesi gününe hürmet ve o gün işi bırakmak Hz. İbrahim'in ne şeriatının ne de dininin alametlerindendi. Bugüne saygı, din hususundaki ihtilafları ve Allah'ın emirlerine isyanları yüzünden Yahudilere ağır bir hüküm olarak getirildi. Zira Allah cumartesi günü avlanmayı onlara yasaklamıştı. Onlar ise o gün avlandılar, Allah da onları maymunlara ve domuzlara çevirdi. Kıyamet günü Rabbm, muhakkak ihtilafa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir. Yani, Yüce Allah o gün aralarında hüküm edecek ve herbirine müstehak olduğu sevabı ve cezayı verecektir. [192]

125. Ey Muhammedi İnsanları Allah'ın dinine ve mukaddes şeriatına hikmetli üslupla, yumuşaklık ve tatlılıkla ve tesir edici sözlerle çağır. Kınayarak, zorla, katılık ve şiddetle çağırma, Muhaliflere karşı münazara ve mücâdele yollarının en güzeli ile, hüccet ve delilerle, yumuşaklık ve tatlılıkla mücâdele et. Ey Muhammedi Şüphesiz Rabbin, sapıklarında, doğru yola erenlerinde durumunu bilir. Onları davet ve onlarla mücadele hususunda hikmetli bir yol tutmalısın. Onların doğru yola ermesi sana ait değildir. Sen sadece tebliğ etmekle görevlisin. Hesaba çekmek bize aittir. [193]

126. Ey müminler! Size zulüm ve haksızlık edenlere ceza verecekseniz, onlara karşı misliyle ceza verin, fazlasını yapmayın. Tefsirciler şöyle der: Bu âyet Hamza b. Abdülmuttalib (r.a.) hakkında indi. Uhud savaşında müşrikler onun karnını yarınca Rasulullah (s.a.v) şöyle dedi: Eğer Allah, onlara karşı bana zafer nasip ederse yetmişini aynı şekilde cezalandıracağım" Bunun üzerine bu âyet indi. Eğer af eder ve kısas istemezseniz bu sizin için daha hayırlı ve daha sevaptır. Bu sabretmeye ve kötülük edene ceza vermemeye teşviktir. Çünkü cezalandırmak mubah, onu terk ise daha iyidir. [194]

127. Ey Muhammedi Allah yolunda başına gelen eziyetlere sabret. Bu yüksek dereceye, ancak Allah'ın yardımı ve başarı nasip etmesiyle ulaşırsın. İman etmezlerse, Kafirler için üzülme, Onların beyinsizce ve cahilce söyledikleri sözlerden ve kurdukları tuzaklardan dolayı üzülme. [195]

128. Allah yardımı ve zaferiyle takva sahiplerinin, koruması ve gözetimiyle de güzel amel işleyenlerin yanındadır. Allah kiminle beraber olursa, tuzak kuranların tuzağı ona zarar veremez. [196]


Edebi Sanatlar

Bu âyet-i kerimeler, aşağıdaki edebî sanatları muhtevîdir:
1. Allah onlara açlık ve korku elbisesini tattırdı cümlesinde istiâre-i mekniyye vardır. Bu elbise, çirkinlik bakımından acı ve çirkin bir tada benzetildi. Müşebbehün bih hazfedildi ve onun levazımından olan "tattırmak" ile ona işaret edildi. Bu teşbih istiare-i mekniyye yoluyla yapıldı.
2. Kelimeleri arasında tıbak sanatı vardır.
3. Dünyada ona güzel bir şey verdik. Burada da iltifat sanatı vardır. Hz. İbrahim'in şanının yüceliğine ve fazla itina gösterildiğine işaret için üçüncü şahıstan birinci şahsa dönüldü.
4. O bir önderdi cümlesinde teşbih-i beliğ vardır. O, bütün mahlukata dağılmış olan olgunluk sıfatlarını kendisinde topladığı için tek başına bir ümmet ve büyük bir cemaat gibiydi.
Nitekim şâir şöyle der:
Allah'ın âlemleri bir tek kişide toplaması garip değildir. [197]

Bir Uyarı

Yüce Allah'ın, Onlarla en güzel şekilde mücadele et sözü, münazarada insafa, hakka uymaya, yumuşaklığa ve geçimli olmaya teşvik eder. Münazara o şekilde yapılmalıdır ki ondan kendi görüşünü galip, diğer görüşü mağlup etmek değil, maksadın, hakkı isbat etmek ve batılı yok etmek olduğu ortaya çıksın.
Nahl sûresinin tefsiri bitti. Hamd ve Minnet Allah'adır. [198]
MiSS-FENER Tarih: 13.05.2009 18:21
Ayetlerin Tefsiri


51. Yüce Allah buyurdu ki: İki ilâha ibadet etmeyin. Çünkü gerçek ilah birden fazla olmaz. Sizin ilahınız birdir, tektir, eşi yoktur, herşey O'na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir, Sadece Ben'den korkun, başkasından değil. [80]

52. Göklerde ve yerde rie varsa, hepsi Allah'ın mülkü, mahluku ve kullarıdır. O'na itaat ve boyun eğmek vacip ve sabittir. O gerçek ilâhtır. Samimi itaat sadece O'na mahsustur. Bu hemze, inkar ve kınama ifade eder. Yani Allah'tan başkasından nasıl korkarsınız? Menfaat vermek de, zarar vermek de onun elindedir. [81]

53. Ey insanlar, size verilen rızık, nimet, afiyet ve yardım Allah'ın lutfu ve ihsanıdır, Sonra size fakirlik, hastalık ve kıtlık gibi bir zarar geldiğinde, sadece ona dua ederek seslerinizi yükseltirsiniz. Yani sıkıntı ve darlık anında sadece O'na sığınırsınız. Ortaklara değil sadece O'na yönelirsiniz. [82]

54. Sonra Allah sizden belâyı kaldırınca, bir grup hemen tekrar Allah'a koşar. Kurtubî şöyle der: Bu âyet, helak olmaktan kurtulduktan sonra Allah'a ortak koşmanın şaşılacak bir şey olduğunu ifade eder.[83]

55. Allah'ın sıkıntı ve belâyı kaldırma gibi nimetlerini inkar etmek için ortak koşarlar. Bu fani dünyadan faydalanın. İlerde, yaptıklarınızın sonucunu ve başaniza inecek olan azabı göreceksiniz. Bu, tehdit ve azap ifade eden bir emirdir. [84]

56. İlah olduklarını hüccet ve delil-lerle bilmedikleri putlara, ekinlerden ve hayvanlardan bir pay ayırırlar.[85] Bunu, onlara yaklaşmak gayesiyle yaparlar, Ey Müşrikler! Vallahi, Allah hakkında uydurduğunuz yalanlardan mutlaka sor*guya çekileceksiniz. Maksat, azarlama ve kınama sorusu sormaktır. [86]

57. Melekleri, Allah'ın kızları saymaları da, bu müşriklerin cehalet ve beyinsizliklerindendir. Kızları Allah'a nisbet ettiler, erkekleri kendilerine aldılar. Allah bu iftira ve bühtandan uzak ve yücedir. Kız çocuklarından tiksinti duydukları için hoşlanma kendilerine, hoşlandıkları erkek çocukları seçtiler. [87]

58. Onlardan birine bir kızı olduğu haber verildiğinde keder ve üzüntüden yüzü değişip kararır. Kurtubî şöyle der: Yüzün kararması üzüntü ve kederden kinayedir. Yoksa Allah, bununla onun yüzünün siyahlığını kastetmiş değildir. Araplar, hoşlanmadığı bir şeyle karşılaşan herkes için, yüzü karadı" derler.[88] Üzüntü ve Öfke dolu olduğu halde yüzü değişir. [89]

59. Kızından dolayı kendisinin ayıplanmasından korkarak kavminden gizlenir. Sanki kız çocuğu, ilâhî bir lütuf değil de bir belâ imiş. Sonra ne yapacağını düşünür.
O kızı, zillet ve horluk içinde yanında alı mı koysun, yoksa diri diri; toprağa mı gömsün! Bakın yaptıkları şey ve verdikleri hüküm ne kötü! Zira, kendileri katında bu derece hor ve hakir olan kızları yaratıcılarına nisbet ediyorlar, oğlanları ise kendilerine.. Allah onların söylediklerinden son derece yücedir. [90]

60. Çirkinlikte örnek olacak çirkin ve kötü sıfatı âhirete inanmayan ve cehalet ve beyinsizlik yüzünden kızları Allah'a nisbet olunur. Sânı yüce olan sıfat, mutlak üstünlük ve yaratılmışların sıfatlarından uzak olmak. Ancak Allah'ın vasfıdır. Allah mülkünde azîz ve güçlü, tedbirinde hikmet sahibidir.
Bundan sonra Yüce Allah, zulümlerine karşı kullarını çabuk cezalandırmayacağını anlatarak şöyle buyurur: [91]

61. Allah insanları, inkârları ve günahları yüzünden hemen cezaladırsaydı, yeryüzünde yürüyen insan ve hayvan diye bir şey bırakmazdı. Fakat onları hikmetin gerektirdiği belirli bir zamana kadar erteler. Onların yok olmaları için tesbit edilen vakit geldiğinde bir an olsun geri kalmazlar, o anı geçemezlerdi. Nitekim bir başka âyette Onları helak etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik[92] buyrulmuştur. [93]

62. Kendileri kızlardan hoşlanmadıkları halde, kız*ları Allah'a verdiler. Bu âyet, kınama ve azarlamak maksadıyle Önceki âye*ti tekit etmektedir. Allah hakkında yaptıkları iftirayı yapıyorlar ve bununla beraber Allah katında güzel sonun kendile*rine ait ve kendilerinin cennetlik olduğunu iddia ediyorlar. Şüphesiz işledikleri güzel sonuç yerine onlar için cehennem ateşi vardır. Orası öyle bir yerdir ki, onun azabından öte daha şiddetli bir azap yoktur. Onlar oraya acele olarak, öncelikle gönderilirler.[94] Bundan son*ra Yüce Allah peygamberler göndermek suretiyle verdiği nimeti hatırlattı ki, peygamber (s.a.v.) eziyetlere katlanarak sabretmek hususunda onlara uysun.[95]

63. Ey Muhammedi Vallahi senden Önce de kavimlerine peygamberler gönderdik. Şeytan onlara çirkin amellerini güzel gösterdi de peygamberleri yalanladılar ve kendile*rine getirdikleri mucizeleri kabul etmediler. Şeytan bugün dünyada onların yardımcısı dır. O ne kötü yardımcıdır, Ahirette onlar için elem verici bir azap vardır. [96]

64. Ey Muhammedi Kur'an'ı sana sadece insanlara din ve ahkâm hususunda ihtilafa düştükleri şeyleri açıklayasın diye indirdik ki, onların aleyhine bir delil olsun. Kur'an'ı kalpler için bir hidayet, inananlar için bir rahmet ve şifa ola*rak indirdik. Bundan sonra Yüce Allah, birliğine delâlet eden kudretinin büyüklüğünü anlatarak şöyle buyurdu: [97]

65. Allah, kudretiyle bulutlar*dan su indirdi. Yeryüzü kurumuş ve çoraklaşmışken, o suyla bitkileri ve ekinleri diriltti. Şüphesiz bu diriltmede, nasihati dinleyen ve düşünüp anlayan bir kavim için, Allah'ın kudretinin büyüklüğü*ne apaçık bir delil vardır. [98]

66. Ey insanlar! Sizin için bu hayvanlarda yani deve, sığır, koyun ve keçide, akıllıların anlayacağı büyük bir ibret ve öğüt vardır. Onların yaratılması ve emre boyun eğdirilmesi, Allah'ın birliğini, büyüklüğünü ve kudretini gösterir. Bu hayvanların karınla*rında bulunan şeylerin bazılarından size içiririz.[99] Pislik ve kan arasından bu saf sütü ve faydalı ayranı içririz. içen*lerin gırtlağından kolayca geçer, lezzetli ve içimi kolaydır. [100]

67. Allah'ın size lütfettiği hur*ma ve üzüm meyvelerinden sizin için, içki, yapacağınız şeyler vardır. Ta-berî şöyle der: Bu âyet, içki haram kılınmadan evvel nazil olmuştur. İçki daha sonra haram kılınmıştır.[101] Onlardan hurma ve kuru üzüm gi*bi güzel rızık da edinirsiniz. İbn Abbas şöyle der: Güzel rızik, o meyveler*den Allah'ın helal kıldıklarıdır. Sekr (sarhoşluk) ise, onların meyvelerinden haram kılınanlardır, İşte bunlarda, akıllarını kullana*rak düşünen bir kavim için Allah'ın birliğini gösteren güçlü ve apaçık bir delil vardır. İbn Kesir şöyle der: Akıl insanda bulunan en şerefli bir varlık olduğu için burada zikredilmesi uygun düştü. Bunun içindir ki, Allah akıllarını korumak için bu ümmete sarhoşluk veren içkileri haram kıldı.[102] Yüce Allah önceki âyetlerde, pislik ve kan arasından süt, hurma ve üzüm meyvelerinden güzel rızık çıkarma gibi kudretinin sonsuzluğunu ve hikmetinin yüceliğini gösteren şeyleri anlattıktan sonra arıdan, insanlar için şifa olarak yarattığı balı çıkarını yi anlattı. Arı, zayıf ve küçük bir hayvandır. Onda harikulade ve enteresan özellikler vardır. Bunların hepsi Yaratıcının birliğini, kudretini ve büyüklüğünü gösterir. [103]

68. Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptığı çardaklar*dan kendine evler edin. Burada vahyden maksat, ilham ve yol göstermektir. Yani Allah arıya onun faydalarını ilham etti ve ona güzel altıgen evler yap*ma yolunu gösterdi. An üç yerde bu evlerde barınır: Dağlarda, ağaçlarda ve insanların yaptığı kovanlarda.. [104]

69. Sonra arzu ettiğin tatlı, ekşi ve acı her türlü çiçek ve meyvelerden ye, diye ilhanı ettik. Şüphesiz Allah kudretiyle onları bala çevirir. Otlak aramada Senin için hazırlanmış olan yollara gir ki gelip giderken yolunu şaşırmayasın. Arının karnından kırmızı, beyaz ve sarı çeşitli renklerde bal çıkar. Bu balda, insanların birçok hastalıkları için şifa vardır. Râzi şöyle der: Eğer derlerse: "Bal insanlar için nasıl şifa olur? Halbuki o safra için zararlıdır." Buna şöyle cevap veririz: "Yüce Allah bütün insanlar için, bütün hastalıklar için ve her türlü halde şifadır, demedi. Bilakis bazı kimselere ve bazı hastalıklara şifa olduğu için, "onda şifa vardır." Şeklinde nitelenmesi uygun oldu.[105] Bunda Allah'ın kudretinin büyüklüğünü ve sanatının güzelliğini düşünen bir kavim için elbette bir ibret vardır. [106]

70. Siz hiçbir şey değilken Allah kudretiyle sizi yarattı, sonra takdir edilen süreniz sona erince sizi öldürecek. Sizden bazıları, ömrünün en zayıf çağına kadar yaşatılır. Bu da ihtiyarlık ve bunaklık çağıdır. Bildiğini unutsun diye. Bu durumda insan kuvvetinin ve aklının noksanlığı hususunda çocuğa benzer, Allah, yarattıklarını idare etmesini pek iyi bilir, istediğini de yapabilir. İnsanı bilgili durumdan Câhil duruma getirmeye gücü yettiği gi*bi, onu öldürdükten sonra diriltmeye de gücü yeter. İkrime şöyle der: "Kim Kur'an okursa ömründe bu derece zayıf duruma düşürülmez.[107]

71. Allah rızıkları aranızda farklı taksim etti. Bu zengindir, öteki fakir. Biri efendi, diğeri köledir. O zenginler, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği mallara kölelerini ortak etmiyorlar ki, zenginlikte kuleleriyle eşit olsunlar. Bu, Allah'ın müşrikler hakkında getirdiği bir meseldir. İbn Abbas şöyle der: Onlar kölelerini mal ve kadınlarına ortak et-mezken, kullarımı benim saltanatıma nasıl ortak ediyorlar.[108] Bu soru inkâr ifade eder. Yani onlara nimet veren Allah olduğu, halde başkalarını O'na ortak mı koşuyorlar? [109]

72. Yüce Allah kudretiyle, kadınları sizin cinsinizde ve şeklinizde yarattı ki, aranızda sevgi, merhamet ve uyum meydana gelsin. Sizin için o eşlerden çocuklar ve torunlar yarattı. Torunlar, dedelerine hizmet ve itaat ettikleri için onlara Meyveler, tahıllar ve hayvanlar gibi lezzetleri çeşitli şeylerden size rızık verdi, Allah'ın bu anlatılan nimetleri gerçekleştikten sonra hâlâ putlara inanıp Rahman'ı inkâr mı ediyorlar? Bu soru, kınama ve azarlama ifade eder. [110]

73. O müşrikler ne yağmur yağdırmaya, ne ekin veya bitki bitirmeye, ne de onlara az veya çok bir rızık vermeye gücü yeten putlara tapıyorlar, Bu, onların yapacağı iş değildir. İsteseler de bunu yapamazlar. [111]

74. Allah'a misaller getirmeyin. Bazı şeyleri onlara benzetmeyin. Çünkü Allah'ın benzeri ve eşi yoktur. Allah bütün hakikatleri bilir. Siz ise, yaratanın ne kadar büyük olduğunu bilemezsiniz. [112]

Edebî Sanatlar

Bu âyet-i kerimeler aşağıdaki edebî sanatları ihtiva etmektedir.
1. Yalnız benden korkun". Bu âyette, üçüncü şahıstan birinci şahsa dönüş vardır. Bu heybet ve korkuyu kalplere yerleştirmek içindir. Aynı zamanda kasr ifade eder. Yani, "Benden başkasından korkmayın".
2. İleri geçiyorlar ile Geri kalıyorlar, Yeri diriltti ile Ölümünden sonra ve İnanıyorlar ile inkâr ediyorlar kelimeleri arasında tıbak sanatı vardır.
3. ile hepsinden" arasında cinas-ı nakıs vardır.
4. Allah'a kızları veriyorlar bundan münezzehtir kendilerine de istediklerini alıyorlar cümlesinde1 lafzı ara cümlesidir. Halkı, bu çirkin cehalete karşı hayrete düşürmek için gelmiştir.
5. Mutlak kudret, kuvvet ve hikmet sahibidir, şeyi bilendir, herşeye gücü yeter kelimeleri mübalağa ifade eden ki
6. Düşünüyorlar, Çardak yapıyorlar, inkâr ediyorlar cümlelerinde seci sanatı vardır.
7. Faydalanın ilerde göreceksiniz" cümlesi tehdit ifade eder.
8. Dilleri yalan söylüyor". Şihâb şöyle der: Bu, belîğ ve bedî' kelamdandır. Yani onların dilleri yalancıdır. Bu, Arapların, O'nun gözleri sihir anlatır" cümlesine benzer. Yani, gözleri büyüleyicidir. Beli, inceliği anlatır yani beli incedir. [113]

75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
76. Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adanı ile, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?
77. Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyâ-met'in kopma işi, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan başkası değildir. Allah, her şeye kadirdir.
78. Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalbler verdi.
79. Göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
80. Allah, evlerinizden sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar faydalanacağnız bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi.
81. Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı. İşte böylece Allah, müslüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor.
82. Yine de yüzçevirirlerse, artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir.
83. Onlar, Allah'ın nimetini bilirler. Sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir.
84. Her ümmetten bir şahit göndereceğimiz gün, artık ne kâfir olanlara izin verilir, ne de onların özür dilemeleri istenir.
85. O zulmedenler, azabı gördüklerinde, artık onlardan azap hafifletilmez, onlara mühlet de verilmez.
86. Allah'a ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman, derler ki: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da tapmış olduğumuz ortaklarımızdır. Onlar da bunlara, "Siz mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar.
87. O gün Allah'a teslim olurlar ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.
88. Kâfir olup da insanları Allah yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız.
89. O gün her ümmetin içinden kendilerinin üzerine birer şahit göndereceğiz. Ayrıca, seni de onların üzerine tam bir şahit olarak getirdik. Bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidâyet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için de bir müjdeci olarak indirdik.
90. Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emrdeder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp Hıkısınız diye size öğüt veriyor.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah Önceki âyetlerde müşriklerin, Allah'tan başkasına ibadet etmeleri hususundaki beyinsizliklerini anlattıktan sonra ardından, ne zarar ne de menfaat veren, işitmeyen ve cevap vermeyen putlara ibadet etmenin bâtıl olduğunu açıklamak için iki misal getirdi. Daha sonra da, kendisine ibadet ve şükretsinler, boyun eğerek ve yönelerek samimiyetle ibadet etsin*ler diye, verdiği bazı nimetleri insanlara hatırlattı. [114]

Kelimelerin İzahı

Ebkem; konuşamayan, dilsiz.
Keli, başkasına yük olan ağır şey. Yetim, kendisine bakana ağırlık verdiği için, ona da denir. Şair şöyle der:
O, yetimin kemikleri sertleşip genç olmadan önce, yetim malını çok yiyendir.[115]
Lemh, kapmak gibi süratle bakmaktır. Bir kimse bir şeye süratle baktığında od denir. Mastarı ve gelir.
Yolculuğunuz. Ot aramak maksadıyle yolculuk yapmak demektir. Yolcu kadına da denir.
Yünleri. Evbâr, in çoğuludur. Koyunun yününe denildiği gibi, devenin yününe de veber denilir.
Zil âl, ev ve ağaç gibi, kendisiyle gölgelenilen her şey.
Eknân, çoğuludur. in çoğulu Juki 'e benzer. Rüzgar, yağmur ve benzeri şeylerden koruyan her şeye kenn denilir.
Serâbil, çoğuludur. Zeccâc şöyle der: Her türlü giyindiğin gömlek veya zırha sirbâl denir.[116]

Ayetlerin Tefsiri

75. Bu, Yüce Allah'ın kendisi ve kendisine ortak koştukları putlarla ilgili getirmiş olduğu bir meseldir. Yani onların ortak koşmalarındaki durumları, tasarruftan âciz bir köle ile, işinde dilediği gibi tasarrufta bulunan efendiyi eşit kabul eden kimsenin durumuna benzer. Üstelik her ikisi de insan ve Allah'ın mahluku olma hususunda eşittirler. Bunlar böyle olduğu halde Âlemlerin Rabbı olan Allah'ı ne sanıyorlar ki O'na en âciz mahlukları ortak koşuyorlar?
Efendi, Allah rızası için malım açıktan ve gizli olarak harcar. İşte, haklarında darb-ı mesel getirilen köleler ve hürler eşit olur mu? putlar, hiçbir şey yapamayan köleye benzer. Yüce Allah'a gelince, mülk onundur, rızk onun elindedir, kainatta istediği gibi tasarruf eder. Buna göre, nasıl ölür da Allah ile putlar bir tutulur? Bu misa*lin açıklanması ve hakkın ortaya çıkması dolayısıyle Allah'a hamdolsun. Delil, her tarafı aydınlatan güneş gibi ortaya çıkmıştır. Fakat müşrikler beyinsizlikleri ve cahillikleri yüzünden yaratıcı ile yaratılanları ve efendi ile köleyi eşit tutarlar. [117]

76. Bu, hak Allah, birisi dil*siz hiçbir şeye gücü yetmeyen, diğeri sağlam iki adamı misal getirdi. Bu, hak ilahla batıl putların arasını ayırmak için getirilmiş ikinci meseldir. Mücâhid şöyle der: "Bu, putlar ve Yüce Allah hakkında getirilmiş bir darb-ı meseldir.[118] Put dilsizdir, hayrı söyleyemez ve hiçbir şey yapamaz. Çünkü o ya taştır veya ağaçtır. Efendisi veya velisi üzerine ağır bir yüktür. Efendisi onu ne tarafa gönderirse gönderisin işinde başarılı olamaz, çünkü o dilsizdir, aptaldır, zayıftır. Bu dilsiz ile şu apaçık konuşan adam bir olur mu? O, hak ve istikamet üzere olan ve Kur'an'ın nuruyla nurlanmış kimse*dir. Aklı başında olan bir kimse bu iki şahsı eşit tutmadığı halde, put veya taşla, herşeyi bilen, her şeye gücü yeten ve doğru yola ileten Yüce Allah'ı eşit tutmak nasıl mümkün olur?[119]

77. Gaybın ilmini sadece Yüce Allah bilir. Göklerde ve yerde gözlerin göremediğini o bilir, Kıyametin gelmedeki hızı, göz açıp kapayacak kadar hızlı bakmaya benzer. Hattâ o daha kısa bir zamanda olur. Bu kıyametin çabuk kopmasına bir temsildir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah şöyle buyurur: Allah, her şeye gücü yetendir. Kâfirlerin inkâr ettiği kıyameti kopar*mak da bu cümledendir. [120]

78. Hiçbir şeyi bilmediğiniz halde iken, Allah sizi analarınızın rahimlerinden çıkardı. Allah sizin için işiteceğiniz, göreceğiniz, düşü*neceğiniz duyu organları yarattı ki, nimetlerine karşı şükredesiniz ve O'na hamdedesiniz. [121]

79. Bu, Allah'ın kudretini ve bir*liğini gösteren delillerdendir. Yani, bu göklerle yer arasındaki geniş fezada emre boyun eğerek uçuşan kuşları görmediler mi? Kanat*larını açıp kaparken, onların düşmesini önleyen sadece Allah'tır. Bu anlatılanlarda, Allah'ın resullerinin getirdiklerine inanan bir kavim için, onun birliğini gösteren apaçık deliller ve alâmetler vardır. [122]

80. Allah'ın, kullarına verdiği nimetleri saymasıdır. Yani, O sizin için taş ve çamurdan evler yarattı ki, yurtlarınızda kaldığınız sürece onlar içinde olmasınız. Ve sizin için diğer evler yarattı ki, onlar da kıl, koyun ve deve yünün*den yapılmış kubbeli ve kubbesiz çadırlardır. Yolculuklarınızda onları kolayca yüklüyor ve taşıyorsunuz. Yolculuk ânın*da da, ikamet ânında da onlar sizin için hafiftir. Koyun ile devenin yününden ve keçinin kılından giyineceğiniz ve evle*rinizi döşeyeceğiniz şeyler yarattı. Ölme zamanına kadar onlar*dan faydalanırsınız.[123]

81. Allah sizin için ağaçlar, dağlar, binalar ve diğer şeylerden gölgeler yarattı. Onlar sayesinde güneşin sıcağından koru*nursunuz. Dağlarda sizin için mağara ve kaleler gibi içinde barınacağınız yerler yarattı. Râzî şöyle der: Arap ülkeleri çok sıcak olduğu ve onların gölgeye ve sıcaktan korunmaya şiddetle ihtiyaçları oldu*ğu için Yüce Allah bu manaları büyük nimetler içinde anlattı.[124] Sizi sıcak ve soğuktan koruması için pamuk, yün ve keten*den elbiseler yarattı. Savaşta, düşmanlarınızın şerrinden korunacağınız, elbiseye benzer zırhlar yarattı. İşte sizin için bu şeyleri yarattığı ve ihsan ettiği gibi, din ve dünya nimetini de sizin için tamamlayacaktır. Bunları, samimi bir şekilde, Allah'ın Rab olduğunu kabul edesiniz ve bu nimetleri ondan başka kimsenin veremeyeceğini bilesiniz diye yarattı. [125]

82. Ey Muhammedi Eğer imandan yüz çevirir de kendilerine getirdiğin şeye iman etmezlerse sana bir zarar yoktur. Çünkü senin görevin sadece tebliğ etmektir. Sen, risâleti tebliğ ettin ve emâneti yerine getirdin. [126]

83. O müşrikler, Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri bilir ve onların Allah katından olduğunu itiraf ederler. Sonra da, nimeti verenden başkasına ibadet etmek suretiyle o nimetleri inkâr ederler. Süddî şöyle der: Allah'ın nimeti Muhammed (a.s)'dir. Onun peygamber ol*duğunu bildiler, sonra da yalanlayıp inkâr ettiler.[127] Onların çoğu kâfir olarak ölürler. Burada onlardan bazılarının müslüman olacağına işaret vardır. Fakat çoğu inkâr ve sapıklıkta ısrar edeceklerdir. [128]

84. Kıyamet gününde, hesap için bütün mahlu-kati toplarız. Her ümmete kendi peygamberini göndeririz de, onların mümin ve kâfir olduklarına şahitlik eder. Sonra, özür beyan etme hususunda kâfirlere izin verilmez. Zira onlar hesabın bâtıl ve yalan olduğuna inanıyorlardı. Rablarını söz veya amelle razı etmeleri onlardan istenmez. Razı etme zamanı geçmiş, hesap ve ceza zamanı gelmiştir. Kurtubî şöyle der: Utbâ, kendisine sitem edilenin, sitem edenin razı olacağı şeye dönmesidir. Bu kelimenin aslı, öfkelenmek manasına gelen 'tendir. Bir kimse birisine kazdığı zaman u-it denilir. Sonra seni sevindirecek bir şey yaptığında denilir.[129]

85. Müşrikler cehennem azabını gördüklerinde onların cezası, bir saat bile hafifletilmez. Onlara mühlet de verilmez, ertelenmezlerde. [130]

86. Müşrikler, dünyada kendilerine ibadet ettikleri ve tanrılık hususunda Allah'a ortak olduklarına inandıkları varlıkları gördükleri zaman derler ki: Ey Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptıklarımızdır. Beyzâvî şöyle der: Bu, onların, bu hususta hata ettiklerini itiraf ve azabın hafifletilmesini taleptir.[131] Onlar da bunlara, vurgulu bir şekilde, söylediklerini yalanlayarak cevap verirler. Bu da, kalplerin-deki üzüntü ve kederin artmasını gerektiren sebeplerdendir. [132]

87. O zalimler dünyada kibirlenip karşı çıkmışken o gün Allah'ın hükmüne teslim olacaklardır. İlâh*larının, Allah katında kendilerine şefaat edeceklerine dair ümitleri de boşa çıkmıştır. Yüce Allah, onların hallerini bildirdikten sonra, varacakları yeri de bildirerek şöyle buyurdu: [133]

88. Allah'ı inkâr eden ve İslam dinine girmekten insanları alıkoyanlar var ya, onlara cehennem de, inkârlarının cezasından daha fazla ceza veririz. Çünkü onlar, inkâr suçundan fazla olarak, insanları doğru yoldan alıkoyma suçunu da işlediler. onların suçlarına uygun olarak cezalan kal kat verilir. İnkâr ve masiyetleri sebebiyle dünyada fesat çıkarmalarından dolayı cezalan kat kat verilir. [134]

89. İnsanlara öyle bir günü ve şiddetini hatırlat ki o gün, her ümmetin peygamberlerini aleyhlerinde şahitlik etsin diye göndeririz. Ey Muhammedi Seni de ümmetin hakkında şahit olarak getiririz. Sana, bu nurlu Kur'an'ı, insanların din hususunda muhtaç oldukları her şeyi güzel ve yeterli derecede açıklayıcı olarak indirdik ki, onların bir delil ve mazeretleri kalmasın. İbn Mes'ud şöyle der: Bu Kur'an'da her ilim ve herşey bize açıklandı.[135] Bu Kur'an'ı kalpler için bir hidâyet, kullar için bir rahmet ve doğru yola ermiş müslümanlar için bir müjde olarak indirdik. [136]

90. Allah, güzel ahlâkı, insanlar arasında adaletli davranmayı ve bütün mahlûkâta iyilik etmeyi emreder.
Önemine binaen burada özel olarak akrabayı zikretti. Allah, çirkin olan her türlü söz, fiil ve ameli yasaklar. İbn Mes'ud şöyle der: Bu âyet, Kur'an'da, yapılacak hayrı ve kaçınılacak şerri kendisinde en çok taplayan âyettir.[137] Fahşâ, zina ve şirk gibi, son derece çirkin olan her şey demektir. Münker: İnsan tabiatının hoşuna gitmeyen her şey. Bağy; zulüm ve hakka ve adalete tecavüz demektir. Allah, gönderdiği emir ve yasaklarla sizi terbiye ediyor ki, onun kelâmından öğüt alasınız. [138]


Edebî Sanatlar

Bu mübarek âyetler birçok edebî sanatı ihtiva eder kapsamaktadır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.
1. Allah, biri dilsiz iki adamı misal getirdi" âyetinde istiâre-i temsiliyye vardır. Bu âyet, putu, kendisinden asla faydalanılmayan dilsize benzetir. Sonra bu putu, herşeye gücü yeten, herşeyi işiten ve gören ile mukayese eder. Rab nerde, put nerde!
2. Göz açıp kapamak gibi". Burada mürsel mücmel teşbih vardır.
3. gizlice ile açkıca, bilirler ile inkar ederler ve yolculuğunuzda ile ikametenizde, kelimeleri arasında tıbâk sanatı vardır.
4. Sizi sıcaktan koruyacak gömlekler". Burada hazif yoluyla îcâz vardır. "Sıcaktan ve soğuktan koruyacak" demektir. Birincisini söylemekle ikincisine ihiyaç kalmadığı için hazfedildi.
5. Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardımı emreder; çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar", âyetinde Allah üç şeyi emrettiği, üç şeyi de yasak*ladığı için, latif mukabele sanatı vardır. Bu, edebî sanatlardandır.
6. Akrabaya yardımı" bölümünde, önemine binâen umumdan sonra husus zikredilmiştir. Umum ifade eden ihsan lafzından sonra, husus ifade eden lafzı gelmiştir. [139]

Bir Nükte

Anlatıldığına göre, Rasulullah (s.a.v.)'ın peygamber olarak gönderil*diği haberi Eksem b. Sayfî'ye ulaşınca ona iki adam gönderdi. Adamlar Rasulullah (s.a.v.)'a gelerek şöyle dediler: "Kimsin ve nesin?" Rasulullah (s.a.v.): "Ben, Abdullah oğlu Muhammedim. Ve ben Allah'ın Rasülüyüm" dedi ve sonra şu âyeti okudu. Adamlar Eksem'e döndüler. Bu âyeti ona okuduklarında Eksem şöyle dedi: Görüyorum ki o, güzel ahlâkı emrediyor, kötü ahlâkı yasaklıyor. Bu işte siz baş olun, kuyruk olmayın.[140]

91. Andlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak yeminleri pekiştirdikten sonra bozmayın. Şüphesiz Allah, yapacağınız şeyleri pek iyi bilir.
92. İpliğini sağlamca büktükten sonra, çözüp bozan gibi olmayın. Bir toplum diğer bir toplumdan daha çok olduğu için yeminlerinizi, aranızda bir fesat âleti edinmeyin. Allah, bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilâfa düşmekte olduğunuz şeyi, Kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.
93. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet kılardı, fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptığınız işlerden mutlaka sorumlu tutulacaksınız.
94. Yeminlerinizi aranızda fesada âlet edinmeyin, aksi halde bir ayak, sebat etmişken, kayar da, bu kayma sonunda insanları Allah yolundan alıkoymanız sebebiy*le dünyada kötü azabı tadarsınız. Ayrıca size âhirette de büyük bir azap verilir.
95. Allah'ın ahdini az bir karşılığa değişmeyin! Şayet anlayan kimseler iseniz, şüphesiz Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır.
96. Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katındaki ise bakidir, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.
97. Erkek veya kadın, kim mü'min olarak iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve onların mükâfatlarını, elbette ki, yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.
98. Kur'an okuduğun zaman, o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!
99. Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hâkimiyeti yoktur.
100. Onun hâkimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır.
101. Biz bir âyeti başka bir âyetin yerine değiştirdiğimiz zaman ki Allah, neyi indireceğini çok İyi bilir-"Sen ancak bir iftiracısın." dedüer. Hayır, onların çoğu bilmezler.
102. De ki: "Cebrail Onu, îman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi."
103. Şüphesiz biz onların, "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Öğrettiğini iddia ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu Kur'an, apaçık bir Arapçadır.
104. Allah'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için acıklı bir azap vardır.
105. Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir.
106. Kalbi iman ile dolu olduğu halde inkâra zorlanan hâriç, kim îman ettikten sonra Allah'ı inkâr eder ve kalbini kâfirliğe açarsa işte Allah'ın azabı bunlara*dır; onlar için büyük bir azap vardır.
107. Bu (azap), onların dünya hayatını âhirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmemesinden ötürüdür.
108. İşte, onlar Allah'ın, kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Ve onlar gafillerin kendileridir.
109. Hiç şüphesiz onlar âhirette ziyana uğrayanların ta kendileridir.
110. Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihâd edenlerin yardımcısıdır. Bütün bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayan, pek merhamet edendir.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah Önceki âyetlerde vaad ve tehdit, teşvik ve korkutmaya genişçe yer verdikten ve bütün İyilik ve faziletleri anlattıktan sonra burada da ahitlerı ve yeminleri bozmaktan ve Allah'ın emirlerine isyan etmekten sakındırdı. Çünkü isyan belâ ve mahrumiyetlerin sebebidir. Bundan sonra Yüce Allah, inananlar için hazırlanmış olduğu güzel hayatı anlattı. [141]

Kelimelerin İzahı

Bozmayınız, ipi bükmek manasına gelen İbram kelimesinin zıddı olup birşeyin parçalarını birbirinden ayırmak demektir.
Onu pekiştirmek, sağlamlaştırmak. Tevkîd ile te'kit aynı manayadır.
Enkâs, çözülmüş ipler, dio , bükülmüş ipi çözmek demektir.
Dehal, aldatma ve hile manasınadır. Ebu Ubeyde şöyle der: Sahih olmayan her şey dehal'dir. Yok olur, biter.
A'cemî, Arapça konuşmayan (ana dili Arapça olmayan). Ferrâ şöyle der: A'cem Araplardan dahi olsa, Arapçayı iyi konuşamıyan kimse demektir. Acemî ise, aslen Arap olmayandır.
Meylediyorlar. İlhad, meyletmek demektir. Bir kimse doğru yoldan ayrıldığında veya denilir. [142]

Nüzul Sebebi

a. Rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) Merve'de Cebr adında hristiyan bir kölenin yanında oturuyordu. Cebr ise kitap okuyordu. Müşrikler dediler ki: Vallahi Muhammed'in getirdiğini ona Rum asıllı Cebr'den başkası öğretmiyor. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyeti indirdi: Şüphesiz biz onların, "Ona bir beşer öğretiyor.." dediklerini biliyoruz.[143]
b. İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre müşrikler Ammar b. Yasir, babası Yâsir, annesi Sümeyye, Suheyb ve Bilâl'ı yakalayıp işkence ettiler. Sümeyye iki ayrı deveye bağlandı, ön tarafına harbe ile vurularak öldürüldü. Kocası Yâsir de öldürüldü. Bunlar İslam'ın ilk şehitleridir. Ammar ise onların arzularını, istemeyerek diliyle söyledi. Bu durumu gidip Rasulul-lah'a bildirdi. Rasulullah (s.a.v.) ona: Kalbin nasıl? diye sordu. O da: İmanla dolu," diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.v.) : Sana tekrar işkence ederlerse, sen onların istediklerini yine yerine getir, dedi. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyeti indirdi: Kalbi iman ile dolu olduğu halde inkâra zorlanandan başka kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse…[144]