Şanlıurfa’da kadın olmak zordur. Hele kuma olmak daha da zorlaştırır hayatı. Rabia, ikinci eş yani, kuma..60 yaşında.. evlilik hikayesini anlatmaya başlarken yüzünü bir gerginlik kaplıyor. Yüzünde ve sesinde yılların biriktirdiği acıların aksini hissetmek mümkün. Konuşurken sanki yıllar önce yaşadığı acılar tazeleniyor. Köyde doğmuş Rabia, evlilik çağına geldiğinde babası hayata gözlerini çoktan kapamıştır. Köy yerinde yetim kalınca zaten az olan kadın hakkının azı da insanın elinden adeta uçup gider. İnsanın kendi hayatı üzerinde tercih hakkı daha da tükenir. Sağır bir anne, 3 erkek, 1 kız kardeş ve babasız bir hayat köy yerinde..

Rabia, yetim olmanın bütün olumsuzluklarını yaşar. Yokluk, yoksulluk, sahipsizlik ve baba sevgisinden mahrum olmak.. Tüm genç kızların hayalini kurduğu gibi o da 18 yaşında evliliğe yönelik hayaller kurarken kaderin cilvesi gelip onu bulur.



Ne bilsin, kendisini istemeye gelen Süleyman’ın kayınbiraderlerinden biri ile tartışıp kavgaya tutuştuğunu, kayını ve eşinin tartışma esnasında Süleyman’ın çocuksuzluğunu yüzüne vurarak “senden ne gavur peydah olur ne Müslüman..sen körocaksın, ölünce malın bize kalacak..“ diyerek aşağıladığını ve bunun üzerine Süleyman’ın sinirlenerek ilk eşinden habersiz ikinci evlilik yapmaya karar verip Rabia’ya talip olduğunu.



Bölgede birçok aileyi zor durumda bırakan, kadınların hayatını alt üst eden kötü gelenek, Rabia’yı da bulmuş sonunda. Eşinden çocuk sahibi olamayan Süleyman, ikinci eş olarak talip olmuş Rabia’ya. Yoksulluğun tüm ağırlığını sırtında taşıyan ailede, erkek kardeşin de evlenmesi için amcaları Rabia’yı berdel(değişik) yapıp kuma olarak hali vakti yerinde olan Süleyman’a vermeyi kabul etmişler. Şair Zilan’a sitemkar şiirler dizerken sanki Rabia’nın hikayesini de anlatır;



..Şimdi sen mi gelin olisen Zilan?
Sevgin bir yanda, töreler diğer yanda
Duydum ki 'KUMA' olimişsen
Akar suda saman çöpü gibi çaresiz
Ve de köle kimin itaatkar, sessiz
Gidisen
Oldu mu ya?... [1]



Yörenin kırsalında kadınların en büyük korkusu; üzerine kuma gelmesidir. Bir o kadar korkunç olanı da; hayatının baharında ikinci eş olarak evlenmek ve kocasını, kendisinden daha tecrübeli bir kadınla paylaşmaktır. Rabia, fikri bile sorulmadan kendisinden 20 yaş büyük olan Süleyman ile ikinci eş olarak evlendirilir. Dram gibi başlayan bu evlilik sonraki yıllarda daha trajik olaylarla Rabia’nın hayatını zehir edecektir. İkinci evlilikten haberdar olmasın diye köye gönderilen ilk eş, köylülerden olayı duyar duymaz hışımla eve döner. Kendisinden habersiz evlenen kocası Süleyman ile Rabia’yı yerleştikleri evden çıkarır. Taze gelin, şaşırıp kalır tüm olanlar karşısında. Evliliğinin baharında hazan rüzgârları esmeye başlamıştır. Süleyman, ilk eşi amcasının kızı olduğu için isteklerine boyun eğmek zorunda kalır.. Çaresiz Rabia’yı köydeki diğer evine götürüp yerleştirir.





Süleyman, artık iki parça halindedir. Bir tarafta ilk eş, kocayı şehirde kalmaya, yanında yaşamaya zorlamakta. Diğer tarafta zavallı Rabia, bir yandan koca evin yükünü sırtında taşımakta haftanın ancak iki günü eşi ile görüşebilmektedir. Köyde tarla bahçe işleri ve hayvanların bakımı ile uğraşan Rabia, kocasının kendisine adil davranmamasından şikayetçidir. Ama elinden gelen bir şey de yoktur. Çünkü kendisine göre o, “yabancıdır” kimi kimsesi yoktur. Bölgede genelde akraba evliliği yaygın olduğu için aile dışından alınan gelinler “yabancı” olarak nitelendirilir. Çoğu zaman da bundan dolayı kadına birçok haksızlık yapılır. Kadının kocası ve ailedeki diğer büyükler de geleneksel değerlerden dolayı bu duruma sessiz kalır..



Evliliğin üzerinden bir yıl geçince, erkek çocuğu olur Rabia’nın. Süleyman bu duruma çok sevinir Rabia da eşine erkek evlat verdiği için mutludur. Doğurduğu erkek çocuk için kocasının kendisine daha iyi bakacağını, ilgi göstereceğini düşünür. Ancak nafile… İlk eş çifti bir türlü rahat bırakmamaktadır. Rabia, oğlunun mutluluğuna doymadan ilk eş yine yuvayı sarsacak davranışlarda bulunur. Köyde bebeğe iyi bakılamayacağını savunarak Rabia’nın elinden bebeği zorla alıp şehre getirir. Kimi kimsesi olmayan Rabia ne yapsa çaresizdir. Dua eder yavrusuna, beddualar yağdırır kocasına ve kumasına. “Allah’ım bana bunları reva görenleri sen yatalak edip bana muhtaç edesin..”



Zavallı bebecik daha sütten kesilmediği için şehirde sütanneler aranır, kah komşudan kah akrabalardan süt temin edilir, Mehmet bebeğe. Anne Rabia ise bebesinin elinden alınmasının hicranını yaşamaktadır. Derken bir yıl sonra Allah, Rabia’ya bir erkek çocuk daha nasip eder. Ancak bu sevinç de kursağında kalır Rabia’nın. Çünkü o sıralarda kumalar arasında geçimsizlik had safhaya ulaşmıştır. Eşlere zaman ayırma, ev ihtiyaçlarının temini gibi konularda koca ile kumalar arasında ciddi problemler söz konusudur. Rabia, kocasına sürekli akrabası olmadığı için kendisine haksızlık yaptığını söyleyip durmaktadır. İlk eş de akraba olmanın üstünlüğü ile kocasının kumanın yanında uzun süre kalmasına izin vermemekte, her seferinde onu kötüleyip kocasının gözünden düşürmeye çalışmaktadır.



Bu tartışmalar sürüp giderken Rabia bir gün dayanamaz, çileden çıkar. Kocasının köye geldiği bir akşam yine çok sert diyaloglar yaşanır. Rabia, ilerde çokça pişmanlığını yaşayacağı bir işe girişir, gece geç saatlerde üzerine gazyağı dökerek kendini yakmaya çalışır. Kocası çığlık sesleri ile uyanır, eşinin ateşler içinde yandığını görür. Hemen ona sarılır ateşi söndürmek için birlikte yanmaya başlarlar. Gürültü ve çığlık seslerini duyan komşular eve koşar ve karı kocayı yerde baygın halde bulurlar. Eşler hemen hastaneye kaldırılır. Rabia ciddi bir yanık tehlikesi ile karşı karşıyadır. Doktorlar kısa sürelik hayat hakkı tanırlar ama öldürmeyen Allah öldürmüyor işte. Rabia, ağır yaralı olarak kurtulur bu olaydan. Bir anlık öfkesi ona hayat boyu silinmeyecek izleri miras olarak bırakır. Boğazından karnına doğru bedeni ve elleri yanmıştır. Bu olaydan sonra Rabia hakkında dedikodular başlar. “Kendini yakan bir kadından eş olmaz. Bu kadın delidir, çocuk yetiştiremez.” diye



Süleyman, yaşamış olduğu şoktan kurtulamamışken şimdi de çevresinin diline düşmüştür. Dedikodular yayıldıkça Süleyman’ın içinde vehimler büyür. Tüm olup bitenlere karşı koyacak iradesi kalmayan Süleyman, söylentilerin etkisinde kalır ve çocuklarının annesi Rabia ile yaşayamayacağını karar verir. Yörede adeta erkeğin kadına karşı kozu olan yöntemi uygular ve eşi Rabia’yı babasının evine yollar. Bu arada ikinci erkek çocuk da ilk eş tarafından alınıp şehre götürülmüştür.







Aradan uzun bir süre geçer. Yörede berdel usulünün gereği olarak bir taraf eşine ne yaparsa karşı taraf da, eşini ne kadar çok severse sevsin, örf gereği aynı uygulamayı yapmak zorundadır. Bu durumdan çekinen Süleyman, kız kardeşine kötü davranılmasın diye araya akrabalarını koyar ve Rabia tekrar yuvasına geri getirilir. Bu barışmadan sonra bir erkek çocuk sahibi daha olurlar. Çocuk biraz büyüyüp babası ile şehre bir iki gidip gelince babasının yanında kalmak ister. İki abisi şehirde olan üçüncü kardeş de şehir hayatının büyüsüne kapılır, köyde annesi ile yaşamak istemez. Böylece üçüncü erkek çocuk da şehre ilk eşin yanına alınır. Rabia kendi öz evladı olan 3 çocuğunu da kumasına kaptırmıştır. Çocuklar üvey annelerinin yanında kalırlar. İlk iki çocuk yıllarca üvey annelerini öz anneleri sanır, gerçek annelerini tanımazlar. Rabia da gün be gün kendi çocukları tarafından bilinmezliğin acısını yaşar.



Çile ile geçen onca yıllardan sonra Süleyman köydeki işlerine son verip Rabia’nın evini tamamen şehre taşır. Rabia, çocuksuzluk nedeni ile ikinci evlilik yapan kocasına altısı erkek, ikisi kız olmak üzere tam sekiz çocuk verir. Yıllarca uğruna kavgalar verdiği, kuması ile bir türlü paylaşamadığı, çocuklarının elinden alınmasında bile kendisine sahip çıkamayan kocası ile aynı evde yaşamak bile onu mutlu etmez. Hayatını acılarla dolduran kuması ile barışır ama içten içe yılların biriktirdiği öfke ve kinden de kendini alamaz. Yüreğinde onulmaz yaralar açmıştır kuması, nasıl hiç bir şey olmamış gibi davransın ki.. Kırık ayağı ile yataklara düşmüş olan kocası ve ayakta duramayacak kadar düşkün olmuş kumasını gördükçe yıllar önce yaptığı beddua gözlerinin önüne gelir: “Allah’ım hem kocamı, hem de kumamı yatalak edip bana muhtaç edesin.” Ve yıllar bedduasının gerçekleşmesini yaşatmış ona. Şimdi ikisi de Rabia’nın bakımına muhtaç.



Tüm bu yaşananların sorumlusunu düşündüğünde, çektiği onca sıkıntıya rağmen benliğine yerleşen geleneğin etkisinden sıyrılamıyor. Kocasının çocuksuzluk nedeni ile evlenmesini haklı buluyor ama akrabası olmadığı için kendisine ayrımcılık yapılması bir türlü aklından çıkmıyor. Babasız büyümenin dezavantajı, amcasının, yoksulluğun ve en önemlisi de geleneğin kurbanı olduğunu iliklerine kadar his ediyor. Resmi nikahı olmadığı için kendi öz çocuklarının annesi olarak bile görünmüyor. Çocuklar üvey annenin üzerine bulunuyor nüfus kütüklerinde. Hiçbir güvencesi yok. Devletin kayıtlarında, o daha anasının gelin olmamış kızı olarak duruyor.



Çektiği onca çile aklına geldikçe bölgedeki acımasız gelenek ve törelere isyan ediyor içten içe “Kadınlar, insan değil mi? Onların kendi istekleri doğrultusunda yaşama hakkı yok mu? Bitsin artık bu zalim gelenek..Kadınlar kuma olmasın, yuvalar dağılmasın..”



Rabia bu duygularla acılarını tekrar tazelerken kim bilir Şanlıurfa’nın hangi bölgesinde gencecik kızlar, fikirleri bile alınmadan zılgıtlar eşliğinde kuma olarak beyaz gelinliklere hasret ana kucağından baba ocağından ele gelin gitmekte..

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3028
favori
like
share
Sylar Tarih: 15.05.2009 11:10
Şu bana muhtaç kalasın lafını hiç anlamam...

Bir ömrün hikayesi...
MiSS-FENER Tarih: 14.05.2009 14:39
Doğuda Zordur Kadın Olmak..

Paylaşım İçin Teşekkürler..