[color="#6396bd"]Âyetlerin Tefsiri

43. Mısır kralı dedi ki: Ben rüyamda, kuru bir nehirden çıkan yedi semiz sığır gördüm. Bunların arkasında son derece zayıf yedi sığır vardı. Zayıf olanlar semiz olanları yuttu. Ayrıca, daneleri teşekkül etmiş yedi yeşil başak ve yedi de, biçilmiş kuru başak gördüm. Kurular, yeşillerin üzerine eğildi ve onları yedi. Bu bölüm, rüyanın devamıdır. Ey, benim ileri gelen adamlarım ve arkadaşlarım! Bu rüyanın tabirini bana anlatın, Eğer siz rüyayı iyi tabir ediyor ve maksadını bi*liyorsanız. [93]

44. Rüya tabircileri: "Bu, hakikati olmayan, karmakarışık yalancı bir rüyadır" dediler. Dahhâk: "Yalancı rüyalardır" diye tefsireder. Biz bu nevi yalancı rüyaların tabirini bilmeyiz.[94]

45. Zindandan kurtulan sâkî, uzun bir süre sonra, daha önce Yusufla aralarında geçen rüya meselesini hatırladı ve dedi ki: Ben, rüyaların tabirini bilen birisinden, bu rüyanın yorumunu öğrenip size bildireceğim. Bu rüyanın tabirini size getirebilmem için beni ona gönderin. Krala, saygı ifade eden sözlerle hitap etti. İbn Abbas şöyle der: Zindan şehir içinde değildi. Bundan dolayı beni "gönderin" dedi.[95]

46. Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! Bu sözde hazif vardır. Sözün gelişi bunu göstermektedir. Takdiri şöyledir: O sakiyi gönderdiler. Zindana gitti ve Yusuf'un yanına girdi. Ona: "Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi!" dedi. Daha önce zindan da gördüğü rüyayı, Hz. Yusufun doğru olarak tabir ettiğini denemiş olduğu için ona, doğru sözlü" dedi. Sıddîk, sıdk kelimesinden türetilmiş mübalağa kipidir. Yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz inek ile, yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan başaklar hakkında bize tabir et. Yani, bu garip rüyanın yorumunu bize bildir. Kral ve arkadaşlarına dönüp onlara bu tabiri anlatayım da senin ilmini ve üstünlüğünü bilsinler ve seni bu belâdan kurtarsınlar. İmam Fahreddin Râzi şöyle der: Saki, ümit ederim ki insanlara (isabetli bir yorumla) dönerim, ifadesini şunun İçin kullandı: Saki, diğer tabircilerin bu soruya cevap vermekten âciz kaldıklarım gördüğü için, Yusufunda bundan âciz kalacağından korktu. Bundan dolayı ümit ederim ki..." dedi.[96]

47. Hz. Yusuf dedi ki: Yedi sene, sürekli olarakciddiyetle ve azimle ekin ekeceksiniz. Kurtlanmaması için, biçtiklerinizi başakları içinde bırakın Ancak, ye*mek istediğiniz az bir miktarı döverek ufalayın, diğerlerini başaklarında bırakın. [97]

48. Bu bolluk yıllarından sonra yedi kurak yıl gelecek ki, bu yıllarda insanlar şiddetli kıtlık ve sıkıntı çekecekler. Bolluk günlerinde biriktirdiğiniz şeyleri o kıtlık yıllarında yiyeceksiniz. Ancak tohumluk olarak biriktirip sakladıklarınızı yemeyin.. [98]

49. Bu şiddetli kuraklık ve kıtlık yıllarından sonra, bir bolluk yılı gelecek, o yılda insanlar bol bolyağmura kavuşacaklar. O yıl çok bolluk olacağı için, insanlar üzüm ve diğer meyveleri sıkacaklar. Zemahşerî şöyle der: Yusuf (a.s.) yedi semiz sığırı ve yedi yeşil başağı bolluk yılları olarak yorumladı. Yedi zayıf sığır ile yedi kuru başağı da kıtlık yıllan olarak yorumladı. Sonra onlara sekizinci yılın, bereketli, bolluk, çok verimli ve ürünü bol bir yıl olarak geleceğini müjdeledi. Bu, ona vahiy yoluyla bildirilmişti.[99]

50. Sâkî, krala dönüp Hz. Yusufun rüya hakkındaki tabirini ona arzedince, kral bunu beğendi ve şöyle dedi: O adamı bana getirin de rüyanın tabirini ondan bizzat kendim dinleyeyim ve onu göreyim. Kralın gönderdiği adam Yusuf (a.s.)'a gelince, Yusuf (a.s.) adama: "Efendin krala dön, ve ona, "ellerini kesmiş olan kadınların yüzünden haksızlığa uğradığımı biliyor mu?" dedi. Yusuf (a.s.) bu çirkin suçlamadan uzak olduğu ortaya çıkıncaya ve bütün halk, onun suçsuz yere zindana atıldığını bilinceye kadar zindandan çıkmayı kabul etmedi. Şüphesiz Yüce Allahgizli işleri ve kadınların bana kurdukları tuzağı bilir. [100]

51. Kral kadınları topladı, onlarla birlikte Aziz'in karısını da çağırdı. Yusuf'un durumunu onlara sordu.ve şöyle dedi: Yusuf'u zinaya davet ettiğiniz zaman, derdiniz ne idi?[101] Kadınlar dediler ki : Allah korusun! Yusuf, bu kötülüğü istemiş değildir. Bu, Yusufun suçsuzluğunu ve onun iffet ve namusluluğu karşısındaki hayreti ifade eder. Aziz'in karısı dedi ki : Daha önce gizli iken, şimdi hak ortaya çıktı.
Onu bu işe teşvik eden ve kendime çağıran benim. O,hıyanetten uzaktır ve O, benden murat almak istedi" sözünde doğrudur. Bu, Yusuf'un suçsuzluğunu halkın huzurunda açıkça bir itiraftır. [102]

52. Bunu, Aziz yok iken, benim ona hainlik etmediğimi bilsin diye yaptım. Açık olan, bunun, Hz. Yusufun sözü olmasıdır. Kadınların, kendisinin suçsuzluğunu itiraf ettiklerini haber alınca bunu söyledi. Yani, suçsuzluğum ortaya çıksın da Aziz, kendisinin olmadığı birzamanda benim eşi hakkında hainlik etmediğimi, bilakis ona karşı iffetli davrandığımı bilsin diye böyle davrandım ve kralın adamını geri çevirdim Allah'ın, haini başarıya erdirmeyeceğini ve hatasını düzeltmeyeceğini bilsin diye yaptım. [103]

53. Benim nefsimi temize çıkarmam ve onu noksanlıktan uzak tutmam. Çünkü insan nefsi, şehevî arzulara çok meyillidir. Hz. Yusuf bunu tevazu yoluyla söyledi. Zemahşerî şöyle der: Allah için tevazu göstermek ve nefsini kırmak istedi ki kendi kendini temize çıkarıcı olmasın ve halini beğenip gurura kapılmasın,[104] Ancak Allah'ın rahmet edip koruduğu kimseler hariç. Şüphesiz Rabbimin bağışlaması büyük, rahmeti geniştir. [105]

54. Kral dedi ki: Yusufu bana getirin, onu, yakın ve özel adamlarımın içine alayım. Kral, onun suçsuzluğunu, ilmini, iffetini ve yüceliğini anladıktan sonra bunu söyledi, " Kralın adamları Yusufu getirdiler. Yusuf, Kral ile konuşup da, Kral onun üstünlüğünü, akıllığım ve güzel konuşmasını görünce: "Bugün sen, bana yakın ve rütbesi yüksek kimsesin. Her hususta güvenilir birisin" dedi. [106]

55. Yusuf krala dedi ki: Beni yurdunun hazinelerinin başına getir. Ben, bana emanet edeceğin şeyler hususunda güvenilir biriyim, tasarruf yollarını da bilirim. Yusuf (a.s.) adalete, hakkı ve iyiliği uygulamaya düşkünlüğünden dolayı, kraldan bu yetkiyi istedi. Bu, kendini temize çıkarma kabilinden değildir. Bu sadece, maliye bakanlığına getirilmesi için, bu sahadaki tecrübe ve dirayetini göstermek içindi. [107]

56. İşte böylece Yusufu Mısır yurduna sağlam bir şekilde yerleştirdik. Daha önce hapiste ve darlık içinde iken ona izzet ve kuvvet verdik. Orada istediği yeri kendisine ev ediniyor, ülkede dilediği gibi tasarruf ediyordu. Nimetlerimizi lütfumuzu kullarımızdan dilediğimize tahsis ederiz, Güzel iş yapıp Rabbine itaat edenlerin ecrini zayi etmeyiz, bilakis onu ona kat kat veririz. [108]

57. Âhiret ecri ve sevabı, takva sahibi müminler için dünya ecrinden daha hayırlıdır. Burada istenilecek en yüce şeyin âhiret sevabı olduğuna ve bu iyi amel işleyenler için biriktirilen ecrin, dünyada peşin olarak alınan nimetlerden daha büyük ve daha yüce olduğuna işaret vardır. [109]

58. Yusufun kardeşleri gelip huzuruna girdiler. Yusuf onların kendi kardeşleri olduklarını anladı. Makamın heybeti, oradan uzun zaman geçmiş olması ve yüz hatlarının değişmiş bulunması sebebiyle onlar Yusufu tanıyamadılar. İbn Abbas şöyle der: Yusuf'un kuyuya atılması ile kardeşlerinin onun huzuruna girmesi arasında 22 senelik bir süre vardı. İşte bundan dolayı kardeşlen onu tanıyamadı.[110] Gelmelerinin sebebi şuydu: Bütün ülkeyi saran kıtlık sebe*biyle onların yurdunda da açlık felaketi baş göstermişti. Yusuf'un stok ettiği gıda maddelerinden satın almak için Mısır'a geldiler. Huzuruna gir*diklerinde Yusuf onları tanımazlıktan gelerek onlara: Siz benim ülkeme niçin geldiniz?" dedi. Dediler ki: yiyecek için geldik. Yusuf (a.s.) : "Yoksa siz bizim aleyhimizde araştırma yapan casuslar mısınız?" dedi. Kardeşleri Allah korusun!!... dediler. Yusuf (a.s.) Peki, siz nerelisiniz? diye sordu. Kardeşleri: Ken'an ülkesindeniz. Babamız, Allah'ın peygamberi Yakup'tur" diye cevap verdiler. Yusuf (a.s.) : Babanızın sizden başka çocukları var mı? dedi. Onlar: "Evet" dediler. "Biz on iki kardeştik. Küçüğümüz çöle gitti ve orada helak oldu. Babamız en çok onu severdi. Onun öz kardeşi kaldı. Babamız ölenin üzüntüsünü onunla gidermek için onu yanında alıkoydu. Biz onu*muz geldik. Bunun üzerine Hz. Yusuf onların konuk edilmelerini ve ağırlanmalarını emretti.[111]

59. Yusuf onlar için yiyecek ve gıda maddelerini hazırlayıp, yolculuk sırasında ihtiyaçları olacak şeyleri de verince Doğruluğunuzu kabul etmem için, bana kardeşiniz Bünyamin'i de getirin" dedi. Görmüyor musunuz? Ben ölçüyü eksiksiz yapıyorum. Ben, en iyi misafir kabul eden ve onları en iyi ağırlayan kimseyim. Yusuf kardeşlerini güzel bir şeklide misafir etti ve onlara ziyafet verdi. [112]

60. Eğer kardeşinizi bana getirmezseniz, artık bugünden sonra benden size yiyecek birşey yoktur. Bir daha ülkeme de yaklaşmayın. Yusuf (a.s.) kardeşlerinin tekrar gelmeleri için önce teşvik etti, sonra da tehdit etti. Ebu Hayyân şöyle der : Görünen şu ki, Yusuf (a.s.) yaptıklarının tümünü Allah'tan gelen vahiy ile yaptı. Aksi takdirde iyi davranış onun, hemen babasının yanına gitmesini ve onu bul*masını gerektirir. Fakat Yüce Allah, Yakup (a.s.)'un imtihanını ve sevabım tamamlamak ve bir de Hz. Yusufun ilk rüyasının gerçekleşmesini istedi.[113]

61. dediler ki : Bünyamin'i babamızın elinden almak için çare anyacağız, ona hile yapacağız ve onu ondan alma yollarını arayacağız. Biz bunun çaresini mutlaka bulacağız. [114]

62. Yusuf (a.s.) tahıl ölçen hizmetçilerine dedi ki : Onların yiyecek satın almak için verdikleri malıçuvallarının içine koyunuz. Ailelerine dönüp de çuvallarını açtıklarında onu görsünler. Umulur ki onu gördüklerinde tekrar bize gelirler. Hz. Yusuf biliyordu ki, dinleri, aldıkları bu malın parasını vermeye onları mecbur eder. Çünkü onlar haram yemeyecek kadar tertemiz kimselerdi. Dolayısıyle Bu durum, onların tekrar Yusuf (a.s.)'un yanına gelmeleri için en iyi bir sebep olacaktı. [115]

63. Babalarına döndüklerinde, eşyalarını açmadan, ona dediler ki: Kardeşimiz Bünyamin'i götürmediğimiz takdirde bundan sonra bize tahıl verilmeyeceğine dâir tehdit edildik. Çünkü Mısır Kralı bizim casus olduğumuzu sandı. Biz de ona durumumuzu anlattık. Bunun üzerine, doğru söylediğimizin anlaşılması için kardeşimizi istedi. Onun için kardeşimiz Bünyamin'i bizimle birlikte gönder ki, ölçülüp bize verilecek hububattan hak ettiğimizi alalım Biz gelebilecek herhangi bir kötülükten onu mutlaka koruruz. [116]

64. Hz. Yakup, oğullarına dedi ki : Kardeşiniz Yusufu koruyacağınıza dair bana garanti verdiğiniz halde verdiğiniz sözü tutmayıp ona yapacağınızı yaptıktan sonra artık Bün-yamin'e kötülük yapmayacağınızdan nasıl emin olurum? Kardeşinize kurduğunuz tuzağı ona da kuracağınızdan korkarım. Ben ne size, ne de sizin korumanıza güvenirim. Ben sadece Allah'ın korumasına güvenirim. Allah'ın koruması sizin korumanızdan daha iyidir, Al*lah, onun ana, babası ve kardeşlerinden daha merhametlidir. Umarım ki, Bünyamini korumakla bana lütufta bulunur ve bana iki musibeti birden ver*mez. [117]

65. Tahıllarını koydukları çuvallannı açınca, onları almak için verdikleri malı eşyalarının içinde buldular. Dediler ki : Ey babamız, daha ne istiyoruz? Melik'ten, bundan daha büyük nasıl bir ikram isteriz!? İşte bu aldığımız yiyecekler için verdiğimiz maldır. Biz farkına varmadan bize geri verilmiş. Bu iyilikten daha büyük iyilik olur mu? Tahılı bize eksiksiz olarak verdi. Karşılığını da geri verdi! Bununla babalarını, Bünyamin'i göndermeme fikrinden vazgeçirmek istiyorlardı. Ailemize yiyecek ve gıda maddeleri getiririz. Kardeşimizi de tehlikelerden koruruz. Yakup (a.s.)'u Bünyamin'i göndermeye daha fazla teşvik etmek için, kardeşlerini koruyacaklarını tekrar söylediler. Onu beraberimize aldığımız takdirde bir deve yükü daha fazla tahıl alırız. Rivayete göre Hz. Yusuf, bir kişiye, bir deve yükü yiyecekten fazla vermiyordu. Onlara 10 deve yükü vermiş, onbirinciyi ise, kardeşleri Bünyamin gelinceye kadar vermeyeceğini söylemişti. Bunu vermek Melik için kolaydır. Çünkü o cömerttir. [118]

66. Babalan onlara dedi ki: Bana kesin bir söz vermedikçe ve bana geri getireceğinize dair Allah adına yemin etmedikçe Bünyamin'i sizinle beraber Mısır'a asla göndermeyeceğim. Ancak mağlup düşer de onu kurtaramazsamz ve buna herhangi bir, yolunuz veya çareniz kalmazsa o başka.... Mücâhid şöyle der! Ancak hepiniz Ölürseniz o başka o takdirde bu benim katımda bir ma*zeret olur. Oğulları yemin edip ona kesin söz verince dedi ki : Allah buna şahitir ve bunu gözetmektedir. [119]

67. "Ey oğullarım ! Mısır'a bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin" dedi. Tefsirciler şöyle der: Oğulları güzel ve görkemli oldukları İçin, toplu halde girdikleri takdirde onlara nazar değmesinden korktu. Nazar değmesi haktır.[120] Kişiyi kabre, deveyi kazana sokar. Nitekim hadiste böyle buyrulmuştur. Ben tedbirimle, Allah'ın hakkınızdaki hükmünden herhangi bir şeyi sizden savamam. Çünkü sakınmak kaderi engelleyemez. Hüküm sadece bir olan Allah'a mahsustur. Hiç kimse ona ortak olamaz. Hiçbir şey de onun takdirini engelleyemez. Sadece ona güvendim ve ona dayandım. İman ve tevekkül sahibi olanlar sadece ona dayansın ve işlerini ona bıraksınlar. [121]

68. Babalarının kendilerine emrettiği şekilde ayrı ayrı kapılardan girdiler. Ayrı ayrı kapılardan girmeleri, Allah'ın hükmünden herhangi bir şeyi onlardan savacak değildi. Ancak böyle girişleri, Yakub'un oğullarına karşı şefkatinden dolayı onlara göz değebileceği-ne dair korkusu*nu ortadan kaldırdı. Şüphesiz Yakup geniş bir ilim sahibidir. Çünkü biz ona vahiy yoluyla ilim verdik. Bu, Yüce Allah tarafından Yakub (a.s.) hakkında büyük bir övgüdür. Çünkü O, peygamberlik nuru ile biliyordu ki, sakınmak kaderi savamaz. Fakat insan*ların çoğu Allah'ın peygamberlerine ve temiz kullarına tahsis ettiği, dünya ve âhirette faydalı olacak ilimleri bilmezler.[122]


Edebî Sanatlar

1. Ben yedi sığır görüyorum" Burada şimdiki zaman kipi, geçmiş bir halin hikayesi için kullanılmıştır.
2. Semizler" ile Zayıflar" kelimeleri arasında tıbâk vardır. Aynı şekilde " Yeşiller" ile " Kurular" kelimeleri arasında da tıbak vardır.
3. Karışık rüyalar". Bu istiare türlerinin en beliğ ve en güzellerindendir. Çünkü demet haline getirilmiş karışık ot" demektir. Burada karışık rüyalar, onların içinde bulunan hoşa giden ve gitmeyen, iyi ve kötü şeyler, farklı birçok cinsten toplanıp demet haline getirilmiş karışık otlara benzetilmiştir.
4. Yusuf, ey doğru sözlü adam !" Bu, beraat~i istihlâl " dir. Aziz'in gönderdiği adam, sorusuna beklediği cevabı almak için, sormadan önce Yusuf u övdü.
5. Kıtlık yılları, daha önce onlar için hazırladığınız şeyleri yerler" Burada mecâz-ı aklî vardır. Çünkü "seneler" yemez ancak insanlar, daha önce stok ettikleri şeyleri yerler. Bu, yüklemin zamana isnadı nevindendir. Nitekim edebiyatçılar şöyle derler: Zahidin gündüzü oruçlu, gecesi namazhdır.[123]
6. Nefis, mutlaka kötülüğü çokça emredicidir." Burada nefsin arzulara çokça sürükleyici ve sapık yollara çokça çekici olduğunu anlatmak için emredici" yerine " çokça emredici " kelimesi kul*lanıldı. Çünkü vezni aşırılık ifade eden kalıplandandır.
7. Onlar onu tanımadıkları halde O, onları tanıdı." Burada tanıdı" ile tanımadı" kemlimeleiri arasında tıbâk vardır.
8. Bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin." Burada itnab vardır. İtnâb, çok iyice yerleştirmektir. Bunda da, edebî sanatlardan "tıbâk-i selb" denilen sanat vardır.[124]

Faydalı Bilgiler

Rasulullah (s.a.v.) Yusuf (a.s.) 'u cömertliği, sabrı ve yumuşak huyluluğu hususunda övdü ve şöyle buyurdu: Eğer ben, Yusuf un kaldığı zindanda kalsaydım, çıkarmak için gelen adamın çağrısını hemen kabul ederdim.[125] İşte bu Yusuf (a.s.)'un iffetli ve kötülüklerden uzak duruşu hususunda delil olarak yeter. [126]

Bir Nükte

Bazı âlimler dedi ki: Allah, Hz. Yusufa peygamberlik verinceye ka*dar kadınlar ona şehvetle bakmaya devam ettiler. Allah ona peygamberlik heybeti verdi de, onun bu heybeti, kendisini gören herkesi meşgul edip güzelliğini görmesine engel oldu. [127]

69. Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı, "Şüphesiz ben, senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme"dedİ.
70. Yusuf onların yükünü hazırladığı zaman kardeşinin yükü içine bir münâdî "Ey kafile gerçekten siz hırsızlarsınız! diye seslendi.
71. Yusuf'un kardeşleri onlara dönerek, "ne kaybettiniz? " dediler.
72. "Kralın su kabını yitirdik, onu getirene bir deve yükü var. Ben de buna kefilim" dedi.
73. "Allah'a andolsun ki, bizim bu yerde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz." dediler.
74. Yusuf'un adamları dediler ki: "Peki siz yalancıysanız onun cezası nedir.?
75. " Onun cezası, kayıb eşya yükünde bulunankimsenin kendisidir. İşte ona el koymak onun cezasıdır. Biz zâlimleri böyle cezalandırırız" dediler.
76. Bunu üzerine Yusuf kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusuf'a böyle bir tedbir öğrettik, yoksa Kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sa*hibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.
77. Kardeşleri dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı" Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı, dedi ki: Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlatmakta olduğunuzun mahiyetini çok iyi biliyor.
78. Dediler ki: "Ey Aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Şüphesiz biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz."
79. "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, çünkü o taktirde biz gerçekten zâlimler oluruz" dedi.
80. Ondan ümitlerini kesince gizli görüşmek üzere ayrılıp çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha öncede Yusuf hak*kında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Ben, ba*bam bana izin verinceye veya benim için Allah hükme-dinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdir.
81. Siz babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
82. İçinde bulunduğumuz şehire ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.
83. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürükledi. Güzel bir şekilde sabretmek gerekiyor. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
84. Onlardan yüzçevirdi de gamını yutarak: "Ey Yusuf'un üzerindeki gamım!" dedi. Ve üzüntüden iki gözü ağardı.
85. Oğulları, "Allah'a andolsun ki sen hâlâ Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın, ya da he*lak olacaksın!" dediler.
86. Ya'kûb, "Ben sâdece gam ve kederimi Allah'a arzediyoruin. Ve ben sizin bilenıiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum." dedi.
87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allanın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
88. Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: "Ey Aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz, değersiz bir sermaye ile geldik. Bize ölçeği tam ver, ayrıca bize biraz da yardım et, çünkü Allah yardım edenleri mükâfa-atlandırır.
89. Yusuf dedi ki: "Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?"
90. "Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun?" dediler. O da ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize lütfetti. Çünkü kim Allahtan korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah, güzel davrananların mükâfaatını zayi etmez."
91. Kardeşleri dediler ki: "Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize' üstün kılmış. Hakikat şu ki, biz gerçekten hatalı kimselermişiz.
92. Yusuf dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.
93. "Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun. Gözleri görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebetleri

Bu âyetler Hz. Yusuf un kardeşlerinin Mısır'a ikinci defa gelişlerinden bahseder. Bu gelişlerinde, yanlarında Yusuf un öz kardeşi Bünyamin de vardır. Aynı zamanda, tas, Bünyamin'e verilen yükün içinden çıktığında onun durumu ve ona yapılan işlemden ve Hz. Yusuf (a.s.)'un şeriatının hükmüyle Bünyamin'i yanında alıkoymasından bahseder. Daha sonra da, Yakub (a.s.)'un, iki çocuğunu yitirmesi ve bundan duyduğu üzüntü sonunda gözlerini kaybederek imtihanının tamamlanmasından bahseder. [128]

Kelimelerin İzahı

Üzülürsün.
Iyr, üzerlerinde yük bulunan develer. Daha sonra bu kullanış yay-gınlaşarak her kafileye îyr denildi.
Suva', tahıl ve benzeri şeylerin ölçüldüğü ölçek, tas. Müzekkeri ve müennesi aynıdır. Zeîm, kefil demektir. Güzel ve kolay gösterdi.
İçi üzüntü olup gizleyen ve kimseye açmayan kişi. Arap dilinde nakıs fiil olan nin benzerlerinden olup1 hâlâ devam ediyorsun" manasınadır.
Harad, ölüme götüren bir hastalık. Şair şöyle der:
Gece üzüldüm. Bu üzüntü beni hasta etti. Geçmişte de hastalığımı artırmıştı. Bundan önce, sevgi de ağır hastalığa sebep olan şeylerdendir. Harad, aslında, vücutta veya akılda meydana gelen bozukluk manasınadır.
Bessi, üzüntüm. Bess, derin üzüntü ve keder manasınadır.
Araştırın. Tehassus, duyu organları ile araştırmak, işin aslını öğreninceye kadar iyice araştırmak. Bir görüşe göre tehassus, hayırda ve serde kullanılır.
Kınama yok. Tesrîb, kınamak demektir. [129]

Âyetlerin Tefsiri

69. Yakub'un oğulları Yusuf un huzuruna girdiklerinde, Yusuf, kardeşi Bünyamin'i kucakladı. Ben senin kardeşin, Yusufum, dedi: Yusuf böyle söyledi ve durumu gizlemesini istedi: Geçmişte bunların bize yaptıklarına üzülme. Al*lah bize lütfedip hayırlısıyla bizi bir araya getirdi. Tefsirciler şöyle der: Kardeşleri Yusuf un huzuruna girdiklerinde Yusuf onlara ikram ve ihsanda bulundu, güzel bir şekilde ağırladı. Sonra ikişer ikişer ayrı odalarda yatırdı. Bünyamin tek kaldı. Yusuf: "Bunun arkadaşı yok. Bu, benimle beraber kal*sın" dedi. Gece, Yusuf onu kucaklıyor ve boynuna sarılıyordu. Bünyamin'e şöyle dedi: Ben senin kardeşin Yusufum. Onların yaptıklarına üzülme. Son*ra bir hile ile Bünyamin'i yanında bırakacağını kendisine bildirdi ve bu olayı gizli tutmasını ona emretti. [130]

70. İhtiyaçlarını temin edip yiyecek ve gıda madde*lerini develerine yükleyince, Hz. Yusuf tasm, kardeşi Bünyamin'in eşyası içine konulmasını emretti. Bu, mücevherlerle süslen*miş altın bir tas idi. Sonra bir tellâl seslendi Ey deve sahipleri! Ey yolcu kafilesi! dedi. Siz, hırsız bir toplumsunuz. Bu*rada Yusuf (a.s.) kardeşini yanında alıkoyma gibi faydalı bir işten dolayı onlara hırsızlık suçunu isnat etmeyi mubah saydı. [131]

71. Tesfirciler şöyle der: Tellallar onlara ulaşınca, "Biz size İkram etmedik mi? Sizi güzelce ağırlamadık mı? Size eksiksiz bir şekilde tahılı Ölçüp vermedik mi? Başkalarına yapmadığımız iyiliği size yapmadık mı? dediler. Yakub (a.s.)'un oğulları: "Evet bunları yaptınız. Bir şey mi var?" dediler. Tellallar: Kralın su kabını yitirdik, sizden başkasından da şüphelenmiyoruz. İşte Yüce Allah'ın, âyetinin tefsiri budur. Yani onlara döndüler ve: Neyi yitirdiniz, neyiniz kayboldu." diye sordular. Ne çaldık? yerine Neyi yitirdiniz? demeleri, edep kurallarına dikkat çekmedir ve suçsuz kimseleri hırsızlık itham ederek düşünüp taşınmadan konuşmamak hususunda peşlerinden gidenler için bir uyarıdır. Dolayısıyla onlar da bunlara karşı edepli davranmaya mecbur kaldılar ve[132]

72. Kralın, mücevherlerle süslenmiş ölçeğini yitirdik. Ölçeği getirip bize verene mükâfaat olarak bir deve yükü yiyecek vereceğiz, Ben de buna kefilim. Garanti veriyorum. [133]

73. Bu, yemin cümlesi olup hayret manası taşımaktadır. Yani onlar hayretle dediler ki: Ey topluluk! Vallahi biliyorsunuz ki, biz sizin yurdunuzda fesat çıkarmak için gelmedik. Biz asla, hırsızlık sıfatını alanlardan değiliz. Çünkü biz Peygamber çocuklarıyız. Biz böyle çirkin işleri yapmayız. Beyzâvî şöyle der: Ya'kûb (a.s.)'un oğulları, suçsuz olduklarına dair Mısırlıların hakkındaki bilgilerini şahit tuttular. Çünkü Msırlılar onların çok güvenilir kimseler olduklarını bi*liyorlardı. Mesela, yüklerine konan malı getirmişler ve herhangi bir kimse*nin ekinini veya yiyeceğini yemesinler diye hayvanların ağızlarını bağlamışlardı.[134]

74. Tellalar dediler ki : Eğer siz, suçsuzluk iddianızda yalancı çıkarsanız, sizin şeriatınızda hırsızın suçu nedir?[135]

75. Dediler ki: Eşyası içinde tas bulunan hırsızın cezası, kimin malını çalmışsa, onun kölesi olmasıdır. Hırsızlık ve benzeri suçlarla Allah'ın kanunlarını çiğneyen kimseleri biz böyle cezalandırırız. Onların bu sözü Ya'kûb (a.s.)'un şeriatının hükmüdür. İslam Şeriatında hırsızın ellerinin kesilmesi emriyle bu hüküm kaldırılmıştır. [136]

76. Hz. Yusuf, kardeşi Bünyamin'in yükünden önce diğer kardeşlerinin yükünü aramaya başladı. Tefsirciler şöyle der: Yusuf (a.s.)'un bu davranışı, önceden kurduğu hileyi tamamlayıcı ve ithamı ortadan kaldırıcı mahiyettedir. Çünkü, Yusuf un kardeşleri suçsuz olduklarım iddia edince tellallar onlara, "Yüklerinizi tek tek aramamız gerekiyor" dediler. Bunun üzerine onları Yusuf’ a götürdüler. Yusuf, Bünyamin'in yükünden önce diğer kardeşlerinin yükünü aramaya başladı. Katâde şöyle der: Bize anlatıldığına göre Hz. Yusuf, her bir yük ve eşyayı açtıkça, onlara attığı iftiradan dolayı, Allah'tan affını istiyordu. Nihayet, en küçük kardeşi Bünyamin kaldı. Yusuf (a.s.) dedi ki: Ben bunun bir şey aldığını sanmıyorum. Kardeşleri: Vallahi, onun yüküne de bakmadan seni bırakmayız" dediler. Çünkü bu, senin için de bizim için de daha iyidir. Bünyamin'in eşyasını açınca, tası onun içinde buldular. İşte âyeti bunu anlatır. Yani : Yusuf, tası kardeşi Bünyamin'in eşyası içinden çıkardı. Tası oradan çıkarınca kardeşleri utançlarından başlarını Önlerine eğdiler ve Bünyamin'i kınadılar. Ona "Ey Rahil'in oğlu! Bizi rezil ettin, yüzümüzü kara ettin" dediler. İşte böylece, kardeşini yanında tutması için Yusuf'a bu hiyleyi ilham ettik ve onun için bunları yaptık. Mısır kralının kanununa göre, Yusufun kardeşini alıkoyma hakkı yoktu. Çünkü krala göre hırsızın cezası, dövülmek ve çaldığının iki katını ödetmekti. Ancak Allah'ın dilemesi ve izni hariç. Bu âyet gösteriyor ki, bu hile, Allah'ın Yusuf (a.s.)'a ilhamı ve öğretmesiyle olmuştur. Yusufu yücelttiğimiz gibi, ilim sayesinde, kullarımızdan dilediğimizin makamlarını yükseltiriz. Herşeyi bilen alemlerin Rabbine varıncaya kadar, her âlimin üstünde, on*dan daha iyi bilen birisi vardır. Hasan-ı Basrî şöyle der: İlim Allah'a varıncaya kadar, her alimden daha üstün bir alim vardır. İbn Abbas şöyle der: Allah her alimden üstün, her şeyi bilen ve herşeyden haberdar olandır.[137]

77. Ya'kûb (a.s.)'un oğulları Hz. Yusufu kastederek dediler ki : Bünyamin hırsızlık ettiyse, bundan önce de bunun öz kardeşi hırsızlık etmişti. Hırsızlıktan uzak durmaya çalıştılar ve onu Yusuf ve kardeşinin üzerine attılar. Yusuf, kardeşlerine merhametinden dolayı, onların bu sözünü sineye çekti ve durumu açıklamadı.! Yusuf, kendi kendine: "sizin yaptığınız daha kötüdür. Çünkü siz kardeşinizi babanızdan çaldınız, sonra da suçsuz kimseye iftira etmeye başladınız. Bu sözü onların yüzüne değil, içinden söyledi. Sizin attığınız iftirayı Allah çok iyi bilir.[138]

78. Bu bir merhamet ve şefkat dilemedir. Yani, yalvararak dediler ki: Ey yüce efendi ! Bünyamin'in babası yaşlı bir ihtiyardır. Onun ayrılığına dayanamaz. Onun yerine bizim birimizi al. Babamız bizi onun gibi sevmez ve bize acımaz.
Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz. Bize yaptığın iyiliği tamamla. Bizi lütfa ve iyiliğe alıştırdın. [139]

79. Birinin suçu yüzünden diğerini yakalamaktan Allah'a sığınırız. Eğer bunu yaparsak, biz zalimler oluruz. Âlûsî şöyle der: "Çalan yerine" eşyamızı yanında bulduğumuz kimse" denilmesi, hakikati ortaya çıkarmak ve yalandan sakınmak içindir.[140]

80. Onlar kesin bir şekilde isteklerine cevap almaktan ümit kesince ve rica etmenin bir faydası olmadığını anlayınca, halktan ayrılıp birbirleriyle gizlice konuşmaya ve istişareye başladılar. En yaşlıları olan Rubil dedi ki: Kardeşinizi geri götüreceğinize dair babanıza sağlam bir söz vermemiş miydiniz? Bundan önce, Yusuf'a yaptıklarınızı hatırlamıyor musunuz? Şimdi babanıza nasıl döneceksiniz, Babam bana buradan çıkma izni vermedikçe Mısır ülkesinden ayrılmayacağım, veya kardeşimin kurtulmasıyle Allah benim lehimde hükmedinceye kadar buradan ayrılmayacağım. O, hâkimlerin en âdilidir. Çünkü o, sadece hak ve adaletle hükmeder. [141]

81. Babanıza dönünüz ve olup bitenlerin aslını ona bildiriniz, ona, "Oğlun Bünyamin hırsızlık etti" deyiniz Biz sadece, kesin olarak bildiğimiz şeye şahidiz. Biz, tası onun eşyası içinde gördük. Biz sana söz verdiğimiz zaman, onun hırsızlık yapacağını bilmiyorduk. [142]

82. Olup bitenlerin aslını Mısır halkına sor. Beyzâvî şöyle der: Yani Mısırlılara bir adam gönder, ve meseleyi onlara sor.[143] Beraber geldiğimiz kafileye de sor. Bu kafile, Ken'an topluluğundan olup bu yolculukta Yakup (a.s.)'un oğullan ile beraber idiler, Biz onun hakkında size doğru haberler veriyoruz. [144]

83. Yakub (a.s.) dedi ki : Nefsiniz size bu büyük işi ve tuzağı güzel ve kolay gösterdi de, onu uyguladınız. Daha önce Hz. Yusuf'a yaptıklarını bildiği için, onları Bünyamin'e tuzak kurmakla suçladı. Sevabımı Allah'tan bekleyerek sabretmekten başka bir çare bulamıyorum. Allah'ın bizi bir araya getireceğini ve onların hepsini görmek suretiyle, gözümü aydın kılacağını umuyorum. Şüphesiz o, benim halimi bilir, tedbirinde ve tasarrufunda hikmet sahibidir. [145]

84. Yakub (a.s.), oğullarından işittiği sözlerden hoşlanmadığı için onlardan yüzçevirdi, Ey, benim, Yusuf'a olan hasret ve üzüntüm! İki çocuğuna çok üzüldüğü için, aşın derecede ağlamasından gözleri görmez oldu.[146] Kalbi üzüntü ve öfke doluydu. Fakat bunu nefsinde gizliyordu. O, bu şiddetli musibetten dolayı gam ve kederle dolmuştu. Ebussuûd şöyle der: Musibet, Yusuf'un iki kardeşinin yani Bünyamin ile Yâhuza'nın basma gelmiş olmasına rağmen, Yusufa üzülmesinin sebebi şudur: Yusuf'un hatırası onun bütün kalbini sarmıştı. Onu unutamiyordu. Bir de Bünyamin ile büyük kardeşlerinin hayatta olduklarına inanıyor ve döneceklerini umuyordu. Yusufa gelince, onun hakkında, Allah'ın lütuf ve merhametinden başka ona ümit verecek bir şey yoktu.[147] Râzi şöyle der: Yeni üzüntü, kalpte saklı olan eski üzüntüyü artırır. Üzüntü, başka üzüntü doğurur ve kederleri artırır. Şâir şöyle der:
Ona dedim ki, üzüntü üzüntüyü doğurur. Beni bırak. İşte bunun hepsi Malik'in kabridir.[148]

85. Dediler ki, Allah'a andolsun ki sen hâlâ Yu-sufu anıyor ve onun için sızlanıyorsun. Sonunda seni ölüme götürecek bir hastalığa yakalancaksın veya üzümü ve hasretten helak olup gideceksin. [149]

86. Yakub (a.s.) onlara dedi ki: Ben keder ve üzüntümü size şikâyet etmiyorum. Sadece Allah'a şikâyet ediyorum. Ancak ona yapılan şikâyetin faydası olur. Ben, Allah'ın rahmet ve ihsanı sayesinde, sizin bilmediklerinizi bilirim. Allah'ın bana merhamet ve lütfedeceğini, beklemediğim bir taraftan bana sevinç vereceğini umuyorum. [150]

87. Ey oğullarım! Geldiğiniz yere gidin. Yusufu arayın. Duyularınızla o ve kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışın. Allah'ın rahmetinden ve rahata kavuşturmasından ümid kesmeyin. Şüphesiz Allah'ın rahmetinden, onun kudretini inkar edenlerden başkası ümit kesmez. [151]

88. sözün bir kısmı haz-fedilmiştir. Yani Mısır'a gitmek üzere yola çıktılar. Yusuf un huzuruna girdiler. Dediler ki: Ey Aziz! Bize ve halkımıza, şiddetli kurak ve kıtlıktan dolayı sıkıntılar geldi. Biz tüccarların istemeyerek ve
küçük görerek atacakları az bir sermaye getirdik. İbn Abbas şöyle der: Araları yiyecek maddelerinin karşılığı olarak kabul edilmeyecek derecede değersiz idi.[152] Merhamet ve şefkat dileğiyle Yusufa karşı boyunlarını büktüler. Dediler ki: Bizim için ölçüyü tamamla. Paramızın değersizliğinden dolayı bize eksik verme. Kardeşimizi geri vererek bize ihsanda bulun[153] veya paramızın değersizliğini hoş karşıla. Allah, iyilik edenleri en güzel şekilde mükâfaatlandırır... Durum onları bu noktaya, yani yalvarma, sıkılma ve boyun bükme noktasına getirince, Yusuf, merhamete geldi ve gizlediği şeyi onlara açıkladı. [154]

89. Dedi ki: Genç ve kuvvetli olduğunuz dönemde, Yusufa ve kardeşine ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Bundan maksat, olayın büyüklüğünü ifade etmektir. Sanki o şöyle diyordu: Yusuf hakkında işledikleriniz ve ona yaptıklarınız ne kadar çirkin işlerdi. Ebussuûd şöyle der: Hz. Yusuf, bunu onlara nasihat ve tevbeye teşvik olsun diye, bir de acıdığından dolayı söyledi.[155]

90. Kardeşleri hayret ve şaşkınlık içinde dediler ki: Gerçekten sen Yusuf musun? Yusuf dedi ki: Evet, ben Yusuf’um. Bu da benim öz kardeşim. Allah, belalardan kurtulma, ayrılıktan sonra bir araya gelme ve zelil düştükten sonra izzete kavuşmayı bize nasip etti. Şüphesiz kim Allah'tan korkar, onun hakkını gözetir ve belâ ve imtihanlara sabrederse, Allah güzel iş yapanların sevaplarını iptal etmez, onların iyiliklerini zayi etmez, aksine onlara işlerinin karşılığını eksiksiz olarak öder. Beyzâvî şöyle der: Bu cümlede zamir yerine açık isim getirilerek denilmesi, güzel iş yapanların takva ve sabrı birleştirenler olduğuna dikkat çekmek içindir.[156]

91. Bu, hatayı ikrar ve günahı itraftır. Yani: Allah takva, sabır, ilim ve yumuşak huyluluk ile seni bize üstün kıldı. Halbuki biz, sana yaptıklarımızdan dolayı günahkârız. Bu sebeple Allah seni aziz ve bizi ise zelil kıldı. Seni yüceltti, bizi hor ve hakir kıldı. [157]

92. Hz. Yusuf onlara dedi ki: Bugün sizi kınama yok, size bir ceza da yok. Bilakis yaptıklarınızı bağışlıyorum. Al*lah sizi affetsin. Bu, onların yaptıklarının bağışlanması için bir dua ve Hz. Yusuf tarafından fazla bir lütuftur. O Yüce Allah, tevbe edenlere, bağışlama ve merhametiyle ihsanda bulunan, kullarına herkesten çok merhamet edendir. [158]

93. Benim bu gömleğimi götürün ve onu babamın yüzüne koyun. Taberî şöyle der: Anlatıldığına göre Yusuf (a.s.) kendini kardeşlerine tanıtınca onlara babasını sordu. Dediler ki: "Üzüntüden gözleri görmez oldu." O zaman Yusuf (a.s.) onlara gömleğini verdi.[159] Yusuf (a.s.) hayatta olduğunu babasına müjdelemek ve bununla babasını sevindirmek istedi. Gömleği yüzüne korsanız, tekrar görecek duruma gelir. Ya'kub soyundan olan bütün aile efradını ve çoluk çocuğu bana getirin. [160]

Edebi Sanatlar

1. Yiyecek ve gıda maddelerini develere yükleyince..." Burada iştikak cinası vardır. Aynı şekilde, Bir tellal bağırdı" kelimeleri arasında da iştikak cinası vardır.
2. Onu gizledi." ile " Onu açıklamadı, lafızları arasında tıbak vardır.
3. İhtiyar, yaşlı" Burada Yusufun merhametini celbetmek için itnab yapılmıştır.
4. Köye sor." Burada mecâz-ı mürsel vardır. Alakası, mahalliyettir. Yani, "köy halkına sor" demektir.
5. Ey,Yusuf a karşı olan kederim!." Burada da lafızları arasında iştikak cinası vardır.
6. Allah'a andolsun ki, sen hâlâ.." Burada hazıf yoluyla îcâz vardır. takdirindedir.
7. "Allalı'ın rahmetinden ümit kesmeyin." Burada istiare vardır. Rüzgarın hoş bir koku ile hafif hafif esmesi manasına gelen revh, sıkıntıdan sonra gelen ferahlık ve darlıktan sonra gelen rahatlık manasına istiare olarak kullanılmıştır. [161]

Bir Nükte

Kâdî İyaz, "Şifa" adlı kitabında şöyle anlatır: Bir bedevî, bir adamın "Lf Ij.rtU. 4ju 1^-LıJ UU Ondan ümitlerini kesince bir kenara çekilip aralarında gizli gizli konuşmaya başladılar." âyetini okuduğunu işitince şöyle dedi: Ben şehâdet ederim ki, hiçbir mahlûk böyle söz söyleyemez.[162] Çünkü bu âyet onların bütün insanlardan nasıl ayrılıp tek başlarına kaldıklarını, görüş alışverişinde bulunduklarını, babalarına döndüklerinde ona nasıl yalan söyleyeceklerini ve olayı ona nasıl anlatacaklarını açıklamaktadır. İşte böylece bu kısa âyet, uzun bir kıssanın manalarını kapsamaktadır. [163]

94. Kafile ayrılınca, babaları, "Eğer bana bunak demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum!" dedi.
95. (Onlar da) "Vallahi sen hâlâ eski şaşkınlığındasın" dediler.
96. Müjdeci gelince, gömleği Yakub'un yüzüne koydu ve gözleri görecek duruma geldi, o zaman şöyle dedi: "Ben size, Allah tarafından sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim, demedim mi!"
97. Oğulları dediler ki: "Ey babamız! Allah'tan bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik."
98. Yakub "Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü o bağışlayan, pek merhamet edendir." dedi.
99. Yusuf'un yanma girdikleri zaman, ana-babasi-nı kucakladı, "Emin olarak Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin!" dedi.
100. Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için secdeye kapandılar. Yusuf dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın tabiridir. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşimin arasını bozduktan sonra beni zindandan çıkarmak ve sizi çölden getirmek suretiyle Rabbim bana ihsanda bulundu. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
101. "Ey Rabbim! Mülkten bana verdin ve bana olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da âhirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!"
102. İşte bu gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahyediyoruz. Çünkü onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin.
103. Sen çok arzulu olsan da, insanların çoğu iman edecek değillerdir.
104. Halbuki sen buna karşı onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür.
105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, on*lar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.
106. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.
107. Allah tarafından herkesi kapsayacak bir musibetin gelmeyeceğinden veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopmayacağından emin mi oldular?
108. De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı tenzih ederim! Ve ben de ortak koşanlardan değilim."
109. Senden önce de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
110. Nihayet tam peygamberler (kavimlerinin inanmalarından) ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
111. Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır. Bu Kur'an uydurulmuş bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin tasdiki, her şeyin açıklanması, iman eden bir toplum için rahmet ve bir hidayettir.

Ayetlerin Öncekilerle Münâsebeti

Bu âyetler Ya'kub (a.s)'un bütün ailesinin Mısır'a gelişinden, Hz. Yusuf saltanat ve hükümranlığın izzet ve azameti içinde iken huzuruna girmelerinden, babası ve annesi ile onbir kardeşinin onun huzurunda eğilmesi ile rüyasının gerçekleşmesinden, ayrılıktan sonra bir araya gelmelerinden, daha Önceki soğukluğun giderek sevgiye dönüşmesinden bahseder. Sonra bu mübarek sûre, gözleri, kainatta Allah'ın birlik ve kudretini gösteren enteresan olaylara ve Kur'an'daki kıssalarda bulunan İbret ve öğütlere yönelterek son bulur. Andolsun onların kıssalarında, akıl sahipleri için ibret vardır. [164]

Kelimelerin İzahı

Bana bunak diyorsunuz. Asmaî şöyle der: Kişi, bunaklığından dolayı çok konuştuğunda ona denir. Zemahşerî şöyle der: bir kimseye bunak demektir. Fened, ihtiyarlıktan dolayı kişinin bunaması ve aklının gitmesi demektir. Bunamış erkeğe, denilir, fakat bunamış kadına denilmez. Çünkü kadın, gençliğinde görüş sahibi değildi ki, ihtiyarlayınca bunamış olsun.[165]
Dalâlike, doğru olan şeyden uzaklaşman.
Bedvü, çöl demektir.
Bozdu. Sürücü, hayvanı hızlı yürütmek için dürttüğünde denir. Bu kelime burdan alınmıştır.
Fâtır, yoktan icad eden. Yarmak manasına gelen fiilinden türemiş olup daha sonra yaratmak ve icat etmek manasında kullanılmıştır.
Gâşiye, onları örtecek bir azap. Bağteten, "ansızın" demektir. Be'sünâ, azabımız. İbret, öğüt ve nasihat demektir.[166]

Ayetlerin Tefsiri

94. Kafile, Mısır'dan Şam bölgesine doğru yola çıkınca, Ya'kub (a.s) yanında bulunan yakınlarına dedi ki: "Ben Yusuf un kokusunu alıyorum." İbn Abbas şöyle der: Bir rüzgâr esip Yu-sufun gömleğinin kokusunu Yakub (a.s)'a götürdü. Halbuki aralarında sekiz günlük mesafe vardı.[167] Eğer bana beyinsiz ve bunak demezseniz, size Yusuf'un hayatta olduğunu söyleyebilirim. Cevabı mahzuftur. Takdiri, şeklindedir. [168]

95. Torunları ve yanında bulunanlar dediler ki: Vallahi sen Yusuf'u aşırı derecede sevdiğin, ona çok düşkünlük gösterdiğin ve onu göreceğini umduğun için eski hatanda ve doğru yoldan uzaklığında devam ediyorsun. Tefsirciler şöyle der: Onlar Yusuf'un öldüğüne inandıkları için böyle söylediler. [169]

96. Müjdeci, sevinçli haberi getirince.. Mücâhid der ki: Müjdeci, daha önce Yusufun kanlı gömleğini getiren kardeşi Yahuza idi."Babamı daha önce üzdüğüm gibi, şimdi de sevindireyim" dedi.[170]
Müjdeci gömleği Ya'kub (a.s)'un yüzüne koydu. Ya'kub, meydana gelen sevinç ve mutluluktan dolayı tekrar görmeye başladı. Ya'kub oğullarına dedi ki: "Ben, Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyi, yani Yusuf'un hayatta olduğunu ve rüyanın gerçekleşmesi için Allah'ın onu bana tekrar vereceğini size söylememiş miydim? Tefsirciler şöyle der: Ya'kub (a.s) oğullarına şu sözünü hatırlattı: Ben sadece gam ve kederemi Allah'a arzediyorum. Ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum."[171] Rivayete göre, Yakub (a.s) müjdeciye "Yusuf nasıl?" diye sordu. O da: "Yusuf Mısır'ın hükümdarıdır" dedi. Ya'kub (a.s): Ben hükümdarlığı ne yapayım? Sen gelirken o hangi din üzerinde idi?" dedi. Müjdeci: "İslam dini üzerinde idi" dedi. Ya'kub (a.s): "İşte şimdi nimet tamamlandı" dedi.[172]

97. Dediler ki: Ey babamız! Bizim günahlarımızın affını dile. Oğullan, işledikleri kusurdan dolayı, babalarının kendileri için af dilemesini istediler. Hatalarını itiraf ederek şöyle dediler: Biz, Yusuf a yaptıklarımızda hatalıyız.[173]

98. Yakub (a.s) dedi ki: Sizin için Rabbimdan af dileyeceğim." Ya'kub (a.s) böyle diyerek onlara af dileyeceğine dair söz verdi. Tefsirciler şöyle der: Kabule daha şayan olsun diye, af dilemeyi seher vaktine erteledi. Bir görüşe göre de: Duaların kabul olduğu saati arayıp bulmak için, af dilemeyi Cuma gününe erteledi.[174] Şüphesiz Allah günahları bağışlayan ve kullara merhamet edendir. [175]

99. Yakub, oğulları ve bunların aile efradı Yusuf un huzuruna girince, Yusuf anne ve babasını kucaklayarak boyunlarına sarıldı. Her türlü kötülükten emin olarak Mısır ülkesine girin" dedi. Hayır ve bereket dilemek maksadıyla "inşallah" dedi. [176]

100. Anne ve babasını, hükümdar tahtında yanına oturttu. Annesi, babası ve kardeşleri, huzuruna girdiklerinde ona secde ettiler. Tefsirciler şöyle der: Onlara göre bu secde, ibadet değil, sadece selamlama ve hürmetten ibarettir. Yusuf (a.s) dedi ki: Ey babacığım! İşte bu, küçüklüğümde gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu doğru kıldı. Çünkü rüyada gördüğüm gibi çıktı. Rabbim beni zindandan çıkarmakla bana lütfetti. Tefsirciler şöyle der: Hz.Yusuf, kendisinden bir lütuf olarak, kardeşlerini utandırmamak ve onları affettikten sonra yaptıklarını tekrar onlara hatırlatmamak için kuyudan çıkarılma olayından bahsetmedi. Sizi çölden getirdi. Çünkü onlar Filistin çölünde devecilik ve koyunculuk ediyorlardı. Allah'ın Ya'kub (a.s)'un ailesine verdiği nimeti onlara hatırlattı. Zira Allah onları çölden şehire götürdü ve aileyi Mısır'da bir araya getirdi. Taberî şöyle der: Anlatıldığına göre Hz. Yakub, beraberinde oğullan ve onların da çocukları olduğu halde Mısır'a girdikleri zaman yüz kişiden az idiler. İsrailoğulları olarak Mısırdan çıktıkları gün ise 600.000 den fazla idiler.[177] Daha önce şeytan, aldatmak suretiyle, kardeşlerimle benim aramı açmışken, Rabbim lütfuyla bunu düzeltti. Ebu Hayyan şöyle der: Kardeşlerinin durumundan bu kadarcık bahsetti. Çünkü nimet, belâ ve sıkıntının arkasından geldiğinde değeri fazla olur.[178] Şüphesiz Rabbimin tedbiri güzeldir. O dilediğini, insanların hissedemeyeceği ve anlayamayacağı gizli bir incelik içinde gerçekleştirir. Rabbim yarattıklarını iyi bilir, yaptıklarında hikmet sahibidir. Tefsirciler şöyle der: Ya'kub (a.s) Mısır'da, Hz. Yusufla birlikte 24 sene kaldıktan sonra öldü. Şam bölgesinde, babası İshak'ın yanına gömülmesini vasiyet etmişti. Hz.Yusuf bizzat kendisi götürüp onu oraya gömdü. Babasını gömüp Mısır'a döndükten sonra yirmi üç sene daha yaşadı. Görevi tamamlatıp daha fazla yaşayamayacağını anlayınca, nefsi ebedî olan Melik'i arzu etti. Allah'a, salih olan babaları İbrahim ve İshak'a kavuşmayı isteyerek şöyle dedi: [179]

101. Ey Rabbim! Bana izzet, makam ve saltanat verdin. Bunlar dünya nimetlerindendir. Bana rüya tabirini öğrettin. Bu da ilim nimetindendir. Ey gökleri ve yeri icat eden ve önceden benzerleri olmadan onları yaratan Allah! Sen, benim dünya ve âhiret işlerimin sahibisin. Beni müslüman olarak öldür ve salih kullarına kat. Hz.Yusuf, müslüman olarak ölünceye kadar, İslamiyetini koruması için Rabbine dua etti. Burada Yusuf (a.s)'un kıssası sona erer. Sonra, bunun ardından Hz. Mu-hammed (s.a.v)'in peygamberliğinin doğruluğuna dâir delil getirme işi takip eder. [180]

102. Ey Muhammedi Yusuf ve onun kıssası hakkında haber verdiğimiz bu şeyler, sana vahy gelmeden önce bilmediğin gayb haberlerindendir. Biz, en açık bir şekil ve gayet güzel bir tasvirle onları sana öğretiyoruz ki, peygamberlik davanda doğru olduğun ortaya çıksın. Kardeşleri, Yusufa ve onu kendileriyle beraber göndermesi için babalarına hile yaparak, Yusufa tuzak hazırlayıp onu kuyuya atmaya hep beraber karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin ki, kıssanın hakikatim bilesin. Bu kıssa sana, herşeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah'tan vahy yoluyla geldi. [181]

103. Bu âyet, Rasulullah (s.a.v)'ı tesellî etmektedir. Yani, sen ne kadar onların iman etmelerini arzulasan ve doğru yola gelmeleri için iıe kadar gayret sarfetsen de insanların çoğu, inkarda ısrarlarından dolayı sana inanmazlar. [182]

104. Sen onlara verdiğin öğüt ve hayra davet karşılığı bir karşılık istemiyorsun ki, bu onlara ağır gelsin. Bu Kur'an, âlemlere bir öğüt ve nasihattan başka bir şey değildir. Sen bunu okumana karşılık onlardan bir mal istemiyorsun. Eğer akılları olsaydı kabul eder, inat etmezlerdi. [183]

105. Göklerde ve yerde, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, denizler, bitkiler ve diğer enteresan şeyler gibi, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren nice deliller vardır. İnsanlar gece gündüz bunları görür; sabah akşam üzerlerinden geçerler de, bunları düşünüp ibret almazlar. Binaaleyh, onların senden yüz çevirmelerine şaşma. Zira onların, Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren bu delillerden yüzçevirmeleri daha garip ve daha şaşılacak bir iştir. [184]

106. Senin kavminde bulunan o yalan-layıcıların çoğu, ancak başkasını Allah'a ortak koştukları zaman iman ederler. Yani onlar, hem Allah ile beraber putlara ibadet ederler, hem de Allah'ın yaratıcı ve rızık verici olduğunu söylerler. Ibn Abbas şöyle der: Onların, telbiye yaparken şöyle demeleri bundandır; "Lebbeyk, senin hiç ortağın yoktur. Ancak bir ortağın vardır ki, o senindir. Sen, hem onun, hem de onun sahip olduğu şeylerin de sahibisin.[185]

107. O yalancılar, Allah'ın azabından bir musibetin kendilerini sarıp kuşativermesinden emin mi oldular? Yahut hiç farkına varmadıkları ve beklemedikleri bir yerden, bütün dehşetiyle ansızın kıyametin kendilerine gelivermesinden emin mi oldular? Bu soru inkar ifade eder. Bunda bir azarlama manası vardır. [186]

108. Ey Muhammedi De ki, "İşte benim yolum budur, o, apaçık ve dosdoğru bir yoldur. Onda hiçbir eğrilik, hiçbir şek ve şüphe yoktur. Ben, tam bir açıklıkla ve kesin delille, Allah'a ibadete ve itaate çağırıyorum. Ben ve bana inananlar böyle yapıyoruz. Yüce Allah'ı her türlü ortak ve eşten tenzih ederim. Ben inanan ve Allah'ı birleyen bir kulum. Asla O'na ortak koşanlardan olmadım. [187]

109. Ey Muhammedi Biz, senden önde de, peygamber olarak, sadece insanlardan bazı erkekleri gönderdik. Gökten melekleri peygamber göndermedik. Taberî şöyle der: Ne kadın, ne melek, sadece erkekleri peygamber gönderdik. Bize itaate davet etmeleri için onlara ayetlerimizi vahyediyorduk.[188] Âyet peygamberlerin insanlardan olduğunu kabul etmeyenleri veya kadınlardan da peygamber olduğunu iddia edenleri reddetmektedir. Bu Peygamberleri, çöllerde yaşayan insanlar arasında değil, şehirlerde yaşayanlar arasından gönderdik. Hasan-ı Basrî şöyle der: Allah kesinlikle, ne çölde yaşayanlar, ne kadınlar ve ne de cinlerden peygamber gönderdi.[189] Tefsirciler şöyle der: Peygamberler sadece şehir halkı arasından gönderilmiştir. Çünkü onlar daha bilgili ve daha yumuşak huylu idiler. Halbuki çölde yaşayanlar arasında bilgisizlik, kabalık ve sertlik vardı. O yalanlayanlar yeryüzünde hiç gezmediler mi ki geçmiş ümmetlerin başlarına gelenleri ve yalanlayanların yıkılıp yok oldukları yerleri görüp iyice düşünsünler ve ibret alsınlar!? Bu soru kınama ifade eder. Takva sahibi mü'minler için âhiret yurdu bu geçici yurttan daha iyidir. Halâ aklınızı kullanıp ta iman etmeyecek misiniz!? [190]

110. Nihayet peygamberler kavimlerinin iman etmelerinden ümit kesipte kavimlerinin kendilerini yalanladıklarını anladıkları zaman sıkıntıları şiddetlendiği an onlara yardımımız geldi. Sıkıntının hakim olduğu, ızdırapların gırtlaklara sarıldı*ğı ve Allah'tan başka hiçbir yerde ümit kalmadığı bir ana tam manasıyla ve kesin olarak hakkı batıldan ayırarak yardım gelir. Peygamberleri ve onlara inananları kurtardık, kafirleri kurtarmadık. Suçluları şiddetle yakalayıp cezalandırdığımızda azabımız geri çevrilmez. [191]

111. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında nurlu akıl sahipleri için bir öğüt ve bir nasihat vardır. Bu Kur'an rivayet olunan haberler veya uydurulmuş sözler değildir. Fakat bu Kur'an kendisinden önce indirilmiş semavî kitapları tasdik edicidir. şeriat ve hükümlerden, helal ve haramdan ihtiyaç duyulan her şeyi açıklar. Ona inanan ve emir ve yasaklarına göre amel eden bir kavim için o sapıklıktan kurtaran bir hidayet ve azaptan kurtaran bir rahmettir. [192]

Edebî Sanatlar

1. Vallahi sen halâ şaşkmlığmdasın!" Onlar sözlerini yemin edatlarıyla pekiştirdiler. Pekiştirici edat türleri arka arkaya geldiği için bu tür bir ifadeye edebiyatta "haber-i inkâri" denir.
2. Emin olarak Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin." ayetindeki Allah dilerse" ifadesi dua cümlesi olup bereket isteğiyle getirilmiştir. Âyette takdim ve tehir vardır. Takdiri şeklindedir.
3. Ana ve babasını tahtın üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için secdeye kapandılar." Burada kelimesinden maksat ana ve baba olup tağlib sanatı vardır. Tahta çıkarmayı ifade eden kelimesi, ana babaya gösterilecek saygının önemine binaen, her ne kadar lafız bakımından secdeye kapanma manasına gelen kelimesinden önce gelmişse de mana itibariyle ondan sonradır. Ona secde ettiler, sonra ana ve babasını kral tahtına oturttu, demektir.
4. Sen aşın bir şekilde istesen de, insanların çoğu iman etmez" ayetinde sen aşın bir şekilde istesen de" ara cümlesi, Hicaz lügatindeki nın ismi ile haberi arasına girmiştir. Bu ara cümlesi hidayetin sadece Allah'ın elinde olduğunu ifade eder.
5. Kur'an'a karşılık onlardan ücret istemiyorsun." Burada muzaf hazf edilmiştir. Kur'an'ın tebliğine karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun, demektir.
6. Onlar ondan yüzçeviriyorlar." cümlesi ile Onlar ortak koşarlar." cümlesinde edebî sanatlardan "seci" vardır. Seci âyet sonlarındaki son harflerin birbirine uygunluğudur. [193]

Bir Uyarı

Onların kıssalarında akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır." ayeti gösteriyor ki bu kıssaları ve haberleri anlatmaktan maksat, öğüt vermek ve ibret göstermektir. Bu kıssadan alınacak ibret şudur: Yusuf (a.s) kuyuya atıldıktan sonra onu oradan, daha sonra da zindandan çıkaran, köle iken Mısır Meliki yapan ve uzun süre ayrı kalıp bir daha araya gelme ümidi kesildikten sonra ana babası ve kardeşleri ile birleştirmeye kadir olan Allah (c.c.), Muhammed (s.a.v)'i üstün kılmaya, şanını yüceltmeye ve dinini galip kılmaya da kadirdir. Aynı zamanda bu güzel kıssa ile geçmiş olaylardan haber vermek, gayıptan haber vermek demektir. Bu da Rasulullah (s.a.v)'ın bir mucizesidir.
Allah'ın yardımı ve tevfikıyle Yûsuf sûresinin tefsiri bitti. [194]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2359
favori
like
share
erosa Tarih: 15.05.2009 22:23
çok güzel ayrıntılı bilgiler faydalandım
MiSS-FENER Tarih: 15.05.2009 19:27
[color="#6396bd"]Âyetlerin Tefsiri

43. Mısır kralı dedi ki: Ben rüyamda, kuru bir nehirden çıkan yedi semiz sığır gördüm. Bunların arkasında son derece zayıf yedi sığır vardı. Zayıf olanlar semiz olanları yuttu. Ayrıca, daneleri teşekkül etmiş yedi yeşil başak ve yedi de, biçilmiş kuru başak gördüm. Kurular, yeşillerin üzerine eğildi ve onları yedi. Bu bölüm, rüyanın devamıdır. Ey, benim ileri gelen adamlarım ve arkadaşlarım! Bu rüyanın tabirini bana anlatın, Eğer siz rüyayı iyi tabir ediyor ve maksadını bi*liyorsanız. [93]

44. Rüya tabircileri: "Bu, hakikati olmayan, karmakarışık yalancı bir rüyadır" dediler. Dahhâk: "Yalancı rüyalardır" diye tefsireder. Biz bu nevi yalancı rüyaların tabirini bilmeyiz.[94]

45. Zindandan kurtulan sâkî, uzun bir süre sonra, daha önce Yusufla aralarında geçen rüya meselesini hatırladı ve dedi ki: Ben, rüyaların tabirini bilen birisinden, bu rüyanın yorumunu öğrenip size bildireceğim. Bu rüyanın tabirini size getirebilmem için beni ona gönderin. Krala, saygı ifade eden sözlerle hitap etti. İbn Abbas şöyle der: Zindan şehir içinde değildi. Bundan dolayı beni "gönderin" dedi.[95]

46. Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! Bu sözde hazif vardır. Sözün gelişi bunu göstermektedir. Takdiri şöyledir: O sakiyi gönderdiler. Zindana gitti ve Yusuf'un yanına girdi. Ona: "Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi!" dedi. Daha önce zindan da gördüğü rüyayı, Hz. Yusufun doğru olarak tabir ettiğini denemiş olduğu için ona, doğru sözlü" dedi. Sıddîk, sıdk kelimesinden türetilmiş mübalağa kipidir. Yedi zayıf ineğin yediği yedi semiz inek ile, yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan başaklar hakkında bize tabir et. Yani, bu garip rüyanın yorumunu bize bildir. Kral ve arkadaşlarına dönüp onlara bu tabiri anlatayım da senin ilmini ve üstünlüğünü bilsinler ve seni bu belâdan kurtarsınlar. İmam Fahreddin Râzi şöyle der: Saki, ümit ederim ki insanlara (isabetli bir yorumla) dönerim, ifadesini şunun İçin kullandı: Saki, diğer tabircilerin bu soruya cevap vermekten âciz kaldıklarım gördüğü için, Yusufunda bundan âciz kalacağından korktu. Bundan dolayı ümit ederim ki..." dedi.[96]

47. Hz. Yusuf dedi ki: Yedi sene, sürekli olarakciddiyetle ve azimle ekin ekeceksiniz. Kurtlanmaması için, biçtiklerinizi başakları içinde bırakın Ancak, ye*mek istediğiniz az bir miktarı döverek ufalayın, diğerlerini başaklarında bırakın. [97]

48. Bu bolluk yıllarından sonra yedi kurak yıl gelecek ki, bu yıllarda insanlar şiddetli kıtlık ve sıkıntı çekecekler. Bolluk günlerinde biriktirdiğiniz şeyleri o kıtlık yıllarında yiyeceksiniz. Ancak tohumluk olarak biriktirip sakladıklarınızı yemeyin.. [98]

49. Bu şiddetli kuraklık ve kıtlık yıllarından sonra, bir bolluk yılı gelecek, o yılda insanlar bol bolyağmura kavuşacaklar. O yıl çok bolluk olacağı için, insanlar üzüm ve diğer meyveleri sıkacaklar. Zemahşerî şöyle der: Yusuf (a.s.) yedi semiz sığırı ve yedi yeşil başağı bolluk yılları olarak yorumladı. Yedi zayıf sığır ile yedi kuru başağı da kıtlık yıllan olarak yorumladı. Sonra onlara sekizinci yılın, bereketli, bolluk, çok verimli ve ürünü bol bir yıl olarak geleceğini müjdeledi. Bu, ona vahiy yoluyla bildirilmişti.[99]

50. Sâkî, krala dönüp Hz. Yusufun rüya hakkındaki tabirini ona arzedince, kral bunu beğendi ve şöyle dedi: O adamı bana getirin de rüyanın tabirini ondan bizzat kendim dinleyeyim ve onu göreyim. Kralın gönderdiği adam Yusuf (a.s.)'a gelince, Yusuf (a.s.) adama: "Efendin krala dön, ve ona, "ellerini kesmiş olan kadınların yüzünden haksızlığa uğradığımı biliyor mu?" dedi. Yusuf (a.s.) bu çirkin suçlamadan uzak olduğu ortaya çıkıncaya ve bütün halk, onun suçsuz yere zindana atıldığını bilinceye kadar zindandan çıkmayı kabul etmedi. Şüphesiz Yüce Allahgizli işleri ve kadınların bana kurdukları tuzağı bilir. [100]

51. Kral kadınları topladı, onlarla birlikte Aziz'in karısını da çağırdı. Yusuf'un durumunu onlara sordu.ve şöyle dedi: Yusuf'u zinaya davet ettiğiniz zaman, derdiniz ne idi?[101] Kadınlar dediler ki : Allah korusun! Yusuf, bu kötülüğü istemiş değildir. Bu, Yusufun suçsuzluğunu ve onun iffet ve namusluluğu karşısındaki hayreti ifade eder. Aziz'in karısı dedi ki : Daha önce gizli iken, şimdi hak ortaya çıktı.
Onu bu işe teşvik eden ve kendime çağıran benim. O,hıyanetten uzaktır ve O, benden murat almak istedi" sözünde doğrudur. Bu, Yusuf'un suçsuzluğunu halkın huzurunda açıkça bir itiraftır. [102]

52. Bunu, Aziz yok iken, benim ona hainlik etmediğimi bilsin diye yaptım. Açık olan, bunun, Hz. Yusufun sözü olmasıdır. Kadınların, kendisinin suçsuzluğunu itiraf ettiklerini haber alınca bunu söyledi. Yani, suçsuzluğum ortaya çıksın da Aziz, kendisinin olmadığı birzamanda benim eşi hakkında hainlik etmediğimi, bilakis ona karşı iffetli davrandığımı bilsin diye böyle davrandım ve kralın adamını geri çevirdim Allah'ın, haini başarıya erdirmeyeceğini ve hatasını düzeltmeyeceğini bilsin diye yaptım. [103]

53. Benim nefsimi temize çıkarmam ve onu noksanlıktan uzak tutmam. Çünkü insan nefsi, şehevî arzulara çok meyillidir. Hz. Yusuf bunu tevazu yoluyla söyledi. Zemahşerî şöyle der: Allah için tevazu göstermek ve nefsini kırmak istedi ki kendi kendini temize çıkarıcı olmasın ve halini beğenip gurura kapılmasın,[104] Ancak Allah'ın rahmet edip koruduğu kimseler hariç. Şüphesiz Rabbimin bağışlaması büyük, rahmeti geniştir. [105]

54. Kral dedi ki: Yusufu bana getirin, onu, yakın ve özel adamlarımın içine alayım. Kral, onun suçsuzluğunu, ilmini, iffetini ve yüceliğini anladıktan sonra bunu söyledi, " Kralın adamları Yusufu getirdiler. Yusuf, Kral ile konuşup da, Kral onun üstünlüğünü, akıllığım ve güzel konuşmasını görünce: "Bugün sen, bana yakın ve rütbesi yüksek kimsesin. Her hususta güvenilir birisin" dedi. [106]

55. Yusuf krala dedi ki: Beni yurdunun hazinelerinin başına getir. Ben, bana emanet edeceğin şeyler hususunda güvenilir biriyim, tasarruf yollarını da bilirim. Yusuf (a.s.) adalete, hakkı ve iyiliği uygulamaya düşkünlüğünden dolayı, kraldan bu yetkiyi istedi. Bu, kendini temize çıkarma kabilinden değildir. Bu sadece, maliye bakanlığına getirilmesi için, bu sahadaki tecrübe ve dirayetini göstermek içindi. [107]

56. İşte böylece Yusufu Mısır yurduna sağlam bir şekilde yerleştirdik. Daha önce hapiste ve darlık içinde iken ona izzet ve kuvvet verdik. Orada istediği yeri kendisine ev ediniyor, ülkede dilediği gibi tasarruf ediyordu. Nimetlerimizi lütfumuzu kullarımızdan dilediğimize tahsis ederiz, Güzel iş yapıp Rabbine itaat edenlerin ecrini zayi etmeyiz, bilakis onu ona kat kat veririz. [108]

57. Âhiret ecri ve sevabı, takva sahibi müminler için dünya ecrinden daha hayırlıdır. Burada istenilecek en yüce şeyin âhiret sevabı olduğuna ve bu iyi amel işleyenler için biriktirilen ecrin, dünyada peşin olarak alınan nimetlerden daha büyük ve daha yüce olduğuna işaret vardır. [109]

58. Yusufun kardeşleri gelip huzuruna girdiler. Yusuf onların kendi kardeşleri olduklarını anladı. Makamın heybeti, oradan uzun zaman geçmiş olması ve yüz hatlarının değişmiş bulunması sebebiyle onlar Yusufu tanıyamadılar. İbn Abbas şöyle der: Yusuf'un kuyuya atılması ile kardeşlerinin onun huzuruna girmesi arasında 22 senelik bir süre vardı. İşte bundan dolayı kardeşlen onu tanıyamadı.[110] Gelmelerinin sebebi şuydu: Bütün ülkeyi saran kıtlık sebe*biyle onların yurdunda da açlık felaketi baş göstermişti. Yusuf'un stok ettiği gıda maddelerinden satın almak için Mısır'a geldiler. Huzuruna gir*diklerinde Yusuf onları tanımazlıktan gelerek onlara: Siz benim ülkeme niçin geldiniz?" dedi. Dediler ki: yiyecek için geldik. Yusuf (a.s.) : "Yoksa siz bizim aleyhimizde araştırma yapan casuslar mısınız?" dedi. Kardeşleri Allah korusun!!... dediler. Yusuf (a.s.) Peki, siz nerelisiniz? diye sordu. Kardeşleri: Ken'an ülkesindeniz. Babamız, Allah'ın peygamberi Yakup'tur" diye cevap verdiler. Yusuf (a.s.) : Babanızın sizden başka çocukları var mı? dedi. Onlar: "Evet" dediler. "Biz on iki kardeştik. Küçüğümüz çöle gitti ve orada helak oldu. Babamız en çok onu severdi. Onun öz kardeşi kaldı. Babamız ölenin üzüntüsünü onunla gidermek için onu yanında alıkoydu. Biz onu*muz geldik. Bunun üzerine Hz. Yusuf onların konuk edilmelerini ve ağırlanmalarını emretti.[111]

59. Yusuf onlar için yiyecek ve gıda maddelerini hazırlayıp, yolculuk sırasında ihtiyaçları olacak şeyleri de verince Doğruluğunuzu kabul etmem için, bana kardeşiniz Bünyamin'i de getirin" dedi. Görmüyor musunuz? Ben ölçüyü eksiksiz yapıyorum. Ben, en iyi misafir kabul eden ve onları en iyi ağırlayan kimseyim. Yusuf kardeşlerini güzel bir şeklide misafir etti ve onlara ziyafet verdi. [112]

60. Eğer kardeşinizi bana getirmezseniz, artık bugünden sonra benden size yiyecek birşey yoktur. Bir daha ülkeme de yaklaşmayın. Yusuf (a.s.) kardeşlerinin tekrar gelmeleri için önce teşvik etti, sonra da tehdit etti. Ebu Hayyân şöyle der : Görünen şu ki, Yusuf (a.s.) yaptıklarının tümünü Allah'tan gelen vahiy ile yaptı. Aksi takdirde iyi davranış onun, hemen babasının yanına gitmesini ve onu bul*masını gerektirir. Fakat Yüce Allah, Yakup (a.s.)'un imtihanını ve sevabım tamamlamak ve bir de Hz. Yusufun ilk rüyasının gerçekleşmesini istedi.[113]

61. dediler ki : Bünyamin'i babamızın elinden almak için çare anyacağız, ona hile yapacağız ve onu ondan alma yollarını arayacağız. Biz bunun çaresini mutlaka bulacağız. [114]

62. Yusuf (a.s.) tahıl ölçen hizmetçilerine dedi ki : Onların yiyecek satın almak için verdikleri malıçuvallarının içine koyunuz. Ailelerine dönüp de çuvallarını açtıklarında onu görsünler. Umulur ki onu gördüklerinde tekrar bize gelirler. Hz. Yusuf biliyordu ki, dinleri, aldıkları bu malın parasını vermeye onları mecbur eder. Çünkü onlar haram yemeyecek kadar tertemiz kimselerdi. Dolayısıyle Bu durum, onların tekrar Yusuf (a.s.)'un yanına gelmeleri için en iyi bir sebep olacaktı. [115]

63. Babalarına döndüklerinde, eşyalarını açmadan, ona dediler ki: Kardeşimiz Bünyamin'i götürmediğimiz takdirde bundan sonra bize tahıl verilmeyeceğine dâir tehdit edildik. Çünkü Mısır Kralı bizim casus olduğumuzu sandı. Biz de ona durumumuzu anlattık. Bunun üzerine, doğru söylediğimizin anlaşılması için kardeşimizi istedi. Onun için kardeşimiz Bünyamin'i bizimle birlikte gönder ki, ölçülüp bize verilecek hububattan hak ettiğimizi alalım Biz gelebilecek herhangi bir kötülükten onu mutlaka koruruz. [116]

64. Hz. Yakup, oğullarına dedi ki : Kardeşiniz Yusufu koruyacağınıza dair bana garanti verdiğiniz halde verdiğiniz sözü tutmayıp ona yapacağınızı yaptıktan sonra artık Bün-yamin'e kötülük yapmayacağınızdan nasıl emin olurum? Kardeşinize kurduğunuz tuzağı ona da kuracağınızdan korkarım. Ben ne size, ne de sizin korumanıza güvenirim. Ben sadece Allah'ın korumasına güvenirim. Allah'ın koruması sizin korumanızdan daha iyidir, Al*lah, onun ana, babası ve kardeşlerinden daha merhametlidir. Umarım ki, Bünyamini korumakla bana lütufta bulunur ve bana iki musibeti birden ver*mez. [117]

65. Tahıllarını koydukları çuvallannı açınca, onları almak için verdikleri malı eşyalarının içinde buldular. Dediler ki : Ey babamız, daha ne istiyoruz? Melik'ten, bundan daha büyük nasıl bir ikram isteriz!? İşte bu aldığımız yiyecekler için verdiğimiz maldır. Biz farkına varmadan bize geri verilmiş. Bu iyilikten daha büyük iyilik olur mu? Tahılı bize eksiksiz olarak verdi. Karşılığını da geri verdi! Bununla babalarını, Bünyamin'i göndermeme fikrinden vazgeçirmek istiyorlardı. Ailemize yiyecek ve gıda maddeleri getiririz. Kardeşimizi de tehlikelerden koruruz. Yakup (a.s.)'u Bünyamin'i göndermeye daha fazla teşvik etmek için, kardeşlerini koruyacaklarını tekrar söylediler. Onu beraberimize aldığımız takdirde bir deve yükü daha fazla tahıl alırız. Rivayete göre Hz. Yusuf, bir kişiye, bir deve yükü yiyecekten fazla vermiyordu. Onlara 10 deve yükü vermiş, onbirinciyi ise, kardeşleri Bünyamin gelinceye kadar vermeyeceğini söylemişti. Bunu vermek Melik için kolaydır. Çünkü o cömerttir. [118]

66. Babalan onlara dedi ki: Bana kesin bir söz vermedikçe ve bana geri getireceğinize dair Allah adına yemin etmedikçe Bünyamin'i sizinle beraber Mısır'a asla göndermeyeceğim. Ancak mağlup düşer de onu kurtaramazsamz ve buna herhangi bir, yolunuz veya çareniz kalmazsa o başka.... Mücâhid şöyle der! Ancak hepiniz Ölürseniz o başka o takdirde bu benim katımda bir ma*zeret olur. Oğulları yemin edip ona kesin söz verince dedi ki : Allah buna şahitir ve bunu gözetmektedir. [119]

67. "Ey oğullarım ! Mısır'a bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin" dedi. Tefsirciler şöyle der: Oğulları güzel ve görkemli oldukları İçin, toplu halde girdikleri takdirde onlara nazar değmesinden korktu. Nazar değmesi haktır.[120] Kişiyi kabre, deveyi kazana sokar. Nitekim hadiste böyle buyrulmuştur. Ben tedbirimle, Allah'ın hakkınızdaki hükmünden herhangi bir şeyi sizden savamam. Çünkü sakınmak kaderi engelleyemez. Hüküm sadece bir olan Allah'a mahsustur. Hiç kimse ona ortak olamaz. Hiçbir şey de onun takdirini engelleyemez. Sadece ona güvendim ve ona dayandım. İman ve tevekkül sahibi olanlar sadece ona dayansın ve işlerini ona bıraksınlar. [121]

68. Babalarının kendilerine emrettiği şekilde ayrı ayrı kapılardan girdiler. Ayrı ayrı kapılardan girmeleri, Allah'ın hükmünden herhangi bir şeyi onlardan savacak değildi. Ancak böyle girişleri, Yakub'un oğullarına karşı şefkatinden dolayı onlara göz değebileceği-ne dair korkusu*nu ortadan kaldırdı. Şüphesiz Yakup geniş bir ilim sahibidir. Çünkü biz ona vahiy yoluyla ilim verdik. Bu, Yüce Allah tarafından Yakub (a.s.) hakkında büyük bir övgüdür. Çünkü O, peygamberlik nuru ile biliyordu ki, sakınmak kaderi savamaz. Fakat insan*ların çoğu Allah'ın peygamberlerine ve temiz kullarına tahsis ettiği, dünya ve âhirette faydalı olacak ilimleri bilmezler.[122]


Edebî Sanatlar

1. Ben yedi sığır görüyorum" Burada şimdiki zaman kipi, geçmiş bir halin hikayesi için kullanılmıştır.
2. Semizler" ile Zayıflar" kelimeleri arasında tıbâk vardır. Aynı şekilde " Yeşiller" ile " Kurular" kelimeleri arasında da tıbak vardır.
3. Karışık rüyalar". Bu istiare türlerinin en beliğ ve en güzellerindendir. Çünkü demet haline getirilmiş karışık ot" demektir. Burada karışık rüyalar, onların içinde bulunan hoşa giden ve gitmeyen, iyi ve kötü şeyler, farklı birçok cinsten toplanıp demet haline getirilmiş karışık otlara benzetilmiştir.
4. Yusuf, ey doğru sözlü adam !" Bu, beraat~i istihlâl " dir. Aziz'in gönderdiği adam, sorusuna beklediği cevabı almak için, sormadan önce Yusuf u övdü.
5. Kıtlık yılları, daha önce onlar için hazırladığınız şeyleri yerler" Burada mecâz-ı aklî vardır. Çünkü "seneler" yemez ancak insanlar, daha önce stok ettikleri şeyleri yerler. Bu, yüklemin zamana isnadı nevindendir. Nitekim edebiyatçılar şöyle derler: Zahidin gündüzü oruçlu, gecesi namazhdır.[123]
6. Nefis, mutlaka kötülüğü çokça emredicidir." Burada nefsin arzulara çokça sürükleyici ve sapık yollara çokça çekici olduğunu anlatmak için emredici" yerine " çokça emredici " kelimesi kul*lanıldı. Çünkü vezni aşırılık ifade eden kalıplandandır.
7. Onlar onu tanımadıkları halde O, onları tanıdı." Burada tanıdı" ile tanımadı" kemlimeleiri arasında tıbâk vardır.
8. Bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin." Burada itnab vardır. İtnâb, çok iyice yerleştirmektir. Bunda da, edebî sanatlardan "tıbâk-i selb" denilen sanat vardır.[124]

Faydalı Bilgiler

Rasulullah (s.a.v.) Yusuf (a.s.) 'u cömertliği, sabrı ve yumuşak huyluluğu hususunda övdü ve şöyle buyurdu: Eğer ben, Yusuf un kaldığı zindanda kalsaydım, çıkarmak için gelen adamın çağrısını hemen kabul ederdim.[125] İşte bu Yusuf (a.s.)'un iffetli ve kötülüklerden uzak duruşu hususunda delil olarak yeter. [126]

Bir Nükte

Bazı âlimler dedi ki: Allah, Hz. Yusufa peygamberlik verinceye ka*dar kadınlar ona şehvetle bakmaya devam ettiler. Allah ona peygamberlik heybeti verdi de, onun bu heybeti, kendisini gören herkesi meşgul edip güzelliğini görmesine engel oldu. [127]

69. Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini yanına aldı, "Şüphesiz ben, senin kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme"dedİ.
70. Yusuf onların yükünü hazırladığı zaman kardeşinin yükü içine bir münâdî "Ey kafile gerçekten siz hırsızlarsınız! diye seslendi.
71. Yusuf'un kardeşleri onlara dönerek, "ne kaybettiniz? " dediler.
72. "Kralın su kabını yitirdik, onu getirene bir deve yükü var. Ben de buna kefilim" dedi.
73. "Allah'a andolsun ki, bizim bu yerde fesat çıkarmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz." dediler.
74. Yusuf'un adamları dediler ki: "Peki siz yalancıysanız onun cezası nedir.?
75. " Onun cezası, kayıb eşya yükünde bulunankimsenin kendisidir. İşte ona el koymak onun cezasıdır. Biz zâlimleri böyle cezalandırırız" dediler.
76. Bunu üzerine Yusuf kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusuf'a böyle bir tedbir öğrettik, yoksa Kralın kanununa göre kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sa*hibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.
77. Kardeşleri dediler ki: "Eğer o çaldıysa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı" Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı, dedi ki: Siz daha kötü durumdasınız! Allah, sizin anlatmakta olduğunuzun mahiyetini çok iyi biliyor.
78. Dediler ki: "Ey Aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy. Şüphesiz biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz."
79. "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a sığınırız, çünkü o taktirde biz gerçekten zâlimler oluruz" dedi.
80. Ondan ümitlerini kesince gizli görüşmek üzere ayrılıp çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha öncede Yusuf hak*kında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Ben, ba*bam bana izin verinceye veya benim için Allah hükme-dinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdir.
81. Siz babanıza dönün ve deyin ki: Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz.
82. İçinde bulunduğumuz şehire ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.
83. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürükledi. Güzel bir şekilde sabretmek gerekiyor. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
84. Onlardan yüzçevirdi de gamını yutarak: "Ey Yusuf'un üzerindeki gamım!" dedi. Ve üzüntüden iki gözü ağardı.
85. Oğulları, "Allah'a andolsun ki sen hâlâ Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın, ya da he*lak olacaksın!" dediler.
86. Ya'kûb, "Ben sâdece gam ve kederimi Allah'a arzediyoruin. Ve ben sizin bilenıiyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum." dedi.
87. Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini iyice araştırın, Allanın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
88. Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: "Ey Aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz, değersiz bir sermaye ile geldik. Bize ölçeği tam ver, ayrıca bize biraz da yardım et, çünkü Allah yardım edenleri mükâfa-atlandırır.
89. Yusuf dedi ki: "Siz, cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor musunuz?"
90. "Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun?" dediler. O da ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize lütfetti. Çünkü kim Allahtan korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah, güzel davrananların mükâfaatını zayi etmez."
91. Kardeşleri dediler ki: "Allah'a andolsun, hakikaten Allah seni bize' üstün kılmış. Hakikat şu ki, biz gerçekten hatalı kimselermişiz.
92. Yusuf dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.
93. "Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun. Gözleri görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin.

Ayetlerin Öncekilerle Münasebetleri

Bu âyetler Hz. Yusuf un kardeşlerinin Mısır'a ikinci defa gelişlerinden bahseder. Bu gelişlerinde, yanlarında Yusuf un öz kardeşi Bünyamin de vardır. Aynı zamanda, tas, Bünyamin'e verilen yükün içinden çıktığında onun durumu ve ona yapılan işlemden ve Hz. Yusuf (a.s.)'un şeriatının hükmüyle Bünyamin'i yanında alıkoymasından bahseder. Daha sonra da, Yakub (a.s.)'un, iki çocuğunu yitirmesi ve bundan duyduğu üzüntü sonunda gözlerini kaybederek imtihanının tamamlanmasından bahseder. [128]

Kelimelerin İzahı

Üzülürsün.
Iyr, üzerlerinde yük bulunan develer. Daha sonra bu kullanış yay-gınlaşarak her kafileye îyr denildi.
Suva', tahıl ve benzeri şeylerin ölçüldüğü ölçek, tas. Müzekkeri ve müennesi aynıdır. Zeîm, kefil demektir. Güzel ve kolay gösterdi.
İçi üzüntü olup gizleyen ve kimseye açmayan kişi. Arap dilinde nakıs fiil olan nin benzerlerinden olup1 hâlâ devam ediyorsun" manasınadır.
Harad, ölüme götüren bir hastalık. Şair şöyle der:
Gece üzüldüm. Bu üzüntü beni hasta etti. Geçmişte de hastalığımı artırmıştı. Bundan önce, sevgi de ağır hastalığa sebep olan şeylerdendir. Harad, aslında, vücutta veya akılda meydana gelen bozukluk manasınadır.
Bessi, üzüntüm. Bess, derin üzüntü ve keder manasınadır.
Araştırın. Tehassus, duyu organları ile araştırmak, işin aslını öğreninceye kadar iyice araştırmak. Bir görüşe göre tehassus, hayırda ve serde kullanılır.
Kınama yok. Tesrîb, kınamak demektir. [129]

Âyetlerin Tefsiri

69. Yakub'un oğulları Yusuf un huzuruna girdiklerinde, Yusuf, kardeşi Bünyamin'i kucakladı. Ben senin kardeşin, Yusufum, dedi: Yusuf böyle söyledi ve durumu gizlemesini istedi: Geçmişte bunların bize yaptıklarına üzülme. Al*lah bize lütfedip hayırlısıyla bizi bir araya getirdi. Tefsirciler şöyle der: Kardeşleri Yusuf un huzuruna girdiklerinde Yusuf onlara ikram ve ihsanda bulundu, güzel bir şekilde ağırladı. Sonra ikişer ikişer ayrı odalarda yatırdı. Bünyamin tek kaldı. Yusuf: "Bunun arkadaşı yok. Bu, benimle beraber kal*sın" dedi. Gece, Yusuf onu kucaklıyor ve boynuna sarılıyordu. Bünyamin'e şöyle dedi: Ben senin kardeşin Yusufum. Onların yaptıklarına üzülme. Son*ra bir hile ile Bünyamin'i yanında bırakacağını kendisine bildirdi ve bu olayı gizli tutmasını ona emretti. [130]

70. İhtiyaçlarını temin edip yiyecek ve gıda madde*lerini develerine yükleyince, Hz. Yusuf tasm, kardeşi Bünyamin'in eşyası içine konulmasını emretti. Bu, mücevherlerle süslen*miş altın bir tas idi. Sonra bir tellâl seslendi Ey deve sahipleri! Ey yolcu kafilesi! dedi. Siz, hırsız bir toplumsunuz. Bu*rada Yusuf (a.s.) kardeşini yanında alıkoyma gibi faydalı bir işten dolayı onlara hırsızlık suçunu isnat etmeyi mubah saydı. [131]

71. Tesfirciler şöyle der: Tellallar onlara ulaşınca, "Biz size İkram etmedik mi? Sizi güzelce ağırlamadık mı? Size eksiksiz bir şekilde tahılı Ölçüp vermedik mi? Başkalarına yapmadığımız iyiliği size yapmadık mı? dediler. Yakub (a.s.)'un oğulları: "Evet bunları yaptınız. Bir şey mi var?" dediler. Tellallar: Kralın su kabını yitirdik, sizden başkasından da şüphelenmiyoruz. İşte Yüce Allah'ın, âyetinin tefsiri budur. Yani onlara döndüler ve: Neyi yitirdiniz, neyiniz kayboldu." diye sordular. Ne çaldık? yerine Neyi yitirdiniz? demeleri, edep kurallarına dikkat çekmedir ve suçsuz kimseleri hırsızlık itham ederek düşünüp taşınmadan konuşmamak hususunda peşlerinden gidenler için bir uyarıdır. Dolayısıyla onlar da bunlara karşı edepli davranmaya mecbur kaldılar ve[132]

72. Kralın, mücevherlerle süslenmiş ölçeğini yitirdik. Ölçeği getirip bize verene mükâfaat olarak bir deve yükü yiyecek vereceğiz, Ben de buna kefilim. Garanti veriyorum. [133]

73. Bu, yemin cümlesi olup hayret manası taşımaktadır. Yani onlar hayretle dediler ki: Ey topluluk! Vallahi biliyorsunuz ki, biz sizin yurdunuzda fesat çıkarmak için gelmedik. Biz asla, hırsızlık sıfatını alanlardan değiliz. Çünkü biz Peygamber çocuklarıyız. Biz böyle çirkin işleri yapmayız. Beyzâvî şöyle der: Ya'kûb (a.s.)'un oğulları, suçsuz olduklarına dair Mısırlıların hakkındaki bilgilerini şahit tuttular. Çünkü Msırlılar onların çok güvenilir kimseler olduklarını bi*liyorlardı. Mesela, yüklerine konan malı getirmişler ve herhangi bir kimse*nin ekinini veya yiyeceğini yemesinler diye hayvanların ağızlarını bağlamışlardı.[134]

74. Tellalar dediler ki : Eğer siz, suçsuzluk iddianızda yalancı çıkarsanız, sizin şeriatınızda hırsızın suçu nedir?[135]

75. Dediler ki: Eşyası içinde tas bulunan hırsızın cezası, kimin malını çalmışsa, onun kölesi olmasıdır. Hırsızlık ve benzeri suçlarla Allah'ın kanunlarını çiğneyen kimseleri biz böyle cezalandırırız. Onların bu sözü Ya'kûb (a.s.)'un şeriatının hükmüdür. İslam Şeriatında hırsızın ellerinin kesilmesi emriyle bu hüküm kaldırılmıştır. [136]

76. Hz. Yusuf, kardeşi Bünyamin'in yükünden önce diğer kardeşlerinin yükünü aramaya başladı. Tefsirciler şöyle der: Yusuf (a.s.)'un bu davranışı, önceden kurduğu hileyi tamamlayıcı ve ithamı ortadan kaldırıcı mahiyettedir. Çünkü, Yusuf un kardeşleri suçsuz olduklarım iddia edince tellallar onlara, "Yüklerinizi tek tek aramamız gerekiyor" dediler. Bunun üzerine onları Yusuf’ a götürdüler. Yusuf, Bünyamin'in yükünden önce diğer kardeşlerinin yükünü aramaya başladı. Katâde şöyle der: Bize anlatıldığına göre Hz. Yusuf, her bir yük ve eşyayı açtıkça, onlara attığı iftiradan dolayı, Allah'tan affını istiyordu. Nihayet, en küçük kardeşi Bünyamin kaldı. Yusuf (a.s.) dedi ki: Ben bunun bir şey aldığını sanmıyorum. Kardeşleri: Vallahi, onun yüküne de bakmadan seni bırakmayız" dediler. Çünkü bu, senin için de bizim için de daha iyidir. Bünyamin'in eşyasını açınca, tası onun içinde buldular. İşte âyeti bunu anlatır. Yani : Yusuf, tası kardeşi Bünyamin'in eşyası içinden çıkardı. Tası oradan çıkarınca kardeşleri utançlarından başlarını Önlerine eğdiler ve Bünyamin'i kınadılar. Ona "Ey Rahil'in oğlu! Bizi rezil ettin, yüzümüzü kara ettin" dediler. İşte böylece, kardeşini yanında tutması için Yusuf'a bu hiyleyi ilham ettik ve onun için bunları yaptık. Mısır kralının kanununa göre, Yusufun kardeşini alıkoyma hakkı yoktu. Çünkü krala göre hırsızın cezası, dövülmek ve çaldığının iki katını ödetmekti. Ancak Allah'ın dilemesi ve izni hariç. Bu âyet gösteriyor ki, bu hile, Allah'ın Yusuf (a.s.)'a ilhamı ve öğretmesiyle olmuştur. Yusufu yücelttiğimiz gibi, ilim sayesinde, kullarımızdan dilediğimizin makamlarını yükseltiriz. Herşeyi bilen alemlerin Rabbine varıncaya kadar, her âlimin üstünde, on*dan daha iyi bilen birisi vardır. Hasan-ı Basrî şöyle der: İlim Allah'a varıncaya kadar, her alimden daha üstün bir alim vardır. İbn Abbas şöyle der: Allah her alimden üstün, her şeyi bilen ve herşeyden haberdar olandır.[137]

77. Ya'kûb (a.s.)'un oğulları Hz. Yusufu kastederek dediler ki : Bünyamin hırsızlık ettiyse, bundan önce de bunun öz kardeşi hırsızlık etmişti. Hırsızlıktan uzak durmaya çalıştılar ve onu Yusuf ve kardeşinin üzerine attılar. Yusuf, kardeşlerine merhametinden dolayı, onların bu sözünü sineye çekti ve durumu açıklamadı.! Yusuf, kendi kendine: "sizin yaptığınız daha kötüdür. Çünkü siz kardeşinizi babanızdan çaldınız, sonra da suçsuz kimseye iftira etmeye başladınız. Bu sözü onların yüzüne değil, içinden söyledi. Sizin attığınız iftirayı Allah çok iyi bilir.[138]

78. Bu bir merhamet ve şefkat dilemedir. Yani, yalvararak dediler ki: Ey yüce efendi ! Bünyamin'in babası yaşlı bir ihtiyardır. Onun ayrılığına dayanamaz. Onun yerine bizim birimizi al. Babamız bizi onun gibi sevmez ve bize acımaz.
Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz. Bize yaptığın iyiliği tamamla. Bizi lütfa ve iyiliğe alıştırdın. [139]

79. Birinin suçu yüzünden diğerini yakalamaktan Allah'a sığınırız. Eğer bunu yaparsak, biz zalimler oluruz. Âlûsî şöyle der: "Çalan yerine" eşyamızı yanında bulduğumuz kimse" denilmesi, hakikati ortaya çıkarmak ve yalandan sakınmak içindir.[140]

80. Onlar kesin bir şekilde isteklerine cevap almaktan ümit kesince ve rica etmenin bir faydası olmadığını anlayınca, halktan ayrılıp birbirleriyle gizlice konuşmaya ve istişareye başladılar. En yaşlıları olan Rubil dedi ki: Kardeşinizi geri götüreceğinize dair babanıza sağlam bir söz vermemiş miydiniz? Bundan önce, Yusuf'a yaptıklarınızı hatırlamıyor musunuz? Şimdi babanıza nasıl döneceksiniz, Babam bana buradan çıkma izni vermedikçe Mısır ülkesinden ayrılmayacağım, veya kardeşimin kurtulmasıyle Allah benim lehimde hükmedinceye kadar buradan ayrılmayacağım. O, hâkimlerin en âdilidir. Çünkü o, sadece hak ve adaletle hükmeder. [141]

81. Babanıza dönünüz ve olup bitenlerin aslını ona bildiriniz, ona, "Oğlun Bünyamin hırsızlık etti" deyiniz Biz sadece, kesin olarak bildiğimiz şeye şahidiz. Biz, tası onun eşyası içinde gördük. Biz sana söz verdiğimiz zaman, onun hırsızlık yapacağını bilmiyorduk. [142]

82. Olup bitenlerin aslını Mısır halkına sor. Beyzâvî şöyle der: Yani Mısırlılara bir adam gönder, ve meseleyi onlara sor.[143] Beraber geldiğimiz kafileye de sor. Bu kafile, Ken'an topluluğundan olup bu yolculukta Yakup (a.s.)'un oğullan ile beraber idiler, Biz onun hakkında size doğru haberler veriyoruz. [144]

83. Yakub (a.s.) dedi ki : Nefsiniz size bu büyük işi ve tuzağı güzel ve kolay gösterdi de, onu uyguladınız. Daha önce Hz. Yusuf'a yaptıklarını bildiği için, onları Bünyamin'e tuzak kurmakla suçladı. Sevabımı Allah'tan bekleyerek sabretmekten başka bir çare bulamıyorum. Allah'ın bizi bir araya getireceğini ve onların hepsini görmek suretiyle, gözümü aydın kılacağını umuyorum. Şüphesiz o, benim halimi bilir, tedbirinde ve tasarrufunda hikmet sahibidir. [145]

84. Yakub (a.s.), oğullarından işittiği sözlerden hoşlanmadığı için onlardan yüzçevirdi, Ey, benim, Yusuf'a olan hasret ve üzüntüm! İki çocuğuna çok üzüldüğü için, aşın derecede ağlamasından gözleri görmez oldu.[146] Kalbi üzüntü ve öfke doluydu. Fakat bunu nefsinde gizliyordu. O, bu şiddetli musibetten dolayı gam ve kederle dolmuştu. Ebussuûd şöyle der: Musibet, Yusuf'un iki kardeşinin yani Bünyamin ile Yâhuza'nın basma gelmiş olmasına rağmen, Yusufa üzülmesinin sebebi şudur: Yusuf'un hatırası onun bütün kalbini sarmıştı. Onu unutamiyordu. Bir de Bünyamin ile büyük kardeşlerinin hayatta olduklarına inanıyor ve döneceklerini umuyordu. Yusufa gelince, onun hakkında, Allah'ın lütuf ve merhametinden başka ona ümit verecek bir şey yoktu.[147] Râzi şöyle der: Yeni üzüntü, kalpte saklı olan eski üzüntüyü artırır. Üzüntü, başka üzüntü doğurur ve kederleri artırır. Şâir şöyle der:
Ona dedim ki, üzüntü üzüntüyü doğurur. Beni bırak. İşte bunun hepsi Malik'in kabridir.[148]

85. Dediler ki, Allah'a andolsun ki sen hâlâ Yu-sufu anıyor ve onun için sızlanıyorsun. Sonunda seni ölüme götürecek bir hastalığa yakalancaksın veya üzümü ve hasretten helak olup gideceksin. [149]

86. Yakub (a.s.) onlara dedi ki: Ben keder ve üzüntümü size şikâyet etmiyorum. Sadece Allah'a şikâyet ediyorum. Ancak ona yapılan şikâyetin faydası olur. Ben, Allah'ın rahmet ve ihsanı sayesinde, sizin bilmediklerinizi bilirim. Allah'ın bana merhamet ve lütfedeceğini, beklemediğim bir taraftan bana sevinç vereceğini umuyorum. [150]

87. Ey oğullarım! Geldiğiniz yere gidin. Yusufu arayın. Duyularınızla o ve kardeşi hakkında bilgi edinmeye çalışın. Allah'ın rahmetinden ve rahata kavuşturmasından ümid kesmeyin. Şüphesiz Allah'ın rahmetinden, onun kudretini inkar edenlerden başkası ümit kesmez. [151]

88. sözün bir kısmı haz-fedilmiştir. Yani Mısır'a gitmek üzere yola çıktılar. Yusuf un huzuruna girdiler. Dediler ki: Ey Aziz! Bize ve halkımıza, şiddetli kurak ve kıtlıktan dolayı sıkıntılar geldi. Biz tüccarların istemeyerek ve
küçük görerek atacakları az bir sermaye getirdik. İbn Abbas şöyle der: Araları yiyecek maddelerinin karşılığı olarak kabul edilmeyecek derecede değersiz idi.[152] Merhamet ve şefkat dileğiyle Yusufa karşı boyunlarını büktüler. Dediler ki: Bizim için ölçüyü tamamla. Paramızın değersizliğinden dolayı bize eksik verme. Kardeşimizi geri vererek bize ihsanda bulun[153] veya paramızın değersizliğini hoş karşıla. Allah, iyilik edenleri en güzel şekilde mükâfaatlandırır... Durum onları bu noktaya, yani yalvarma, sıkılma ve boyun bükme noktasına getirince, Yusuf, merhamete geldi ve gizlediği şeyi onlara açıkladı. [154]

89. Dedi ki: Genç ve kuvvetli olduğunuz dönemde, Yusufa ve kardeşine ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Bundan maksat, olayın büyüklüğünü ifade etmektir. Sanki o şöyle diyordu: Yusuf hakkında işledikleriniz ve ona yaptıklarınız ne kadar çirkin işlerdi. Ebussuûd şöyle der: Hz. Yusuf, bunu onlara nasihat ve tevbeye teşvik olsun diye, bir de acıdığından dolayı söyledi.[155]

90. Kardeşleri hayret ve şaşkınlık içinde dediler ki: Gerçekten sen Yusuf musun? Yusuf dedi ki: Evet, ben Yusuf’um. Bu da benim öz kardeşim. Allah, belalardan kurtulma, ayrılıktan sonra bir araya gelme ve zelil düştükten sonra izzete kavuşmayı bize nasip etti. Şüphesiz kim Allah'tan korkar, onun hakkını gözetir ve belâ ve imtihanlara sabrederse, Allah güzel iş yapanların sevaplarını iptal etmez, onların iyiliklerini zayi etmez, aksine onlara işlerinin karşılığını eksiksiz olarak öder. Beyzâvî şöyle der: Bu cümlede zamir yerine açık isim getirilerek denilmesi, güzel iş yapanların takva ve sabrı birleştirenler olduğuna dikkat çekmek içindir.[156]

91. Bu, hatayı ikrar ve günahı itraftır. Yani: Allah takva, sabır, ilim ve yumuşak huyluluk ile seni bize üstün kıldı. Halbuki biz, sana yaptıklarımızdan dolayı günahkârız. Bu sebeple Allah seni aziz ve bizi ise zelil kıldı. Seni yüceltti, bizi hor ve hakir kıldı. [157]

92. Hz. Yusuf onlara dedi ki: Bugün sizi kınama yok, size bir ceza da yok. Bilakis yaptıklarınızı bağışlıyorum. Al*lah sizi affetsin. Bu, onların yaptıklarının bağışlanması için bir dua ve Hz. Yusuf tarafından fazla bir lütuftur. O Yüce Allah, tevbe edenlere, bağışlama ve merhametiyle ihsanda bulunan, kullarına herkesten çok merhamet edendir. [158]

93. Benim bu gömleğimi götürün ve onu babamın yüzüne koyun. Taberî şöyle der: Anlatıldığına göre Yusuf (a.s.) kendini kardeşlerine tanıtınca onlara babasını sordu. Dediler ki: "Üzüntüden gözleri görmez oldu." O zaman Yusuf (a.s.) onlara gömleğini verdi.[159] Yusuf (a.s.) hayatta olduğunu babasına müjdelemek ve bununla babasını sevindirmek istedi. Gömleği yüzüne korsanız, tekrar görecek duruma gelir. Ya'kub soyundan olan bütün aile efradını ve çoluk çocuğu bana getirin. [160]

Edebi Sanatlar

1. Yiyecek ve gıda maddelerini develere yükleyince..." Burada iştikak cinası vardır. Aynı şekilde, Bir tellal bağırdı" kelimeleri arasında da iştikak cinası vardır.
2. Onu gizledi." ile " Onu açıklamadı, lafızları arasında tıbak vardır.
3. İhtiyar, yaşlı" Burada Yusufun merhametini celbetmek için itnab yapılmıştır.
4. Köye sor." Burada mecâz-ı mürsel vardır. Alakası, mahalliyettir. Yani, "köy halkına sor" demektir.
5. Ey,Yusuf a karşı olan kederim!." Burada da lafızları arasında iştikak cinası vardır.
6. Allah'a andolsun ki, sen hâlâ.." Burada hazıf yoluyla îcâz vardır. takdirindedir.
7. "Allalı'ın rahmetinden ümit kesmeyin." Burada istiare vardır. Rüzgarın hoş bir koku ile hafif hafif esmesi manasına gelen revh, sıkıntıdan sonra gelen ferahlık ve darlıktan sonra gelen rahatlık manasına istiare olarak kullanılmıştır. [161]

Bir Nükte

Kâdî İyaz, "Şifa" adlı kitabında şöyle anlatır: Bir bedevî, bir adamın "Lf Ij.rtU. 4ju 1^-LıJ UU Ondan ümitlerini kesince bir kenara çekilip aralarında gizli gizli konuşmaya başladılar." âyetini okuduğunu işitince şöyle dedi: Ben şehâdet ederim ki, hiçbir mahlûk böyle söz söyleyemez.[162] Çünkü bu âyet onların bütün insanlardan nasıl ayrılıp tek başlarına kaldıklarını, görüş alışverişinde bulunduklarını, babalarına döndüklerinde ona nasıl yalan söyleyeceklerini ve olayı ona nasıl anlatacaklarını açıklamaktadır. İşte böylece bu kısa âyet, uzun bir kıssanın manalarını kapsamaktadır. [163]

94. Kafile ayrılınca, babaları, "Eğer bana bunak demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum!" dedi.
95. (Onlar da) "Vallahi sen hâlâ eski şaşkınlığındasın" dediler.
96. Müjdeci gelince, gömleği Yakub'un yüzüne koydu ve gözleri görecek duruma geldi, o zaman şöyle dedi: "Ben size, Allah tarafından sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim, demedim mi!"
97. Oğulları dediler ki: "Ey babamız! Allah'tan bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik."
98. Yakub "Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü o bağışlayan, pek merhamet edendir." dedi.
99. Yusuf'un yanma girdikleri zaman, ana-babasi-nı kucakladı, "Emin olarak Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin!" dedi.
100. Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için secdeye kapandılar. Yusuf dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın tabiridir. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşimin arasını bozduktan sonra beni zindandan çıkarmak ve sizi çölden getirmek suretiyle Rabbim bana ihsanda bulundu. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir. Çünkü O çok iyi bilendir, hikmet sahibidir."
101. "Ey Rabbim! Mülkten bana verdin ve bana olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da âhirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!"
102. İşte bu gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahyediyoruz. Çünkü onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin.
103. Sen çok arzulu olsan da, insanların çoğu iman edecek değillerdir.
104. Halbuki sen buna karşı onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür.
105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, on*lar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.
106. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.
107. Allah tarafından herkesi kapsayacak bir musibetin gelmeyeceğinden veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopmayacağından emin mi oldular?
108. De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı tenzih ederim! Ve ben de ortak koşanlardan değilim."
109. Senden önce de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
110. Nihayet tam peygamberler (kavimlerinin inanmalarından) ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
111. Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır. Bu Kur'an uydurulmuş bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin tasdiki, her şeyin açıklanması, iman eden bir toplum için rahmet ve bir hidayettir.

Ayetlerin Öncekilerle Münâsebeti

Bu âyetler Ya'kub (a.s)'un bütün ailesinin Mısır'a gelişinden, Hz. Yusuf saltanat ve hükümranlığın izzet ve azameti içinde iken huzuruna girmelerinden, babası ve annesi ile onbir kardeşinin onun huzurunda eğilmesi ile rüyasının gerçekleşmesinden, ayrılıktan sonra bir araya gelmelerinden, daha Önceki soğukluğun giderek sevgiye dönüşmesinden bahseder. Sonra bu mübarek sûre, gözleri, kainatta Allah'ın birlik ve kudretini gösteren enteresan olaylara ve Kur'an'daki kıssalarda bulunan İbret ve öğütlere yönelterek son bulur. Andolsun onların kıssalarında, akıl sahipleri için ibret vardır. [164]

Kelimelerin İzahı

Bana bunak diyorsunuz. Asmaî şöyle der: Kişi, bunaklığından dolayı çok konuştuğunda ona denir. Zemahşerî şöyle der: bir kimseye bunak demektir. Fened, ihtiyarlıktan dolayı kişinin bunaması ve aklının gitmesi demektir. Bunamış erkeğe, denilir, fakat bunamış kadına denilmez. Çünkü kadın, gençliğinde görüş sahibi değildi ki, ihtiyarlayınca bunamış olsun.[165]
Dalâlike, doğru olan şeyden uzaklaşman.
Bedvü, çöl demektir.
Bozdu. Sürücü, hayvanı hızlı yürütmek için dürttüğünde denir. Bu kelime burdan alınmıştır.
Fâtır, yoktan icad eden. Yarmak manasına gelen fiilinden türemiş olup daha sonra yaratmak ve icat etmek manasında kullanılmıştır.
Gâşiye, onları örtecek bir azap. Bağteten, "ansızın" demektir. Be'sünâ, azabımız. İbret, öğüt ve nasihat demektir.[166]

Ayetlerin Tefsiri

94. Kafile, Mısır'dan Şam bölgesine doğru yola çıkınca, Ya'kub (a.s) yanında bulunan yakınlarına dedi ki: "Ben Yusuf un kokusunu alıyorum." İbn Abbas şöyle der: Bir rüzgâr esip Yu-sufun gömleğinin kokusunu Yakub (a.s)'a götürdü. Halbuki aralarında sekiz günlük mesafe vardı.[167] Eğer bana beyinsiz ve bunak demezseniz, size Yusuf'un hayatta olduğunu söyleyebilirim. Cevabı mahzuftur. Takdiri, şeklindedir. [168]

95. Torunları ve yanında bulunanlar dediler ki: Vallahi sen Yusuf'u aşırı derecede sevdiğin, ona çok düşkünlük gösterdiğin ve onu göreceğini umduğun için eski hatanda ve doğru yoldan uzaklığında devam ediyorsun. Tefsirciler şöyle der: Onlar Yusuf'un öldüğüne inandıkları için böyle söylediler. [169]

96. Müjdeci, sevinçli haberi getirince.. Mücâhid der ki: Müjdeci, daha önce Yusufun kanlı gömleğini getiren kardeşi Yahuza idi."Babamı daha önce üzdüğüm gibi, şimdi de sevindireyim" dedi.[170]
Müjdeci gömleği Ya'kub (a.s)'un yüzüne koydu. Ya'kub, meydana gelen sevinç ve mutluluktan dolayı tekrar görmeye başladı. Ya'kub oğullarına dedi ki: "Ben, Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyi, yani Yusuf'un hayatta olduğunu ve rüyanın gerçekleşmesi için Allah'ın onu bana tekrar vereceğini size söylememiş miydim? Tefsirciler şöyle der: Ya'kub (a.s) oğullarına şu sözünü hatırlattı: Ben sadece gam ve kederemi Allah'a arzediyorum. Ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum."[171] Rivayete göre, Yakub (a.s) müjdeciye "Yusuf nasıl?" diye sordu. O da: "Yusuf Mısır'ın hükümdarıdır" dedi. Ya'kub (a.s): Ben hükümdarlığı ne yapayım? Sen gelirken o hangi din üzerinde idi?" dedi. Müjdeci: "İslam dini üzerinde idi" dedi. Ya'kub (a.s): "İşte şimdi nimet tamamlandı" dedi.[172]

97. Dediler ki: Ey babamız! Bizim günahlarımızın affını dile. Oğullan, işledikleri kusurdan dolayı, babalarının kendileri için af dilemesini istediler. Hatalarını itiraf ederek şöyle dediler: Biz, Yusuf a yaptıklarımızda hatalıyız.[173]

98. Yakub (a.s) dedi ki: Sizin için Rabbimdan af dileyeceğim." Ya'kub (a.s) böyle diyerek onlara af dileyeceğine dair söz verdi. Tefsirciler şöyle der: Kabule daha şayan olsun diye, af dilemeyi seher vaktine erteledi. Bir görüşe göre de: Duaların kabul olduğu saati arayıp bulmak için, af dilemeyi Cuma gününe erteledi.[174] Şüphesiz Allah günahları bağışlayan ve kullara merhamet edendir. [175]

99. Yakub, oğulları ve bunların aile efradı Yusuf un huzuruna girince, Yusuf anne ve babasını kucaklayarak boyunlarına sarıldı. Her türlü kötülükten emin olarak Mısır ülkesine girin" dedi. Hayır ve bereket dilemek maksadıyla "inşallah" dedi. [176]

100. Anne ve babasını, hükümdar tahtında yanına oturttu. Annesi, babası ve kardeşleri, huzuruna girdiklerinde ona secde ettiler. Tefsirciler şöyle der: Onlara göre bu secde, ibadet değil, sadece selamlama ve hürmetten ibarettir. Yusuf (a.s) dedi ki: Ey babacığım! İşte bu, küçüklüğümde gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu doğru kıldı. Çünkü rüyada gördüğüm gibi çıktı. Rabbim beni zindandan çıkarmakla bana lütfetti. Tefsirciler şöyle der: Hz.Yusuf, kendisinden bir lütuf olarak, kardeşlerini utandırmamak ve onları affettikten sonra yaptıklarını tekrar onlara hatırlatmamak için kuyudan çıkarılma olayından bahsetmedi. Sizi çölden getirdi. Çünkü onlar Filistin çölünde devecilik ve koyunculuk ediyorlardı. Allah'ın Ya'kub (a.s)'un ailesine verdiği nimeti onlara hatırlattı. Zira Allah onları çölden şehire götürdü ve aileyi Mısır'da bir araya getirdi. Taberî şöyle der: Anlatıldığına göre Hz. Yakub, beraberinde oğullan ve onların da çocukları olduğu halde Mısır'a girdikleri zaman yüz kişiden az idiler. İsrailoğulları olarak Mısırdan çıktıkları gün ise 600.000 den fazla idiler.[177] Daha önce şeytan, aldatmak suretiyle, kardeşlerimle benim aramı açmışken, Rabbim lütfuyla bunu düzeltti. Ebu Hayyan şöyle der: Kardeşlerinin durumundan bu kadarcık bahsetti. Çünkü nimet, belâ ve sıkıntının arkasından geldiğinde değeri fazla olur.[178] Şüphesiz Rabbimin tedbiri güzeldir. O dilediğini, insanların hissedemeyeceği ve anlayamayacağı gizli bir incelik içinde gerçekleştirir. Rabbim yarattıklarını iyi bilir, yaptıklarında hikmet sahibidir. Tefsirciler şöyle der: Ya'kub (a.s) Mısır'da, Hz. Yusufla birlikte 24 sene kaldıktan sonra öldü. Şam bölgesinde, babası İshak'ın yanına gömülmesini vasiyet etmişti. Hz.Yusuf bizzat kendisi götürüp onu oraya gömdü. Babasını gömüp Mısır'a döndükten sonra yirmi üç sene daha yaşadı. Görevi tamamlatıp daha fazla yaşayamayacağını anlayınca, nefsi ebedî olan Melik'i arzu etti. Allah'a, salih olan babaları İbrahim ve İshak'a kavuşmayı isteyerek şöyle dedi: [179]

101. Ey Rabbim! Bana izzet, makam ve saltanat verdin. Bunlar dünya nimetlerindendir. Bana rüya tabirini öğrettin. Bu da ilim nimetindendir. Ey gökleri ve yeri icat eden ve önceden benzerleri olmadan onları yaratan Allah! Sen, benim dünya ve âhiret işlerimin sahibisin. Beni müslüman olarak öldür ve salih kullarına kat. Hz.Yusuf, müslüman olarak ölünceye kadar, İslamiyetini koruması için Rabbine dua etti. Burada Yusuf (a.s)'un kıssası sona erer. Sonra, bunun ardından Hz. Mu-hammed (s.a.v)'in peygamberliğinin doğruluğuna dâir delil getirme işi takip eder. [180]

102. Ey Muhammedi Yusuf ve onun kıssası hakkında haber verdiğimiz bu şeyler, sana vahy gelmeden önce bilmediğin gayb haberlerindendir. Biz, en açık bir şekil ve gayet güzel bir tasvirle onları sana öğretiyoruz ki, peygamberlik davanda doğru olduğun ortaya çıksın. Kardeşleri, Yusufa ve onu kendileriyle beraber göndermesi için babalarına hile yaparak, Yusufa tuzak hazırlayıp onu kuyuya atmaya hep beraber karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin ki, kıssanın hakikatim bilesin. Bu kıssa sana, herşeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah'tan vahy yoluyla geldi. [181]

103. Bu âyet, Rasulullah (s.a.v)'ı tesellî etmektedir. Yani, sen ne kadar onların iman etmelerini arzulasan ve doğru yola gelmeleri için iıe kadar gayret sarfetsen de insanların çoğu, inkarda ısrarlarından dolayı sana inanmazlar. [182]

104. Sen onlara verdiğin öğüt ve hayra davet karşılığı bir karşılık istemiyorsun ki, bu onlara ağır gelsin. Bu Kur'an, âlemlere bir öğüt ve nasihattan başka bir şey değildir. Sen bunu okumana karşılık onlardan bir mal istemiyorsun. Eğer akılları olsaydı kabul eder, inat etmezlerdi. [183]

105. Göklerde ve yerde, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, denizler, bitkiler ve diğer enteresan şeyler gibi, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren nice deliller vardır. İnsanlar gece gündüz bunları görür; sabah akşam üzerlerinden geçerler de, bunları düşünüp ibret almazlar. Binaaleyh, onların senden yüz çevirmelerine şaşma. Zira onların, Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren bu delillerden yüzçevirmeleri daha garip ve daha şaşılacak bir iştir. [184]

106. Senin kavminde bulunan o yalan-layıcıların çoğu, ancak başkasını Allah'a ortak koştukları zaman iman ederler. Yani onlar, hem Allah ile beraber putlara ibadet ederler, hem de Allah'ın yaratıcı ve rızık verici olduğunu söylerler. Ibn Abbas şöyle der: Onların, telbiye yaparken şöyle demeleri bundandır; "Lebbeyk, senin hiç ortağın yoktur. Ancak bir ortağın vardır ki, o senindir. Sen, hem onun, hem de onun sahip olduğu şeylerin de sahibisin.[185]

107. O yalancılar, Allah'ın azabından bir musibetin kendilerini sarıp kuşativermesinden emin mi oldular? Yahut hiç farkına varmadıkları ve beklemedikleri bir yerden, bütün dehşetiyle ansızın kıyametin kendilerine gelivermesinden emin mi oldular? Bu soru inkar ifade eder. Bunda bir azarlama manası vardır. [186]

108. Ey Muhammedi De ki, "İşte benim yolum budur, o, apaçık ve dosdoğru bir yoldur. Onda hiçbir eğrilik, hiçbir şek ve şüphe yoktur. Ben, tam bir açıklıkla ve kesin delille, Allah'a ibadete ve itaate çağırıyorum. Ben ve bana inananlar böyle yapıyoruz. Yüce Allah'ı her türlü ortak ve eşten tenzih ederim. Ben inanan ve Allah'ı birleyen bir kulum. Asla O'na ortak koşanlardan olmadım. [187]

109. Ey Muhammedi Biz, senden önde de, peygamber olarak, sadece insanlardan bazı erkekleri gönderdik. Gökten melekleri peygamber göndermedik. Taberî şöyle der: Ne kadın, ne melek, sadece erkekleri peygamber gönderdik. Bize itaate davet etmeleri için onlara ayetlerimizi vahyediyorduk.[188] Âyet peygamberlerin insanlardan olduğunu kabul etmeyenleri veya kadınlardan da peygamber olduğunu iddia edenleri reddetmektedir. Bu Peygamberleri, çöllerde yaşayan insanlar arasında değil, şehirlerde yaşayanlar arasından gönderdik. Hasan-ı Basrî şöyle der: Allah kesinlikle, ne çölde yaşayanlar, ne kadınlar ve ne de cinlerden peygamber gönderdi.[189] Tefsirciler şöyle der: Peygamberler sadece şehir halkı arasından gönderilmiştir. Çünkü onlar daha bilgili ve daha yumuşak huylu idiler. Halbuki çölde yaşayanlar arasında bilgisizlik, kabalık ve sertlik vardı. O yalanlayanlar yeryüzünde hiç gezmediler mi ki geçmiş ümmetlerin başlarına gelenleri ve yalanlayanların yıkılıp yok oldukları yerleri görüp iyice düşünsünler ve ibret alsınlar!? Bu soru kınama ifade eder. Takva sahibi mü'minler için âhiret yurdu bu geçici yurttan daha iyidir. Halâ aklınızı kullanıp ta iman etmeyecek misiniz!? [190]

110. Nihayet peygamberler kavimlerinin iman etmelerinden ümit kesipte kavimlerinin kendilerini yalanladıklarını anladıkları zaman sıkıntıları şiddetlendiği an onlara yardımımız geldi. Sıkıntının hakim olduğu, ızdırapların gırtlaklara sarıldı*ğı ve Allah'tan başka hiçbir yerde ümit kalmadığı bir ana tam manasıyla ve kesin olarak hakkı batıldan ayırarak yardım gelir. Peygamberleri ve onlara inananları kurtardık, kafirleri kurtarmadık. Suçluları şiddetle yakalayıp cezalandırdığımızda azabımız geri çevrilmez. [191]

111. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında nurlu akıl sahipleri için bir öğüt ve bir nasihat vardır. Bu Kur'an rivayet olunan haberler veya uydurulmuş sözler değildir. Fakat bu Kur'an kendisinden önce indirilmiş semavî kitapları tasdik edicidir. şeriat ve hükümlerden, helal ve haramdan ihtiyaç duyulan her şeyi açıklar. Ona inanan ve emir ve yasaklarına göre amel eden bir kavim için o sapıklıktan kurtaran bir hidayet ve azaptan kurtaran bir rahmettir. [192]

Edebî Sanatlar

1. Vallahi sen halâ şaşkmlığmdasın!" Onlar sözlerini yemin edatlarıyla pekiştirdiler. Pekiştirici edat türleri arka arkaya geldiği için bu tür bir ifadeye edebiyatta "haber-i inkâri" denir.
2. Emin olarak Allah'ın iradesiyle Mısır'a girin." ayetindeki Allah dilerse" ifadesi dua cümlesi olup bereket isteğiyle getirilmiştir. Âyette takdim ve tehir vardır. Takdiri şeklindedir.
3. Ana ve babasını tahtın üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için secdeye kapandılar." Burada kelimesinden maksat ana ve baba olup tağlib sanatı vardır. Tahta çıkarmayı ifade eden kelimesi, ana babaya gösterilecek saygının önemine binaen, her ne kadar lafız bakımından secdeye kapanma manasına gelen kelimesinden önce gelmişse de mana itibariyle ondan sonradır. Ona secde ettiler, sonra ana ve babasını kral tahtına oturttu, demektir.
4. Sen aşın bir şekilde istesen de, insanların çoğu iman etmez" ayetinde sen aşın bir şekilde istesen de" ara cümlesi, Hicaz lügatindeki nın ismi ile haberi arasına girmiştir. Bu ara cümlesi hidayetin sadece Allah'ın elinde olduğunu ifade eder.
5. Kur'an'a karşılık onlardan ücret istemiyorsun." Burada muzaf hazf edilmiştir. Kur'an'ın tebliğine karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun, demektir.
6. Onlar ondan yüzçeviriyorlar." cümlesi ile Onlar ortak koşarlar." cümlesinde edebî sanatlardan "seci" vardır. Seci âyet sonlarındaki son harflerin birbirine uygunluğudur. [193]

Bir Uyarı

Onların kıssalarında akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır." ayeti gösteriyor ki bu kıssaları ve haberleri anlatmaktan maksat, öğüt vermek ve ibret göstermektir. Bu kıssadan alınacak ibret şudur: Yusuf (a.s) kuyuya atıldıktan sonra onu oradan, daha sonra da zindandan çıkaran, köle iken Mısır Meliki yapan ve uzun süre ayrı kalıp bir daha araya gelme ümidi kesildikten sonra ana babası ve kardeşleri ile birleştirmeye kadir olan Allah (c.c.), Muhammed (s.a.v)'i üstün kılmaya, şanını yüceltmeye ve dinini galip kılmaya da kadirdir. Aynı zamanda bu güzel kıssa ile geçmiş olaylardan haber vermek, gayıptan haber vermek demektir. Bu da Rasulullah (s.a.v)'ın bir mucizesidir.
Allah'ın yardımı ve tevfikıyle Yûsuf sûresinin tefsiri bitti. [194]