Hud Suresi Tefsiri - Hud Suresi

[color="#6396bd"]HUD SURESİ


Mekke'de inmiştir. 123 âyettir.

Sûreyi Takdim


Hûd sûresi Mekke'de inmiştir. İslaimn temel inançlarına, "Tevhid, ri-sâlet, Öldükten sonra dirilme ve hesaba" ağırlık verir. Peygamber (s.a.v.)'in müşriklerden gördüğü eziyetler dolayısıyle ona teseliî etmek için peygamberlerin kıssalarına geniş şekilde yer verir. Rasuluilah (s.a.v.) özellikle amcası Ebu Tâlib'in ve eşi Hz. Hatice'nin vefatından sonra geçirdiği o zor dönemde müşriklerden eziyet görüyordu. Sabır ve sebat hususunda kendinden önceki peygamberlere uyması için, âyetler ona, peygamber kardeşlerinin başlarına gelen çeşitli belâ ve musibetleri anlatmak üzere iniyordu.
Bu mübarek sûre, âyetleri muhkem kılınmış ve kendisine herhangi bir bozukluk ve çelişkinin gelemeyeceği Kur'an-ı Kerim'in yüceliğini göstererek başlar. Çünkü Kur'an, kulların yararına olan şeylerden hiçbirisi kendisine gizli kalmayan, herşeyi bilen ve hikmet sahibi olan Allah'ın indirdiği bir kitaptır. Bundan sonra, aklî deliller getirerek İslamî davetin unsurlarını arzeder. Bunu iki grup, yani hidâyet ve dalâlet grupları arasında mukayese yaparak sunar. Bu iki grup için misal getirir. Bu misalle, mü'min-lerle kâfirler arasındaki korkunç farkı açıklar. Güneşin karanlıklarla aydınlık arasındaki farkı gösterdiği gibi, bu iki grup arasındaki farkı gösterir : Bu iki grubun durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâlâ ibret almıyor musunuz?[1]
Bundan sonra sûre, mübarek peygamberlerden söz eder. Nûh tufanından, Hz. Nûh ve onunla beraber gemiye binmiş olan mü'minlerden başka kurtulan olmadığı için, insanlığın ikinci babısı sayılan Hz. Nuh'un kıssası ile konuya başlar. Bu tufanda, onlardan başka yeryüzünde bulunan herkes boğuldu. Hz. Nûh, peygamberlerin en uzun ömürlüsü, en çok belaya uğrayanı ve en çok sabredenidir.
Bundan sonra, Allah'a davet hususundaki değerli gayretleri dola-yısıyle kendisini ebedîleştirmek için bu mübarek sûreye adı verilmiş olan Hûd (a.s)'un kıssasını anlatır. Yüce Allah onu, zorba ve kibirli olan Ad kavmine peygamber olarak göndermişti. Ad kavmi, vücutlarının kuvvetine al-danarak: "Bizden daha kuvvetli kim var?" dediler de Allah c.c. onları uğultulu azgın bir fırtına ile helak etti. Kibirli ve zorbaların ibret ve nasihat almaları maksadıyle âyet-i kerimeler onlardan geniş geniş bahseder:
İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler; peygamberlerine âsî oldular ve inatçı her zorbanın emrine uydular.. Biliniz ki, Ad kavmi Rablerini inkâr etti. Şunu da bilin ki, Hûd'un kavmi Ad, Allah'ın rahmetinden uzak kılındı.[2]
Bundan sonra ardarda, Allah'ın peygamberleri Salih (a.s), Lût (a.s), Şuayb (a.s), Mûsâ (a.s) ve Hârûn (a.s)'ın kıssaları gelir. Allah onların hepsi*ne rahmet ve bereketini ihsan etsin. Bunları, bu kıssadaki öğüt ve ibretlerle doğrudan ilgili olarak Allah'ın zalimleri helak etmesi konusu takip eder. İşte bu, halkı helak olmuş memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta kalan da vardır, biçilmiş gibi olan da vardır. Rabbin, haksızlık eden memleketleri yakaladığında, onun yakalayışı işte böyledir. Şüphesiz onun yakalaması pek elem verici, pek çetindir![3]
Bu mübarek sûre, peygamberlerin kıssalarını anlatmaktaki hikmeti açıklayarak sona erer. Bu, geçmiş asırlarda peygamberleri yalanlayanların başlarına gelenlerden ibret alınması ve bu sıkıntı ve musibetler karşısında peygamber (s.a.v.)'in maneviyâtını yükseltmek içindir.
Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, mü'minlere de bir öğüt, bir uyan gelmiştir.. Öyle ise ona kulluk et ve ona dayan. Rabbin, sizin yaptıklarınızdan gafil değildir."[4] Başlangıcı ile bitişi birbirine uygun olsun diye, sûre bu şekilde, tevhid ile başladığı gibi tevhid ile sona erer. [5]

Bismillâhirrahmânirrahim
1. Elif, Lâm, Râ. (Bu), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştıril- mış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.
2. Allah'tan başkasına İbâdet etmemeniz için indirildi. Şüphesiz ki ben, onun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve m üj del ey içiyim.
3. Ve Rabbinizden mağfiret dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz için indirildi. Eğer bunu yaparsanız, Allah sizi, muayyen bir müddete kadar güzel bir şekilde yaşatır ve iyi amel işleyen herkese amelinin karşılığını verir. Eğer yüzçevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım."
4. Dönüşünüz yalnız Allah'adır. O, her şeye kadirdir.
5. Bilesiniz ki, inanmayanlar ondan düşmanlıklarını gizlemeleri için göğüslerini bükerler. İyi bilin ki, onlar elbiselerine büründükleri zaman dahî, Allah on*ların gizlediklerini de, açığa çıkardıklarını da bilir. Çünkü o, kalblerin özünü bilendir.
6. Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın ü/erinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Hepsi, açık bir kitaptadır.
7. O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz." desen, kâfir olanlar derhal, "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir." derler.
8. Andolsun eğer biz onlardan azabı sayılı bir zamana kadar ertelesek, mutlaka "Onu engelleyen nedir?" derler. Bilesiniz ki, kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Ve alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatacaktır.
9. Eğer insana tarafımızdan bir rahmet taddırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümitsiz ve nankör olur.
10. Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet taddırırsak, elbette "Kötülükler benden gitti." der. Çünkü o şımarıktır, kibirlidir.
11. Ancak sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve bir büyük mükâfat vardır.
12. Belki de sen, "Ona bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kısmım terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. Sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
13. Yoksa, "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabil-diklerinizi çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin."
14. Eğer size cevap vermiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka da tanrı yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?
15. Kim, dünya hayatını ve onun zinetini istemekte ise, onların işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar.
16. İşte onlar, âhirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler de bâtıldır.
17. Rabbin tarafından açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitâb'ı elinde bulunan kimse inkarcılar gibi midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Toplumlardan herhangi biri onu inkâr ederse işte onun varacağı yer cehennem ateşidir. Bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.
18. Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zâlim olabilir? Onlar Rablerine arz edilecekler, şahitler de, "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir." diyecekler. Bilin ki, Allah'ın la'neti zâlimlerin üzerinedir!
19. Onlar, Allah'ın yolundan alıkoyan ve onu eğriltmek isteyenlerdir. Onlar özellikle âhireti inkâr ederler.
20. Onlar yeryüzünde (Allah'ı) âciz bırakacak değiller ve onları Allah'ın azabından koruyacak dostları da yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Çünkü onlar, ne görebiliyorlar, ne de kulak verebiliyorlardı.
21. İşte onlar kendilerine yazık ettiler. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.
22. Şüphesiz onlar, âhirette en çok ziyana uğrayanlardır.
23. İnanıp da güzel işler yapan ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedî kalırlar.
24. Bu iki zümrenin durumu kör ve sağır ile gören ve işiten kimselerin durumu gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Hâlâ ibret almıyor musunuz?

Kelimelerin İzahı

Muhkem kılındı. bozulmaya mâni olmaktır. Bir kimse bir şeyi, ona bozukluk veya fesat arız olmayacak şekilde yaptığında,denir.
Onun barınağı. Müstekar, dünyada sığınıp barınacağı yer demektir.
Varacağı yer. Müstevda; öldükten sonra varacağı yer. Sayılı bir ümmet. Burada ümmet, zamandan bir süre, yani yıllardan sınırları belirtilmiş bir süredir. Kurtubî şöyle der: Ümmet, sekiz ayn mânâya kullanılan müşterek bir isimdir. Bu mânâlar : Cemaat, millet, iyi özellikleri kendisinde toplayan adam, zaman, peygamberlere uyanlar ve benzerleri.[6]
Mirye, kuşku ve şüphe demektir.
Kayboldu, yok oldu.
Lâ cereme, bu ikisi tek bir kelime olup hak manasınadır. Bu, Halîl ve Sîbeveyh'İn görüşleridir.
Boyun eğdiler. zillet ve boyun eğmek manasınadır.
Esamm; işitmeyen, kendisinde sağırlık olan kimse. [7]

Nüzul Sebebi

Kurtubî, İbn Abbas'tan gelen bir rivayette şöyle der: Ahnes b. Şureyk, tatlı dilli ve güzel konuşan bir adam idi. Rasulullah (s.a.v.)'a, onun hoşuna giden şeyler söyler, kalbinde ise onu üzecek inançlar saklardı. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyet-i kerimeyi indirdi: Bilesiniz ki onlar, Allah'tan gizlenmek istedikleri için düşmanlıklarını kalplerinde gizliyorlar.[8]

Âyetlerin Tefsiri

1. Elif, lâm, râ. Bu, Kur'an'ın i'cazma ve onun bu harfler gibi heca harflerinden meydana geldiğine bir işarettir. İbn Abba, bunun; "Ben Al*lah'ım, görürüm" mânâsına geldiğini söyler. O, değeri yüce bir kitaptır, âyetleri sağlam bir şekilde tanzim edilmiştir. Ona ne bir bozukluk ve ne bir çelişki arız olmaz. Onda helâl, haram ve kulların dünya ve ahiret işlerinde muhtaç oldukları şeyler açıklanmıştır. O, Allah katmdandır. Onu, işlerin nasıl olduğunu ve her şeyden haberdar olan Allah açıklamıştır. İşte bunun içindir ki, âyetleri en güzel bir şekilde muhkem kılındı ve en güzel bir şekilde açıklandı. [9]

2. Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için böyle yapıldı. Şüphesiz, ben, Yüce Allah tarafından size gönderilmiş bir peygamberim. İnkar ederseniz azabına uğrayacağınızı size haber veriyorum? İman ederseniz, onun sevabını kazanacağınızı size müjdeliyorum. [10]

3. Günahlardan dolayı Rabbinizin affını istemeniz, samimiyetle tevbe etmeniz, Allah'a yönelmek ve ona itaat etmek suretiyle tevbenizde dosdoğru devam etmeniz için indirildi. Böyle yaparsanız Yüce Allah bu dünyada size, geniş rızık ve müreffeh bir hayat gibi yüce menfaatler sağlar, Bu, belirli bir zamânâ yani ömürleriniz sona erinceye kadar devam eder. O, güzel amel işleyen herkese, amelinin karşılığını verir. Eğer iman etmek ve Allah'a itaat etmekten yüzçevirirseniz,Ben cidden, size, büyük günün, yani kıyamet gününün azabının gelmesinden korkarım, içinde şiddetli sıkıntılar bulunduğu için o, büyüklükle nitelendirildi. [11]

4. Ölümden sonra dönüşünüz sadece Yüce Allah'adır. O sizi öldürmeye, sonra diriltmeye, yalanlayanları cezalandırmaya, her şeye kadirdir. Hiç bir şey onu âciz bırakamaz. Bu âyette büyük bir tehdit vardır. [12]

5. Bilesiniz ki onlar Allah'tan gizlenmeleri için, peygambere ve mü'minlere olan düşmanlıklarını kalplerinde gizliyorlar. Onlar bununla Allah'tan gizlenmek istiyorlar ki, onları rezil etmesin. İbn Abbas şöyle der: Bu âyet Ahnes b. Şüreyk hakkında indi. Rasulullah (s.a.v.)'la sohbet eder ve onu gerçekten sevdiğine dair yemin eder, kalbinde ise söylediklerinin aksini gizlerdi.[13] Kurtubî şöyle der: Yüce Allah müşriklerin, hallerinin Allah'a gizli kalacağını zannederek peygambere ve mü'minlere düşmanlık ettiklerini haber verdi.[14] İyi bilin ki onlar, elbiseleriyle örtündüklerinde Allah, onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da bilir. Sanki âyet şöyle der : Elbiselerinizle örtünüp kapanmanızın, sizi Allah'tan gizleyeceğini sanmayın. Bilakis Allah, sırlarınızı ve açıkça yaptıklarınızı bilir. Hallerinizden hiçbir şey ona gizli kalmaz. Şüphesiz O, kalplerde olanı bilendir. [15]

6. Yeryüzünde yürüyen insan veya hayvan ne varsa, Allah, hepsinin rızkım lütuf ve keremi ile üzerine al*mıştır. Yaratıcı o olduğu gibi, rızık verend

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 765
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 15.05.2009 21:10
[color="#6396bd"]Âyetlerin Tefsiri

74. Misafirlerin melek olduğunu anladığında, daha önce ibrahim'in, kendinde hissettiği korku gidip de kalbi misafirlerine ısınınca, ve kendisine, çocuğu olacağına dair müjde gelince Lût kavminin' helak edilmesi hakkında meleklerimizle mücadele etmeye başladı. Maksadı, iman ederler ümidiyle onların azabını erteletmekti. Tefsirciler şöyle der: Melekler, "Biz bu şehir halkını helak edeceğiz"[128] deyince, İbrahim (a.s) onlara: "Ne dersiniz, içlerinde elli müslüman varsa onları helak edecek misiniz?" dedi. Melekler "Hayır" dediler. Hz. İbrahim "peki kırk kişi varsa?" dedi. Melekler: "Hayır" dediler. Bu şekilde aşağı inmeye devam etti. Nihayet onlara şöyle dedi: Eğer orda bir tek müslüman kişi varsa, onları helak edecek misiniz, ne dersiniz?" Melek*ler "Hayır" dediler. O zaman onlara, "İşte orada Lût var dedi. Melekler de*diler ki: Biz orada olanları daha iyi biliyoruz. Karısı hariç Lût'u ve ailesini kurtaracağız. Karısı, geride kalacaklar arasındadır.[129]

75. Şüphesiz İbrâhîm halimdir, yani kendisine kötülük edenden intikam alma hususunda acele etmez. O, kalbinin ince*liğinden dolayı çok üzülür ve ah vâh eder; O, Allah'a çok itaat edicidir. [130]

76. Melekler dediler ki: Ey İbrahim! Lût kavmi hakkında mücadeleyi bırak. Artık onlara azap edileceğine dair hüküm kesinleşmiştir. Şüphesiz, onların helak edileceğine dâir on*ların emri geldi, Şüphesiz onlara, geri çevrilmeye*cek büyük bir azap gelmektedir. [131]

77. Melekler Lût'a gelince, onu fenalık ve sıkıntı bastı. Çünkü o melekleri insan olarak gördü ve kavminin onlara bir şey yapmasından korktu. misafirlerin gelmesinden dolayı, ahlâksız kavminin onlara bir kötülük yapmasından korkarak üzüldü. "Bu, çok kötü bir gün" dedi. [132]

78. Kavmi, misafirlere kötülük yapmak maksadıyle koşarak ona geldiler. Sanki onlar buna itiliyorlardı. Bundan önce de onların âdeti erkeklerle zina etmek ve fuhuş yap*maktı. Onun içindir ki, açıktan açığa fuhuş yapmak için koşarak" gelmekten utanmadılar. Kurtubî şöyle der: Onların koşarak gelmelerinin sebebi şuydu: Lût'un kâfir karısı misafirleri ve onların güzelliklerini görünce evden çıkarak kavminin meclisine geldi ve onlara şöyle dedi: Bu gece Lût'un öyle genç misafirleri var ki, ben onlar gibi güzelini görmedim. Bunu duyunca, hemen koşarak Lût'a geldiler.[133] Lût onlara dedi ki: Ey kavmim! İşte şunlar, bu beldenin kızlarıdır. Sizi onlarla evlendireyim. Bu «izin için daha temiz ve daha iyidir. Her peygamber, şefkat ve terbiye hususunda ümmetinin babası olduğu için, ümmetinin kadınlarına "kızlarım" dedi. Allah'ın azabından korkun. Misa*firlerimin yanında beni rezil edip küçük düşürmeyin, Bu soru, kınama ifade eder. Yani, içinizde bu kötü fiile engel olacak aklı başında bir adam yok mu? [134]

79. Kavmi ona dedi ki: Ey Lût! Biliyorsun ki, bizim kadınlara ihtiyacımız yok. Onlara karşı bir istek duymuyoruz. Şüphesiz sen bizim maksadımızı biliyorsun. Maksatları, er*keklerle ilişkide bulunmaktı. Pis maksatlarını ona açıkça söylediler. Allah onlara lanet etsin. [135]

80. Lût dedi ki: Keşke benim sizin eziyetinizi onlardan savabilecek bir kuvvetim olsaydı, veya size karşı bana yardım edecek bir aşirete ve yardımcılara sığınsaydım. Burada edatının cevabı mahzûf olup takdiri: elbette sizi yakalayıp öldürürdüm. Hadiste şöyle buyrulmuştur.: "Kardeşim Lut'a Allah rahmet etsin. Kuvvetli bir yardımcıya sığınmıştı.[136] Rasulullah (s.a.v.) bu sözüyle şunu kastediyor: Allah onun yardımcısı ve destekçisiydi. O, onun sağlam ve kuvvetli bir dayanağıydı. Katâde şöyle der: Bize anlatıldığına göre Yüce Allah, Lût (a.s)'ten sonra, akrabaları tarafından desteklenmeyen hiçbir peygamber göndermedi.[137] Allah'ın melekleri Hz. Lût'un zayıflığına ve yardımcısız kaldığına üzüldüğünü görünce. [138]

81. Ona dediler ki: Biz senin Rabbımn elçileriyiz. Onları helak etmek için gönderildik. Onlar asla sana bir zarar veremez ve bir kötülük yapamazlar. Gecenin bir bölümünde aile efradını çıkar. Taberî şöyle der: Gecenin son bölümünde sen ve ailen, onların arasından çıkın.[139] Sizden hiçkimse geri dönmesin. Ancak karın hâriç. O, diğerleri gibi helak olacaktır. Vatanlarını terketmelerine üzülmemeleri için geriye dönüp bakmaları yasaklandı. Kurtubî, şöyle der: Lût'un karısı azabın korkunç sesini işitince döndü ve "Vah kavmim!" dedi. O anda bir taş gelip onu öldürdü.[140] Şüphesiz kavmin başına gelen azap, karısının başına da gelecektir. Onların azap edilmeleri ve helak olmaları için va'-dedilen zaman Sabah'tır. kavmine olan öfkesindendolayı, onların azabının çabuk gelmesini istedi. Melekler ona: Sabah vakti yakın değil rni?" dediler. Tefsirciler şöyle der: kavmi misafirlerin geldiğini işitince Lût (a.s)'a doğru koştular. O da kapıyı kitledi ve kapının ardından kavmi ile mücâdele ederek melekleri korumaya başladı. Duvarların üstüne çıktılar. Melekler Lût (a.s)'un sıkıntısını görünce dediler ki: "Ey Lût! Kapıları aç, bizi onlarla başbaşa bırak. Bunun üzerine Lût (a.s) kapıyı açtı, Cebrail (a.s) kanadıyle onlara vurdu ve gözlerine silme çekti, kör oldular. "Bizi kurtarın" diyerek geri döndüler. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:" Onlar Lût'un misafirlerine kötülük yapmayı planlamışlardı. Hemen biz onların gözlerini kör ettik.[141] Bundansonra Lût (a.s), tan yeri ağarmadan önce, kendisiyle beraber olanları yola çıkardı. Onlara azap edilme vakti gelince Yüce Allah Cebrail'e emretti. O da Lût kavminin şehirlerini sınırları ile beraber yeryüzünden söküp yukarı kaldırdı ve şehirleri içindekilerle beraber o derece göğe yaklaştırdı ki, gök halkı horozların ötmesini ve köpeklerin ulumasını işittiler. Bundan sonra Cebrail (a.s), o şehirleri ters çevirerek salıverdi. Bunun arkasından da Yüce Allah üzerlerine taş yağdırdı. Bunun içindir ki, Yüce Allah şöyle buyurdu[142]

82. Azap zamanı gelince, onlarla beraber şehirleri ters çevirdik ve altını üstüne getirdik. O şehirlerin halkı üzerine ateşte pişirilmiş çamurdan oluşan sert taşlar yağdırdık. Taşların çokluğu ve şiddetli yağmasından dolayı Yüce Allah on*ları yağmura benzetti, Birbiri ardından, arka arkaya yağdırdık. [143]

83. O taşlar, Rabbin katında bir işaretle damgalanmıştır. Rabî' şöyle der: Her taşın üzerine, o taş kime atılacaksa onun ismi yazılmıştı. Kurtubî şöyle der: "Rabbin katında" ifadesi gösteriyor ki, taşlar, yeryüzü taşlarından değildir.[144] O yok edilen şehirler[145] senin kavmin olan Kureyş kafirlerinden uzakta değildir. Çünkü Kureyş, yolculuk yaparken o şehirlere uğruyorlar. Hâlâ ibret almıyorlar mı? Tefsîrciler şöyle der: O şehirlerin yeri, "Ölü Deniz" diye bilinen tuzlu bir deniz oldu. Sularından hiçbir canlı yararlanmadığı için buraya Ölü deniz denilmiştir. Burası "Lût Gölü" adıyla bilinir. Bu gölün çevresindeki arazi de çorak olup hiçbir şey bitirmez. [146]

84. Bu, kıssa, bu sûrede anlatılan kıssaların altıncısıdır. Yani, biz Medyen kabilesine de, kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Şuayb, aynı kabileden olduğu için Yüce Allah "kardeşleri Şuayb'ı" dedi. Şuayb dedi ki: Ey kavmim! Bir o,lan Allah'a kulluk edin. Ondan başka sizin Rabbiniz yoktur. Ölçü ve tartıda insanların haklarını eksiltmeyin. Bu kavim, Ölçü ve tartıyı eksik yapmakla ün yapmıştı. Ben sizin, ölçü ve tartıda eksik yapmaya ihtiyaç duymayacak kadar zengin olduğunuzu görüyorum. Kurtubî şöyle der: Sizin rızkınızın bol ve nimetlerinizin çok olduğunu görüyorum.[147] İnanmadığınız takdirde helak edici bir günde, başınıza azabın gelmesinden korkarım. O azaptan hiç kimse kurtulamaz. Bundan maksat, kıyamet günün azabıdır. [148]

85. Ey kavmim! İnsanlar için ölçü ve tartıyı adaletle tam olarak yapın. İnsanların haklarından herhangi bir şeyi eksiltmeyin, Yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışmayın. Fesadın en şiddetlisidir. [149]

86. Ölçüyü tam yaptıktan sonra Allah'ın sizin için bıraktığı helâl mal, topladığınız haramdan daha hayırlıdır. Allah'ın va'dine ve azabına inanıyorsanız bu böyledir. Mücâhid şöyle der: Allah'a itaat etmek sizin için daha hayırlıdır.[150] Ben sizin amellerinizi saklayıp da onların karşılığını size verecek bir gözetleyici değilim. Ben sadece bir nasihatçı ve duyurucuyum. Uyarma görevini yapmış olan mazurdur. [151]

87. Şuayb (a.s) onlara, putlara ibadeti bırakıp Allah'a ibadet etmelerini, ölçü ve tartıyı tam yapmalarını emredince, alay ve eğlence yoluyla ona cevap vererek şöyle dediler: Bize Babalarımızın tapmış olduğu putlara ibadeti terketmeyi emretmeye seni namazın mı çağırıyor. Bu, akıllı insanın yapacağı iş değil. Veya mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terketmemizi, yani ölçü ve tartıda eksik yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Fahreddin Râzî şöyle der: Şuayb (a.s) onlara iki şey, yani Allah'ı birlemeyi, ölçü ve tartıda eksik yapmayı bırakmalarını emretti. Onlar da şu iki şeyle onun emrini ayıpladılar. Birincisi, Allah'ı birleme emrine karşılık, "babalarımızın taptığı" sözünü, ikincisi de "ölçü ve tartıda eksik yapmayın" sözüne karşılık da, "mallarımızda dilediğimizi yaparız" sözünü söylediler. Burada namazdan maksadın "din" olma ihtimali de vardır. Buna göre manâ şöyle olur: "Dinin mi sana bunu emrediyor?" Namaz, dinin en açık alâmeti olduğu için dine "namaz" denilmiştir. Rivayete göre Şuayb (a.s) çok namaz kılardı. Kavmi onun namaz kıldığını görünce birbirlerine göz kırpar ve gülüşürlerdi. "Namazın mı sana emrediyor?" diyerek eğlenmek ve alay etmek istediler. Nitekim bunamış bir kimsenin bazı kitaplar okuduğunu, sonra da saçma sözler söylediğini gördüğünde: "Bu sözler o kitapları okumaktan mı ileri geliyor? dersin.[152] Şüphesiz sen akıllı, yumuşak huylu ve olgun bir kimsesin. Taberî şöyle der: Onlar, Allah'ın düşmanları oldukları için Şuayb ile alay ediyorlar, alay etmek maksadıyle ona bunları söylüyorlardı. Onlar bu sözleriyle sadece onun be*yinsiz ve câhil olduğunu vurgulamak istediler.[153]

88. Şuayb (a.s) onlara dedi ki: Peki, ben Rabbim tarafından bir delil üzerinde isem yani hidayet ve peygamberlikle görevlendirilmiş isem, ne dersiniz? ve Rabbim bana helâl mal vermişse...?? Şuayb (a.s)'ın malı çoktu. Zemahşerî şöyle der: Busorunun cevabı söylenmemiştir. Bu cevabın ne olduğu manâdan anlaşıl*maktadır. Yani, benim, Rabbimdan apaçık ve kesin bir delilim varsa, ve ben gerçekten bir peygamber isem, bu takdirde putlara ibadeti bırakmanızı ve masiyetlerden vazgeçmenizi söylememem doğru olur mu? Halbuki pey*gamberler sırf bunun için gönderilirler.[154] Ben bir şeyi kendim yaptığım halde onu size yasaklayacak değilim. Ben neyi emrediyorsam size de onu emrediyorum. Ben size emrettiğim ve size yasakladığım şeylerde, sadece gücüm yettiği kadar sizi ve işlerinizi düzeltmek istiyorum. Hayır yapmayı başarmak sadece Allah'ın desteği ve yardımı ile olur. Bütün işlerimde sadece Allah'a dayandım ve Tevbe etmek suretiyle sadece ona dönüyorum. [155]

89. Ey kavmim! Bana olan düşmanlığınız,Nuh kavminin boğularak, Hûd kavminin rüzgarla, Salih kavminin de depremle helak olduğu gibi, başınıza bir azab getirmesin. Hasan-i Basrî şöyle der: Yani, bana düşmanlığınız, sizi, imanı bırakmaya sevketmesin. Sonra kâfirlerin başına gelen, sizin de başınıza gelir.[156] Lût kavminden olan zâlimlerin yurdu uzak bir yerde değildir. Halâ öğüt ve ibret almıyor musunuz? [157]

90. Bütün günahlarınızdan dolayı Rabbinizden af dileyin, sonra sağlam bir tevbe ile O'na dönün, Çünkü Rabbimin rahmeti büyük, tevbe edip O'na dönenler için sevgi ve mahabbeti çoktur. [158]

91. Peygamberleri Şuayb'ı küçümseyerek ona dediler kv. Bize söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Âlûsî şöyle der: Hadis-i Şerifte bildirildiği gibi, Şuayb (a.s), "Peygamberlerin Hatîbi[159] olmasına rağmen onun hikmet, Öğüt, çeşitli ilim ve bilgilerle dolu sözlerini, manâsı anlaşılmayan, ne için söylendiği bilinemeyen karışık söz ve saçmalık türünden saydılar.[160] Şüphesiz biz seni aramızda zayıf biri olarak görüyoruz, yani bizim aramızda senin güç ve kuvvetin yoktur. Eğer senin aşiretin olmasaydı, mutlaka seni taşlıyarak öldürürdük. Bizim katımızda senin değerin ve saygınlığın yoktur ki, seni taşlamaktan sakınalım. [161]

92. Şuayb dedi ki: "Ey kavmim! Aşiretim, sizin katınızda Allah'tan daha mı değerlidir. Bu, onları kınamadır. Yani, beni, Yüce Allah'ı ta'ziminizden dolayı değil de kavmim için mi bırakıyorsunuz? Aşiretim, sizin katınızda Allah'tan daha mı aziz ve değerlidir? İbn Abbas şöyle der: Şuayb (a.s)'ın kavmi ve aşireti, onların katında Allah'tan daha aziz idi. Allah'ın şanı ise onların katında daha düşüktü. Rabbimiz aziz ve sânı yücedir.[162] Allah'ı arkaya atılan ve kendisine değer verilmeyen bir şey gibi sayıp arkanıza attınız. O'na ne itaat ediyorsunuz, ne de saygı gösteriyorsunuz. Bu bir meseldir. Taberî şöyle der: Bir kimse birinin ihtiyacını gidermediği zaman: "Onun ihtiyacını arkasına attı, yani onu bıraktı, ona dönüp bakmadı" denilir.[163] Yüce Rabbim, sizin kötü amellerinizi ilmiyle kuşatmıştır. Onların karşılığını size verecektir. [164]

93. Bu, sert bir tehdittir. Yani, siz yolunuzda çalışmaya devam edin, ben de yolumda çalışacağım. Şuayb (a.s) sanki şöyle der: içinde bulunduğunuz inkâr ve düşmanlıkta devam edin. Ben de müslümanlık ve sabırda devam edeceğim, Kendisini zillete ve horluğa düşürecek azabın kime geleceğini anlayacaksınız. Yalancının kim olduğunu da anlayacaksınız. İşinizin sonunu bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim. [165]

94. Onları yok etme emrimiz geldiğinde, kendilerine olan büyük merhametimiz sebebiyle Şuayb'ı ve onunla beraber olan mü'minleri kurtardık. O zâlimleri gürültü azabı yakaladı. Kurtubî şöyle der: Cebrâîl (a.s) onlara öyle bir bağırdı ki, ruhları bedenlerinden çıktı.[166] Onlar yurtlarında hareketsiz, sakin ölüler haline geldiler. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah bu sûrede onlara sayha (gürültü), A'râf sûresinde recfe (deprem), Şuarâ sûresinde ise "gölge gününün azabı" geldi dedi. Halbuki onlar bir tek ümmetti. Ancak, kendilerine azap geldiği gün bu azapların hepsi onlarda toplandı. Her birinde, kelâmın akışına uygun olan anlatıldı.[167]

95. Sanki onlar bundan önce yurtlarında ikâmet edip yaşamamışlardı. Taberî şöyle tefsir eder: Bilesiniz ki, Allah Medyen halkını, başlarına musibetini getirmek suretiyle rahmetinden uzaklaştırdı. Nitekim onlardan önce de, kendilerine Allah'ın hışmı inmesiyle, Semûd kavmi de Allah'ın rahmetinden uzaklaşmıştı.[168]

96. Bu, yedinci kıssa olup, bu sûredeki kıssaların sonuncusudur. Yani, Andolsun ki, biz Musa'yı şeriatler, hükümler ve ilahî yükümlülüklerle gönderdik. Onu, "âsâ" ve "el" gibi, güçlü mucizeler ve apaçık delillerle destekledik. Onu, Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Onlar Firavun'un emrineitaat ettiler, Allah'ın emrine ise karşı çıktılar, Halbuki Firavun'un emri doğru değildi. Çünkü bu emirde bir doğruluk ve bir hidayet yoktu. O, sadece cahillik ve sapıklıktan ibaretti. [169]

98. Firavun, dünyada kavminin önünde olduğu gibi kıyamet gününde de ateşe giderken onların önünde olacaktır, On*ları cehenneme sokacaktır. O cehennem, girilecek ne kötü bir yerdir. [170]

99. Allah'ın onlara hemen verdiği azaba ilâve olarak dünyada lanete uğratıldılar. Kıyamet gününde başka bir lanete de uğratılacaklardır. Onlara yapılan bu yardım ve verilen bahşiş ne kötüdür. Bu bahşiş, her iki dünyada onların lanetlenmeleridir. [171]

Edebî Sanatlar

1. korku gitti" ve " ona geldi". Bu ikisi arasında edebî sanatlardan tıbâk vardır.
2. Rabbinin emri geldi". Bu, Allah'ın onlara verdiği azap*tan kinayedir.
3. Sizden, aklı başında bir adam yok mu?" Bu soru, hayret ve kınama ifade eder.
4. Yahut, sağlam bir güce dayansaydım." Şerif Râdî şöyle der: Bu, bir istiaredir. Bundan maksat kavmi ve aşiretidir. İnsan, kabilesine sığındığı için, Lût (a.s) onlan kendisine bir rükün, yani sığınılacak bir güç saydı. Binanın sağlam temeli üzerine dayandığı gibi, insan da yardımcılarına dayanır. Ayetteki edatının cevabı mahzuf olup takdiri şöyledir: Mutlaka niyetlendiğiniz kötülüğü önlerdim. Burada hazif yapmak daha beliğ bir ifadedir. Çünkü bu hazif, cezanın büyük ve şiddetli olduğunu düşündürüyor.
5. Üstünü altına..." Bu iki kelime arasında tıbâk sanatı vardır.
6. Kuşatan günün azabı". Burada mecaz-ı aklî vardır. Çünkü "kuşatma" fiili güne isnat edilmiştir. Halbuki gün, cisim değildir. Bu isnat, azabın o günde olması itibariyle yapılmıştır. Bu, fiilin zamana is*nadıdır.
7. Onu arkanıza attınız." Burada istiare-i temsi-liyye vardır. Allah'ın emri arkaya atılan ve kendisine değer verilmeyen bir şeye benzetilmiştir.
8. Onları ateşe soktu." Burada istiâre-i mekniyye vardır. Çünkü vürûd fiili, aslında, su olmak için suya gitme manâsında kullanılır. Burada ateş, alınmak üzere kendisine gidilen suya benzetilmiştir. Müşebbehün bih hazfedilmiş, onunla ilgili olan "vürûd" kelimesiyle ona işaret edilmiştir. Kavminin önündeki haliyle Firavun, susuzluğu gidermek içinsuya gelmekte olanların önünde bulunan kimseye benzetilmiştir. Orası, varılacak ne kötü yerdir" cümlesi ise, öncekinin pekiştirmesidir. Çünkü varılacak yer olan su başına, susuzluğu gidermek ve ciğerleri serinletmek için gidilir. Ateş ise susuzluğu arttırır, ciğerleri parçalar. Cehennem ateşinden Allah'a sığınırız. [172]

100. İşte bu, memleketlerin haberlerindendir. Onu sana anlatıyoruz, onlardan (bugüne kadar izleri) ayakta kalan da vardır, biçilmiş ekin gibi yok olan da vardır.
101. Onlara biz zulmetmedik fakat, onlar kendile*rine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah'ı bı*rakıp da taptıkları tanrıları, onlara hiçbir şey sağlama*dı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
102. Rabbin, haksızlık eden memleketleri yakaladığında, onun yakalayışı işte böyledir. Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!
103. İşte bunda, âhiret azabından korkanlar için elbette bir ibret vardır. O gün bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün hazır bulunduğu bir gündür.
104. Biz onu sadece sayılı bir müddete kadar bekletiriz.
105. O geldiği gün, Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbahttır, kimi mutlu.
106. Bedbaht olanlar ateştedirler, onlar orada feci bir şekilde nefes alıp verirler.
107. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin istediğini hakkıyla yapandır.
108. Mutlu olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer durdukça onlar da orada ebedî kalacaklardır. Bu nimetler bitmez, tükenmez bir lütuftur.
109. O halde onların tapmakta oldukları şeylerden şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.
110. Andolsun biz Musa'ya Kitâb'ı verdik; fakat onda ihtilâf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette onların arasında hüküm verilmişti. Şüphesiz ki onlar, Kur'an'dan şüphelendirici bir endişe içindedirler.
111. Onların her biri henüz amellerinin karşılığını almadılar. Rabbin, onların amellerinin karşılığını mutlaka ödeyecektir. O, onların yapmakta olduk*larından haberdardır.
112. O halde seninle tevbe edenlerle beraber em-rolunduğun gibi dosdoğru ol! Ve aşırı gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.
113. Zulmedenlere meyletmeyin; sonra sizi ateş yakar. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım göremezsiniz!
114. Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde namazı kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bîr hatırlatmadır.
115. Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfaatını zayi etmez.
116. Keşke, sizden önceki asırlarda yeryüzünde bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır. Zulmedenler ise, kendilerine veri*len refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.
117. Halkı ıslahatçı olduğu halde Rabbin, haksızlıkla memleketleri helak etmez.
118. Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapmıştı. Fakat onlar ihtilâfa düşmeye devam edecekler.
119. Ancak Rabbinin rahmetine nail olanlar müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi insanlar ve cinlerle toptan dolduracağım." sözü yerini buldu.
120. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.
121. İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın! Biz de gerekeni yapanlarız!
122. Bekleyin! Şüphesiz biz de bekleyenleriz!"
123. Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise Ofna kulluk et ve O'na dayan! Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.

Âyetlerin Öncekilerle Münasebeti

Yüce Allah önceki âyetlerde peygamberlerin bazı kıssalarını ve ümmetlerinin başına gelen azap ve helaki anlattıktan sonra burada da, bu kıssaların anlatılmasından alınacak ibreti anlatır. Bu ibret, kıssaları" yalanlayanların cezalarının çabuk verildiğine ve onlardan hemen intikam alındığına şahit olması ve Allah'ın, dostlarına ve peygamberlerine yardım ettiğine ve onları desteklediğine bir delil olmasıdır. Âyetler, kıyamet gününü ve o günde insanların mutlular ve bedbahtlar diye iki kısma ayrılacağını anlatır. Bu mübarek sûre, Rasulullah (s.a.v)'a, eziyetlere karşı sabretmesini ve Yüce Allah'a tevekkül etmesini emrederek sona erer. [173]

Kelimelerin İzahı

Hasîd, biçilmiş ekin gibi kökü kesilmiş.
Tetbîb, ziyan vermek. helak olmak ve ziyana uğramaktır. Şâir Lebîd şöyle der:
Ben eskidim. Her yeni eskiyecektir. İşte zarara uğramak budur.
Zefir, hızlı koşmaktan dolayı solumak. Nefesi dışarı çıkarmak.
Şehîk, nefesi içeri çekmek. Leys şöyle der: Zefir, şiddetli üzüntü halinde kişinin ciğerlerini nefesle doldurup dışarı çıkarmasıdır. Şehîk, bu nefesin şiddetle dışarı çıkmasıdır.[174] Bazı dilciler şöyle der: Zefir, eşeğin anırırken çıkardığı ilk sese benzer bir sestir. Şehîk de, son sese benzer bir sestir.
Meczûz, kesilmiş demektir. Bir kimse bir şeyi kestiğinde denir. Muzârii dür.
Meyledersiniz. Rükün, bir şeye meyletmek ve ona razı olmak demektir.
Zülef, gecenin ilk bölümünden belli bir sürenin adıdır. Sa'leb şöyle der: Zülfe, gecenin ilk saatidir. Aslı, yakınlık manına gelen " dandır. Cennet yaklaştırıldı[175] âyetinde de bu manâda kullanılmıştır.
Şımartıldılar. Teref, şımarıklık demektir. Nimet ve bolluk bir kimseyi şımarttığında, " Filan şımarmıştır" denir.
Mirye, şek ve kuşku manasınadır. [176]

Nüzul Sebebi

İbn Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre, bir adam peygamber (s.a.v)'e gelerek şöyle dedi: Ben, şehrin kenarında bir kadınla oynaştım. Cima etmeksizin ondan faydalandım. İşte ben buradayım. Hakkımda, dilediğin hükmü ver. Hz. Ömer (r.a) ona dedi ki: Allah senin suçunu gizlemiş, keşke onu sen de gizleseydin. Rasulullah (s.a.v), herhangi bir cevap vermedi. Adam gitti. Bu olay üzerine şu âyet nazil oldu. Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatle-rinde namazı kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir.[177] Rasulullah (s.a.v.)adamın peşinden birini gönderip onu çağırdı ve ona bu âyeti okudu.[178]

Âyetlerin Tefsiri

100. İşte bu kıssalar, inkârları ve pegyamberleri yalanlamaları sebebiyle halklarını helak ettiğimiz şehirlerin haber-lerindendir. Ey Muhammed! Bu kıssaları sana vahiy yoluyla anlatıyor ve haber veriyoruz, Bu şehirlerden, halkı yok olmuş fakat bina-lan ayakta kalanlar vardır. Yine onlardan harap olup içindekilerle beraber yok olan ve biçilmiş ekin gibi hiçbir izi kalmayanlar vardır. [179]

101. Günahları olmadığı halde onları helak ederek zulmetmedik. Fakat onlar inkârları ve masiyetleri sebebiyle kendilerine zulmettiler. Böylece Allah'ın azabına ve musibetine müstehak oldular, Allah'ı bırakıp da tapmış oldukları ilâhlar onlara bir fayda sağlamadı ve Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara azap edilmesi ile ilgili Allah'ın hükmü gelince, ilâhlarının bir faydası olmadı, O ilâhlar onlara, helak olmalarını artırmaktan başka bir şey sağlamadılar. [180]

102. Allah, şehirlerin zâlim ve yalanlayıcı halkını yakalayıp helak ettiği gibi, kâfirleri ve zâlimleri azabıyla yakalar. Âlûsî şöyle der: Âyette, zâlimin uyarıldığı açıkça görülmektedir. Nitekim Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah zâlime mühlet verir. Nihayet onu yakaladığında, zâlim onun elinden kurtulamaz." Sonra Rasulullah (s.a.v.) bu âyeti okudu.[181] Allah'ın azabı şiddetli ve elem vericidir. Bu, şiddetli bir tehdittir. [182]

103. Bu kıssa ve haberlerde, âhirette Allah'ın azabından korkanlar için elbette öğüt ve ibret vardır. O gün, hesap, sevap ve ceza için mahlûkat toplanır, O günü iyiler ve kötüler görür.[183]

104. Biz o günü, yani kıyamet gününü sadece Allah'ın daha önce hükmettiği belirli bir zaman için erteliriz. O zaman, neileri geçer, ne de geri kalır. [184]

105. O korkunç gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz, Toplanma yerindekilerini bir kısmı bedbaht bir kısmı mutludur. Nitekim âyet-i kerimede Bir gurup cennette: bir gurup da cehennemdedir.[185] buyurulmuştur. [186]

106. Daha önce, bedbaht olacakları yazılmış olanlar var ya, işte onlar cehennem ateşinde kalacaklardır. Onlar şiddetli sıkıntılardan dolayı içlerini çekip şiddetle soluyacaklardır. Bazı tefsirciler şöyle der: Onların cehennemdeki bağırışları eşek seslerine benzetildi. Taberî, Katâde'den yaptığı rivayette der ki: Kâfirin cehennemde çıkardığı ses, eşek sesi gibidir. Bu sesin evveline zefir, âhirine şehîk denir.[187]

107. Gökler ve yer devam ettiği sürece onlar, sürekli olarak cehennemde kalacaklardır. Taberî şöyle der: Araplar bir şeyin ebedî olarak sürekli olduğunu anlatmak istediklerinde: "Bu, göklerin ve yerin devamlı olması gibi devamlıdır, yani ebedî olarak devam eder." derler. Yüce Allah onlara kendi aralarında kullandıkları kelimelerle hitap etti. İbn Zeyd şöyle der: Gök gök olarak, yer yer olarak devam ettiği sürece, yani ebediyyen orada kalacaklardır.[188] Zemahşerî şöyle der: Burada iki mânâ vardır. Bunlardan birisi, âhiret gökleri ve yerinin kasdedilmiş ol*masıdır. Bunlar mahlûktur ve sonsuza kadar ebedîdir. İkincisi, ebedî ve ke*sintisiz olduğunu anlatmaktır.[189] Rabbi'nin dilediği kimseler müstesna. Buradaki istisna, Allah'ı birleyenler hakkındadır.[190] Çünkü, bedbaht olanlar" lafzı, kâfirleri de günahkârları da kapsamaktadır. Yüce Allah, bedhabtların ebedî kalmasından, âsî mü'minleri istisna etti. Çünkü onlar cehennem ateşinde temizlenecekler sonra peygamberlerin efendisi (s.a.v.)'nin şefaatiyle oradan çıkacaklar ve Allah onları cennete koyacaktır. Onlara şöyle denilecektir: Tertemiz oldunuz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya.[191] Şüphesiz senin Rabbın istediğini yapar. İstediği gibi merhamet eder ve azap eder. O'nun hükmünü bozacak ve geri çevirecek hiç kimse yoktur. [192]

108. Bu, iknici grubun yani mutlu kişilerin durumunu beyan eder. Allah'ım bizide onlardan kıl. Yani iyi ve mutlu kimseler gelince onlar, cennette kalacaklar ve oradan asla çıkarılmayacaklar. Göklerin ve yerin devam ettiği müddetçe orada devamlı kalacaklar. Veya Allah'ın dilemesine göre cennetin gökleri ve yeri devam ettiği müddetçe onlar da orada kalacaklardır. Yüce Allah onlar için ebediyet ve devamlılık dilemiştir, Bu, kesilmeyen hattâ sonsuza kadar devam eden bir lutuftur. [193]

109. O müşriklerin ibadetlerinin sapıklık olduğu hususunda şüphe etme. Yani onların dinlerinin bozuk olduğu hususunda şüphe etme. Onlar delilsiz ve hüccetsiz babalarını taklit ederek peşlerinden gitmektedirler. Bu, Rasûlullah (s.a.v.) için bir teselli ve onlardan intikam alıncağına dair verilen bir sözdür. Çünkü onların hali, kendilerinden önceki sapıkların ve yalanlayan*ların hali gibidir. Onların atalarının başlarına gelen sana bildirildi. Onun bir benzeri de bunların başına gelecektir. Cezalarını tara ve eksiksiz bir şekilde onlara vereceğiz. îbn Abbas şöyle der: Onlar için takdir edilen hayrı da şerri de eksiksiz vereceğiz.[194]

110. Bu âyetin tefsirinde Taberî şöyle der: Yüce Allah, kavminin müşriklerinin peygamberi yalanlamaları karşısında onu teselli etmek maksadıyla şöyle buyurur: Ey Muhammedi Onların seni yalanlamasına üzülme. Sana Kur'an'ı indirdiğimiz gibi Musa'ya da Tevrat'ı indirmiştik. O kitapta da ihtilafa düştüler. Senin kavminin yaptığı gibi, bazıları onu yalanladı, bazıları da tasdik etti.[195] Hesabın ve cezanın kıyamet gününe ertelenceğine dair daha önce Allah hükmetmemiş olsaydı elbette dünyada iken aralarında hükmedilir, iyiye iyiliğinin karşılığı, kötüye de kötülüğünün karşılığı verilirdi. Fakat, daha önce cezanın kıyamet gününe erteleneceği takdir edildi. Senin kavminin kâfirleri, Kur'an hakkında kendilerini şüpheye düşüren bir endişe içindedirler. Çünkü onun hak mı, yoksa bâtıl mı olduğunu anlayamıyorlar. [196]

111. Mü'min ve kâfirlerden herbîri amellerinin karşılığını henüz almadılar. Rableri onların karşılğını âhirette verecektir. Allah onların amellerinin hepsini, küçüğünü ve büyüğünü bilmektedir. Ve onların karşılğını verecektir. [197]

112. Ey Muhammed! Rabbinin sana emrettiği gibi Allah'ın emri üzerinde dosdoğru yürü. Ebedî ve devamlı, bu istikamette yürü. İnkâr ve şirkten dönüp de, seninle beraber iman edenler de dosdoğru yürüsünler, Haramları işlemek suretiyle Allah'ın koyduğu sınırlan geçmeyin. Çünkü o, amellerinizden haberdardır veonların karşılığını size verecektir. [198]

113. Zâlim idarecilere ve onların dışındaki diğer fâsiklara yakınlık göstermeyin. Sonra sizi cehennem ateşi yakar. Beyzâvî şöyle der: Rükün, az eğilmektir. Yani onlara doğru az bir şekilde dahi olsa yakınlık göstermeyin. Sonra, yakınlık göstermeniz sebebiyle sizi ateş aykar. Kendisinde zulüm denecek kadar bir şey bulunan kimseye, birazcık eğilim göstermek böyle olursa, zulüm ile damgalanmış zâlimlere eğilim göstermek ve onlara tamamen yaklaşmak hususunda ne dersin?[199] Sizi, Allah'ın azabından koruyacak kimseniz yoktur. Sonra bu belaya karşı size yardım edecek kimse de bulamazsınız. Kurtubî şöyle der: Bu âyet, kâfirlerden ve isyankârlardan uzak durmak gerektiğine delâlet eder. Çünkü onlarla beraber olmak, onlar gibi kâfir ve isyankâr olmaktır. Zira onlarla beraber olmak, onlara sevgiden ileri gelir. Mecburî hallerde zâlimle zahiren dost olmak, bu yasaklamanın dışındadır.[200]

114. Farz olan namazı, gündüzün evvelinde ve sonunda tam ve mükemmel bir şekilde kıl. Bundan maksat, sabah ve ikindi namazlarıdır. Çünkü bu iki vakit, gündüzün iki tarafında bulunmaktadır.[201] Gecenin de gündüze yakın saatlerinde kıl. Bundan maksat, akşam ve yatsı namazıdır. Şüphesiz iyi ameller, küçük günahları örter.[202] Beş vakit namaz da bu iyi amellerdendir. Çünkü hadiste şöyle buyurulmuştur: Büyük günahlardan sakınıldığı müddetçe, beş vakit namaz, aralardaki günahları örter. Tefsirciler şöyle der: İyi amellerden maksat, beş vakit namazdır. Bu âyetin sebeb-i nüzulünü buna delil getirir*ler. Bu, cumhurun görüşüdür. Daha açık olan şudur: İyi amellerden maksat, genel olarak bütün iyi amellerdir. Bu, İbn Kesir'in tercihidir. O şöyle der: İyi ameller geçmiş günahları örter. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: Herhangi bir müslüman bir günah işler de sonra abdest alıp iki rekat namaz kılarsa günahları bağışlanır.[203] Bu anlatılan doğru yolda bulunma ve namaza devam etme, öğüt alanlar için bir nasihat, doğruyu bulmak isteyenler için de bir yol göstermedir. [204]

115. Ey Muhammedi Müşriklerden gördüğün eziyetlere ve kötülüklere sabret. Çünkü Allah seninle beraberdir. O, güzıel iş yapanların sevabını zayi etmez. [205]

116. Sizdenönce geçmiş milletlerinden akıl ve fazilet sahiplerini kötü kimselerin yeryüzünde fesat çıkarmalarını engelleyecek seçkin bir toplum bulunsaydı ya! Bu, istîsnâ-i munkati'dir. Yani, fakat onlardan az bir miktarı yeryüzünde fesat çıkarmayı engellediler ve kurtuldular. Ebu Hayyân şöyle der: Bu âyetteki edatı, üzüntü ve kederle birlikte teşvik ifade eder. Bu, mânâyı ifâde etmede Ne kadar acınacak durumdadır kullar[206] âyetine benzer. Bundan maksat Nûh, Ad, Semûd ve adı geçen diğer kavimler gibi, hidayete eremeyen geçmiş milletlere üzülmektir. O zâlimler, şehevî arzularına uydular ve kendi*lerine ihsan edilen mal ve lezzetlerle uğraşmaya başladılar. Onları âhirete tercih ettiler, Onlar, ısrarla suç işleyen bir kavimdi. [207]

117. Halkı iyi amel işleyen şehirleri zulüm ile helak etmek, Allah'ın âdetinden değildir. Çünkü Allah zulümden uzaktır. Allah onları sadece, inkârları ve isyanları yüzünden helak eder. [208]

118. Allah dileseydi insanların hepsini İslam dinine inandırır ve onlar islama giden yola iletirdi. Fakat hikmetine binaen bunu yapmadı. [209]

119. Onlar devamlı olarak, yahudilik, hıristiyanhk ve ateşpherstlik gibi çeşitli dinlere inanırlar. Ancak Allah'ın, lütfü ile doğru yola ilettiği insanlar hariç. Onfar hak yolda bulunanlardır. Buradaki lâm, sonuç bildiren lamdır. Yani Allah onları yarattı ki, sonunda mutlu ile mutsuz birbirinden ayrılsınlar. Taberî şöyle der: Yani, bedbahtlık ve mutlulukta farklı olmaları için onları yarattı. Onlardan bir grup cennete, bir grup da cehennemde olacaktır.[210] Allah'ın cehennemi cin ve insan kâfirlerinin tümüyle dolduracağına dâir emri tamamlandı ve hükmü yerine getirildi. Âlûsî şöyle der: Bu cümle yemin mânâsı kapsamaktadır. Bundan dolayı, kelimesinin başına cevap lamı getirilmiştir.[211] Sanki Yüce Allah şöyle buyurur: An-dolsun ki, cehennemi insan ve cinlerin hepsinden İblis'e uyanlarla dolduracağım. [212]

120. Ey Muhammedi Geçmiş peygamberlerle ilgili olarak sana anlattığımız bu haberler, peygamberlik görevini yerine getirmen için senin kalbini teskin ve tatmin etmek maksadıyla anlatılmaktadır. Bunları sana anlatıyoruz ki, geçmiş peygamberler kardeşlerin sana bir örnek olsun da onlar gibi sen de sabredesin. Allah'ın anlattığı bu haberlerde, sana doğru ve kesin bilgi gelmiştir.
Yine bu haberlerde, ibret alacak kimseler için, ibret ve öğüt verici şeyler gelmiştir. Mü'minler, Kur'an'm Öğütlerinden yararlandıkları için burada özellikle zikredildiler. [213]

121. İman etmeyenlere de ki: Siz kendi yol ve usulünüze göre amel edin. Biz de kendi yol ve usûlümüze göre amel edeceğiz. Bu, korkutma ve tehdit anlamı taşıyan bir emirdir. [214]

122. Bu da başka bir tehdittir. Yani, siz bize gelecek olanı bekleyin; biz de sizin başmjza gelecek olan Allah'ın azabını bekliyoruz. [215]

123. Göklerde ve yerlerde gizli olan şeyleri bilmek yalnız Allah'a aittir. Bütün bunlar O'nun kudreti ve ilmi dahilindedir. Her şey ancak O'na döndürülür; O, karşı gelenlerden intikamını alır, itaat edenlerin de sevabını verir. Bu ifade Peygamber (s.a.v.)'i teselli etmekte ve kâfirleri kendilerinden intikam alınmakla korkutmaktadır, Öyleyse, sadece Rabbine kulluk et, İşini O'na bırak ve O'ndan başka hiç kimseye güvenme. Çünkü O, kendisine güvenenlere yeter. Rabbin, sizin yaptıklarınızdan gafil değildir. Kullarının yaptıklarından hiçbir şey ona gizli kalmaz. O, herkese yaptığının karşılığını verir. [216]

Edebî Sanatlar

1. O şehirlerden ayakta kalanlar da var, ekin gibi biçilmiş olanlar da var." Burada istiare-i mekniyye yoluyla şehirlerin kalıntıları ve duvarları sapı üzerinde dik duran ekine benzetilmiştir. Halkıyla birlikte yok olup izi kalmayan şehirler ise tırpanla biçilmiş ekine benzetilmiştir.
2. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmettiler." Burada cümleleri arasında tıbâk-ı selb vardır.
3. O şehirleri yakaladığında." Bu şehirler halkından mecazdır. Yani, o şehirlerin halkını yakaladığında, demektir.
4. Bedbaht ve mutlu." Burada kelimeleri arasında edebî sanatlardan tıbak vardır.
5. Bedbaht olanlara gelince...." ile Mutlu kılananlara gelince..." cümleleri arasında "leffi neşri müretteb" sanatı vardır.
6. Daha önce Rabbinin sözü geçmemiş olsaydı." Burada Rabbinin sözü kaza ve kaderden kinayedir.
7. Şüphesiz iyi ameller kötü amelleri giderir." Burada kelimesi ile kelimesi arasında tıbak vardır.
8. Öğüt alanlar için bir öğüttür." Burada ilearasında iştikak cinası vardır. [217]

Bir Uyarı

Cennetliklerin cennete; cehennemliklerin de cehennemde ebedî kalacakları çeşitli delillerle kesin olarak sabittir. Bu sûrede "Allah'ın dilediği hariç" denilmesi ise sübût ve süreklililk ifade etmek için Kur'an'da kullanılan üslûptur. Burada Allah'ın dilemesini beyandaki nükte, bu işlerin Yüce Allah'ın dilemesi ile olduğunu, O dilediği takdirde bunları değiştireceğini ve onun iradesinin dışında hiçbir şeyin bulunmadığını açıklamaktır. İnanamak, inkâr etmek, mutluluk, bedbahtlık, cennet veya cehennemde ebedî kalmak, yahut oralardan çıkmak, bunların hepsi Yüce Allah'ın dilemesiyle olur. [218]

Faydalı Bilgiler

Eş-Şihab, burada Kur'an'a ait güzel bir edebî nükteye işaret etmektedir. O da şudur: İyi amelleri İşlemekle ilgili emirler her ne kadar mânâ yönünden umumî olsalar da Sana emredildiği gibi dosdoğru ol." Namazı dosdoğru kıl." ve Sabret." şeklindeki emir kipleri tekil olarak gelmiş ve sadece Peygamber (s.a.v.)'e emredilmiştir. Yapılması yasaklanan amellerde ise, Taşkınlık göstermeyin.", Zalimlik edenlere yakınlık göstermeyin." şeklinde emir kipleri çoğul olarak getirilmiş ve bütün ümmete yasaklanmıştır, "el-İnâye" adındaki kitapta böyle açıklanmıştır.[219]
Yüce Allah'ın yardımıyla Hûd Sûresinin tefsiri tamamlandı. [220]