Sabah güneşi yüzünü gıdıklamaya başlamıştı yine Angela’nın. Sol yanına dönüp uyumayı küçüklüğünden beri severdi. Çünkü yatmadan önce tuttuğu bütün dilekler o sol yanına kıvrıldığında gerçekleşirdi. Açık pencereden içeri giren rüzgar odanın mavi duvarlarını adımladıktan sonra hafifçe Angela’ya uzanıyor sarı saçlarını kıpırdatıyordu. Ölümden korkmayan bir sivrisinek perdenin açılacağı anı beklemekle meşgulken güzel yüzlü kurbanının gülümsemesini anlayamıyordu. Oysa Angela o anda rüyasında gökyüzünü seyre dalmıştı. Belli belirsiz uçan bir şey havada süzülüyordu. Uçak mıydı yoksa bir kuş muydu tam kestiremiyordu; ama yüzündeki tebessüm sivrisineği kızdırmaya başlamıştı. Tam o sırada rüzgar aniden perdeyi sertçe dalgalandırdı. Çıkan ses ve yüzüne düşen yoğun ışık onu uyandırmaya yetmişti. Gözlerini kısa bir süre açtı; sonra tekrar kapattı. Odadaki kokuyu derinlerine çekti. Biraz deniz biraz keçi biraz da kekik kokuyordu. Rüyasında da bu kokuları hissettiğini düşündü o an. Güldü bu düşünceye. Rüyasının sonunu göstermeyen güneşe bakmaya çalıştı. Niye bir sabah da kalkmayı unutmuyordu? Ya da neden kendisi gibi esnemiyordu?

Doğruldu yerinden ve koyu maviliğe gitti yeşil gözleri. Sonunu getiremediği deniz bir yanda üzerinde yaşadığı ada bir yanda... Çoğu zaman olduğu gibi Tanrı’nın kaleminden çıkan bir noktanın üzerinde yaşamak zorunda olduğu gerçeği sabahın kutsal huzurunu silivermişti yine. Bu sinsi acıyı hak ediyor muydu? Büyük ve bembeyaz bir kağıt üzerinde bir nokta vardı ama; kağıtta başka noktalar belki harfler belki de lekeler varken neden kendisi o kahrolası noktadaydı... Bu cevapsız soruyu çok fazla düşünmüştü; oysa kendisini bekleyen işleri de düşünmeliydi. Hemen kahvaltısını yapmalı; sonra keçileri sağmalı; taş fırını yakıp akşamdan hazırladığı hamurları pişirmeliydi.
Yaşlı babasıyla yaşamı sırtlamak on sekizindeki bir kız için gerçekten zordu. Bazen babasının teknesinde ağları atar ve toplardı keçileri otlatmaya çıkarırdı. Angela’nın en çok sevdiği işlerden biriydi bu. Keçiler adanın en yüksek tepesindeki gür harmanda otlamaktan hoşlanıyordu. Bu arada kendisi de güneşin batışını kutsar uçsuz bucaksız denizi seyrederken geçen gemileri saymaktan çok hoşlanırdı. Arada sırada babasının teknesiyle komşu adalara balık satmaya gider karşılığında eve erzak alırdı. Küçük gezilerinde tanıştığı insanlarla konuşurdu eve geldiğinde maceralarını babasıyla paylaşırdı. Pazar günleri ayin saatini büyük bir merakla beklerdi. Adada yaşayan elli bir nüfustan kendi yaşıtlarını özellikle de erkekleri bir arada görebildiği tek yer kiliseydi. Kızcağızın o kadar az kısmeti vardı ki... Zaten adadaki genç erkekler için fazlaca şişmandı. Kendisi gibi tombul kendine uygun gördüğü yakışıklı tek kahraman adadaki fenerin tam tepesinde yaşar fenerin kontrolü ve bakımı için para alırdı devletten. Hem yukarıda hem de paralıydı. Angela için o belki bu yüzden çekiciydi. Fakat ismini kilosunu hatta yüzünü bile bilmediği birileri için yüreğini boş bırakmayı seviyordu. Rodos’ a balık satmaya gittiği bir gün tanışacağı bir delikanlı kendisini yaşadığı noktadan alıp başka bir hayata götürebilirdi. O hep başka bir hayat peşindeyken gemileri kıskanmakla yetinirdi...
Günün birinde oradan geçen bir gemiye binip görmediği bilmediği keçi kokmayan bir dünyaya seyahat etmeyi o kadar arzuluyordu ki... Aslında kendisini özgürlüğe taşıyacak gemiyi çoktan seçmişti. Bir keresinde adanın tepesinde sırt üstü yere uzanmış seyrederken bulutları gökyüzünden daha koyu bir mavilik fark etti. Gözlerini tekrar tekrar maviliğe odakladı. Fakat bir türlü algılayamıyordu havada uçan şeyi. Mavi içinde bir maviydi bilmecenin adı. Uçak mıydı yoksa anneannesinin masallarındaki mavi kuş muydu tam kestiremiyordu. Aradan birkaç saniye geçti ve mavi cisim köşeli bir hal aldı hemen ardından uzunca bir kuyruk... Gördüğü şeyin bir uçurtma olduğuna adı gibi emindi şimdi ama şöyle bir çevresine bakındığında kimseleri göremedi. Angela uçurtmanın ucundaki ipi büyük bir sabır ve merakla takip etti. Kocaman bir gemi vardı sonunda. Geminin kıç tarafındauçurtmayı kontrol etmeye çalışan bir gölge fark etti ardından. Hemen ayağa kalktı; hayallerini kızgınlıklarını sıkışmışlığını içinde birbirine dolaşmış ne varsa hepsini boğazında topladı; hayatında ilk ve son olarak bu denli yüksek bir sesle nefesinin tükendiği yere kadar bağırdı: “Heeeeeeeyy!” Yeniden toparlandı; bu sefer ellerini gemideki gölgeyi sarsmak istercesine sallayarak bağırıyordu. Özgürlük ona hiç bu an kadar yakın –belki de uzak- olmamıştı. Yere düşüverdi sonra... Tıpkı yorgun geçen bir günün ardından yatağına düşüşü gibi süzülmüştü aşağı doğru. Çok yorgun olmaktan sıkılmamış mıydı? Uzaklaşmakta olan uçurtmaya doğru küfrederken gözleri bir yandan tırnaklarıyla deşiyordu toprağı. Mavi uçurtma küçüldü küçüldü ve kayboldu. Geride geminin bacasından çıkan siyah çürük bir çığlık kaldı. Angela o günden sonra tepeye daha sık gelir oldu. Gökyüzünü güneşin batışını denizi gemileri seyretmeye devam etti. Sol yanına dönüp uyumaktansa hiç vazgeçmedi...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 302
favori
like
share
uCuRuM ciCegi Tarih: 16.05.2009 01:24
rica ederim..
Minik SeRCe_ Tarih: 16.05.2009 01:20
tskrler....