Kulun vazifesi, dilediğini yapmak değil, Allahü teâlâya kulluk etmek, Onun emirlerine ve yasaklarına uymaktır. Her dilediğini yapmak, Allahü teâlâya mahsustur ve yalnız Onun hakkıdır.

Şecaatin temeli, Allahü teâlânın takdirine razı olmak, Ona tevekkül etmek, güvenmektir. Ubudiyyet yani kulluk, Allahü teâlânın emrinden razı olmak demektir. İnsana gelen hastalıklar, elemler, takdir-i ilahi ile gelmektedir. Allahü teâlânın takdirine razı olmak ve teslim olmak lazımdır. İbadetlere devam, elemlere, hastalıklara da sabredilmelidir.

Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyizler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak lazımdır. Şartlarına uyarak çalışana, elbet verilir. Allahü teâlâ, dilediğine, çalışmadan da, ihsan edebilir.

İmam-ı Ahmed ibni Hanbel hazretleri, kendisinden nasihat isteyen kimseye buyurur ki:

“Allahü teâlâ senin ve bütün âlemin rızkına kefildir. Rızık için elinden geldiği kadar çalıştıktan sonra düşünmeye hiç lüzum yoktur. Çünkü, Hak teâlâ tarafından bütün rızıklar taksim edilmiştir. Çalışarak, hissene düşen rızkı arayıp bulursun. Bir sadakanın yerine on misli ile mukabele edildikten sonra, çalışana karşılığı verileceğine hiç şüphe yoktur. Bütün işler, Hak teâlânın takdiri iledir. Sen fakir olup, başkalarının zenginliğine canının sıkılmasının ne faydası olur?”

Rıza, Allahü teâlâdan kendisine gelen takdirata razı olmaya ve belalara sabretmeye denir. Bir işi kabul etmeye, karşı gelmemeye rıza yani beğenmek denir. Rıza, Allahü teâlâdan gelen her şeye razı olmak demektir. Allahü teâlâdan bir felaket gelse, ona da rıza gösterilir, kimseye şikayet edilmez. Bu, her insanın yapabileceği bir iş değildir. Fakat, bunu yapabilen, büyük bir insandır. Böyle insanlarda, Peygamberlere mahsus sabır ve tahammül var demektir. Allahü teâlânın büyüklüğüne inandığı derecede insan, bu tahammülü ve rızayı gösterebilir.

Enes bin Malik hazretleri şöyle anlatır:

“Zeyd bin Erkam hazretlerinin gözü ağrıyordu. Ona geçmiş olsun ziyaretine gittim. Resulullah efendimiz de orada idi. Mübarek elleriyle Zeyd bin Erkam’ın iki gözünü açtı, mübarek ağzının suyundan koydu ve;

- Senin için bir sıkıntı kalmadı buyurdu. Gözleri hemen iyileşti. Sabahleyin Resulullah efendimizin huzuruna gitti.

- Ey Zeyd, gözlerinin ağrısı devam etseydi ne yapardın? diye sordular.

- Ya Resulallah, sabrederdim ve Allahü teâlânın takdirine rıza göstererek neticeyi beklerdim, dedi. Bunun üzerine Resulullah efendimiz;

- Canım kudretinde olan Allahü teâlâ için, eğer senin gözlerin o halde kalsaydı ve sen sabretseydin affedilmiş olarak Allahü teâlâya kavuşurdun, buyurdu.”

Süfyan-ı Sevri hazretleri buyuruyor ki:
“Dünyaya hırslı olmazsan, anlayışın süratli olur. Herkesi kötüleyici olmazsan, insanların dilinden kurtulursun. Merhametli olursan, herkes seni sever. Allahü teâlânın yaptığı taksime razı olursan, gönlü zenginlerden olursun.”

Netice olarak insan, kazandığına, eline geçene kanaat etmeli, Allahü teâlânın taksimine razı olmalıdır. Hatim-i Esam hazretlerinin buyurduğu gibi:
“İnsanlara baktım, herkesin başkalarını beğenmediğini gördüm. Buna sebep, birbirlerine hased etmeleri olduğunu, birbirlerinin mevkilerine, mallarına ve ilimlerine göz dikmeleri olduğunu anladım ve bir âyet-i kerimenin şu mealine dikkat ettim: (Dünyadaki maddi, manevi bütün rızıklarını aralarında taksim ettik.)

Herkesin ilim, mal, rütbe, evlat gibi rızıklarının dünya yaratılmadan evvel, ezelde taksim edildiğini, çalışmayı, sebeplere yapışmayı emrettiğinden, Ona itaat etmiş olmak için çalışmak lazım geldiğini ve hased etmenin büyük zararlarından başka, zaten lüzumsuz olduğunu anladım. Allahü teâlânın ezelde yaptığı taksime, çalışınca Rabbimin gönderdiğine razı oldum ve bütün Müslümanlarla sulh üzere olup, herkesi sevdim ve sevildim.”

Osman Ünlü

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 344
favori
like
share
teking06 Tarih: 19.05.2009 12:43
çok güzel insan düşünmeli ben kimim ne için yaratıldım demeli
paye Tarih: 19.05.2009 12:16
paylaşım için teşekkürler, Allah razı olsun