Babalar Günü ne zaman - Babalar Günü 2009 - Babalar Günü tarihi - Türkiyede babalar günü



Babalar Günü, Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülkede her yıl Haziran ayının 3. Pazar günü kutlanan özel bir gündür.

Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910'da Şeron Grubu tarafından Washington'un Spokane şehrinde kutlanmıştır.
Bir çok ülkede Babalar Günü'nün kutlandığı gün değişiklik göstermektedir.


Babalar günü 2009 yılında 21 Haziran'a denk gelmektedir.




Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4841
favori
like
share
Asiyan Tarih: 21.06.2009 21:47
bütün babaların babalar günü kutlu olsun baba adaylarınında
Pedaliza Tarih: 21.06.2009 18:03
Tüm babaların günü kutlu olsun :3:
dumanalti Tarih: 21.06.2009 12:54
tüm babaların babalar günün kutlu olsun..
FreddyKrueger Tarih: 21.06.2009 12:47
[COLOR="#c0ccf4"]Main-Board BabaLarının BabaLar Günü KutLu oLSun...



KonuLar BirLe$tiriLdi...
by_KaRizMa Tarih: 21.06.2009 12:41
herkesin babalar gunu kutlu olsun
AYIŞIĞI Tarih: 20.06.2009 17:35
uzun zaman önce kaybettim babamı
çok özlüyorum
yüreğine sağlık
yaşarken kıymetleri bilinsin
zaten onlarında sizlerden çok fazla
istediği bişey yok,sadece ara sırada olsa
hatırlanmak,saygı ve sevgi
GS2004 Tarih: 20.06.2009 13:32
BABA!

HER YILBAŞINDA SANA SÖYLEYECEK,BİR TEK

SÖZÜM VAR:

SENİ NE KADAR ÇOK SEVERSEM O KADAR ÇOK

OLSUN ÖMRÜNDEN GEÇEN YILLAR;

BABA!

BABAM,AĞABEYİM,KARDEŞİM,ARKADAŞIM!

NE ZULÜM,NE ÖLÜM,NE KORKU BAŞIMI

EĞEMEZ!

YALNIZ SENİN ELİNİ ÖPMEK İÇİN EĞİLİR BAŞIM,

BABAM,AĞABEYİM,KARDEŞİM,ARKADAŞIM...

GS2004 Tarih: 20.06.2009 13:31
~~Babamın İçindeki Küçük Babama~~

Ben bitirdim kırgınlarımı. Ben bağışladım seni babam. Sen ne zaman bağışlayacaksın kendini. Çok yalnız kaldın biliyorum. Sevilmeyi hak etmediğini düşünüyorsun biliyorum. Hala ağlıyorsun biliyorum. Küçük babam uzat elini. Babamın içindeki küçük babam. Hadi uzat elini. Bazen hayat gerçekten çok acı biliyorum. İnsanlar acıtırlar biliyorum. Çok yalnız kaldın biliyorum. Sevilmeyi hak etmediğini düşünüyorsun biliyorum. Hala ağlıyorsun biliyorum. Küçük babam uzat elini.

Baba, ne kadar telaffuzu zor olda da söyleyebileceğim başka bir kelime yok senin için. Her ne kadar biyolojik olsa da genlerim senin genlerinden geliyor. Bu değiştiremeyeceğim bir gerçek. Ne yapalım o halde kabul edeceğiz.

Seni anlamaya çalışıyorum. Biliyorum ki öfken bana değil. Biliyorum ki seni sevgisiz yapan ben değilim. Sen her ne kadar desen ki hangi parmağını kessen acımaz, sen her ne kadar desen ki insan evladını sever, ben biliyorum ki evladı bile olsa, kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Ara sıra küçük bir çocukken yaşadıklarını hatırlıyorum. Mutluluğa olan hasretini, anneni yedi yaşında kayıp edişini, annenin seni doğuracağıma taş doğursaydım diye haykırışlarını anlatırken nasıl da canının yandığını, babanın seni küçük yaşlarda çalıştırmaya başladığını, yaramaz bir çocuk olduğun düşünülüp (ki aslında çok zeki) sürekli itilip kakıldığını ve bunların sende nasıl tahribatlar yaptığını anlamaya çalışıyorum. Sana demek istiyorum ki canım babam artık hepsi geçti. Sen artık büyüdün. Kimse seni itip kakamaz. Kendini korumak için ördüğün duvarlar artık işe yaramaz. Sana demek istiyorum ki canım babam artık geçti. Senin babanın sana yaptıklarının suçlusu çocukların değil. Babana duyduğun nefreti biz sana duymuyoruz. Bizler sadece seni yanımızda istiyoruz. Keşke içindeki küçük çocuğa ulaşabilsek. Keşke onun elinden tutup kucaklayabilsek. En uzağındaki insanlara gösterdiğin alakanın çok küçük bir kısmını bize gösterebilmiş olsaydın, ama keşke değil mi bu cümlenin başı. Ve biz keşkeleri imkansız olan şeyler için kullanırız. O halde keşkeli cümleler kurmayalım.

Canım babam, keşkeden vazgeçtim. İyi ki diyebileceğim bir şeyler arıyorum seninle olan ilişkimde. İyi ki şöyle oldu. İyi ki böyle oldu. Aaa evet buldum bir tane. İyi ki okulun karşısında sigara içme cüretini gösterdiğimde yanımdaydın ve beni korudun. İyi ki o küçük kasabadan bizleri çıkartıp ufkumuzu genişlettin. İyi ki bir an bile koltuk değneğim olmadın babam. İyi ki sırtımı sana hiç yaslamadım. İyi ki düşersem kimse kaldırmaz düşmemeliyim dedim. Ama düştüm babam. Ellerim parçalandı, dizlerim kanadı. İstediğimse sadece "kızım canın mı yandı ?" yı duymaktı. Şimdi sen bana diyorsun ki eski sayfaları açma. Şimdi ben sana diyorum ki eski sayfaları açmayalım. Kapatalım üstünü onların. Birbirimizden uzak duralım. Birbirimize sevgisizliğimizi hatırlatmayalım. Unutalım canımızın yandığı o hazin günleri. Sanki zehirlenmişim gibi halbuki. Halbuki yüzleşebilsek geçmişimizle. Kavga etsek.. Kussak bütün öfkemizi birbirimize. Atsak içimizdeki yarım kalmışlıkları. Ve sonra sımsıkı sarılsak birbirimize. Ama olmaz ki. İnsan geçemiyor işte kendinden. Kurtulamıyor kahrolası beninden. Seni gördüğümde boynuna sarılmak isteyişim hep içimde kalıyor. Biliyorum ki sen sarılmazsın. İçime sokmak istiyorum içindeki o kırılmış çocuğu. Ama biliyorum ki yaklaştırmazsın. Beni sevmediğin için kendine kızma babam. Sevgisizliği öğreniyor insan hayatı boyunca. İnanmıyorum ben anne babalar çocuklarını sever diyenlere. Her anne baba çoğunu sevmez çünkü. Belki seviyormuş gibi yapar. Görevi olduğunu düşünür çocuklarını sevmeyi. Ama görevle olmuyor ki sevgi babam. Hoş artık biliyorum kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Artık biliyorum sen beni sevmek zorunda değilsin. Ama acıdı babam. Her yalnız kalışımın hesabını, her damla gözyaşımın hesabını, yaşadığım tarifsiz güvensizlik duygusunun hesabını sormak istiyorum sana. Sonra kimden neyin hesabını soracağım diyorum. Arabasını çocuğundan üstün tutan bencil bir adamdan mı? Yoksa hala içindeki kırgın çocuğun yaralarını onarmaya çalışan bir enkazdan mı? Kimden hesap soracaksın diyorum. Kime ödeteceksin kimsesizliğin sıktığı, yüreğinin bedelini.

Bazen düşünüyorum. Acaba sana kızgın mıyım diye. Kızamıyor ki insan yaşananları bile bile. Kabul etmek en doğrusu galiba olup bitenleri. Geçmişi geçmişe teslim etmek gerek. Ben yapabiliyorum artık bunları. Peki sen babam. Ben bitirdim içimdeki yangını. Ben bitirdim kırgınlarımı. Ben bağışladım seni babam. Sen ne zaman bağışlayacaksın kendini. Babamın içindeki küçük babam. Hadi uzat elini. Bazen hayat gerçekten çok acı biliyorum. İnsanlar acıtırlar biliyorum. Çok yalnız kaldın biliyorum. Sevilmeyi hak etmediğini düşünüyorsun biliyorum. Hala ağlıyorsun biliyorum. Küçük babam uzat elini. Çıkabiliriz biz o dipsiz kuyudan. Çıkabiliriz bu karanlıktan. Biliyorum ki sevmiyorsun kendini. Biliyorum ki ne kadar paran var o kadar değerlisin kendi gözünde. Babamın içindeki küçük babam, paran olmasa da seviyorum seni. Babamın içindeki küçük babam, kendini sevmesen de seviyorum seni.


[url]www.main-board.com[/url]
GS2004 Tarih: 20.06.2009 13:27
Birde buldugum bi mektubu paylaşmak istiyorum sizlerle



Kaç kere silip tekrar yazdım bu girişi. Tamamlar mıyım, yayınlar mıyım, bilmiyorum? Ama bu yazı babama. Bir kız çocuğundan babasına, hepimiz adına. İçinde size uyan bir yer vardır belki. Hayatımız boyunca en sevdiğimiz ve en kızdığımız adamlara, babalarımıza…
Bu yazının aşk kategorisinde ne işi var? Özellikle, ilişkiler başlığı altında değil, aşkın altında yayına girecek. Kimse okumasa bile, ilk defa köşemi kendim için kullanacağım. Çünkü saat sabahın 5’i ve ben şu anda tutamadığım gözyaşlarımı klavye tuşlarının arasında kaybediyorum. Aslında başka bir yazı yazıyordum. Düşünceler içinde bilinçsizce dolaşırken, bir şey tetikledi herhalde. Geri dönüp bulmaya çalıştım ama kaybolmuştu. Nereden geldi aklıma çocukluğum ve babam? Artık önemli değil. Yazılıyor. Sadece şu gözyaşlarını durdurmak için gidip bir kahve yapacağım. Hemen geliyorum.

Bir kız çocuğunun ilk aşkı, babasıdır. Farkında olmadan bütün ömür, babaya benzeyen adamı arayarak geçer. Ben de o kızlardan biriyim. Ah şu bilinçaltı! Neler gizli, neler gömülü? Elimde olsa, söküp yerinden, bir sandık boşaltır gibi hepsini temizleyeceğim.
İsimli, tanınan ailelerin çocukları olmak, gençliği daha da zorlaştırıyor. Hep, “ sen, X’in kızısın” damgasıyla yaşıyorsunuz. Hata yapmak, yanlış yaparak öğrenmek gibi lüksler, elinizden alınıyor. Her yaptığınız, sizden önce eve gidiyor. Akşam bir geliyorsun ki, günün özetini almış babam. Kasa raporu gibi önünde duruyor. Saat kaçta, kiminle, nerede, ne yapmışım? Kimler yetiştirirdi? Neden söylerlerdi hala bilmem ama bildiğim, namusum tüm şehir tarafından koruma altındaydı.
Gece su içmeye ya da tuvalete kalktığımda, koridorda yürürken, hep arkamda duran birini hissederdim. Dönüp bir bakabilsem, kimse olmadığını görecektim ama o yaşta bunu yapacak cesaretin olmuyor. Hatta, o hayali adamın şekli bile belliydi aklımda. Yüzünü hiç göremezdim çünkü başındaki siyah fötr şapka yüzünü kapatırdı. Bir de siyah, uzun, önü ilikli bir pardösü olurdu üstünde. Koşarak odama gider, kapıyı kapatır, yorganı kafama çeker, “acaba kapıyı açacak mı” diye korkuyla kalp atışlarımı duyduğum o sessizlikte uyuya kalırdım. Yıllar sonra anlıyorum ki, o siyahlı adam, eve haber getirenlerin kafamdaki imgesiymiş.
Çocukluğumda, babamı tarif etmek için, “Hitler gibi” derdim. Ne alaka! Ama çocuk aklı işte. Kapı gibi derler ya, öyle adamdır babam. Güçlü, sosyal, cemiyet sahibi, ipten adam alır yani. Bir o kadar sert, dik başlı, otoriter, saygıya önem veren ve beni en çok ilgilendiren kısmı sevgisini zor gösteren. Tüm bunların yanı sıra, iyi bir aile reisiydi. Akşam saat ayarını, onun gelişine göre yapabilirdin. 20.15! Kışın sorun yok, hava erken kararıyordu ama yazın oyuna dalıp saati kaçırınca, eve nasıl koşardım. Babadan sonra eve gelinmez. Geldiğinde dayağı yerdin. Allahtan onun da bir göstergesi vardı. Gözünde gözlükleri duruyorsa, sadece bağıracak, yok, gözlükler çıkmışsa, kaçacak delik ara, kesin dayak yiyeceksin.

Baba tarafı kalabalık bizde. Aşiret gibi sülale. Her Pazar akşam yemeği babaannemlerde yenilirdi. Mecburuz ya, sanki yoklama yapılacak. Aklınıza o Amerikan filmlerindeki sevgi dolu aile toplantıları gelmesin. Erkekler ve yaşlılar bahçede oturur, gelinler yemek hazırlar, çocuklar bir yerlerde oynar. Yemek saati, herkes masaya otururdu ancak öyle kahkahalar, sohbetler olmazdı. Zaten bizde büyük yanında gülme olmaz. Sıkıysa gidip babana bir şey söyle, kucağına falan çıksana. Bir çarpar, salonun kapısından fırlarsın vallahi.
Ne demekmiş, amcaların, büyüklerin yanında çocuk sevilmez, kucağa falan alınmaz. Saygısızlık! Zaten başımıza ne geldiyse, bu saçma saygı budalalığından geldi. Bu yüzdendir herhalde, bu yaşa geldim hala nefret ederim akraba ziyaretlerinden, aile oturmalarından. Ve belki bu yüzdendir, aile kuramayışım, evliliklerimi yürütemeyişim ve evlenmek istemeyişim……
Bu ziyaretlerin tek güzel yanı dönüşlerdi. Eve yaklaştığımızda, arabanın arka koltuğunda uyuyor numarası yapardım, babam da kucağına alır, yukarı çıkarıp yatağıma yatırırdı. Ne büyük zafer! Bir de ne zaman üşütsem, hastalansam, ayaklarım ağrırdı. Salona gider, babama bacaklarımı ovdururdum. Hasta olmayı seven tek çocuk bendim herhalde. Dedim ya babam her akşam saatinde eve gelirdi diye, bazen arkadaşları ile yemeğe çıkardı. Geç saatte dönerdi. Uyumaz, beklerdim. Babamı hiç sarhoş görmedim. Ya olmazdı, ya da sağlam içerdi. Ama hafif keyfi yerinde olurdu. İşte, o geceler, mutlaka odama girer, üstümü örter, alnımdan öper, uyandırmamak için hafifçe saçımı okşardı. Beni sevdiğini hissettiğim en özel anlardı onlar.
Şimdi düşününce ne komik geliyor. Babacığım, hep bizim için çalışırdı oysa. Bir yandan da, dünyanın en şanslı çocuklarıydık. Hiç sıkıntı yüzü görmedik. Kıyafetleri, ayakkabıları, oyuncakları koyacak yer olmazdı. İş için yurtdışına giderse, yaşadık. Kimsenin görmediği oyuncaklar, televizyonlar, müzik setleri, aklınıza ne gelirse. İçimde ukde kalmış bir şeyim olmadı o anlamda. İşte, o yüzdendir, hayata doygunluğum, paranın değersizliği ya da para için ödün vermeyişim ve aslında ne önemlidir. Büyüdükçe anlıyorsun….
Küçüklüğümden beri tek tutkum şarkı söylemekti. Yukarıda anlatılan aile portresine bakarsanız, sizde tahmin edersiniz ki, olamaz! O dönem zaten şarkıcılık bir meslek diye geçmez, hatta hayat kadınlığı ile aynı kategoriye konulur bizim ailede. Sen de tut şarkıcı olacağım de. Yok ya! Canına susamış olmalısın. Evet, susamışım! Tüm sülalenin tekstilci olduğu ve bir de adı olan bir aileden, bu babanın kızı çıkıp şarkıcı olacak. Dünya tersine döner ama bu olamazdı. Oldu! Çok büyük savaşlardı. Büyük mücadeleydi. Anlatması zor ama yaptım. Üstelik de iyisini yaptım. Elbette, yıllarca babam bilmedi bunu. Hala da kabullenemez.
Benim babam, dağdır. Nefesi bile yeter. Kolay yıkılmıyorsam, güçlüysem, başarıyorsam, hep orada olduğunu bilmemdendir. Yaş 35 ve şimdi geldiğimiz noktada, kurduğumuz bu güzel ilişkide, sanki kaçırdığımız o yılların acısını çıkarır gibiyiz. Babama hiç kızgın değilim. O da gençti. O da ne gördüyse, bizi öyle yetiştirdi. Ben şu anda anne olsaydım, belki onun yaptığından daha büyük hatalar yaparak büyütürdüm çocuğumu. Ama biliyorum, kaç yaşına gelirsem geleyim, onun yanında hala küçük bir kız çocuğu gibi olacağım, üstelik de bu şımarıklığı çok seveceğim.Ve yine biliyorum ki, her zaman onun gibi şık giyinen, onun fiziksel özelliklerine benzeyen, onun kadar güçlü ve zeki, onun gibi bir aile babası olabilecek, onun kadar cömert ve ailesine düşkün bir adam arayacağım. Aşık olduğum insanlarda, babamı arayacağım. Yani aşk, bende de her kız gibi onu yaşatacak. Sonuçta, çocukluğumda yaşadıklarımla ve babamla yüzleştim. İçimde kırgınlığım kalmadı. Büyüdükçe onu anladım. Ben olsaydım, o şartlarda ne yapabilirdim dedim, tüm yaşamı süzgeçten geçirdim. Babam, benim ilk aşkım. Yeri dolduramaz, benzerleri gelir elbette ama beni kimse onun gibi sevemez ve koruyamaz. Peki, neden hala televizyonda kızına sarılan bir baba görsem ağlarım? Burasını çözemedim. Yaralarım kanar herhalde. Olsun, en azından artık doya doya sarılıyorum. Hala yanımda, hala yaşıyor ya, artık ilişkimiz güzel ya, bu bana yeter. Bu yazıyı ablam yazsaydı, o neler anlatırdı diye düşündüm şimdi……
Her şey halloldu evet! Ama babamda kıramadığım bir köşe, aşamadığım bir duvar kaldı. İçimde bir sızıdır. Allah uzun ömür versin ama bir gün onu kaybettiğimde hala beni sahnede seyretmemiş olursa, bir kere sesimi duymadan vedalaşırsak, bana çok koyacak. Tek dileğim, bir konserimde, bir programda şöyle en önde otursa da, gururla izlese. Bak, yine gözlerim doldu. Bu, sessiz ve yüzleşmediğimiz tek savaşımız. Onu anlayamadığım tek nokta bu. Neden hala ağır gelir ona bu durum? Bunca insanın hayranlık duyduğu, alkışladığı şu kadını babası hiç seyretmemiş, ne komik değil mi?
Sizin de babanızla aranızda geçenlerden kim bilir neler yapışmıştır üstünüze. Bu yazıyı yazdım çünkü geç olmadan çözmek lazım geçmişi. Bilin ki, hayatınızda yaşadığınız, yaptığınız çok fazla şeyin altında görünmez imzaları var. Babalar, tüm yaptıkları ile aslında kızlarının hayatlarını yazarlar. Büyük ihtimalle bu yazıyı babam görmeyecek ama siz babanıza okutun. Okutun ve sarılın, bir gün onun yerine başkalarına sarılmak zorunda kalmadan….

[url]www.main-board.com[/url]