NORMAL İŞİTME NEDİR?



Bir kişinin bulunduğu sosyal ortamın içinde bağımsız yaşayabilmesi ve çevresiyle iletişimini sağlayabilmesi için gerekli olduğu düşünülen işitme düzeyidir. Normal işitmeden söz edebilmek için özellikle konuşma seslerinin işitilebilmesi beklenir.Araba, motor, kapı sesi gibi sesler normal işiten bir kulağın algılayabileceği seslerse de bu sesler insan insana iletişim için zorunlu sesler olmadığından, normal işitme için bu gibi seslerin duyulup duyulmaması fazla önem taşımaz.

İşitmenin normal olarak değerlendirilebilmesi için insan insana sözel iletişimin sağlanabilmesi ve konuşmaların anlaşılması gerekir.

Hastalarda işitme düzeyinin ölçümünün standart bir biçimde gerçekleştirilmesi amacıyla, doğada veya insan konuşma seslerinde bulunmayan ve ancak alet yardımıyla elde edilen saf seslerden yararlanılır.





İşitme duyarlığının ölçülmesi sırasında kulaklıklar aracılığıyla kulağa saf sesler verilir.Bu şekilde sessiz bir ortamda bulunan hastaların her bir kulağına değişik frekanslarda (250, 500, 1000, 2000, 4000, 8000 Hz frekanslarında) saf sesler verilerek her bir kulağın duyarlılığı ayrı ayrı test edilir(odyometri testi). Uluslararası olarak bu saf seslerin normal işitenler tarafından duyulabileceği en düşük ses şiddeti 0 desibel (dB) işitme düzeyi olarak belirlenmiştir. Bu düzey 15 desibele çıksa dahi işitme normal olarak kabul edilir.

Ancak işitme düzeyi özellikle bebeklik döneminde 15 dB düzeyinin üstünde olursa konuşmayı öğrenmesi üzerine olumsuz etkisi ortaya çıkar. Bu takdirde işitme kaybından söz edilmesi gerekir.Bebeklerde işitme kaybının varlığı OAE (Otoakustik emisyon) ile İşitme kaybının düzeyi ise ABR (BERA) testi ile belirlenebilir. Bu sayılan testler saf ses odyometri testine yanıt veremeyecek durumda olan hastalara (örneğin çok küçük çocuklara, Down sendromlu bazı hastalara, zihinsel sorunları bulunanlara ve işitme kaybını abartılı göstermek isteyenlere uygulanabilir. Fakat bu testlerin tam bir işitme testi saymak doğru olmaz. Olanak bulunduğunda, saf ses eşik değerlerinin saptanabildiği odyometri testlerine tabi tutulmasını önermek uygun olur.

Aslında işitme kaybının belirleyicisi, sözel iletişimdeki yeterliliktir. Bu anlamda her iki kulakta 15 dB işitme düzeyini aşan işitme kaybı, yetişkinlerde önemli bir probleme yol açmasa da konuşmayı öğrenen bir bebeğe olumsuz etkisi olur.

İŞİTME KAYBININ KİŞİ, AİLE VE ÇEVRE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İşitme kaybının ortaya çıkış zamanı, işitme kaybıyla ilişkili diğer faktörlerden daha fazla konuşma becerisi üzerine etkilidir. Konuşmayı öğrendikten sonra çocukta işitme kaybının giderek artması durumunda ortaya çıkan etkiler daha az zarar verici olur. İşitme kaybının birden ortaya çıkması halinde yaratacağı etki genellikle daha ağır olur. Örneğin yetişkinlerde bile işitme kaybı aniden başlarsa, psikolojik etkisi toplumdan uzaklaşma şeklinde ortaya çıkabilir. Ayrıca ani başlangıçlı işitme kaybında kişi ani işitme kaybıyla mücadele edebilecek ve işitme kalıntısını kullanabilecek yöntemleri geliştiremez. İşitme kaybı yavaş yavaş oluşup ilerlediği durumlarda kişinin oluşan duruma alışması daha kolay olacaktır.

İşitme kaybının etkileri, işitme kaybının tipine göre de farklılıklar gösterebilir. Erken saptanması halinde iletim tipi işitme kaybı daha az soruna yol açabilir. İletim tipi işitme kayıplı kişinin yakın çevresiyle yüksek sesle konuşması halinde sözel iletişimde belirgin bir sorunu ortaya çıkmaz. Oysa iç kulak ve işitme sinirini etkileyen (sensörinöral veya alıcı) tip işitme kaybında sorunlar sadece yüksek sesle konuşarak çözümlenemez, bundan ayrı olarak sesin algılanmasiyla ilgili bir dizi soruna yol açacaktır.

Doğuştan itibaren mevcut olan bir işitme kaybı ile 4 yaşından sonra beliren işitme kaybının birbirinden farklı sonuçları ortaya çıkacaktır. 4 yaşından yani konuşmayı öğrendikten sonra ortaya çıkan işitme kaybı ile daha az sorun belirir, çocuğun iletişim kapasitesi daha az etkilenir. Oysa doğuştan yani konuşmayı hiç öğrenmeden beliren bir işitme kaybı, konuşmanın öğrenilmesinin önünde ciddi bir engel olarak ortaya çıkar.


İşitme kayıplı çocuğun kendisiyle ilişkili sorunlar ağırlıklı olarak konuşmayı ve çevresindeki tüm sesleri duymasındaki sorunlardan kaynaklanır. Ana dilin edinilmemesinin tek başına zeka özürünü doğurmayacağı bilindiği halde, sanki işitme kayıplı çocukların zeka özürlü kabul edilmesi yönünde bir yanılgı olabilir. Özellikle doğuştan işitme kaybı bulunan çocukların kaybının geç tanınması, geç işitme cihazına sahip olması ve geç eğitim verilmesi durumunda, bu çocukların zihinlerinde sembol ve kavram oluşturmalarında sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu çocuklarda sosyal çevreye uyumda da sorunlar oluşabilir.
Bilindiği gibi işitme, temel duyular arasında olup işiterek konuşmak ise insanlar arasındaki ana iletişim aracıdır. Ana iletişim aracından yoksun kalan çocuk işiterek konuşma kapasitesinden yararlanamaz. Sonuç olarak bu çocukların toplumsal bağlarının zayıf olması kaçınılmazdır. Erkenden tanınarak işitme cihazlı veya koklear implantlı eğitime tabi tutulanlar çocuklar, eğer uygun eğitim sürecine katılabilmişse, normal işitenlerin katıldığı normal eğitime katılabilirler. Ancak bu çocuklar gerekli eğitimi almadıkları sürece kendi aralarında işaret dilini kullanmak zorunda kalacaktır.



İŞİTME KAYIPLARI

İşitme kaybı, çok hafif dereceden çok ileri dereceye kadar farklılık gösteren işitmedeki yetersizliktir. Günlük yaşamdan örnek verirsek;


fısıltı ile konuşma 20-25 dB,
normal şiddette konuşma 55-60 dB,
yüksek sesle konuşma 70-75 dB,
trafik gürültüsü 90-95 dB,
jet motor gürültüsü 120-140 dB düzeyindedir.


İnsan kulağı 20 ile 20.000 Hertz arasında, 0 ile 120 dB şiddet düzeylerindeki sesi algılayabilecek kapasitededir. İnsan kulağının duyarlılığı, kişiden kişiye değişmekle birlikte, yaş ilerledikçe yüksek frekanslardan başlayarak giderek azalır.

İşitme kaybı, konuşmayı kazanma dönemine göre üç farklı bölümde incelenebilir: doğum öncesi, doğumdan sonra ve konuşmayı öğrenme sırasında belirenler ile doğum sonrası konuşmayı öğrendikten sonra belirenler olmak üzere üç farklı dönemde ortaya çıkabilir.

Doğuştan ya da konuşmaya başlamadan önce meydana gelen işitme kayıpları. Bu dönemde işitme kaybına yol açabilen risk faktörleri: Bu dönemdeki risk faktörlerini sıralayacak olursak; genetik yatkınlık, annenin hamileliği sırasında ototoksik ilaç kullanması, annenin hamileliği sırasında kızamık veya kabakulak gibi ateşli hastalıklar geçirmesi, annenin hamilelik sırasında röntgen ışınlarına maruz kalması, annenin bazı sistemik hastalıklarının bulunması, çocuğun kafasında biçim bozukluklarının bulunması, annenin hamileliği sırasında kaza, düşme vb. fiziksel travmaya uğraması.

Doğumdan sonra fakat konuşmayı öğrenme sırasında beliren işitme kayıpları. Bebek konuşmaya başlamış fakat lisan gelişimini tamamlamadan meydana gelen işitme kaybıdır. Bu dönemde etkisi gözlenen özgü işitme kaybı risk faktörleri: Düşük doğum kilosu (1500 gr dan az), kan uyuşmazlığı, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, doğum sırasında kafa travması geçirmesi, kan değişimi olması

Doğum sonrası konuşmayı öğrendikten sonra beliren işitme kayıpları. Konuşma gelişimi tamamlandıktan sonra ortaya çıkan işitme kayıplarıdır. Doğum sonrası işitme kaybı risk faktörleri: Çocuğun geçirdiği hastalıklar (kabakulak, menenjit vb.), çocuğun ateşli havale geçirmesi, çocuk için tedavi amaçlı ototoksik ilaç kullanılması, çocuğun kafa travması geçirmesi, çocuğun orta kulak enfeksiyonu geçirmesi, çocuğun genetik bozukluğunun olması, çocuğun yüksek şiddette gürültüye maruz kalması ve diğer bilinmeyen nedenler.





Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 541
favori
like
share