Şahitler Kayası Efsanesi - Şahitler Kayası Efsanesi Hakkında
Balkan Türklerinin anlattığı efsanelerden biride Şahitler Kayası Efsanesi'dir

...Şu dağın eteğinde bir köy, köyün de deli dolu bir çobanı varmış. Çobanlığına diyecek yokmuş ama, bir var ki, huyunu suyunu beğenmediklerinin ineğini danasını gütmezmiş. Yıllardan bir yıl, bu köye bir kıran girer. Sürü koymaz kırar geçirir. Köyün ağzını bıçak açmaz. Velakin, bizim deli çobanın güttüğü ineklerden birinin burnu bile kanamaz. İneklerin bir tüyüne bile zarar gelmez.

Elde iyiler çok ya kötüler de yok değil. Çoban, köyün gözü kendi sürüsünün içinde iken “Elemtere fiş, kem gözlere şiş” demeyi akletmez. İneklerden birine nazar değer. Gülsüm Aba’nın ineği buzağıladıktan üç gün sonra “çat” diye çatlar...
Çoban o akşam dağdan dönünce köyün alt başında bu kara haberi alır, neye uğradığını bilmez. Seğirtir oraya gider.

Görür ki ne görsün, sarı inek serilmiş orta yerde yatıyor, yavru buzağı da orta yerde meleyip duruyor. Gülsüm Aba dersen, kanı iliği kurumuş, iki eli böğründe kalmış. Çoban utana sıkıla:

-Gül Aba, Gülsüm Aba! Bir kaza belâ savmışsın, bunla geçmiş olsun. Veren Allah yine verir. Sakın meraklanayım deme. Körpeyi düşünüyorsan, onu da bana bırak. Ben her sabah omuzuma vurur dağa götürürüm onu. Ne sanki yumruk kadar karını var. Sabah bir, akşam iki emerse dişleri otu çöpü kesecek olur der.

Dediğini de eder. Günlerce buzağayı omuzunda götürür, omuzunda getirir yola yokuşa vurmaz. Kendi avucu içinde suyunu içirir, o kadar inek içinde bir yavruyu geçindirir. Dizinin dibinden, gözünün önünden ayırmaz. Buzağı kısa sürede fıstık gibi olur.

Bir öğle vakti otururken gaflet gelip kısa bir süre dalıverir. O ara buzağı takılır bir ineğin peşine tırmanır dağa doğru. Çoban gözünü açınca bunu görür fırlar peşine fakat huysuzlanan inek yanındaki danaya boynuzunu takınca zavallı danayı uçurumdan aşağı yuvarlar. Çoban yetişip danayı ölümden kurtarır fakat dananın bir ayağı kırılır. Gülsüm aba çok üzülür üzüntüsünü belli etmez ama komşuları Gülsüm Aba’nın oğlunu fitlerler.

Oğlan orta yerde ağzına geleni söyleyip çobana bağırır. “Yok inek vurduydu, yok
dağdan yuvarlandıydı, sen bu kavalı kavaklara çal, bu mavalı başkalarına oku, beni kandıramazsın. Mutlak deliliğin tutmuş, bir taş atıp sen kırmışsındır. Hani şahidin? Kim gördü, seni yalancı... deyince çoban ne diyeceğini şaşırır:

buna şahit der. Sonra başını köyün tepesine doğru dikilen koca dağa kaldırarak:
-Hey dağlar, taşlar! Allah için siz söyleyin, bu böyle olmadı mı? Sarı buzağının ayağını kara öküz vurup kırmadı mı? Diye seslenir.

Olacak olur ya, o anda iki kaya parçası dağdan koparak köyün üstüne doğru
yuvarlanmaya başlamaz mı. Çoban olduğu yerde göğsünü gere gere şahitlerini karşılar ama, ötekiler koydunsa bul yerinde. Pabucunu bırakıp kaçan kaçana. O günden sonra bu dağın adı “Şahitler Kayası” kalır

Prof. Dr. Nimetullah Hafız, Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 7538
favori
like
share