Burası özel bir yer... Özel bir anlam... Evet, burası "Asker Ocağı"... Zor mu, kolay mı?.. Asker ocağının zoru - kolayı olmaz. Vatan borcudur; görevdir. Hem de çok kutsal bir görevdir...

.....Aslında, benim daha vaktim vardı... Öğrenciydim... Sınavlarım.... Derslerim... Neden uçup geldim ki?.. Biliyorsun; yüreğim, sen biliyorsun... Kor alevden kaçıp koşmaktı bu... Asker ocağına sığınmaktı... Uykusuz gecelerden, çok zor aydınlanan sabahlardan sorarsanız, vurgun yemekti... Bıçak kesiği yüreğe tuz basmaktı... Ve "Ağlamayacaksın... Sakın ha, ağlamayacaksın..." dersin de, ısırır, kanatırsın dudaklarını... Ve yürekteki yara hep, ama hep kanar...

Önündeki kağıt bomboş duruyordu... Mektup yazmak istiyordu ağasına... Nasıl seslensin?.. Ne desin?.. Yalnızca "Sevdiğim, saydığım Ağabeyim" dese, eksik kalacak... Hem de çok eksik... Gözünün önünde hep "Gelin Abla"sı... Gül-Pembe... Tanyeri gibi... Nasıl olur da hem soluk, suskun... Hem de bastırılmış yanardağlar misali... (Yüreğinin gümbürtüsünü duyardım... Kuşkusuz o da benimkisini..." Ya başkaları duyarsa?... diye de ödümüz kopardı... Zaptedemezsin... Gönlüne, kanına, bedenine söz geçiremezsin... Kanar yaraların. Tüm bedenin, yüreğin kanar...)

"Talimler olmasa, askerlik olmaz... Kim bilir kaç kez yatıp kalkmak... Güneşin altında... Ya da karlar üzerinde... Hiç farketmez... Hepsi de ilaçtı benim için... Çok yorulunca, baygın düşüp uyumakta belki... Ve zaman zaman eski bir şarkıyı dinliyordu, baygın düşüp uyumakta belki... Ve zaman zaman eski bir şarkıyı dinliyordu, derinden derine... Fısıltı gibi...

"Razıyım rüyada görsem, gelmesen... / Neyleyim, tedbire takdir uymuyor / Uykusuz gözlerde rüya olmuyor..."

"Nöbetçi olduğum geceler yıldızlara bakıyorum... "Kuzey Yıldızı'na o da bakar mı ola?.." Ya da Ay'ın yepyeni hilalini görünce beni düşünür de niyet tutar mı?.."

"Hangi niyet?.. Nasıl gerçekleşecek ki?.. Bu hastalığın şifası olmaz..."
Askerliğin kuralları zor da olsa, seviyordu... Çok düşünmeyip aynen uygulayacaksın. "Niçin?..",

"Neden?.." demeyeceksin; çünkü kurallar böyle.. Ve böyle düşünmek rahatlatır insanı... Yüreğine su serper... Aklın, bedenin ve duyguların nerede olursa olsun, sen burada olacak ve görevini eksiksiz yapacaksın. İyi asker çoktan aklına yazmıştır bu kuralı... Aklına ve yüreğine yıldız yıldız
çakmıştır...

* **
Gün gün sayılır askerlik dönemi; nöbet nöbet hesaplanır... Solgun sabahlar, uzayıp yorulan günler ve alıp başını giden güneşin ışılamadığı küskün aksamlar... işte o zaman yıldızlar vardır... Gökyüzüne çakılıp kalmış yıldızlara bakarken hem ürperir, hem de yanarsınız... Sıtma tutmuş gibi birbirine vurur dişleriniz... Nöbetteki güçlü asker, gökyüzünde tek başına bir çocuktur şimdi... Çoktandır şartlamadığı anasının ılık kucağını özler... (Köydeki o tümsek... Üstünde dikenler, kır çiçekleri açan... Bazen de kelebekler uçuşan... Sanki annesi dışarı çıkmış da uçup gezer gibi... Oysa?..

"O şimdi yıldız oldu" diyorlar,., Bunun için mi yıldızlara bakarken zangır zangır titrer?.. Anasının kokusunu, ılıklığını özler?.. Kocaman gökyüzünde tek başına.., Vak ki vay vay...)

Sıcak Yaz akşamlan ya da soğuk Kış geceleri... Gündüzlerden bir başkadır yine de... Yüreğinin sesini duyar, insan... ("Bir ,şiir okumuştum hani... Ne diyordu?.." Günler neler getirir derlerse, inanma... / Günler... Bir daha günler... / Dünler getirdi bana çünkü... / Acılarımı geceler sakladılar. / Günlere inanamadım bir türlü... / Günler neler getirir / Derlerse, inanma...")

Bir sigara yaktı... Derin derin içine çekti... Isınmıştı... Titremesi geçmişti... Gözlerini dikti Kuzey Yıldızı'na... "Gelin Abla'm" dedi, "Gelinim, canım... Sen de bakar mısın yıldızlara?.. Sen de beni düşler misin?.. Sabah erkenden kalkıp hangimiz çayı demleyeceğiz?.. Geçende öyle bir çay kokusu getirdi ki rüzgar, sabah çayıydın, sabah yeliydin sen... Genzime, gönlüme, yüreğime dolan.., Sendin... Sen..."

"...Evet... Burası özel bir yer.., Özel bir anlam... "Asker Ocağı" burası... Kolay mı, zor mu?.. Asker; ocağının zoru - kolayı olmaz. Vatan borcudur. Kutsal görevdir... Erkek adam, askerde büyür...

...Biliyorsunuz... Aslında benim daha vaktim vardı... Öğrenciydim üstelik... Sınavlarım..,; Derslerim... Yine de uçup geldim işte...

...Yüreğim biliyor... Bir desen biliyorsun... Kor alevden koşup: kaçmaktı bu... Ve sığınmaktı Asker Ocağı'na... Bıçak kesiği yüreğe tuz basmaktı...

...Yine de bu yürekteki yara hep, ama hep kanar...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1299
favori
like
share