Mutluluk - İlyas Öztin

Bu sabah herzamankinden daha erken uyanmıştı. Hergün erken kalkardı fakat bu sabah biraz daha erkendi işte. Saat altıda açmıştı gözlerini. Kuş sesleri uyandırmıştı onu. Yataktan yavaşça kalkıp ağır adımlarla pencereye yaklaştı. Güneş ortalıkta görünmüyordu ama hava aydınlıktı. Güzel bir gün olacak diye geçirdi içinden. Sıcak ve kavurucu bir ağustos günü daha. Hava şimdiden ısınmaya başlamıştı. Bu mevsimde güneyde böyle olurdu genelde. Yatakta uyuyan karısına baktı. Uyuyan bir melek kadar güzeldi. Otuz yıl önce onu ilk gördüğünde hissettiği duygular sardı yaşlı bedenini. Bunca yıl geçmiş bedeni eskimişyüzündeki hayat çizgileri derinleşmişti. Fakat eskimeyen değişmeyen tek şey içindeki bu aynı heyecandı. Otuz yıl boyunca hiç yaşlanmayan ölmeyen sönmeyen bir ateş. Güneş kadar ölümsüz. Adının ne olduğu önemli değildi. Duygulanmıştı ağlamamak için sessizce odadan çıktı.
Bahçeye çıktığında kedileri sardı etrafını. Kaplarına mamalarını doldurdu. İştahla kıtırdatarak yiyorlardı. Bu sesi çok severdi. Kedilerin kırdıkları mamalarından çıkan sesi zevkle dinledi. Yapacak birşeyler bulmalıydı. Yetmişbeş yaşında bir ihtiyar güne bukadar erken başlarsa olucağı buydu. Yapacak birşeyler diye geçirdi aklından. Önünde uzun saatler vardı. Herzamanki gibi doğa koştu yardımına. Bahçe ve toprak. Hortumu takıp yeni diktiği fidanları ve çiçekleri sulayarak oyalandı biraz. Ardından budanması gereken güller ağaçlar vardı. Onlarla uğraştı biraz. Daha sonra dinlenmek için gölgeliğe oturdu. Kedileri sevdi biraz. Dişi olan hamileydi. Yakında doğuracaktı. Yavruları görecek kadar yaşamayı diledi tanrıdan. Haksızda sayılmazdı bu yaşlarda ölümü sürekli ensenizde hissederdiniz. Her an çıkabilirdi karşınıza. Markette sokağın köşesinde otobüste banyoda yemek yerkenuyurken her an... Gençliğinde kendini ölümsüz hissettiği günler geldi aklına. O güçlü korkusuz aşık serseri! Gözü kara bir şekilde dünyaya kafa tutan genç yazar. Harfkelime ve cümleler ordusu kumandanı. Şimdiyse hava biraz serinlediğinde hırkasını giymezse günlerce grip olup yatan bir ihtiyardı.
Sonunda saati 09.00 etmişti. Güneş sıcak yüzünü iyice göstermişti. Bahçenin ortasında bir masa kurmuştu. Üzerini güzelce kapatmıştı. Ne yağmur ne de güneş geçiriyordu. Sağlam bir gölgelik. Sabah kahvaltılarını öğle ve akşam yemeklerini burada yerlerdi eşiyle. Masasında oturuyor kedileri izliyordu. Erkek kedi dişiyi kovalıyordu. Bu sırada bahçedeki bir gölge dikatini çekti. Genç bir kız bahçede durmuş yeni diktiği fidanlara bakıyordu. Kalkarak yanına doğru yürüdü. ‘'Lanet olsun!'' diye geçirdi içinden sırtı ağrıyordu. Her sabah kalktığında bir yerleri mutlaka ağrıyordu. Bugünde sırtı çekmişti piyangoyu. Ağır adımlarla yakıcı güneşin altında yabancının yanına kadar geldi. Genç kız onu umursamadan yeni dikilen ve filizlenmeye başlamış olan fidanları inceliyordu. Orta boylu yirmili yaşlarında uzun siyah saçları beline kadar inen zayıf genç bir kızdı. Siyah bir elbise vardı üzerinde.
-‘'Merhaba dedi evsahibi ihtiyar. Yardımcı olabilir miyim?''
Yabancı misafir hiç oralı olmamıştı. Yere çöküp soluk tenli elini toprağa batırdı. Yeni sulanmış çamurlu toprağın içinde küçük bir çocuk gibi elini gezdirdi. Yabancı başını kaldırıp güneşin altında kısılan mavi gözleriyle evsahibine bakarak:
-‘'Toprak buraların değil. Dışardan mı getirdiniz?'' dedi. Evsahibi ihtiyar şaşırmıştı.
-‘'Bahçe işlerinden anlıyorsunuz sanırım?''
-‘'Biraz... İçinde hayat olan herşeyle ilgileniyorum.'' dedi ve ayağa kalkarak çamurlanmayan elini ihtiyara uzatarak.'' Sıdal ben yeni taşındık buraya. Birkaç sokak aşağıda oturuyoruz. Bahçeyi görünce dayanamadım girdim kusura bakmazsınız umarım.'' Dedi. Bahçesinin beğenilmesi ihtiyarın hoşuna gitmişti. Misafir kızın uzattığı eli sıkarak:
-‘'Vedat bende memnun oldum hoşgeldiniz kasabaya..'' dedi. Misafirini gölgeliğine davet etti. Birlikte bahçeyi inceleyerek muhabbet ederek yürüdüler. İhtiyar mahallede yalnız bir çocuğun arkadaş bulması gibi sevinçliydi. Sonunda bahçe işlerini konuşacağı birini bulmuştu sanki.
Gölgeliğin altında oturdular. Vedat sigara paketini çıkardı önce misafirine uzattı fakat reddetti. Kendisi bir tane çıkarıp yaktı.
-‘'Sağlınız için pek iyi değil.'' Dedi misafir.
-‘'Bu yaştan sonra ne önemi var ki? Günde birkaç sigara işte. Zaten ölüm ensemde işini kolaylaştırıyorum hergelenin.'' Dedi. Yabancının yüzü asılmıştı.
-‘'Hayatta size değer veren yakınlarınız yok mu? Eşiniz çocuklarınız? En azında onları düşünün.''
-‘'Olmaz mı. Tek korkum karımdan önce ölmek! Ona bu acıyı yaşatmak istemiyorum.''
-‘'Onu çok seviyorsunuz sanırım?''
-‘'Çok mu? Bu dünyadaki hiçbir ölçü birimi ona olan aşkımı değerlendiremez.'' İhtiyar bunu söyledikten sonra derin bir nefes çekmişti sigarasından.‘'Otuz yıl boyunca hergün onun yüzünü görme şansı verdiği için tanrıya şükrettim her sabah. Bana üç çocuk verdi. Kızlardan biri yurtdışında yaşıyor diğeri İstanbul'da. Oğlum ise çok uzaklarda. Cennette. Doğumda kaybettik.'' Ardından derin bir nefes daha aldı sigarasından...
-‘'Üzüldüm.'' Dedi misafir. Konuyu değiştirmek istedi. '' Eşinizle nasıl tanıştınız?''
İhtiyarın asık yüzü gülümsedi bir anda: -‘'Üniversitede. Aynı bölümdeydik. Onu gördüğüm an bir yıldırım düştü kalbime. Bütün tüylerime elektrik verilmişti sanki. Yüzüne her bakışımda nefesim kesiliyordu. Fakat kalbini kazanmak için çok uğraştım. Şuanki kadar güzeldi. Bütün fakülte onu konuşuyordu. Kızlar bile onun güzelliğini anlatırlardı birbirlerine.''
-‘'Şanslısınız dünyada çok az kişi aşık olduğu kişiyle evleniyor.'' Dedi misafir.
-‘'Kesinlikle hala akşamları eve dönerken onu göreceğim için heyecanlanıyorum ayaklarım otuz yıl öncesindeki gibi uyuşuyor. Sana yaşlı bir ihtiyarın tavsiyesi küçük hanım aşkı bulduğun an yakasına yapış ne olursa olsun bırakma. Senden güçlü olabilir seni yerlerde sürükleyebilir ama pes etme.Ben bunca yıl yaşadımömrümün son yıllarındayım ama geriye dönüp baktığımda hatırladıklarım sadece eşimle birlikte yaşadığım günler ve anılar. Ekonomik krizler politikaokullariş hayatı savaşlar cinayetler bu dünyanın bütün kiri ve çamuru aşkın yağmurlarında yıkanıyorgeriye sadece sevdiğin insan ile paylaştıkların kalıyor.''
-‘'Etkileyici...Bir yazar gibi konuştunuz.'' Dedi genç kız. Hoş bir yüzü vardı kızın. Fakat farklı bir şekilde soğuk ve çekiciydi. Bu ses tonuna yansıyordu. İhtiyar sigarasından son nefesi çekip söndürdü. İhtiyarın yüzündeki gülümseme daha da belirginleşmişti:
-‘'Yazardım. Artık yazacak bir şey kalmadı. Gazetelerde hergün okuyorum; mutluluk şurada hayır burada para seks uyuşturucu alkol herkes mutluluğu kendi penceresinden görüyor. Mutluluğu satmaya çalışıyorlar. Para karşılığında. İnsanlar çaresiz ve yalnızlar. Acısını kendilerinden çıkarıyorlar. Dünya bizi üzerinden atmadığı için şanslıyız. Yeterince içine ettik dünyanın. Birbirimizi öldürmeye devam ederken arada doğanın ve hayvanların da hakkından geliyoruz. Umarım canını sıkmıyorum genç hanım? Yaşlı bir ihtiyarın sıkıntıları işte konuşacak birini bulunca çenem düşüyor. Karım otuz yıl dinledi beni yeterince katlandı. Bende canını sıkmamak için artık pek konuşmuyorum.''
Genç kız saygıyla oturuyor ve dinliyordu. Duruşunda değişik bir hava vardı. Sanki olduğundan daha yaşlı bir kadındı. Aynı soğuk ses tonuyla :
-‘' Yoo..Aksine hoşuma gidiyor anlattıklarınız. Siz aşka inananlardansınız sanırım. Fakat bir çok evli insan bir süre sonra aşkın bittiğini söylüyor.''
-‘'Tamamen saçmalık! Çaresizlerin uydurması. Zavallılar kaybettikleri aşkların acısını unutmak için evleniyorlar. Bu acı tazeykende evlendikleri kişiye aşık olduklarını sanıyorlar. Ama zaman gerçeği önlerine atıyor. Tecavüze uğrayan bir bakire gibi. İşte gerçeği görmek onları sinirlendiriyor. Sonra aşk meşk yok gibi yalanlara inandırıyorlar kendilerini. Aşk bu dünyadaki bütün insanların yaşının toplamından daha fazladır yeryüzünde. Zamanında kıymetini bilmeyenler ve karşılık bulamayan insanlar için iyi bir avuntudur aşkı inkar etmek. Bencil kalbi kırıklar ordusunun uydurması işte! Ya sen küçük hanım sen ne düşünüyorsun aşk konusunda?''
-‘'Hiç yaşamadım. Fakat yaşayanları dinledim anlattıkları şeyler onu kutsal kılıyor.''
-‘'Henüz gençsin mutlaka sende bir gün karşılaşıcaksın. Her insan ölmeden önce bu şansı yakalar. Önemli olan farkında olmaktır. Bu arada birazdan eşim uyanır kahvaltıya kalırmısın bizimle. Onunla tanışmanı isterim.''
-‘'Çok isterdim fakat işime dönmeliyim. Artık vakti geldi. Eğer hazırsanız gidebiliriz?''
-‘'Gidebilir miyiz? Nereye? ‘' İhtiyar bu teklif karşısında şaşırmıştı. Fakat genç kızın sesi itaate zorluyordu. Genç kızın ağzından sanki başka birisi konuşuyordu artık.
-‘' Vedat benim kim olduğumu hala anlamadın mı? Zamanı geldi. Seni almaya geldim buraya.''
İhtiyar o an gerçekle yüzleşmişti. Dakikalardır saçmalıklarını anlattığı ukalalık tasladığı küçük kızın gerçekte kim olduğunu anlamıştı. Tarihin ve insanlığın en eski tanığıydı. Meşhur sayısız adı olan... Yani ölüm! Binlerce yıldır ne krallar ne kraliçeler ne kahramanlar tarihin bütün büyükleri sırayla onu tanımışlardı. Sonunda onun kapısınada dayanmıştı işte. Fakat ihtiyar huzurluydu. Korkmuyordu. Sadece biraz heyecanlanmıştı. Bu sesine yansıyordu:
-‘'Karımı son kez görme şansım var mı?'' dedi. Karşısındaki genç kız olumsuz bir şekilde başını salladı.
-‘'Malesef artık gitme vakti geldi.'' Dedi. Kalbi milyonlarca yıldır bozulmayan buzullar kadar soğuk ve sert olan ölümü yumuşatmak gibi bir şansı olmadığını iyi biliyordu ihtiyar. Kabullendi çaresizce. Ayağa kalkıp bahçe kapısına doğru yürümeye başladılar. Güllerin arasından geçiyorlardı. Kokularını son kez içine çekti. İşte yediveren üzerinde sarı meyveleriyle mis gibi kokuyordu. Diktiği fidanlar boynu bükük şekilde selamlıyorlardı onu. Kedilerde gelmişti bahçe kapısına kadar onlara baktı yavrularını göremiycekti. Demir kapıyı kapatırken evine ve bahçesine son kez bakıyordu. Kötü hissetmiyordu. Uzun ve sağlıklı bir hayatı olmuştu. O an mutluluğun ne olduğunu anladı. Ölümün yanında yürürken hissettiğiydi.
Karısıçocuklarıevikedileri bahçesiçiçeklerigölgelikkit aplarıyazdığı daktilosuölen arkadaşları... kısaca yetmişbeş yılın tüm anıları hepsi tek bir karede birleşmişti.Milyonlarca parçadan oluşan kozmik bir yapboz. Sonsuzlukta yanına alacağı ve sıkılmadan bakacağı tek bir resim olarak kalbindeydi hepsi.
‘'Mutluyum'' dedi. Ben mutlu ve ölü bir hergeleyim...
Ölüm ve ihtiyar uzaklaşırken bahçeye çıkan karısı gölgelikte oturan kocasına sesleniyordu.
-‘'Vedat! Vedat..! ‘'
İhtiyar artık karısını duyamıycak kadar uzaktaydı. Hareketsiz bir şekilde oturuyordu tahta iskemlesinde. Açık kalan gözleri masadaki paket sigarasına
ve çakmağına bakıyordu...

İlyas Öztin

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 270
favori
like
share