Sağlıklı bir nesil yetiştirmenin yolu, onlara örnek olacak ebevynlerin de sağlıklı bir yaşam sürmesinden geçiyor. Özellikle de “ailenin reisi” babalardan... Anadolu Sağlık Merkezi doktorları, Babalar Günü’ne özel olarak erkekleri en çok ilgilendiren sağlık sorunlarını anlattılar...

Gizlice İlerleyen Hastalık: Hipertansiyon

Dünyada yaklaşık bir milyar kişiyi etkileyen bir hastalık olan hipertansiyon, hedef organlar denilen kalp, böbrek ve beyinde hasar oluşturmadan uzun yıllar sinsice seyreden bir hastalıktır.
Hipertansiyon hastalarının yaklaşık %30’u hastalıklarının farkında değildir. Nüfus yaşlandıkça hipertansiyon görülme sıklığı da artar. İskemik kalp hastaları, kalp yetmezliği olan hastalar, obezite ve metabolik sendromlu hastalar, şeker, kronik böbrek ve beyin damarı hastaları hipertansiyon için yüksek risk grubunu oluşturur. Bu hastalar, tansiyonları uygun şekilde kontrol edilmediği takdirde daha yüksek hastalık ve ölüm oranlarına sahiptirler. Hipertansiyon, nedeni bilinmeyen ancak genetik ve çevresel faktörlerin de etkilediği multifaktöryel bir hastalıktır.
Birçok hastada hipertansiyon, bir şikayete yol açmamakla beraber yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, baygınlık hissi, bacaklarda şişlik, sık idrara çıkma ve gece idrara çıkma şikayetlerine neden olabilir.
Günümüzde hipertansiyon tedavisi mümkün bir hastalıktır, ilaç kullanımı ve diğer önlemler ömür boyu devam etmelidir. Ancak bu sayede normale yakın bir yaşam sürmek mümkün olabilir. İlaçların görülen yan etkileri ise ilaç değiştirmekle giderilebilir.

Hipertansiyonu olan bir kişinin dikkat etmesi gerekenler:
• Kan basıncını düzenli olarak ölçtürmeli.
• Düzenli olarak tansiyon ilaçları almalı.
• Sigara içiyorsa bırakmalı.
• Diyet ve ilaçlarına dikkat ederek tansiyonu 130/80 düzeyinde tutmalı.
• İdrarda proteinürisini kontrol ettirmeli.
• Hekimi ve diyetisyeni ile optimal kan basıncı kontrolü için iletişimde olmalı.

Hipertansiyonda yapılacak testler:
Tanısında rutin yapılan testler 9-12 saat açlığı izleyerek yapılan kan yağları (total kolestrol, LDL ve HDL kolestrol, trigliserid), açlık kan şekeri, böbrek fonksiyon testleri (üre veya BUN, kreatinin, sodyum, potasyum), EKG, idrar tahlili ve tam kan sayımı.


Prostat Hastalıklarında Takip Önemli!

Prostat, erkeklerde bulunan ve salgıları ile dölleyebilme yetisini kazandıran bir bez olarak tanımlanıyor. Erişkin erkeklerin, özellikle 60’ lı yaşlardan sonra yaklaşık %70’ inde “Benign Prostat Hiperplazisi” (BPH) yani “iyi huylu prostat büyümesi” görülüyor.
Uzun dönem izlem çalışmalarından elde edilen bilgiler ışığında BPH’nin birçok erkekte ilerleyici bir süreç olduğu ortaya konuluyor. Artan yaşla birlikte prostat hacmi de artmakta ve tıkanıklık şiddetinde artış ile birlikte idrar akım hızında azalma, hastanın klinik yakınmalarında artış, ani idrar tıkanması (AİT) ve cerrahi girişim gerekliliği ortaya çıkabiliyor.
Alt üriner sistem semptomları (AÜSS), özellikle de depolama/dolum semptomları, hastayı ciddi oranda rahatsız ediyor ve günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini etkiliyor. AÜSS olan hastalarda, tedavi edilmediği takdirde yıllık AİT gelişme olasılığı %1-1.5 olarak gözleniyor.
Yakınmaları olan kişilerin üroloji uzmanına başvurarak tedavi alması yaşam kalitesini belirgin derecede artırıyor ve sıkıntılarının çözümünü sağlıyor. Bu yakınmaları olmasa da erkeklerin 45 yaşından itibaren yılda bir kez üroloji uzmanına başvurması ve özellikle de prostat kanseri yönünden muayene ve kan tetkiklerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Prostat kanseri, günümüzde erkek toplumunu etkileyen önemli sağlık problemlerinden biri. Bu hastalık erkeklerde görülen ve kansere bağlı ölümlerin yaklaşık %9’unu oluşturuyor.
Bu konuda sevindirici olan ise prostat kanserinin tanısı erken dönemde konulabildiği takdirde, hastalığın tamamen tedavisinin mümkün olabilmesidir. Maalesef birçok hastada prostat kanseri genellikle ileri bir dönemde saptanıyor. Erken dönem prostat kanseri hiçbir belirti vermiyor ve tanısı ancak rutin kontroller sırasında yapılan tetkiklerle konulabiliyor. Ancak insanların birçoğu herhangi bir yakınması olmadığı için kontrol amacıyla doktora başvurmuyor. Oysa günümüzde parmakla rektal muayene ve serum prostat spesifik antijeni PSA’nın birlikte kullanımı ile birçok kişide prostat kanseri erken dönemde saptanabiliyor.
Prostat kanseri erken yaşlarda da görülebiliyor ancak ilerleyen yaş ile paralel olarak kanser riski de artıyor. Ayrıca kişinin babası veya erkek kardeşi gibi birinci dereceden akrabalarında prostat kanserinin varlığı o kişide kanser görülme riskini artırıyor. Bunların yanı sıra bazı çalışmalar, yağ bakımından zengin beslenmenin de prostat kanseri riskini artırdığını gösteriyor. Bu nedenle tüm erkeklerin en geç 45 yaşından itibaren mutlaka prostat açısından takiplerini yaptırıyor olmaları büyük önem taşıyor.

İyi huylu prostat büyümesinde tedavi yöntemleri
• TURP (Prostat dokusunun tıraşlanarak çıkarılması)
• İntraprostatik stentler
• TUNA (Transüretral iğne ablasyonu)
• TUMT (Transüretral mikrodalga ısı tedavisi)
• Lazerler
• TUVP (Transüretral prostatik dokunun buharlaştırılması)
• TUIP (Transüretral prostat insizyonu)
• Prostatik enjeksiyon tedavileri
• HIFU (Yüksek yoğunlukta odaklanmış ultrasonografi)
Erken dönemde tanı konulan ve uygun tedavi yapılan prostat kanserli
hastalarda yaşam süresi, kanser olmayan hastalardan farksızdır.


Prostat kanseri tedavi yöntemleri
• Cerrahi tedavi
• Radyoterapi (Işın tedavisi)
• Brakiterapi
• CyberKnife*


CyberKnife* ile güvenli tedavi

Yakın coğrafyada sadece ASM’de uygulanan CyberKnife*, radyoterapi yöntemleri içerisinde en gelişmiş olanı. Beyin, omurilik ve pankreas tümörlerinde kullanılan CyberKnife*, prostat kanserlerinde de, kendinden önceki radyoterapi yöntemlerine göre tümörün temizlenmesinde başarıyı artırıyor ve hastanın yaşam kalitesini yükseltiyor.
Radyoterapi’de yaklaşık 2 ay süren tedavi, CyberKnife*’ın kullanımında 4-5 günde tamamlanıyor. Bundan daha önemli olan bir başka avantaj CyberKnife*’la ulaşılan radyoterapi dozlarının hem IMRT hem de konformal radyoterapiden daha fazla olması. CyberKnife*’ta yan etkiler çok az olduğu için dozu artırılabiliyor. Prostat kanseri, radyasyon dozu ile orantılı şekilde cevap veren bir kanser türü. Ne kadar yüksek dozlara çıkarsanız, radyoterapinin başarılı olma şansı da o kadar yüksek.

Yaşlanan Erkek ve Cinsellik

Yaşlılık, yaşam tarzına, beslenme alışkanlıklarına, genetik faktörlere ve daha bir çok etkene bağlı olarak meydana gelen sosyal, fiziksel, bilişsel ve psikolojik fonksiyonlarda ilerleyici bozulma halidir. Sıklıkla kabul gören yaşlılık sınır yaşı 65 yaş ve üstüdür. 65 yaş üstü toplumda, tüm teknolojik ve bilimsel gelişmelere rağmen yaklaşık %25 oranında çeşitli sağlık problemleri ortaya çıkmaktadır. Cinsel fonksiyonlardaki azalma da yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak veya yaşlılık döneminde ortaya çıkan hastalıklara ve/veya bu hastalıkların tedavilerine bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir.
Yaşlanmayla birlikte cinsel ilgide dereceli bir azalma izlenir ancak bu ilginin tamamen kaybolmadığı ve pek çok yaşlı erkekte hafif-orta derecede cinsel ilginin devam ettiği görülür. Buna rağmen cinsel ilişki sıklığı yaşla birlikte belirgin derecede azalma gösterir. Buna ek olarak da 65 yaş üstü erkeklerde yaklaşık dörtte bir oranında sertleşme problemleri görülür. Kültürel, etnik, sosyo ekonomik ve benzeri faktörler de yaşlanan erkekte cinsel istek ve davranışları etkileyebilir. Ayrıca kişinin vücut şeklindeki ve kendisini algılamasındaki değişimler de cinsel yaşamı etkiler. Cinsel performans ile ilgili endişeler ve cinsel becerideki azalmanın yanında huzursuzluk, kızgınlık, içe kapanma, boşanma, eşin ölümü, sağlık problemleri ve diğer birçok nedenler de sertleşme güçlüğüne yol açabilir.
Yaşlanmaya bağlı olarak erkeklik hormonu olarak da tarif edilen testosteronun kandaki seviyesinin azalmasına erkek menopozu ve daha sıklıkla andropoz adı verilmiştir. Cinsel fonksiyonlardaki azalma erkeklerde kademeli, yavaş, ilerleyici ve kısmi olarak oluşur. Bu durum erkekler arası farklılıklar da gösterir ve kadınların aksine bu dönemde erkeklerde dölleyebilme yeteneği azalmış da olsa devam edebilir.


Andropoz belirtileri nelerdir?

Andropozda, psikolojik olarak, zihinsel yorgunluk, huzursuzluk, sinirlilik, dikkati toplamada güçlük, genel iyilik halinde bozulma, depresif ruh hali gözlenebilir. Fiziksel olarak ise genel kırgınlık, güçsüzlük, adale hacminde ve gücünde azalma, memelerde büyüme, kıllanmada azalma, karın bölgesinde yağlanma artışı görülür. Ayrıca kişide aşırı terleme, ateş basması hissi, uyku düzeninde bozulma ve uykusuzluk hali, çarpıntı hissi olabilir. Andropozda ayrıca cinsel yönden istekte azalma, sertleşebilme yetisinde azalma, ikinci sertleşme için gerekli olan zamanın uzaması, meni atım gücünde azalma ve meni miktarında azalma da gözlenir.
Yaşlanan erkekteki sertleşme probleminin tedavisi
Sertleşme problemi olan kişilerde tedavi olarak ağızdan ilaç uygulaması, vakum cihazı kullanımı, seks terapisi, penise iğne yapılarak ilaç uygulanması, damar cerrahileri ve mutluluk çubuğu olarak da bilinen penil protezlerin takılması gibi seçenekler uygulanabilir. Tek başına yaşlanma ile ortaya çıkan sertleşme problemlerinde temel neden erkeklik hormonlarının azlığı olduğundan öncelikle “eksik olanı yerine koyma” tedavisi uygulanmaktadır. Bu amaçla değişik yollarla kullanılabilen çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu grup ilaçların kullanımında yağ metabolizması bozukluğu olanlarda, karaciğer veya kalp işlevlerinde bozukluğu olanlarda ve prostat kanseri riski taşıyanlarda çok dikkat edilmelidir. Bu grup ilaçların prostat kanseri gelişimine neden olmadığı, ancak mevcut kanser varlığında kanserin hızlı gelişimine neden olduğu şüphesi vardır.
Bunun haricinde günümüzde sertleşme problemi olan kişilerde istenmeyen etkileri düşük, oldukça etkili başka ilaçlar da bulunmaktadır.

Horlama, Ciddi Bir Problem Olabilir!

Erkeklerin en önemli sorunlarından birisi de horlamadır. Normal erişkinlerin %45'i bazen, %25'i ise sürekli horlar. Gürültülü horlama ağız ve burnun arkasındaki serbest hava yolunda bir tıkanıklık olduğunda ortaya çıkar. Bu bölge dil, yumuşak damak veya küçük dilin birleştiği, hava yolunun en kolay daraldığı bölümdür. Horlama, solunum esnasında bu yapıların birbirine çarpıp titreşimi ile meydana gelir. Sorunlu horlama erkeklerde ve kilolu kişilerde daha sık görülür ve genellikle yaş ilerledikçe artar. Horlama uyku düzenini bozar ve horlayanın uykuda dinlenememesine neden olur. Horlama şiddetli olduğunda obstrüktif (tıkayıcı) uyku apnesi gibi ciddi, uzun süreli sağlık problemlerine yol açabilir. Uyku apnesi, nefes almak için solunum yolunu açık tutan kaslardaki gerginliğin azaldığı uyku evresinde ortaya çıkar. Bu sebeple derin uykuya geçilmesine engel olur ve hastada sık sık, kandaki oksijen seviyesi düştüğünden, uyanmalara yol açar. Bu durumda horlayan kişi iyi dinlenemez, gün boyunca uykulu olur. Uyku apnesi tedavi edilmediği takdirde yüksek tansiyon, kalp ve solunum sistemi hastalıkları, sinirlilik ve kronik uyku eksikliğine yol açar.


Horlamanın sebepleri nelerdir?

• Üst solunum yollarındaki zayıflık: Kaslar, uykuya neden olan ilaç ya da alkol ile fazla gevşediğinde, dil arkaya hava yoluna düşer veya boğaz kasları her iki taraftan hava yolunu kapatır. Bu durum derin uyku esnasında da olabilir.
• Boğaz dokularının normalden fazla şiş olması: Büyük bademcik ya da geniz eti olan çocuklar sıklıkla horlar. Kilolu kişilerde de kalın boyun problem yaratır.
• Uzun ve gevşek yumuşak damak ya da küçük dil: Uzun ve gevşek bir yumuşak damak, burundan boğaza geçişi daraltır. Solunum esnasında da aşağı sarkıp, horlamaya yol açar. Uzun bir küçük dil durumu daha da kötüleştirir.
• Burun tıkanıklığı: Burunda tıkanıklık olduğunda hava geçişi için daha fazla efor gerekir. Bu, boğazda vakum etkisi yaratır ve boğazdaki gevşek dokuların birbirine çarpmasına yol açar. Sonuç olarak da horlamaya neden olur. Dolayısıyla horlama sıklıkla alerjik nezle mevsiminde veya nezle ya da sinüs enfeksiyonu sırasında olur.

Hafif horlayanlar neler yapabilir?

• Sağlıklı ve sporla iç içe bir hayat tarzı geliştirin.
• Yatmadan önce uyku hapı, sakinleştirici ilaçlar ve uyku veren antihistaminiklerden kaçının.
• Uyumadan en az 4 saat önce alkol almayın, 3 saat önce de ağır yemek ve abur cubur yemeyin.
• Yatış ve kalkış saatlerinizin düzenli olmasına dikkat edin.
• Sırtüstü yerine yan yatın.
• Yüksek yastıkta uyuyun.


Sağlıklı Yaşamın Vazgeçilmezi Spor...

Sporun sağlıklı yaşam için gerekliliği artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Ancak bazı hastalıkların tedavisi için de egzersize gereksinim duyulur.
Genç ve orta yaşlı, daha önce spor yapmamış kişiler egzersize düşük tekrar, süre ve şiddet ile başlayıp yavaş yavaş artırmalıdırlar. Yapılan spora, zemin ve hava koşullarına uygun ayakkabı ve kıyafet seçimi sakatlık riskini azaltacaktır.
Çalışan erkeklerin basketbol, futbol, voleybol gibi takım sporlarını hem bir sosyal aktivite hem de spor amaçlı tercih ettiklerini biliyoruz. Ancak düzensiz yapılan bu tip spor aktivitelerinde sakatlık riski fazladır. Bu tip takım sporlarının öncesinde ve sonrasında ısınma ve soğuma egzersizlerinin yapılması, ayrıca uygun zemin seçimi sakatlık riskini azaltır. Futbol için toprak veya çim gibi doğal zeminler, basketbol ve voleybol için ise parke zeminler önerilir. Karşılaşmaların yapıldığı ortamda sakatlıklara erken müdahale için buz veya soğutucu sprey bulundurulması ve kaza anında uygulanması sağlık merkezine gidene kadar yapılacak en basit ve etkili uygulamadır.
Tenis ve golf gibi sporların tercih edilmesi, solunum, dolaşım ve kas iskelet sistemlerini olumlu etkilemesinin yanı sıra sosyal ilişkileri de geliştirir. Açık havada yapılan sportif aktivitelerin ağrı eşiğini yükselttiği ve stres kontrolünde olumlu etkileri olduğu da bilinmektedir. Antrenmansız ve doğru teknik kullanılmadan yapılan sporlarda kas iskelet sistemi sakatlıklarına sıklıkla rastlanır.
Kalp hastalıkları, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, epilepsi, depresyon, bel, boyun ağrıları, osteoporoz gibi hastalıkların tedavisinde spor ve egzersiz, tedavinin bir parçasıdır. Spor, kan basıncı ve şekerinin düzenlenmesi, kan yağları ve kolesterol seviyesinin düzenlenmesi, kemik tendon ve kas dayanıklılığının artmasında rol oynar. Dokulara oksijen ulaşmasını ve dokuların oksijen kullanımını düzenleyerek, oksijen kullanım kapasitesini maksimuma çıkartır.
Kronik hastalığı olan kişilerde egzersiz programlanırken kişinin yaşı, fonksiyonel durumu, kardiyovasküler, respiratuvar fonksiyonu, nörolojik kontrol ve kapasitesi göz önünde bulundurulmalıdır. Birden çok kronik rahatsızlığı olan kişilerde ise egzersiz programı uzmanlar tarafından oluşturulmalıdır. Gerekli durumlarda egzersiz programına başlamadan önce kardiyopulmoner egzersiz testi adı verilen kapsamlı test ile akciğerler, kalp, damar, kas ve metabolik sistemin efora yanıtı ölçülerek, kişiye özel bir egzersiz reçetesi çıkarılabilir. Bu yolla egzersizin olası yan etkileri tamamen önlenebilir.
Yürüyüş, yüzme, bisiklet ve aerobik sıklıkla önerilen aktivitelerdir. Verilen egzersizler kuvvet, dayanıklılık, esneklik ve mobilite, gevşeme ve koordinasyonu geliştirmeye yönelik olmalıdır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 496
favori
like
share