İnsanlığın ilk kurumu ailedir. Aile toplumun çekirdeğini oluşturur. Cemiyetin en küçük birimi ve en temel ünitesi sayılan aile, anne, baba ve çocuklardan oluşur. Anne-babalar, çocuklarının maddî ihtiyaçlarını karşılamak ve onları manevî yönden terbiye etmekle görevlidirler. Çocukları, zihinsel ve bedensel yönden eğitirken, duygu ve düşüncelerini de eğitmek, çocuğun maddî gelişimini düşünürken, manevî hayatını da inşa etmek anne-babanın aslî vazifesidir.

İslâm dininin prensiplerini ve ahlakî kurallarını, bizzat uygulayıp yaşayarak, çocuklara öğretecek kişiler öncelikle anne - babalardır. Aile kurumunun, Allah tarafından tayin edilen maaşsız ve ücretsiz öğretmenleri olan anne - babanın vazifelerini, Kur’ân ve hadislerde ana hatlarıyla görmekteyiz. Bu vazifelerin en başta geleni hiç şüphesiz namazdır. Anne-babanın bu konudaki sorumluluğunu Kur’ân şöyle anlatır: “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et...” (Ta-Ha/132). Bu ayette Allah Teâlâ Hz. Peygamber’den, ailesine namazı emretmesini, birlikte ona sarılmalarını, sabır ve azimle ona devam etmelerini istiyor. Ayetteki hitap, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şahsınadır. Bu hitabın içine genel olarak onun bütün ümmeti, hususî olarak da ehl-i beyti (Hz. Peygamber’in aile efradı) girmektedir.

Bu ayetin hükmü gereği Peygamberimiz, sabah namazına kalktığında Mescid-i Nebevî’ye gitmeden önce Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin evlerine uğrar, kapılarının önünde durur, “Ey Ehl-i Beyt! Namaza kalkınız” buyurur ve “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” (Ahzab/33) mealindeki ayeti okurdu.

Peygamberimiz (s.a.v.), bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınız yedi yaşına ulaşınca, onlara namazı emrediniz...” (Ebû Davud, Salât, 26). Bugün dünyada zorunlu eğitim ve öğretime 6–7 yaşlarında başlanmaktadır. 15 asır önce Peygamberimizin eğitim yaşını 7 olarak belirtmesi, önemli bir tespit ve beyandır. Bu ifadeden, “Çocukları bu yaştan itibaren namaza alıştırın” hükmü çıkmaktadır. “Emir” kelimesinin kullanılmasında da bir hikmet söz konusudur. Bu şöyle de yorumlanabilir: “Siz ey mü’min anne-babalar! Namaz konusunda öyle titiz, öyle sıkı, öyle bilinçli davranınız ki, sanki yetişkin bir insana emir veriyormuşçasına, çocuğunuza namazı emrediniz, tavsiye ediniz, kıldırmaya, sevdirmeye çalışınız. Hatta bir âmirin memuruna verdiği bir emrin yapılıp yapılmadığını kontrol etmesi gibi, siz de çocuğunuzun namaz kılıp kılmadığını kontrol ediniz. Yapmazlarsa gerekli önlemi alınız, kılıncaya kadar çaba sarf ediniz.”

Atalarımızın “Ağaç yaş iken eğilir” sözü, bir bakıma bu mübarek hadisin bir izahıdır. Çocuklar, küçükken eğitilip öğretilmediği, eğilip bükülmediği ve bir şeyin uygulamasına alıştırılmadığı takdirde, büyüdükleri zaman onları istikamete sokmak oldukça zordur.



Cenâb-ı Hak, “Ey inananlar, kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun!” (Tahrim/6) buyurmaktadır. İşte, cehennem ateşine karşı en büyük kalkan, namaz ibadetidir. Anne-babası nın gayretiyle namazı seven ve namazla bütünleşen çocuk, ergenlik çağından itibaren yerine getirmekle yükümlü olduğu ilâhî emirleri severek yapar, yasaklardan ve kötülüklerden de aynı şekilde kaçınır. Böylece ilâhî azaptan kurtulur.

Allah’ın emirlerini yapan ve yasaklarından uzak duran bir aile içinde yaşamak, insan için mutluluk kaynağıdır. Bu saadet de ancak, namaz ibadetinin evde hâkim olması ile sağlanır.

Kaynak: Dr. Kerim Buladı
(İahiyatçı - Yazar)

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 434
favori
like
share