öss - öss sınav stresi - öss sınavına gireceklere öneriler
Her yıl yaşanan ve kimi zaman mutlu sonla biten, kimi zaman da hayallerin bir yıl sonraya ertelenmesiyle son bulan üniversiteye giriş sınavları pek çok genç arkadaşın hem tek umududur, hem de korkulu rüyasıdır.

Tek umududur; çünkü, ülkemiz koşullarında üniversite, akademik kariyer yapmaktan çok bir meslek sahibi olmanın en geçerli kapısı durumundadır ve insanların yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayacak işi bulmaları bir üniversiteyi bitirmeleri ile mümkün olmaktadır korkulu rüyasıdır; çünkü bir üniversiteye girebilmek için yalnızca zorlu bir sürecini atlatmak yetmemektedir. Bunun yanı sıra kaygı, korku ve stres dolu bir süreci de yarasız beresiz atlatmak gerekmektedir. Görüleceği üzere, bu haliyle de, üniversite sınavları bir grup gencin bir hazırlık sürecinden sonra girdikleri bir sınavdan daha fazlasını ifade etmektedir. Bu yalnızca bizim toplumumuza özgü bir durum mudur, değil midir, bunları bir kenara bırakacak olursak (zira bu bambaşka bir konudur ve başlı başına ele alınmalıdır) mevcut durumun bir analizini yapmak, genç arkadaşlara bir kez daha üniversite sınavının ne olduğunu hatırlatmak ve nacizane birkaç tavsiyede bulunmak, bu zorlu yolculukta onlara moral kaynağı olacaktır, diye düşünmekteyiz. Kuşkusuz burada söyleyeceklerimizin asıl muhatabı genç arkadaşlar olmakla birlikte, anne babaların da çok önemli olduğunu düşündüğümüz mesajları alacakları kanısındayız. Zira yukarda bahsettiğimiz “kaygı, korku ve stres dolu” sürecin en önemli aktörleri olarak, kendilerine düşen görevleri yerine getirmeleri çocuklarının yaşamda daha başarılı olmalarını sağlayacaktır.

Bu noktada asıl konumuza keskin bir dönüş yapalım ve çok bilindik olmasına karşın, üniversite sınavının anlamı, gençlerin yaşadıkları sorunların kaynakları üzerine bilindik görüşlerimizi tekrar edelim. Yeni bir şeyler söyleneceği umuduyla yazıyı okumaya başlayıp, tam da bu noktada umutsuzluğa kapılmaya eğilimli arkadaşlara hemen peşin peşin şunu söyleyelim ki, bizim buradaki amacımız, bugüne kadar kimsenin söylemediklerini söyleyip gözlerinizin önünde yeni ufuklar açılmasını sağlamak değildir. Zira bunu gerçekleştirebilecek olanlar yine sizlersiniz. Biz sadece, herkesin bildiğini sandığı ama çoğunlukla unuttuğu kimi gerçekleri yeniden hatırlatmak amacındayız.

İşe öncelikle kafalarda (Gençlerin kafasında) şaşmaz bir kesinliğe sahip olduğunu düşündüğümüz ama bir o kadar da yanlışlığından kuşku duymadığımız, bazı kalıp yargıları sorgulayarak başlayalım. Daha sonra da, aynı işlemi, anne ve babaların kafasındaki kalıp yargılar için uygulayalım. Bakalım ortaya nasıl bir tablo çıkacak? Bir sınavın algılama biçimimizdeki karmaşıklık yüzünden nasıl bir kabusa dönüştüğünü hep birlikte görelim.

Üniversiteye giriş sınavları kuşkusuz önemi kuşku götürmeyen bir sınavdır ve sınava hazırlanan bir gencin bu sınavı önemsemesi gerekir. Bu, motivasyon için gereklidir. Kişinin sınava güdülenebilmesi için içsel bir güce ihtiyacı vardır ve bu güç de tastamam budur. Gelgelelim sınavı önemsemekle, sınavı ölüm kalım mücadelesine çevirmek arasında da ince bir çizgi bulunmaktadır. Kişi, sınavı öneminden kaynaklı bir güçle güdülenip daha da sıkı çalışacağı ya da yeri geldiğinde rahatlayacağı yerde, zaman zaman bunalıma girebilmekte, yaşamla tüm bağlarını koparabilmektedir. Kuşkusuz bu sağlıklı bir süreç değildir ve sınava hazırlanan arkadaşlardan çok anne ve babaların dikkat etmesi gereken bir durumdur. Zira yaşam sınavdan sonra da devam etmektedir ve kişinin daha sonraki süreçlerde de başarılı olabilmesi için hem beden hem de ruh sağlığını koruması gerekmektedir. Oysa görülmektedir ki, sınav hazırlananlar yaşamlarının üniversite sınavlarına hazırlık kısmı haricindeki bütün süreçlerini göz ardı etmekte, adeta sınav tarihinin olduğu güne kadar yaşamlarına son noktayı koymaktadırlar. Bu anlayış, kanımızca son derece psikopatolojik bir durumdur ve kaygı ve stres sürecinin tetikleyicisi durumundadır. Bu süreci yaşayan pek çok gençte uykusuzluk, aşırı sinirlik hali, alınganlık, ağlama nöbetleri, iştahsızlık, içe kapanıklık, baş ve mide ağrıları gibi semptomlar görülmektedir. Hatta kimi durumlarda, sınav tarihi yaklaştıkça bu semptomlar şiddetini arttırmakta, pek çok genç daha sınav tarihi gelmeden yarıştan kopmaktadır. Peki buna değer mi? Yukarda sıralanan semptomlar, bu sınav için ödenmeye değecek ve üzerinde durulmasına gerek dahi olmayan basit bedeller midir? Bu bedeller ödenmeden de bu sınav kazanılamaz mı?

Yukarda da değinildiği gibi algılama biçimimizdeki karmaşıklık (öğrenci, öğretmen, aile ve yakın çevre) bu sınavı olduğu şey olmaktan uzaklaştırıp bambaşka bir süreç haline getirmektedir. Bu algılama biçiminin içeriğini oluşturan kalıp yargıları sırayla ele almakta yarar bulunmaktadır.

Sınava hazırlanan gençlerin sahip olduğu bazı kalıp yargılar şunlardır:

*Üniversite sınavını kazanamazsam ailemin yüzüne bakamam.

*Üniversite sınavını kazanamazsam hayatım mahvolur.

*Üniversite sınavını kazanamazsam herkes benim başarısız bir insan olduğumu düşünür.

*Üniversite sınavını kazanamazsam herkese rezil olurum.

Yukarda sıralananlar bu kalıp yargılardan sadece bazılarıdır ve bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Ancak biz en çarpıcı olanlarını seçmeyi tercih ettik. Bizim burada, istediğimiz şey, genç arkadaşların, yukarda sıralanan bu kalıp yargıları kaç tanesini düşündüklerini ve kaç tanesine inandıklarını kendi kendilerine düşünmeleridir. Şayet bunlardan bir tanesini dahi düşünüyor ve inanıyorsanız, üniversite sınavını kazanma yolunda bir adım geridesiniz demektir. Ne kadar çok soru çözerseniz çözün, konulara ne kadar hakim olursanız olun, psikolojik olarak bu sınava hazır değilsiniz demektir. Öncelikli olarak yapmanız gereken, kendi yaşam gerçeklerinizin farkına varmak, kendinizle, potansiyelinizle, beklentileriniz ve hayallerinizle yüzleşmek, hayattan ne istediğinizi, ne beklediğinizi sorgulamak ve sınava bu bilinçle hazırlanmaktır. Eğer hayattan ne beklediğinizi bilmezseniz, 3000 soru çözmek de kurtarmayacaktır sizi, 10.000 soru çözmek de…

Anne ve babaların bu süreçteki rollerine gelinecek olunursa, belki de en zor görevin onlara düştüğünü söylemek hiç de abartılı olmayacaktır. Bu süreçte çocuklarına sonuna kadar yardımcı olmalı, onları kayıtsız ve şartsız desteklemeli, kaygılarını azaltıcı bir işlev üstlenmelidirler. Anne ve babalar unutmamalıdırlar ki, çocuklarının başarısı onların desteği ile doğru orantılıdır. Anne ve babaların olumsuz tutumlarının, üniversite sınavına hazırlanan gençler üzerinde son derece yıpratıcı ve tahrip edici etkilerinin olduğu artık herkes tarafından bilinmektedir ve bizim burada bunları tekrar etmemiz bilinenlerin yinelenmesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Ancak her şeye rağmen, uyarıcı rolümüze sadık kalarak, anne ve babaları bu olumsuz tutumlardan kaçınmaları konusunda dostça uyararak ve çocuklarının geleceğinde olumlu bir rol üstlenmeye davet ediyoruz…

Kerem ÖZBİLGİÇ

Psikolojik Danışman

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 711
favori
like
share