Bebeğim, yenilgiler kaç kez yaşanırdı ve sen he zamankinden daha çok yoktun yanımda.
Sensizliğin hiçbir türlüsüne alışamadım. Hayat bir yerlerde tıkanıp kaldığında, yüreğim susar, soluklarım tükenir ve ertelediğim onca şeyle mücadele eder bulurum kendimi çoğu kez.
Her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaştığımı hissederim. Zor olan sessizliğin içinde sensiz kalmak! Seninle kurduğum bütün hayallerim yaşamımın dar koridorlarında sensizliğe doğru ilerliyor durmadan. Hâlbuki küçükken bana anlatılan bütün masallar hep mutlu biterdi. Yıllar geçtikçe yüreğim kırık cam parçaları dolu ve aldığım her nefes canımı yaktığında anlıyorum ki masallar aslında sadece gözyaşıyla bitiyormuş.

Tam göğsünüzün ortasında bir yer acıyor. Malum dört duvarlar sizi içine sığdıramayacak kadar dar geldiğinde siz sokağa fırlayacaksınız ama sokaklarda dar gelecek. Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi…

Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü. Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz.
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan ama siz hiç birini duymayacaksınız. Gözyaşlarınızdan etrafınızı göremeyecek hale geleceksiniz. Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra da kollarında ölmek isteyecek kadar da çok seveceksiniz…

Seni düşünmek, sensizlikten çok daha ağır geliyor. Düşlerin en güzeli NERDESİN? Hangi çay bahçesinin, hangi bilinmez sandalyesinde oturup, hangi masalını yaşıyorsun?
Ellerin yıllar öncesindeki gibi hala sıcak ve merhametli mi? O eller kimlere dokunur düşünmek bile içimi sızlatıyor inan. Ben… Ben, bilmesen de hissedebilmeni isterdim. Sensizliği taşımak çok sancılı ama dayanacağım her zamanki gibi. Ama unutma ki ben seni kendimden çok SEVİYORUM…
Sahi mutluluk zamanı unutmaktı bizce, ya şimdi zamanı unutacak kadar mutlu olabildin mi?
Bunca bilinmezliklerin içinde, yolum bazen bir umuda doğru uzar gider. Ya da umutsuzluğun ta kendisine.
Bazen sonsuzluğa doğru. Ya da her yol aslında sanıldığından çok daha kısadır. Bazen ayrılığa çıkar, bazen de birleştirir. Bazen sonsuz hazlara taşır insanı. Bazen de en berbat duyguların yaşandığı yerlere alır götürür.

Hep ondan bahsetmek istersiniz. Ölüme çare bulundu veya yarın kıyamet kopacak deseler, başınızı kaldırıp ne dedin diye sormasınız bile.
Yalnız kalmak isteyeceksiniz, hem de kalabalıkların arasında kaybolmak. İkisi de yetmez, geçmişi düşüneceksiniz. Neredeyse dakika dakika ama kötüleri hep atlayacaksınız. Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek, gittiğiniz yerlere gitmek isteyeceksiniz, bu size hiç iyi gelmeyecek, ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese kaçacaksınız. Aslında kurtulmak istediğiniz halde o acıyı yaşamak için direneceksiniz…

Yol bazen hayatınızı alt üst edebilir bir anda. Bazen de bir ışık yakar önünüzde, en umutsuz olduğumuz anlarda bile.
Bazen hayata doğru çıkarır bizi. Bazen de hayatımızı almak için uzanmıştır önümüzde. Bazen emin adımlarla yürüyüp gidersiniz de, bazen bükülür bacaklarınız, sürüye sürüye taşımaya çalışırsınız. Bazen gençliğimize götürür, bazen de yıllar sonrasında bulursunuz kendinizi ne olup bittiğini anlamadan. Bir çeşit dejavu yaşadığını fark etmezsiniz bile.
Eylül’le beraber, yitirilmiş bütün benliğim güz yaprakları coşkusu mu desem yoksa aksine hüzünlü bir hazan mı anlayamam? Ben sevmişimdir güz’leri, aslında. Ruhum sinerjik bir anlayışa bürünür her hazan zamanında…

Sensizken saatimi hep bir saat geriye aldım, nefessiz kalan ruhum, her saat başı bir saat daha fazla acı çeksin diye.
Ben kendimi acıtmaktan, sana kanamaktan hiç vazgeçmeyeceğim. Acıtan senin aşkın olduğu için yaşatacağın acıyı bile çok seveceğim.
İtiraf etmeliyim ki; boğulmak yanmaktan iyiymiş, bunu en az benim kadar iyi bilirsin, biz değil miydik bu aşk uğruna yanan, küllerimizi bile hiçbir yabancıyla paylaşamayan.

Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz. Aksini iddia edenlerden de nefret edeceksiniz. Herkesi ona benzetip, kimseleri onun yerine koyamayacaksınız. Hiçbir şey oyalayamayacak sizi, ilaçlara, bazen rakıya sığınacaksınız. Birkaç saat kafanızı bulandıran ama ASLA onu unutturamayan, sadece bir müddet de olsa buzlu camın arkasından seyrettiren…
Ayaklarınız çıplak, yine gecenin bir yarısı yürüyeceksiniz. Toprağı doyasıya hissetmek, kokusunu sindirmek ve bu yürüyüşünüze bir zaman biçmek istemeyeceksiniz.

Aldığınız her nefesin o koktuğunu duyacaksınız, derin derin içinize çekip bırakmak istemeyeceksiniz. Rüzgâr tokatlarken yüzünüzü, yağan aptal ıslatan gözyaşlarınıza karışacak, derin bir iç geçirip sevgiliyi bütün hücrelerinizde hissedeceksiniz. Kaybolan bir zaman diliminin kazanılmamış yitik bir serüveninde nefes tüketiyorum işte yine, ben ki yaşanılmamış sabahları ezbere bilirim, soğuk ve anlamsız olan bu şehirde…

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. Boğazınız düğümlenecek dinleyemeyeceksiniz.
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak. Sabahı iple çekeceksiniz. Bazen de hiç güneş doğmasa diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi, ne gündüzler. Ölmeyi isteyip ölemeyeceksiniz.
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz ama nafile, düşüncesine bile tahammül edemeyeceksiniz.
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını çok istediğiniz. Her sıçrayarak uyandığınızda onun adını söylediğinizi fark edeceksiniz…

Aynı yoldan geçeceksiniz bazen. İlk geçtiğinizde sevgiliye, sonrasında ise eski bir tanıdığa götürecektir sanki sizi…
Bazen dostlarınıza götürmüştür sizi yol. Bazen de kaldırıp atar sizi, koyu bir yalnızlığın tam göbeğine.
Bazen sevince taşır bizi, bazen de hüzne. Bazen unutamadığımız anılarımıza taşır bizi, bazen de hayallerimize.
Bazen kimliğimizi bulduğumuz sanırız yollar da, bazen de kaybettiğimizi. Bazen değişiriz yol da, bazen de değişime direnerek geçiririz bütün ömrümüzü.

Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz, hem de aramayacağını bile bile. Her telefon çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek, ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla. Yüreğiniz burkulacak, canınız yanacak. Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz. Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden.

Onun sesini bir kez daha duyabilmek için yanıp tutuşacaksınız. Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için, kendinizden nefret edeceksiniz ve yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz. Onunla hiçbir “an”ınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek ama bir umut onunla bir gün, bir yerde karşılaşma umudu... Bu umut sizi gitmekten alıkoyacak. “Med – Cezir”ler içinde yaşayacaksınız…

Tabi buna yaşamak denirse…

Yollar böyledir işte. Her yere, her şeye götürür insanı. Ancak seçimi bize bırakır yine de…
Evet, ben seni sevdim ve sevmeye devam edeceğim. Ben artık yitik bir şehirde, yitik bir figüran olmak için senin ülkenden ayrılıyorum. Sensizlik çok ağır gelecek biliyorum, aldığım her nefeste seni özleyeceğim.

Beni affet aşkların en güzeli hercaim, hayatımın en doyulmaz anlarını seninle yaşadım, rüya gibiydi. Bazen kızgınlıklarımızın faturasını birbirimizden çıkarttık, oysa suç ne sende ne bendeydi, kader böyle bir aşk yaşamamızı istedi, yaşadığım aşk yaşadığım sürece yaşadığım en güzel aşktı ve hep öyle kalacak…

İtirafımdır tutanaklara geçirilsin…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 231
favori
like
share