İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te (Jülyen takvimine göre, Gregoryen takvimine göre 7 Haziran 1453), şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.




İstanbul'un önemi [değiştir]İstanbul, bölgede önemli bir siyasi güç olan Doğu Roma imparatorluğu'nun başkenti olmasının yanısıra, iki kıtayı ve iki denizi birbiriyle bağlayan stratejik konumu itibariyle de önemli bir merkezdi. Bundan dolayı tarihte pek çok devletin topraklarına katmak istediği bir kara parçasıydı.

Bunun yanında İstanbul, İslam devletleri açısından farklı bir öneme haizdi. İslam peygamberi Muhammed, İstanbul'un Müslümanlar tarafından feth edileceğini 7. yüzyılda sahabelerine müjdelemiş ve İstanbul'u fethedecek komutan ve askerlerden övgüyle bahsetmiştir.[1] Bu sebeple tarihe geçen İstanbul kuşatmalarının büyük çoğunluğu İslam devletleri tarafından yapılmıştır.


Önceki fetih denemeleri [değiştir]Ana madde: İstanbul'un tarihi
Karadeniz ile Ege'yi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi. 1453 yılına kadar farklı zamanlarda, birçok farklı millet ve medeniyet tarafından defalarca kuşatılmışsa da, gerek Bizans'ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı.

Sayıları 22 olan kuşatmalar sırayla şunlardır:


M.Ö. 340, Makedonya Kralı Phillippe
M.Ö. 194, Roma İmparatoru Septim Severus (Başarılı olmuştur. Şehir, Romalıların hakimiyetine geçmiştir.)
616, İran Hükümdarı Keyhüsrev
626, İranlılar ve Avar Türkleri ortak
672, Emevi Halifesi Muaviye
712, Emevi Halifesi I. Yezid
722, Emevi Halifesi I. Yezid (Yalnızca Galata Limanı alınmış, Arap Camii inşa ettirilmiştir.)
782, Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
854, Abbasi Halifesi Mütevekkil
864, Ruslar
869, Abbasiler
936, Ruslar
959, Macarlar
970, Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.)
1203, Latinler (Latinler, İstanbul'u 1261'e kadar ellerinde tuttular.)
1302, Venedikliler
1348, Cenevizliler
1394-1396, Osmanlı Padişahı I. Bayezid
1412, Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi
1422, Osmanlı Padişahı II. Murat
1437, Cenevizliler
1453, Osmanlı Padişahı II. Mehmed (Başarılı olmuştur. Şehir, Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir.)
Bunların yanında Atilla'nın, Vikinglerin, Bulgarların Avarların ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda geçer ama tarihleri bilinmemektedir.


Saldırı hazırlıkları
1450'de Doğu AkdenizSultan II. Mehmet, Theodosius Surları'na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 6 Nisan 1453'te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı.

Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.

Sultan II. Mehmet, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı.

29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine karşı bir sürpriz unsuru olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, surlara Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı.

Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmet önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu.


Fethin sonuçları
Uluabatlı Hasan anıtı, BursaO günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul'un fethi, gerek dünyada gerekse Anadolu'da birçok etki yarattı.


İç sonuçlar Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan 1058 yıllık Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı.
Birçok kere Osmanlı şehzadelerini ve Avrupa ülkelerini kışkırtan Bizans artık bunu yapamayacaktı.
Müslüman dünyasında Osmanlı Devleti daha saygın bir hale gelmişti.
II. Mehmet, Fatih ünvanını aldı.
Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.
İstanbul başkent yapıldı.
Osmanlı'nın yükselme dönemi başladı.

Dış sonuçlar Avrupa ve Balkan devletlerinin Osmanlı'yı Balkanlar'dan atma çabaları sonuçsuz kalmıştı.
İstanbul'dan İtalya'ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı.
Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu.
Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ başlamıştı.
Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı.
Büyük ve kalın surların toplarla yıkılabileceğini gören Avrupa, bu yöntemi derebeylikler üzerinde denemiştir. Böylelikle küçük derebeylikler yıkılıp yerine büyük krallıklar kurulmuştur.
İstanbul'dan ayrılan Bizanslı bilginler, Avrupa'da Reform hareketlerini başlatmışlardır.
Osmanlıların ticaret yollarını ele geçirdikten sonra bu yollardan geçmek zorunda kalan Avrupalılalılar yüksek vergileri Osmanlıya ödememek için ticari yollar aradılar. Böylece Bartelmi Diaz Ümit burnunu keşfetti.
Bu fetih bir nevî Avrupa'nın (İngiltere'nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. [kaynak belirtilmeli]Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur.



Byzantion sayfası İstanbul şehrinin kuruluşundan 330'da Roma İmparatorluğu'nun başkenti oluşuna kadar olan tarihini içermektedir.
Konstantinopolis sayfası İstanbul şehrinin 330'da Roma başkenti olmasından, 1453'te Osmanlılarca alınıncaya kadar olan tarihinden bahsetmektedir.
İstanbul sayfasında şehrin genel tarihi ve günümüzdeki durumu özetlenmektedir.
İstanbul'un tarihi adlı sayfa şehrin kapsamlı tarihini anlatmaktadır.
Bizans İmparatorluğu
Osmanlı İmparatorluğu
Türkiye Cumhuriyeti tarihi

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1186
favori
like
share
CORAX_06 Tarih: 31.05.2010 14:06
ben türküm diyen ne yazı dinler ne içeriyi nede dışarıyı sor bakalım o millete dizileri hiç kaçırıyormu merak ediyorum
By_ultrAslan Tarih: 31.05.2010 13:33
Fatih ve Fetih Belgeseli - Fatih ve Fetih

xraycı,
Birazda yazın etkisi var, millet devamlı girdiği bölümler hariç forumda pek dolaşmıyor artık. Yoksa bu konuya özen gösterecek bir çok arkadaşımız mevcut.

Fatih ve Fetih, İstanbul'un Fethini tüm safhalarıyla anlatan harika bir belgesel, o anları yeniden yaşatıyor.

[YOUTUBE]hgCAquxHLMI&feature[/YOUTUBE]


[YOUTUBE]fXNFjhOOGmo&feature[/YOUTUBE]

[YOUTUBE]Au-ZzWRRYAE&feature[/YOUTUBE]
CORAX_06 Tarih: 31.05.2010 12:10
emeğine sağlık kardeşim ilgine teşekkür şaman abi işte ne kadar türk olduğumuz ne kadar müslüman olduğumuz buradan belli unutmuşuz tarihimizi değilki gidip israile kınamak kim şimdi bu konuyu açana sayısız teşekkür edilmeli ve sayfa yorumlar dolmalıydı ama maalesef aşk-ı menunular kavak yelleri yaprak dökümü ezel gibiler milletimizi esir almış ve istanbulu fetih etmiş peh yazık çok yazık atalarımıza laik bir torunlar olamadık ATATÜRK e layık bir gençlik olamadık yazık şu sayfaya sadece iki kişi yorum yapmış neler yazma isityorum ama ellerim varmıyor arkadaşlar
ADALI Tarih: 30.05.2010 00:31
Fatih ATAM şimdi sağ olacaktı varya.İstanbul yeniden fethedilmeli ,gerisi yalan.Emeğine sağlık kardeşim
MEVLÜT Tarih: 31.05.2009 18:10
Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri in devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı.

Mete Hanla savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O un çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultayı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi.Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

"- İstenilen bu at bana aittir. Kendime ait bir mal için milletimi savaşa sürükleyemem. Atım milletim için feda olsun!"

At, Çinden gelen elçiye teslim edildi ve gönderildi.

Ancak, Mete Han!ın bu hareketi düşmanın cüretini arttırmıştı: Yeni bir elçi göndererek Mete Hanın hizmetinde bulunan ve O un çok önem verdiği kadınlarından birini istediler.

Durum Kurultayda görüşüldü ve kadının gönderilmemesi şeklinde bir karar oluştu. Son olarak Mete Han söz aldı ve şunları söyledi:

"- Evet, bu kadın benim için çok değerlidir ama, milletim için feda etmekten çekinmeme doğru olmaz. Kendi menfaatim için savaşı göze almak milletin kaderiyle oynamaktır. Atım gibi onu da milletime feda ediyorum!"

Artık Çinliler iyice şımarmışlardı. Mutlaka bir savaş sebebi bulmak ve daha fazla güçlenmeden Hun Türklerini ortadan kaldırmak istiyorlardı. Elçilerini tekrar gönderdiler ve bu defa, iki ülke arasında bulunan bir toprak parçasını istediler.

Mete Hankonuyu Kurultaya getirdi. Durum görüşüldü ama bu defa farklı bir karar çıktı: Daha önce Mete Hana mahçup olan Kurultay üyeleri, "verimsiz bir toprak parçasını düşmana vermekten ne çıkar" görüşünü benimsediler.

Bunun üzerine Mete Han ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:

"- Ey gün görmüş ihtiyarlar! Şimdiye kadar düşman tarafından istenen şeyler nefsime aitti. Şimdi istedikleri toprak parçası ise milletimize aittir ve vatanımızın bir parçasıdır. Söyler misiniz, . kimin malını kime veriyoruz? Artık savaş kaçınılmaz olmuştur. Herkes bunu böylece bilsin ve hazırlığını yapsın!"

Kurultay üyeleri Mete Hana bir defa daha mahçup olmuşlardı. Hemen hazırlıklara girişildi. Mete Han, kısa zamanda toplanan ve savaşa hazır hale gelen ordusuna şöyle seslendi:

"- Vatanı için her an ölmeye . hazır olan kahramanlarım! Artık düşmana verilecek bir şeyimiz kalmadı. Şimdi onlara oklarımızla, kargılarımızla ve kılıçlarımızla cevap vereceğiz. İl Beyleri, Boy Beyleri, askerlerim! Hedefiniz Çin ülkesidir; haydi, yürüyün!.."

Bu, Mete Hanın kurduğu dünyanın ilk düzenli ordusunun ilk büyük seferiydi. Bu sefer, adına ve kumandanına yakışır bir şekilde zaferle sonuçlandı. Çok geçmeden Mete Hanın daha önce Çine gönderdiği atı ve kadını da kurtarıldı.
gonulyorgunu Tarih: 31.05.2009 11:41
İsmimin FaTih olmasından gurur duyuyorum ...
MEVLAM FaTih gibi kişiliklerden eylesin bizi ...
Teşekkürler.
SU-PERISI Tarih: 31.05.2009 10:32
İstanbul'un fethi konusundaki hadis-i şerif

Istanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.

Ellerine saglık canım
1sidelya Tarih: 30.05.2009 23:55
Emeğinize sağlık...