Türkiye ile ilgili davalarda kimlerin hizmetine "amade" olduğunu bildiğimiz AİHM'nin, teröristbaşı ile ilgili kararına göre; teröristbaşı kötü muamele görmüş, hürriyet ve güvenlik hakkı tehlikeye atılmış.Bu da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3.maddesinin ihlaliymiş.

Söz konusu 3.maddenin başlığı, "işkence yasağı" olup, "hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz" diyor.Bölücübaşının işkencenin "i"sini görmediği çok açık.Kaldı ki, o dönemde Hollandalı ve Türk avukatları, müvekkillerinin hayatının tehlikede olduğu, kötü muamele gördüğü ve adil yargılanmayacağı tezleriyle AİHM'e başvurmuştu.Bunun üzerine Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi, 2 Mart 1999'da İmralı'ya gitmiş, sonuçta da Mayıs 1999'da işkence ve kötü muamele görmediğine dair rapor vermişti.

Yine gözaltı süresinin uzun tutulduğu, yargıç önüne çıkarılmadığı, ilk sorgusunda avukatlarının yanında olmadığı, savunma için yeterli süre verilmediği, bu sebeplerle sözleşmenin 5.maddesi yani hürriyet ve güvenlik hakkının ihlal edildiği öne sürülüyor.O dönemde yürürlükte olan mevzuatımızda gözaltı süresi 7 gün olduğu gibi, DGM'lik suçlarda ilk sorguda avukat bulundurulmuyordu.Dava, yürürlükteki mevzuata uygun yürütüldüğüne göre şimdi yapılacak herhangi bir şey yok.Zaten sözleşmeye göre de, 5.madde ihlalinin tek müeyyidesi tazminattır.

Karara göre, ilk üç duruşmada askerî hakim olduğundan, sözleşmenin 6.maddesi de ihlal edilmiş ve bu yüzden adil yargılanmamış.Asrın en kanlı katili için duruşmaya ara verilip, kanun değişiyor, askerî hakim çekilip, yerine sivil hakim getiriliyor.O dönemde sorulmasına rağmen teröristbaşı ve avukatları önceki celselerin yenilenmesine gerek duymadıklarını söylüyor.Bugün ise ihlâl sebebi yapılıyor.

Her üç gerekçenin de ne kadar ciddiyetten uzak olduğu ve hiçbir sonuç doğurmayacağı ortada.

Diyelim ki, teröristbaşı dünyanın gözü önünde, şehitlerimizin kemiklerini sızlatıp, vicdanları kanatacak kadar şeffaf ve adil yargılanmadı, müeyyidesi ne biliyor musunuz? AİHM'in 41.maddesi, kişinin uğradığı zararların tümüyle telafisinin mümkün olmadığını peşinen kabul edip, ilgili devletin, iç hukuku çerçevesinde ne kadarını karşılayabiliyorsa, onu yapmasını öngörüyor.Ve sözleşmenin hiçbir yerinde yeniden yargılamadan söz edilmiyor.Bunun için AİHM'in de, kararı "uygulatmak" değil, "uygulandığını denetlemekle" görevli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi''nin de "yeniden yargılayın" deme hak ve yetkisi yok.

****

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararları ile ilgili ahkâm kesen kesene.Sanıyorlar ki, AİHS'ni imzalayan ülkeler, sözleşme hükümlerine de, AİHM kararlarına da harfiyen uymak zorundalar.

Ahkâmcıların zannı böyle de, acaba gerçekler nasıl? Bunun için AİHM'in bağlı olduğu AİHS'nin temel bazı ilkelerine bakalım:

Madde 46: Taraf devletler mahkemenin nihai kararına uymayı taahhüt ederler.

Madde 56: Sözleşmenin hükümleri imzacı ülkedeki yerel şartların gerekleri göz önünde tutularak uygulanır.

Madde 57: Bir devlet sözleşmeyi imzalarken veya onay belgesini tevdi ederken kendi ülkesinde yürürlükte bulunan bir yasa bu sözleşmenin belirli bir hükmüyle bağdaşmadığı ölçüde sözleşmenin o hükmüne çekince koyabilir.

Görüldüğü gibi, sözleşmeyi imzalayan ülkeler, mahkeme kararına uymayı sadece taahhüt ediyor.Bu taahhüt, bizde olduğu gibi, haşa Allah kelamı sayılmıyor.Bir diğer önemli husus, ülkelerin Sözleşme hükümlerini kendi şartlarına göre uygulaması ve bazı hükümleri ise kabul etmeme yetkilerinin olması.Mesela Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden 10'u, AİHM Büyük Dairesi ile ilgili maddeye not koymuş.Muhtemel ki, temyiz anlamına gelen Büyük Daireye başvuru izni vermemiş veya özel şartlara bağlamış.

Sözleşmede çok önemli bir esneklik daha var.15.maddeye göre devletler, "Savaş zamanında veya ulusun hayatını tehdit eden başka bir olağanüstü durumda, uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak şartıyla, mecburiyetlerinin kesin olarak gerektirdiği ölçüde bu sözleşmeyle üstlendiği yükümlülükleri azaltan tedbirler alma" hakkına sahipler.

Gerek teröristbaşının yargılanması sürecindeki ağır terör ortamı, gerekse bugün yeniden yargılanması halinde olacaklar tam anlamıyla, "ulusun hayatını tehdit eden olağanüstü bir durum" değil midir? Bu açık hükme rağmen, hangi hak ve hukukla, yeniden yargılama mecburiyetimizden bahsedilmektedir? Kaldı ki, "Sözleşme ile kurulan sistemde, mahkeme kararları devletlerin ulusal hukuk düzeninde doğrudan uygulanıp, sonuç doğurma niteliğinin bulunmaması" genel ilkedir.

Ülkemizin aleyhinde konuşmayı marifet sayanlara, bizzat AİHM'in, devletlere tanıdığı "takdir payı"nı da hatırlatmak gerekiyor.

Kendisini, olayları uzaktan ve yaşamadan değerlendiren, seyirci konumunda bir organ olarak belirten AİHM, aynen şu içtihadı geliştirmiştir: "Devletin yetkili resmi mercileri, ülkelerinin gerçekleriyle doğrudan ve devamlı temas halinde olmaları sebebiyle, sözkonusu şartların içeriği ve bu ihtiyaca cevap teşkil edecek kısıtlama veya müeyyidenin niteliği konusunda karar vermek için uluslararası yargıçtan daha elverişli durumda ve yetkilidirler.Böylece sözleşen devletlere bir takdir marjı tanınmıştır.Bu takdir payı hem ulusal yasa koyucuya, hem de özellikle yürürlükteki yasaları yorumlayıp, uygulayacak olan adli makamlara tanınmaktadır". Ülkelere en geniş takdir payının verildiği alanların da, milli güvenlik ile genel ahlak olduğunu biliyor musunuz?..

Avrupa Konseyi'nin 46 üyesi arasında, yeniden yargılamayı kabul edip iç hukukuna geçiren ve bunlara uymayı kendine görev sayan sadece Türkiye var.Mesela Almanya, İtalya, Hollanda, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere'de yeniden yargılama mümkün değil.Nitekim Belçika Danimarka, Finlandiya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Yunanistan'da bu konuda hiç bir düzenleme yok.İtalya AİHM'in tazminat cezaları ile ilgili kararına uyuyor, ama yeniden yargılama talebini kesinlikle yerine getirmiyor.Avusturya, Malta ve Norveç ise sadece ceza davalarında yeniden yargılamayı kabul ediyor.ıÜüİngiltere'de hukuk sistemi hiç de AİHS'ne paralel gitmiyor.Sözleşmeye ters birçok hukuki uygulama var ve sık sık AİHM'de mahkum oluyor, ama aldırmıyor.Sözleşmeyi iç hukukunun parçası yapmayan İrlanda'da Yüksek Mahkeme, Sözleşme hükümlerini göz önünde tutmayacağını bildirmiştir.Ve İrlanda'da yasaların büyük bölümü dinin etkisinde olduğundan, Sözleşme hükümleriyle uyuşmaz.Fransa Anayasa Konseyi ise, Sözleşmeyi referans norm dahi saymıyor.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 659
favori
like
share