Çad'a İslâmiyet, Çad gölü kıyısında kurulmuş olan Kanum Krallığı'nın 1086'da İslâm'ı kabul etmesiyle girdi. Bu tarihten önce de Çad halkının İslâm'la tanışmış olduğu sanılmaktadır. Çünkü Çad, Trablusgarp, Kahire ve Hartum taraflarından gelen ticaret kervanlarının yol üzerinde bulunuyordu. Dolayısıyla Çad halkının söz konusu yolları kullanan Müslüman tüccarlar vasıtasıyla erken devirlerde İslâm'la tanışmış olması kuvvetli ihtimaldir. Ülkede İslâm'ın yerleşmeye ve yayılmaya başlaması ise Kanum Kralı Om Hilmi'nin 1086'da İslâm'ı kabul etmesiyle oldu. Kral Om Hilmi İslâm'ı bütün Afrika'ya yaymak amacıyla Afrika'nın değişik bölgelerine Müslüman davetçiler gönderdi. Om Hilmi'nin oğlu Duneme babasının İslâm'ı bütün Afrika'ya yayma çabalarını kaldığı yerden devam ettirdi. Duneme bir yandan da krallığının sınırlarını genişletti. Kanim Krallığı daha sonra Bornu krallığıyla birleşerek Kanim - Bornu Krallığı adını aldı. Bu krallığın fethettiği topraklarda yaşayan putperest zencilerin çoğunun Müslüman olmasıyla bölgede İslâmiyet günden güne güçleniyordu. Kanim - Bornu Krallığı'nda 14. yüzyılın sonlarına doğru bazı karışıklıklar çıktı ve devlet parçalandı. Ortaya çıkan devletler daha sonra birbirleriyle mücadele ettiler. Aynı yüzyıllarda bölgede daha başka devletler ve küçük krallıklar da kuruldu. Bütün bu devletler ve krallıklar birbirlerini hayli uğraştırdılar. 1386'da Bolala aşireti Kanum devletine karşı ayaklandı. Bu ayaklanma dolayısıyla patlak veren ve 15. yüzyılın başlarına kadar süren savaş sonunda Kanum devleti yıkıldı. Devletin en büyük aşireti olan Kanuri aşireti Çad gölünün batısına geçerek orada kendilerine özel bir devlet kurdular. Sonraki yüzyıllarda Kanum devleti yeniden toparlanmıştır. 17. yüzyılın başlarında, doğudaki Vaday krallığı da Müslüman oldu. Veday krallığı Bagirmi krallığıyla yaptığı savaşı da kazanarak gücünü artırdı. Bugünkü Çad toprakları üzerinde 19. yüzyılın ortalarında, başlangıçta fil avcılığı ve ticaret kervanlarına rehberlik yapan Zübeyr adlı bir şahıs da bir İslâm devleti kurdu. Onun kurduğu devlet kısa zamanda geniş alana yayıldı. Bu devlet bölgedeki kabileleri ve bu arada Veday krallığını kendine bağladı. Bu devlet, 1878 - 1900 yılları arasında saltanatı elinde tutan Rabih bin Zubeyr zamanında bölgenin en güçlü devleti olmuştur. Rabih bin Zubeyr'in saltanatının devam ettiği sıralarda Fransız sömürgeciler bölgeye askeri güçler göndermeye başladılar. Fransız güçleri girdikleri yerlerdeki yerel yöneticilerin saltanatlarına son veriyorlardı. Kral Rabih Fransızlara karşı koydu. 1880 ve 1890'da Fransız birliklerine karşı verdiği savaşları kazandı. Bu durum karşısında Fransız sömürgeciler Çad çevresinde bazı yerlere yeni askeri üsler kurdular. 4 Şubat 1894'te de Fransız, İngiliz ve Alman sömürgeciler aralarında anlaşma yaparak Çad gölü çevresini paylaştılar. Bu paylaşmada bugünkü Çad toprakları Fransa'nın payına düştü. Fransızların Çad topraklarını ele geçirmek için saldırıları devam etti. Müslümanlar uzun süre vatanlarını kahramanca savundular. Bu kahramanca mücadelenin başını çeken Sultan Rabih 1900'de öldürüldü. Ondan sonra oğlu Fadlullah bu mücadeleyi sürdürdü. O da 1909'da öldürüldü. Fransızlar bu arada bölgedeki önemli merkezleri ele geçirmiş birçok yerel yönetimi ortadan kaldırmışlardı. 1911'de gerçekleşen bir savaştan sonra da Çad'ın tamamını ele geçirdiler. Fransız araştırmacılar Çad'ın tarihini Fransa'nın burayı işgal ettiği yıldan başlatırlar ve öncesini bir vahşet olarak nitelerler. Oysa işin gerçeğinde Fransızların Çad'ı işgalleriyle birlikte bu ülkede bir kara dönem, bir vahşet dönemi başlamıştır. İşgalci Fransızlar Çad'da çok sayıda camiyi ve medreseyi yıktılar. İslâmi eğitimi tamamen yasaklayarak Müslümanların dinlerini öğrenmelerine engel oldular. Bütün dini cemiyetleri kapattılar. Çok sayıda ilim adamını zindanlara atarak işkenceyle öldürdüler. Müslüman kadınları rencide ettiler. Bazı Müslüman ilim adamları Fransız zulmünden kurtulmak için çeşitli yerlere kaçtılar. Fransızlar bunları ortaya çıkarmak amacıyla 1917'de Çad'da dini hayatın yeniden düzenlenmesi konusunda Abeşe şehrinde bir sempozyum düzenleneceğini açıkladı ve bunu her tarafta ilan etti. 400 kadar ilim adamı olumlu bir gelişme olacağını ümit ederek sempozyumun düzenleneceği salona toplandılar. Ancak çok geçmeden Fransız güçleri salonu her taraftan sararak toplanan ilim adamlarının hepsini öldürdüler. Fransızların cinayetleri ve katliamları sonraki yıllarda da devam etti. Fransızların Müslüman ilim adamlarını ve dinlerine bağlı Müslümanları yok etmekteki amacı Çadlılara dinlerini öğretecek, İslâm'ı hakkıyla bilen birini hayatta bırakmamaktı. Fransızlar Çadlı Müslümanları dinlerinden habersiz bir hale getirdikten sonra ya hıristiyan yapacaklarını ya da eski putperest adetlerine döndüreceklerini umuyorlardı. Fransızlar Çad'ın güneyinde yaşayan putperestlerle işbirliği yaparak siyasi ve ekonomik politikalarında sürekli onları gözettiler. Bu yüzden ülkedeki ekonomik denge Müslümanların aleyhine bozuldu. Bu durum sonraki yıllarda istikrarsızlığa ve ciddi problemlere yol açtı. 1944'te Çad'a Fransa'ya bağlı bir deniz aşırı ülke statüsü verildi. Bu, Çad'a kısmi özerklik verilmesi anlamı taşıyordu. Ancak dışişlerinde Fransız denetimi devam edecekti. 1947'de Fransa'nın denetiminde ilk genel seçim yapıldı. Seçim sonrasında oluşturulan parlamentoya hep Fransa yanlıları seçilmişlerdi. 1947'de seçim yapılmasına rağmen Çadlılar ilk hükümetlerini ancak on yıl sonra yani 1957'de kurabilmişlerdir. Bu ilk hükümetin başına da Batı Hindistan'dan gelerek Çad'a yerleşmiş olan ve Fransa'ya bağlılığıyla bilinen Gabriel Lisette getirilmişti. Onun hükümetinde görev alanlar da hep Fransa'ya yakınlıklarıyla bilinen, Fransa'nın çıkarlarını gözeteceklerine kesin gözüyle bakılan kimselerdi. Yani Fransa'nın çıkarlarını koruma görevi artık Çadlılara verilmişti. Aynı yıl yine Gabriel Lisette tarafından Çad İlerleme Partisi adlı bir parti kuruldu. 1958'de Fransa devlet başkanı General de Gaulle Batı Afrika'daki Fransız kolonilerinden tam bağımsızlıkla, içişlerinde bağımsız olup dış işlerinde Fransa'ya bağlı kalmaktan birini seçmelerini istedi. Çad'daki Fransa yanlısı hükümet göstermelik bir referandum sonrasında halkın ikinci şıkkı seçtiğini ileri sürerek dışişlerinde Fransa'ya bağlı kalma kararı aldı. Mayıs 1959'da gerçekleştirilen seçimler sonrasında Çad İlerleme Partisi parlamentoda çoğunluğu elde etti ve ardından François Tombalbaye'nin başbakan, yukarıda sözü edilen Gabriel Lisette'in de başbakan yardımcısı olduğu bir hükümet kuruldu. Ancak arkasından gelen siyasi kargaşa dolayısıyla 11 Ağustos 1960'ta Çad'a tam bağımsızlık verildi. Bağımsızlık sonrasında Fransa dostu François Tombalbaye hem cumhurbaşkanı, hem başbakan oldu. Tombalbaye güneydeki Saralardan olan bir protestandı. Onun zamanında hükümeti tamamen Saralar ele geçirdi ve Müslümanlar tamamen tasfiye edildi. Tombalbaye aynı zamanda kendi partisi dışındaki bütün siyasi örgütleri kapattı. Müslümanlar bu duruma karşı çıktılar. Yönetimin Müslümanları susturmak için bazı Müslüman önderleri tutuklaması ve yirmi Müslümanı öldürmesi çeşitli karışıklıklara yol açtı. Olayların yayılması üzerine Fransa, Tombalbaye'yi desteklemek amacıyla askeri birlikler gönderdi. Fransız güçler bazı yerlerde direnişleri kanla bastırma yoluna gittiler. Bunun üçerine yönetime karşı çıkan Müslümanlardan bazıları Libya'ya ve Sudan'a sığınarak 1966'da Libya'nın Trablus şehrinde Çad Milli Hürriyet Cephesi (FROLINAT)'ni kurdular. 1969'da Çad hükümeti muhalif Müslümanlarla uzlaşma yoluna gitmek amacıyla 105 üyeli parlamentoda elli sandalyeyi Müslümanlara verme, iktidardaki Çad İlerleme Partisi'nin yönetimine Müslümanları da alma gibi birtakım düzenlemelere gitti. Ancak FROLINAT mücadelesini durdurmadı. Bazı siyasi hesaplar dolayısıyla Libya'nın 1973'te FROLINAT'a olan desteğini kesmesi üzerine bu hareket merkezini Cezayir'e nakletti. Nisan 1975'te General Felix Malloum bir darbe gerçekleştirerek Tombalbaye'yi öldürdü. Malloum Müslüman muhaliflerle uzlaşmaya gitmenin yollarını aradı. Maloum birtakım siyasi manevralarla Çad'ın içinde mücadele eden bazı Müslüman önderleri yanına almayı başardı. Sonra FROLINAT'ın Sudan tarafından desteklenen kanadının lideri Hüseyin Habre'yle Hartum'da görüştü ve 29 Ağustos 1978'de yaptığı anlaşmayla onu başbakanlığa getirdi. Böylece Habre kanadını devreden çıkarmış oldu. FROLINAT'ın Libya tarafından desteklenen kanadının lideri Gukuni Vadday ise uzlaşmaya yanaşmayarak mücadeleyi sürdürdü. Habre'nin gerillalarını Çad ordusuyla birleştirmeyi kabul etmemesi ve benzeri sebepler Malum'la Habre'nin arasının tekrar açılmasına sebep oldu. Habre tekrar fiili hareket başlattı. Gukuni Vedday da saldırılarını artırdı ve 1979'da ülkenin büyük bir kısmı muhalif grupların eline geçti. Kasım 1979'da Nijerya'nın başkenti Lagos'ta gerçekleştirilen zirve sonunda varılan anlaşma gereğince Çad'da Gukuni Vedday'ın başkanlığında bir hükümet kuruldu. Ancak Hüseyin Habre duruma razı olmamıştı. Vedday'ı devirerek makamına oturmak istiyordu. Habre'nin bu tutumu 22 Mart 1980'de yeni bir iç savaşın patlak vermesine yol açtı. Ancak savaşta Gukuni Vedday Libya'dan askeri destek aldı. Böylece Habre büyük bir yenilgiye uğratıldı ve Çad'ı terk etmek zorunda kaldı. Libya yönetimi daha sonra Vedday'a olan desteğini çekti. Bunu fırsat bilen Habre yeniden harekete geçti ve Haziran 1982'de Çad yönetimini ele geçirdi. Bu kez Gukuni Vedday ülke dışına kaçmak zorunda kaldı. Vedday kuvvetleri, Habre yönetimine karşı mücadeleyi sürdürdüler. Öte yandan Fransa, Habre'nin iktidarda kalması için askeri destek verdi. 28 Kasım 1984'te sağlanan ateşkese Habre uymayınca Libya askeri müdahalede bulunarak kuzeydeki bazı bölgeleri ele geçirdi. Libya'nın kuvvetlerini geri çekmesi için Afrika Birliği Örgütü girişimde bulundu. 1985'te Gukuni Vedday'ın Libya yönetimince tutuklanması üzerine onun kuvvetlerinin bir kısmı Çad hükümet birliklerine katıldı. Bunun üzerine Libya birlikleri işgal ettikleri Aozu bölgesinden çıkarıldılar. 1988'de Çad - Libya ilişkileri düzelme yoluna girdi. 1 Aralık 1990'da bir darbe gerçekleştiren Albay İdris Debi, Hüseyin Habre yönetimine son verdi. Habre ülke dışına kaçtı. İdris Debi, Mart 1991'de bir geçiş hükümeti oluşturdu ve bu hükümet hâlen işbaşındadır.
Dış problemleri: Libya, Çad'ın kuzeyindeki zengin altın ve uranyum rezervlerine sahip olan Aozu bölgesinde hak iddia etmektedir. Çad'daki muhalif güçleri desteklerken de söz konusu bölgeye sahip olma arzusunu gizlemedi. Çad başkanı Tombalbaye 1973'te adı geçen bölgeyi Libya'ya vereceğini açıkladı. Bu açıklama üzerine Libya FROLINAT'a olan desteğini kesti. Ancak 1975'te Tombalbaye'yi devirerek yerine geçen Felix Maloum, Tombalbaye'nin söz konusu vaadini geçerli saymadı. Bunun üzerine Libya muhalif güçlere yeniden destek vermeye başladı. Aozu sorunu daha sonra Lahey Adalet Divanı'na götürüldü. Libya ve Çad 5 Eylül 1991'de aralarında işbirliğini geliştirme anlaşmasını yaptılarsa da Aozu sorunu kesin bir çözüme kavuşturulmuş değildir. Şartların değişmesine bağlı olarak bu sorunun yeniden gündeme gelmesi mümkündür.
İç problemleri: Ülkede siyasi istikrar hâlâ sağlanabilmiş değildir. Hüseyin Habre'ye bağlı kuvvetler Eylül 1991'de bir ayaklanma gerçekleştirdiler ve hükümet bu ayaklanmayı kuvvete başvurarak bastırdı. Habre taraftarları Ocak 1993 sonlarında başkan İdris Debi'nin yurt dışında olduğu bir sırada darbe girişiminde bulundu ancak başarılı olamadılar. Ekim 1993'te yeni bir darbe girişimi ortaya çıkarıldı ve darbecilerin elebaşılarından olduğu ileri sürülen Abbas Koty vurularak öldürüldü. Değişik muhalif grupların yönetime karşı mücadeleleri devam etmektedir. Demokrasi ve Kalkınma Hareketi adlı muhalif bir hareket Çad gölü çevresinde silahlı mücadelede bulunmaktadır. Bu hareketin mücadelesi 1993 yılı içinde de devam etti. Hükümet kuvvetleri ayaklanmaları ve muhalif hareketleri bastırmak amacıyla 1993 Mart'ında bir katliam başlattılar. Bu katliam yüzünden 15 bin kişi Orta Afrika Cumhuriyeti'ne sığınmak zorunda kaldı. İçerdeki siyasi istikrarsızlık yüzünden 1993 yılı içinde üç kere hükümet değişikliği oldu.
İslami Hareket: Çad'da bağımsızlık mücadelesini Müslümanlar başlatmışlardı. Ancak Fransa çeşitli siyasi oyunlarla kendi adamlarını bağımsızlık sonrasında ülke yönetiminin başına geçirmeyi başardılar. (Bkz. Tarih) İşgal döneminde İslâmi faaliyetlere fırsat vermemeye çalışan Fransa bağımsızlık sonrasında ülke yönetimine getirdiği adamlarının da aynı politikayı izlemeye zorladı. Aralık 1990'da darbe gerçekleştiren İdris Debi'de Fransa ve Libya'nın ortak desteğiyle yönetimi ele geçirmeyi başarabilmiştir. Bu yüzden o da Fransa'nın belirlediği çizgiden uzaklaşma cesareti gösterememektedir. Bununla birlikte Müslümanlar İdris Debi döneminde, Habre dönemine nispetle biraz daha rahatlamışlar ve bazı özgürlüklerini elde edebilmişlerdir. Ancak ülke yönetimini ele geçirmeyi amaçlayan İslâmi amaçlı örgütler Fransa ve Libya'nın oyunlarıyla büyük ölçüde dağıtıldı ve bu örgütlerin ileri gelenlerinin çoğu ülke dışına kaçmak zorunda kaldı. Bazı Müslüman kabilelerde İslâm öncesi dönemlere ait birtakım izler ve adetler görülür. Bunların İslâm öncesi dönemden buyana yaşayan adetler mi olduğu yoksa sömürgecilerin uyguladıkları cahilleştirme politikalarına bağlı olarak hayata geçirilmiş adetler mi olduğu kesin bilinmemektedir. Ancak sömürgeciler tarafından ortaya çıkarılıp yayılmış adetler olması kuvvetli bir ihtimaldir. Çünkü sömürgeciler diğer Afrika ülkelerinde de Müslümanların dinlerini öğrenmelerini engelledikten sonra İslâm öncesi dönemlere ait birtakım adetleri kendilerine kabul ettirebilmek için çaba harcamışlardır.
Ekonomi: Çad ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanır. Ancak tarıma elverişli arazisinin oranı sadece % 2.5'tur. Tarımsal üretimin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 41'dir. Çalışan nüfusun % 76'sı tarım sektöründe iş görmektedir. En çok üretilen tarım ürünleri, pamuk, keten, mısır, buğday, pirinç, patates, manyok, susam, şeker kamışı, yer fıstığı, darı ve çeşitli meyvelerdir. 1992 yılı içerisinde 915 bin ton tahıl, 643 bin ton yer bitkileri (patates, manyok, yer fıstığı vs.), 60 bin ton baklagiller, 116 bin ton meyve, 74 bin ton sebze üretilmiştir. Hayvancılık nispeten iyi durumdadır ve ihracat gelirlerinin % 10'u bu sektörden sağlanmaktadır. En son rakamlara göre ülkede 4 milyon 500 bin baş sığır, 2 milyon 40 bin baş koyun, 14 bin baş da domuz yetiştirilmektedir. İhraç edilen mallar içinde % 80'lik bir orana sahip olan pamuk Cottonchad adlı bir Fransız şirketinin tekelindedir. Bazı yılların kurak geçmesi ülkede tarım ve hayvancılığı dolayısıyla ekonomiyi ciddi bir şekilde etkilemektedir. Örneğin 1985 yılında görülen kuraklık 2 milyon insanı büyük bir sıkıntıya soktu. İç sularda balıkçılık yapılmaktadır. 1991 yılında toplam 60 bin ton tatlı su balığı avlanmıştır. Son yıllarda Çad gölünün kuzeyinde petrol bulunmuştur. Çad ayrıca soda, tungsten, boksit, demir, altın ve uranyum rezervine sahiptir. Altın ve uranyum yatakları daha çok Libya'yla Çad arasında sorun oluşturan Aozu bölgesindedir. Maden gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 0.45'tir. Çıkarılan maden cevherlerinin tamamı ihraç edilmekte ve bu cevherlerden yılda ortalama 6 milyon dolar gelir sağlanmaktadır. Orman ve ağaç ürünlerinin de ülke ekonomisine önemli bir katkısı olmaktadır. 1991 yılında toplam olarak 4 milyon 140 bin ton tomruk üretilmiştir. Ülkedeki siyasi istikrarsızlık ekonomiyi olumsuz yönde etkilemekte ve ekonomik gelişmeyi engellemektedir. Öte yandan Fransa hâlâ Çad ekonomisi üzerinde ciddi bir şekilde söz sahibidir. Fransız yönetimi Çad'ın kendi kendine yeterli bir ülke haline gelmesini istemediğinden önüne çeşitli engeller çıkarmaktadır. Fransa verdiği kredilerle de Çad'ı tamamen kendine bağımlı hale getirmiştir.




Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 531
favori
like
share