Ülkede asırlardır çok büyük karışıklıklar, savaşlar, katliamlarla karşı karşıya kalmıştır.
Cibuti bölgesine İslam 7. ve 8. yüzyıllarda geldi. 16. yüzyılın başlarına kadar, bölgenin yegane hakimi olan Müslümanların elinde bulunan Cibuti yöresi, daha sonra milletlerarası ticaret ve siyasette büyük bir güç haline gelen Portekiz'in etki alanında kaldı. Mısır'ın Osmanlı hakimiyetine geçmesi üzerine içinde bulunduğu Afrika Boynuzu'yla birlikte Osmanlı Devleti'ne katıldı.

Cibuti'nin savaşlarla dolu tarihi, Süveyş Kanalı'nın milletlerarası deniz trafiğine açılması ve Avrupa devletlerinin Afrika ve Asya ülkelerini ekonomik, siyasi, askeri ve dini maksatlarla hegemonyaları altına alma ve sömürge haline getirme yarışına girmeleriyle başladı. İngiltere ve Fransa, 19. yüzyılın en büyük devletleri olarak sömürgecilik ve yayılmacılık alanında büyük bir rekabete giriştiler ve bu arada İngiltere Aden'e (1839) ve Somali'ye (1869) yerleşip, Kızıldeniz'deki ticaret yolunun denetimi üzerinde önemli bir üstünlük elde etti. İşte bu aşamada Süveyş Kanalı açısından çok stratejik bir noktada bulunan Cibuti çok büyük önem kazandı. Fransa, İngiltere'nin bu avantajlı durumunu dengeleyebilmek için Cibuti kıyısında bir iskele kurdu. 1884 yılına kadar çeşitli anlaşmalar ve sözleşmelerle bölgeyi tamamen eline geçirdi.
Bundan sonraki yıllar Cibuti halkı için zordu. Cibuti halkında ülkenin geleceği ile ilgili çok büyük bir görüş farklılığı vardı. Somali asıllı olan İşaalar Somali Cumhuriyeti ile birleşmeyi savunurlarken, Cibuti'nin ikinci büyük etnik topluluğu olan Müslüman Afarlar Fransa'ya bağlılığı savunuyorlardı. Bu iki ayrı görüş arasında Fransa'nın da tahrikiyle çatışmalar şiddetlendi. Somali ile birleşme taraftarı olan Müslümanlar sayıca fazla olmalarına rağmen, ülkede 16 Mart 1967 yılında yapılan referandumun neticesinde Fransa'ya bağlı kalma kararı alındı. Ancak Fransa'nın baskısı nedeniyle sahtekarlıkların karıştığı referandum sonrası çok büyük çatışmalar çıktı. Bunun üzerine Fransız birlikleri, Afarlar ve İşaalar arasında kanlı hale gelen olaylara müdahale bahanesiyle ülkeyi işgal ettiler, yerli halkın çok büyük bir bölümü öldürüldü, yüz binlercesi ülkeden sürüldü. Bu hareket sırasında İşaaların zayıflaması üzerine Afarlar yönetimi ele geçirdiler.
1977 yılında halkın %97'sinin bağımsızlık yönünde oy kullanmasıyla özgürlüğüne kavuşan Cibuti, bu tarihten itibaren darbeler ülkesi haline geldi. 1977 ve 1991 yılları arasında, 2.000 Müslüman insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelelere maruz kaldı. Cibuti'de insanların, işkencenin son derece korkunç ve aşağılayıcı yöntemlerine maruz bırakıldıklarını Amnesty International'ın raporlarından öğreniyoruz. Devlet güçleri tarafından yaklaşık 7.000 kişi hiçbir mazeret gösterilmeden tutuklanmış ve işkence görmüştür.

Şimdiki Durum

Hala Fransa'nın ekonomik ve askeri denetimi altında olan Cibuti Cumhuriyeti'nde 3.500 kişilik bir Fransız silahlı kuvveti görev yapmaktadır. Cibuti'nin kendi milli ordusu yoktur ve Fransa'nın askeri vesayetine boyun eğmiştir. Bağımsızlık sonrası iç güvenlikten de uzun yıllar boyunca Fransa sorumlu olmuştur. Bunun yanı sıra Cibuti yönetiminde çok sayıda Fransız danışman, katılımcı ve görevli bulunmaktadır. İflasın eşiğinde olan hükümet, Avrupalı devletlerin desteğiyle ayakta durmaktadır.
Bugün Cibuti yıllardır süren sömürge yönetimin ardından çok büyük bir sefalet ile karşı karşıyadır. Kuraklık yüzünden çok sayıda hayvanın telef olduğu, bu yüzden de gıda sıkıntısının baş gösterdiği ülkede pek çok insan da yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybediyor.




Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 342
favori
like
share