Çocuk, mutsuz ve üzüntülü görünüyor. Arkadaşları ile beraber olmaktan kaçınıyor. Öğretmeni, dikkatsizliğinden yakınıyor. Sevdiği yiyeceklere yönelik iştahı da azalmış. Uykusu huzursuz ve tedirgin edici. Sıkça dalıp dalıp gidiyor. Suçluymuşçasına bir tedirginlik içinde, sorumluluklarından kaçıyor ve kendine güvensiz duruyor. Ağrıyan bir yerlerinden yakınıyor ya da hastalıkla, ölümle ilgili tuhaf sorular soruyor. Kardeşiyle hiç olmadığı kadar sık tartışıyor ve kavga ediyor. Zayıflıyor ve yaşam enerjisi tükeniyor.
Çocukların, ölüm, ayrılık, taşınma ve çevre değişikliği gibi olayların ardından bir süre bunlara benzer sorunlar yaşamaları normaldir. Bunun ötesinde, mutsuzluk ve endişe; çocuğun düşünce ve davranışsal yapısına etki ederek, bu nahoş değişiklikleri sürekli kılabilir. Bu durum, normal değildir ve bilim adamlarının “çocukluk depresyonu” olarak tanımladıkları bu rahatsızlık, tedavi gerektirebilen ciddi bir rahatsızlıktır.
Çocuklarının davranışlarını yakından takip eden aileler, ortaya çıkan değişiklikleri zamanında fark ederler. Çocuklarının konuşmalarını, takıldıkları konuları dikkatle takip ettiklerinden, çocuğun kendine zarar vereceği ya da öleceği ile ilgili konuşmalarını zamanında fark eder ve ciddiye alırlar.
Günümüz çocukları, yetişkinlerinkine benzer sorunları derinden yaşamaktadırlar. Sosyal hayatları ile ilgili çaba göstermek, okulda başarılı olmak gibi sıradan sorunlar onlara ağır gelebilmektedir. Çünkü çocuk büyükleri tarafından sürekli bir mercek altındadır ve akranlarına göre aldığı yol, bulunduğu nokta, yetişkinler tarafından sürekli takip edilmektedir. Bunun yanında, boşanma oranlarında yaşanan olağanüstü artış, en çok çocukları etkilemektedir. Ana ya da baba yokluğu veya çok anne, çok baba durumu, çocuğun yaşama uyumunu engellemekte ve yeni dengeler kurmasını zorlaştırmaktadır. Yeni dünya çocuğu, kimi zaman yetişkin gibi davranmak zorunda kalmaktadır. Alkolik babaya babalık etmek, mutsuz anneyi gözetmek veya karnesindeki beklenenden düşük not için hesap vermek, bedel ödemek zorundadır. Oysa “çocuk”, eğlenirken öğrenendir, dinlenirken büyüyendir. Biz yetişkinlerin kaygı ve çatışma dolu dünyasından farklı olarak; onların, çocukluğun masalını yazmaları gerekmektedir.



Aile içinde özellikle anne babanın geçirdiği depresyon, çocuğu etkiler. Depresyondaki kişi, kendi dünyasının çöküntüsü içinde kayıp giderken, küçük çocuğun durumu algılaması sadece yaşının gereğidir. Onu yaşama bağlayan kişi, bağları koparmış, kendi rüzgârına kapılmış gitmektedir. Çocuğa yönelik ihmal çocukluk depresyonunu tetikler. Çocuklarımızın her koşulda duygusal desteğe ve bakıma ihtiyacı vardır. Büyümek için aşmaları gereken engeller; yaşamın acımasızlığıyla çoğalabilir. Onları yaşama bağlayan kişilerden uzaklaşabilirler, onları kaybedebilirler. Beklenmedik zamanlarda, beklenmedik hastalıklara yakalanabilirler. Diğer çocuklar için doğal olan imkânları kullanamayabilirler ya da çok zorlanarak elde edebilirler.
Çocuğun gündelik hayata yönelik ilettikleri aile tarafından doğru algılanmalıdır. Arkadaşları ile bozulan ilişkiler, ana babanın sabrını taşıran ve incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle yapılan tartışmalar, öfkelenmeler, huysuzluklar yardım çığlığı olarak algılanmalıdır. Çocuğun kendini güvensiz, değersiz hissettiği ve benlik algısının bozulmaya yüz tuttuğu bu durumdan ailenin desteği ile çıkacağı unutulmamalıdır.




Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 416
favori
like
share
1sidelya Tarih: 01.06.2009 23:28
Emeğinize sağlık...Tşkrler paylaşım içinn...Çocukların yer aldığı her konu önemli bence...