Herkesin Bir Dağı Var - Nuri Can

En son 1980nin yaz ayında gitmiştim doğup büyüdüğüm yerlere. Aradan uzun bir zaman dilimi geçmişti, bir yabancıydım artık, ne ben onları, ne de onlar beni tanıyordu, bir kaç yaşlının dışında.

Caferliye gittiğimde Munzur yaylalarına çıkmaya karar verdim, hemde yalnız ve yürüyerek. Koyları, vadileri, mağaraları geze geze. Bu bir macera değildi benim için, kendimi arayış ve algılayış biçimiydi belki. Çocukluğumu, ilk gençliğimi aramanın, bulmanın, yaşmanın biçimiydi.

Bu dağlar benim dağlarımdı, çocukluğumun geçtiği, oralarda unutup kaldığım kendimi arayacaktım Ben o dağlarda doğmuş, o dağlarda büyümüş ve o dağlarda kar suyuyla yıkanmış, rüzgarla oynamıştım. O dağlarda mutluluğu, sevinci tatmıştım.

Yönümü Munzura çevirdiğimde içimde aydınlık bir ışığın parladığını hissettim, dağlara doğru yürürken hoş bir dinginlik içindeydim, içim kıpır kıpırdı. Kuşlar gibi hafif hissediyordum kendimi.
Gövdemi takıp yüreğimin peşine, yürüdüm dağlara doğru. Her adımım yavaş yavaş beni oraya çıkarıyordu. Anladım ki, nerede yaşarsa yaşasın insan eninde-sonunda kökünü arar, kökünün peşine düşermiş

Vurdum kendimi yollara, koştukça coştum, costukça koştum. Ele avuca sığmayan küçük yaramaz bir çocuk gibi Taa ki, acıkıp bir pınar başında oturuncaya dek.

Yüksek vadinin içinden Munzura doğru yol alırken, gürleşen yabani bitkiler, yabani meyveler, otlar çiçekler; cıvıl cıvıl kuş sesleri, pırıl pırıl akan sular şiirsel ve masalımsı bir tablo oluşturuyordu. Her şey öylesine temiz, güzel ve doğaldı ki, cennet dedikleri yer burası olmalıydı. Sanki bir masal ülkesine yürüyordum. Giderek artan kuş sesleri ve bir kararda akıp giden su sesleri, buz gibi pınarlar yıllarca özlemini çektiğim ve unuttuğum duyguları yeniden yaşatıyordu

Munzur, şefkatli ve nazlı bir gelinin narin elleri gibi, uzatmıştı ellerini, yıllarca özlemiyle yanan yüreğimin üstüne Mor, beyaz, sarı ve mavi çiçeklerin heyecanını ve sevincini henüz üzerimden atmadan, tanımsız bir mavideki irili- ufaklı göllerin ve pırıl pırıl pınarların akışının, vucudumda yarattığı esintiyi duyumsadım Karların yanındaki kardelenler ve beyaz papatyalar yüreğimin Munzurla bütünleşmesinin sevinci oldu Ve İnsanın yüreğine işleyen doğanın şarkısıydı bu, Munzurun bitmeyen türküsü, güzel insanların ülkesi Dünya durdukca söylenecek

10 gün yaylayarda dolaştıktan sonra geri dönmeye karar verdim. Bir başka vadiden Çet bendine doğru haraket ettim. Önce, çocukluğumda bildiğim Ağla Çiceğini görmek ve fotoğrafını çekmek istiyordum Çet bendi adını verdikleri derin bir vadinin içinde, sulardan atlaya atlaya epeyce yürüdükten sonra, akşama doğru Çet bendine vardım. Oraya vardığımda Hatun Teyzenin Ağla çiçeğinin köküne su taşıdığını gördüm. Başını mavi gökyüzüne diken, gelin duvağını andıran başıyla, başı karlı küçük bir dağ gibiydi Ağla Çiçeği. Ağla Çiçeğinden ziyade, gökyüzüne çevirdiği başıyla İsyan çiçeğini andırıyorduTenine dokundum ürperdi, titredi kirpikleri. Hatun Teyze dokunmadedi dokunursan ağlar. Baktım gerçekten yapraklarından aşağı tenine doğru iri iri damlalar süzülüyor

Hatun Teyzeye, bu çiçeğin efsanesiyle ilgili bilgisinin olup olmadını sordum, Ağla Çiceğidir, dedi. Bir efsanesi var ama tam olarak bilmediğini söyledi... Oturup mağaranın önüne, Ninemden dinlediğim şekliyle kendisine Ağla Çiçeğinin efsanesini anlattığımda çok duygulandı ve mutlu oldu.. 60 yaş sınırında olan Hatun Teyze dağ gibi görkemli duruyordu, yanakları kıpkırmızı ve gözleri ışıl ışıldı O da bana, şimdiye kadar duymadığım, hiç bir yerde okumadığım bu yöreyle ilgili bir dağ masalı anlatmaya başladı...

Anlattıkça derin bir duygusallık çöküyordu yüreğime, ağlamaklı oldum. Zavallı kadın bilmeden yaramı deşiyordu. İlk gençliğimi, çocukluğumu, ninemi, ilk göz ağrımı, ilk heyecanımı anımsatmıştı bana Bir ara Sustun artık hiç konuşmuyorsun dedi. Oysa bizim burda susmak coşkun sular gibi akmaktır derler. Sen sussanda ben duyarım, anlarım seni deyip bilgece laflar etti

Bense, başında dumanlar, yüreğinde sevdalar depreşen, başı dumanlı karlı dağlar kadar suskunlaşmıştım. Bir serin su aktı içimden, akıp gitti firat suyuna doğru Bir an zaman durdu gözlerimde, kuşlar yoruldu, indi gözlerimden ne varsa, döküldü anı oldu kelimeler
Eğildim üstüne Ağla Çiçeğinin, bir damla gözyaşı oldu süzüldü gözlerimden yüreğim. Düştü yaprağının üstüne Ağla çiçeğinin Kanadı içim, akıp gitti nehirlere doğru

Ben yüreğimdeki özlemle, yüreğimdeki yangın ve gözlerimde süzülen acıyla boğuşurken, Hatun Teyze İnsanın mutluluğu kendi elinde oğul, insan isterse yüreğini huzurla, umutla doldurabilir dedi. Bilge kadın tavrıyla

Hayat topraktır diyordu ekilen her türlü iyi, kötü tohumu kabul eder, bağrında saklar, iyi beslersen hazinedir.

Hayat ırmaktır diyordu mecrasında akarsa istediğin kalıba girer, doğru yada eğri.

Hayat çiçektir. Diyordu. Bakım ister, özen ister, sabır ister, açmak için. Gönül ister sulanmak için, dürüstlük ister huzurlu ve mutlu olmak için

Hayat pınardır diyordu. Özlemlerimizi saklar, acılarımızı unutturur, gönül ferahlatır. Ümitlerimizi tazeler

Hayat dostluktur diyordu. Dostluk gökyüzüdür, yaşamak gibi, aşk gibi, kavuşmak gibi; sevginin ve hasretin en güzelidir Hatun teyze büsbütün şaşırtmıştı beni o bilgece haliyle.

Bana sen Avrupalı olmuşsun artık, Munzur suyunun akışındaki huzuru, dağ yelinin esişindeki umudu nerden bileceksin diye sitem etti...

Çoluk- çocuğumuz senin gibi terkedip gitti bizi, dağlarımızı, ovalarımızı, toprağımızı terkedip gittiler uzak ellere, şimdi bizde toprağımız gibi, dağlarımız gibi sahipsiz, yetim, umarsız kalmışız buralarda diyordu.

Anladım ki, bu soylu bilge kadın gözlerini kapamış, yüreğini açmıştı benimle konuşurken. Ağzından bahar suları gibi berrak akıyordu sözcükler. Cümleleri peşpeşe sıralayışı, düzgün, akıcı uslubu ve bilge hali şaşırtmıştı beni

Ağzından çıkan her sözcük, ak bir güvercin olup doyumsuz güzelliklerle insanın yüreğine konuyordu, dinlerken Şehir yaşamındaki, daha çok yalan, daha çok kazanma, dalaverelerden, küçük çıkar oyunlarından uzak, işte bu dağ köylerinde böylesine temiz, onurlu, sevgi-saygı, dolu kalabilmişti bu soylu kadın. Yüzü de yüreği de kötülüklerden arınmış, pırıl pırıldı

Ses kayıt cihazımı kapatıp, Hatun Teyzele vedalaştıktan sonra içimi sıcak ve anlaşılmaz bir duygunun kapladığını hissetim.

Bilirim her özlem bir yazdır yüreklerde, her yürek bir özlem; her dağ bir seher yelidir gönüllere, her çiçek bir sevgi, her sevgi bir ışıktır karanlıklara Bir gün bağrıma basabilseydim özlediklerimi, susardım ve tek bir söz söylemezdim Irmaklar konuşurdu benim yerime, rüzğarlar konuşurdu, bilge ve soylu kadınlar konuşurdu, ben konuşmazdım

1980 Caferli Erzincan
Nuri CAN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 406
favori
like
share
1sidelya Tarih: 04.06.2009 08:35
Bilirim her özlem bir yazdır yüreklerde, her yürek bir özlem; her dağ bir seher yelidir gönüllere, her çiçek bir sevgi, her sevgi bir ışıktır karanlıklara Bir gün bağrıma basabilseydim özlediklerimi, susardım ve tek bir söz söylemezdim Irmaklar konuşurdu benim yerime, rüzğarlar konuşurdu, bilge ve soylu kadınlar konuşurdu, ben konuşmazdım
___________________________

Çok güzell anlatım olmuş...Şehirin insanlar üzerinde yarattığı olumsuzlukları ve dağlarda doğada tabiatın kendiyle iç içe olan insanlarımızın samimiliği içtenliği çok güzel anlatılmışş..Emeğinize sağlık arkadaşım...