ÖSS’yi kazanamazsam ölür müyüm
Üniversiteli olabilme, biraz kaba tabirle "herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümüne kapak atabilme" yarışı, her yıl kıran kırana bir mücadeleye sahne oluyor.
Makale
Dr. Veli Sırım
Moral Dünyası Dergisi, Temmuz-2007


Üniversiteli olabilme, biraz kaba tabirle “herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümüne kapak atabilme” yarışı, her yıl kıran kırana bir mücadeleye sahne oluyor.
Bu yarışa kimi gençlerimiz gayet şuurlu ve hazırlıklı olarak katılıyor. Kimi gençlerimiz özellikle aile ve arkadaş çevresinin baskılarına dayanamayarak sonradan dahil oluyor. Kimi gençlerimiz neredeyse son dönemeçte kendini bu yarışın içinde buluyor. Kimi gençlerimiz umutla, kimi gençlerimiz de kazanamayacağını bile bile katılıyor bu yarışa.Türk Eğitim Derneği’nce (TED) 2006 yılında hazırlanan raporda üniversiteli olabilme yarışını hızlandıran başlıca unsur olan dershanelerin konumuyla ilgili bir hayli ilginç tespitler yer alıyor. TED’in 13 ilde 4804 kişiyle görüşerek gerçekleştirdiği saha araştırmasına göre, üniversite kapısına gelene kadar kişi başına yapılan ÖSS harcaması, ortalama 4 bin 708 doları buluyor. Araştırmaya katılan ÖSS hazırlığındaki 1078 lise son sınıf öğrencisinin % 60,2’si, “hayatında üniversiteye giriş sınavından daha önemli bir şey olmadığını” söylüyor. Öğrencilerin % 57,8’i okuldaki eğitimin üniversiteye giriş sınavını kazanmada yetersiz kaldığını düşünüyor.
1980-2004 yılları arasında üniversite sınavına girmek için başvuranların bu uğurda 34.5 milyar dolar harcadığını bir düşünün. Günümüze kadar bu rakamın 50 milyar doları aştığını da dikkate alırsak, üniversiteye girme yarışında gençlerimizin hem umutlarını, hem sermaye sayılabilecek miktarda paralarını bağladıkları bir süreç var ortada.

Peki ya ÖSS’den sonra?

Özellikle ÖSS yarışından başarısızlıkla çıkan gençleri mutlaka atlatmaları gereken kara bir süreç bekliyor. İşte asıl bu dönemde bir tür “ÖSSzede” olarak niteleyebileceğimiz gençlerimiz “Üniversite her şey değildir” telkin ve tesellisine ihtiyaç duyuyor.
Üniversitenin “her şey” olmadığına dair telkin sadece gençler için değil, başta anne-babalar olmak üzere yakın sosyal çevre için de gerekli. Çünkü pek çok aile, “yıllardır ektiğini biçme” sevdası veya gizliden gizliye zihinlerinde yer eden konu-komşu karşısında prestijini artırabilme arzusuyla çocuklarına baskı yapıyor.
Bu yüzden uzmanlar anne-babalara da ÖSS’nin her şey demek olmadığına, bu sınavın bir tür “kader anı”na dönüştürülmemesi gerektiğine, sınavı kaybetmekle dünyanın sonu gelmeyeceğine dair telkin ve tavsiyelerde bulunuyorlar. Böyle bir tavrın zaten büyük bir hezimet ve yıkım psikolojisi içinde kıvranan gençlerin sıkıntılarını kat kat artıracağı uyarısını yapıyorlar.

“Yeter ki bir yere kapak atayım”

Bir belediye otobüsü düşünün. Koltuklarda ve ayakta olmak üzere yolcu kapasitesi 100 kişi olsun. Bu kapasitedeki bir otobüse 150 kişinin binmeye çalıştığını düşünün. 200, 300, 400 rakamlarıyla aynı ihtimali düşünmek akıllara ziyan varsayımdan başka şey olmayacaktır. Peki ya aynı otobüse 10 bin, 20 bin kişi binmeye çalışırsa?

Aslında her sene üniversite kapılarına yığılan 2 milyondan fazla gencimiz için durum bundan çok farklı değil. İşte böyle bir tabloda üniversite namzedi gencimiz, dayanılmaz çevre baskısının da tesiriyle, normal şartlarda akıl ve mantık dışı anlayışları neredeyse bir hayat felsefesi haline getirebiliyor.

Örneğin “Üniversiteye bir gireyim, gerisi kolay” ifadesini duymayanınız, hatta hissetmeyeniniz var mı?
Bu yaklaşımda bir meslek seçimi yok. Bir alan tespiti yok. Seçilen bölümün neleri içerdiğine dair bilgi yok. O alanın geleceğiyle, iş potansiyeliyle ilgili bir kaygı ve endişe yok. Hatta çoğu gencimiz için iki yıllık veya dört yıllık bir eğitim sürecine dair bir belirginlik de yok.
Tamamen sisli ve belirsizliklerle dolu bir yolda, el yordamıyla bir yerlere tutunma çabası var. Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, sonu ne olursa olsun bir yerlere tutunma telaşı var.
“Yeter ki bir üniversiteye, bir fakülteye girebileyim. Gerisi ne olursa olsun!” deniyor.

ÖSS’ye takılmayın, ufkunuzu genişletin
Eğitimcilere göre bazı durumlarda başarısızlık başarı, kaybetmek de önemli bir kazanç olabiliyor. Kendi gücünü, potansiyelini, zaaflarını veya meziyetlerini gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirebilen gençler, sonradan gelecek çok büyük kazançların kapısını aralayabiliyor.
ÖSS’yi kazanamayıp hayata atılan ve küçük çaplı da olsa bir meslek edinenleri “kaybedenler” olarak görmek yanlış olur. Özellikle dört yıllık bir fakülte mezunu olup da diplomalı işsizlerin belki milyonlarla ifade edildiği bir zeminde, kendi mesleğine dört elle sarılıp başarıya ulaşan bir kişi kesinlikle “kaybeden” unvanını taşımayacaktır.
Aslında kazanamayanları kazandırmaya yönelik son yıllarda çok önemli projelere imza atılıyor. Ülkemizde çok sayıda üniversite diplomalı işsiz gencimiz varken, bazı belediyeler, sivil toplum kuruluşları, dernek veya vakıflar tarafından açılan meslek edindirme kursları, nice gencimizi iş ve aş sahibi yapıyor. Üstelik bu kursların çoğu da “ücretsiz.”
Türkiye’nin birçok ilinde faaliyette olan kurslardan bazıları var ki, gazetecilik, stilistlik, grafikerlik, sinema-TV gibi üniversite mezunlarının çalıştığı dallarda da eğitim veriyor. İstanbul’da İSMEK, Ankara’da BELTEK, Antalya’da ASMEK, İzmir’de İZMEB başta üniversite kapısından geri dönmüş gençlerimiz olmak üzere, hemen her yaş, meslek ve eğitim seviyesinden vatandaşlarımıza ücretsiz eğitim imkânı sunuyor.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1807
favori
like
share
Grace Tarih: 02.06.2009 17:39
Allah tüm sınava girenleri utandırmasın kolaylık versin:3:
benim oğlum 3 sene üst üste sbs sınavlarına katılcak hayırlısı olsun herkes içn
Pedaliza Tarih: 02.06.2009 17:33
Hz. Ali buyuruyorki: [COLOR="Pink"]" Senin ilacın sende olduğu halde bilmiyorsun. İlletin de gene sende olduğu halde görmüyorsun. Sen kendini küçük bir cisim sanırsın. Halbuki büyük alem sende saklıdır, bilmiyorsun.

Sen öyle apaçık bir kitapsın ki, gizli olan şeyler o kitabın harfleri ile meydana çıkar okunur.

Ve yine Atamızın gül bahçesini gösterdiği çocuğa söylediği gibi:
[COLOR="Pink"]Bu gülü yetiştireceksen canın yanacak, elin kanayacak, güneş seni terletecek, bu bahçede gül yetişmez diyenler olacak. Gül öyle değil böyle yetiştirilir diyenler olacak. Sen kendine şunu soracaksın: Ben burayı gül bahçesi yapmak istiyor muyum? Burda dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum? Eğer çok istiyorsan, ne eline batan diken ne de söylenenler umurunda olmayacak. Kim olursan ol tek istediğin bu kokuyu duymak olacak.

Bu sözler karşısında kendimize şunu sormamız gerekmiyormu ''Ben sadece küçük bir zerremiyim ve ben umut bahçemde gül yetiştirmek istiyormuyum''

Rabbim hayatınız boyunca tüm sınavlarınızı kolaylaştırsın inşallah. :3: