Yumurtalik Kanseri - Yumurtalik Kanseri Nedir - Yumurtalik Kanseri Önlemi

Tüm jinekolojik kanserlerin yaklasik %20-25'ini olusturan over kanserinin en önemli özelligi çogu zaman hastalik ilerledikten sonra bulgu vermesidir.

Tüm jinekolojik kanserlerin yaklaşık %20-25 ‘ini oluşturan over kanserinin en önemli özelliği çoğu zaman hastalık ilerledikten sonra bulgu vermesidir. Sıklıkla tümöre ait kitle ileri derecede büyüyüp, barsak ve mesane gibi organlara bası yapmaya başladıktan sonra rahatsızlıklar oluşmaya başlar. Her yaşta görülmesine rağmen 40 yaşından sonra, görülme sıklığında önemli bir artış olur. Evlenmemiş olanlarda, doğurmamış olanlarda ve doğum kontrol hapı kullanmamış olanlarda daha sık görülmektedir.

Kanser nedir..?

Kanser, çoğalma veya bölünme yeteneği olan hücrelerin anormal bölünme yeteneği kazanması ile ortaya çıkan doku kitlesi olarak tanımlanabilir. İnsan vücudunda karaciğer veya böbrek gibi bazı organ hücrelerinin bölünebilme özellikleri vardır. Ancak bu hücreler normal zamanda bölünmezler, özel uyarılar sonucunda kontrollü olarak geçici süre çoğalır ve bölünürler. Buna karşılık sindirim sistemi veya kemik iliği hücreleri yaşam boyunca bölünmelerini sürdürürler. Yukarıda belirtilen hücre gruplarında olduğu gibi vücuttaki tüm hücrelerde bölünmenin duraksaması veya devamı genetik kontrol altındadır. Çevresel, toksik veya hücrenin kendi genetik yapısındaki anormallik sonucu, bölünmeyi kontrol eden sistem bozulduğunda, hücre kontrolsüz ve anormal bölünme yeteneği kazanır. Bunun sonucunda anormal ve hızlı olarak çoğalan hücreler sonunda, vücuda zarar verecek kanser dokusunu oluştururlar. Her geçen zaman içinde boyutunda önemli artışlar olan kanser dokusu, kanser hücrelerinin salgıladıkları maddeler yardımıyla çevre organlara zarar verirler. Ayrıca kanser hücreleri kan, lenf ve komşılık yollarıyla vücudun diğer bölgelerine yayılarak oralarda da bölünme ve çoğalma yeteneklerini sürdürerek yeni kanser dokuları oluştururlar.

Over kanseri nasıl oluşur, nedenleri nelerdir..?

Yumurtalık kanserinin oluşumunda rol oynayan faktörleri günümüzde net olarak bilemiyoruz. Başka bir açıdan baktığımızda günümüzde herhangi bir faktörün over kanseri yaptığını söyleyemeyiz. Ancak over kanserlerinin yaklaşık %5-8 kadarını ailevi over kanserleri oluşturur ve bunlar aileden gelen birtakım genetik değişiklikler sonucu meydana gelir. Ailevi over kanserlerinin BRCA 1 ve BRCA 2 genlerindeki değişiklikler sonucunda oluştuğu bilinmektedir. BRCA 1 gen mutasyonu olanların %28 ile 44 ‘ünde, BRCA 2 gen mutasyonu olanların ise %28 ’inde yaşam boyu over kanseri oluşma riski vardır. BRCA 1 ve 2 gen mutasyonu olanlarda over kanseri yanında meme kanseri gelişme riski de önemli oranda artar. Ailevi over kanserlerinin en önemli özelliklerinden biri, bunların ailevi olmayanlara göre daha erken yaşlarda görülmeleridir. Ailevi over kanseri gelişme riski birinci ve ikinci derece akrabalarda over ve meme kanseri bulunma sıklığına göre artar veya azalır. Örneğin, 2 birinci derece akrabasında menopoz öncesi dönemde over kanseri gelişme riski %35 - 40 civarındadır. Over kanserlerinin %92 - 95 ‘inin nedeni bilinmemektedir. Ancak çevresel bazı faktörlerin veya pudra gibi bazı kimyasal maddelerin over kanserleri ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Over kanseri hangi belirtiler ile ortaya çıkar..?

Over kanserinin en önemli özelliği; hemen her zaman hastalık ilerledikten sonra bulgu vermesidir. Hastaların yaklaşık %70 – 75 ’i evre 3-4 ’te, başka bir deyişle hastalık karın boşluğu içerisine yayıldıktan sonra şikayetlere neden olurlar. Sıklıkla tümöre ait kitle ileri derecede büyüyüp barsak ve mesane (idrar kesesi) gibi organlara bası yapmaya başladıktan sonra rahatsızlıklar oluşmaya başlar. Over kanserinde en sık görülen şikayetler, sırası ile; karında şişlik, karın ağrısı, hazımsızlık ve diğer sindirim sistemleri bozukluğu, sık idrara çıkma ve zayıflık olarak sayılabilir. Hatta bazı zayıf kadınlar uzun süre, gebe kaldıklarını düşünüp doktora müracaat etmezler. Over kanseri olan hastaların önemli bir bölümü aylarca devam eden hafif karın veya kasık ağrıları ile hazımsızlık şikayetlerini ciddiye almaz ve doktora gitmekte gecikir. Erken dönem over kanserleri çoğu zaman tesadüfen veya kanser taraması sırasında saptanır. Bu nedenle özellikle menopoz sonrası yapılan kanser taramalarının erken tanı için önemi büyüktür.

Over kanserinin görülme sıklığı nedir..?

Over kanserleri tüm jinekolojik kanserlerin yaklaşık %20-25 ‘ini oluşturmaktadır. Ancak jinekolojik kanserlere bağlı ölümlerin yaklaşık yarısı over kanserine bağlı olarak meydana gelmektedir. Başka bir deyişle over kanserleri ikinci en sık görülen jinekolojik tümör olmasına rağmen jinekolojik tümörler içerisinde ölüme en sık neden olan tümörler olarak bilinir. Kadınlardaki tüm kanserler dikkate alındığında over kanserleri; meme, akciğer, barsak ve uterus (rahim) kanserlerinden sonra 5. en sık görülen kadın kanseridir. Yaklaşık 100.000 kadının 25’inde görülür.

Risk faktörleri nelerdir..?

İleri yaş, over kanserleri için en önemli risk faktörlerinden biridir. Over kanserleri her yaşta görülmelerine rağmen 40 yaşından sonra görülme sıklığında önemli bir artış olur ve en sık 60-70’li yaşlarda rastlanır. Over kanserlerinin % 80’i postmenopozal dönemde görülür. Beyaz ırkta, siyahlara nazaran daha sıktır. Endüstriyel bölgelerde ve gelişmiş toplumlarda kırsal bölgelere ve geri kalmış toplumlara göre daha sık ortaya çıkmaktadır. Ayrıca sosyo-ekonomik düzeyi yüksek toplumlarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Evlenmemişlerde, doğurmamışlarda ve doğum kontrol hapı kullanmayanlarda daha sık görüldüğüne dair bilgiler vardır.

Tanısı nasıl koyulur..?

Over tümörlerinin tanısında rol oynayan en önemli tanı aracı jinekolojik muayenedir. Bu muayene yöntemi ile uterus veya overler kolaylıkla değerlendirilebilirler ve bu organlara ait tümöral kitleler saptanabilirler. Ancak özellikle şişman kadınlarda jinekolojik muayene çoğu zaman yetersiz kalır ve yanılgılara neden olur. Over tümörlerinin tanısında kullanılan diğer bir tanı aracı ultrasonografi cihazıdır. Bir görüntüleme yöntemi olan ultrasonagrafi cihazı ile uterus ve overler kolaylıkla incelenebilir ve bu organlardaki en küçük anormallikler saptanabilir. Yakın zamanda kullanıma verilen ultrasonografi cihazları ile tanısal doğruluk oranları önemli oranlarda artmıştır. Ultrasonografi ile öncelikle overlere ait tümörler saptanır ve sonrasında tümörün görünüm özelliklerinden yola çıkılarak kötü huylu olup olmadığı araştırılır. Başka bir deyişle ayırıcı tanı yapılır. Siyah beyaz ultrasonografi cihazları yanında renkli Doppler ve nihayet 3 boyutlu USG cihazları ile kitlenin kanser olup olmadığı yüksek doğruluk oranları ile saptanabilir.

Renkli Doppler ultrasonografi, esas olarak tümör içerisinde veya çevresinde tümörü besleyen damarlardaki akımsal değişkenleri ölçen bir sistemdir. Herhangi bir organda, bir hücre kanserleşme olayının başlaması ile kontrolsüz olarak bölünmeye başlar. Hücre sayısı 10 bine eriştiği zaman, kanser hücrelerinin bölünmeye devam edebilmesi için çevreden yeni damarların oluşup bu hücreleri beslemesi gerekir. Aksi takdirde mevcut 10 bin hücre daha fazla bölünemeyecek ve vücut savunma sistemi ile ortadan kaldırılacaktır. Eğer gelecekte bir kanser tedavisi bulunursa büyük ihtimalle bu yeni oluşan damarların, oluşmasının engelleme yolu ile geliştirilecektir. Tümörle birlikte oluşan bu yeni damarlara neo - anjiogenetik damarlar denir. Bunların yapısı orjinal damarlardan farklıdır ve damar cidarlarında kas tabakası yoktur. Dolayısıyla bu damarlardaki akımlar, normal orjinal damarlardan farklıdır. İşte bu farklılığı doppler ultrasonografide tesbit ederek, görülen tümörün iyi huylu veya kötü huylu bir tümör olup olmadığı araştırılarak ayırıcı tanı yapılır. Ultrasonografi dışında bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonanans (MR) gibi görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabilir. Ancak bu görüntüleme yöntemlerinin overleri değerlendirmek için USG’ye göre üstünlükleri yoktur. Yakın zamanlarda PET gibi yüksek duyarlıklı yeni görüntüleme yöntemleri denenmektedir. Ancak bu yöntemler henüz uygulaması zor, pahalı yöntemler olarak bilinmekte ve günlük uygulamada kullanılmaktadır.

Over kenseri tanısında jinekolojik muayene ve ultrasonografi dışında kullanılabilecek tanı araçları da vardır. Bunların başında tümör belirteçleri gelir. Tümör belirteçleri tümör hücreleri tarafından üretilen ve kana verilen maddeler olarak tanımlanır. Bazı over kanserleri CA 12-5, CA 19-9, CA 15-3, AFP, HCG ve CEA gibi tümör belirteçleri üretir.Bu belirteçler esas olarak hastalığın tedavi sonrası takibinde kullanılmakla birlikte over kanseri tanısında da kullanılırlar. Kanser olgularının yaklaşık %60-90 kadarının kanında CA 12-5 düzeyi normal sınırın üzerindedir. Over kanserleri için en önemli belirteç CA 12-5 ‘tir. Bütün bu araştırma yöntemleri ile bir hastada over kanseri olduğu düşünülür. Ancak gerçek tanı tümörün çıkartılıp histopatolojik olarak incelenmesi sonrasında koyulur.

Over kanseri tedavisinde uygulanan yöntemler nelerdir? Kemoterapinin tedavideki yeri nedir?

Over kanserinin öncelikli tedavisi cerrahidir. Cerrahi sonrası hastaların pek çoğuna özelliklerine göre kemoterapi olarak tanımlanan sitotoksik tedavi başka bir deyişle ilaç tedavisi yapılır. Over kanserinin cerrahi tedavisinde iki temel amaç vardır. Bunlardan birincisi overlerdeki veya karın içerisindeki tüm tümöral odakları çıkarmak ve tümör çapını 1cm ’nin altına indirmektir. İkinci amaç kanserin yayılma olasılığının olduğu bölgelerden örnekler alarak bu bölgelerdeki mikroskopik tümör odaklarını saptamak ve buna göre cerrahi sonrası kemoterapi planlaması yapmaktır. Bu nedenle over kanserinin cerrahi tedavisi hastalığın erken ve ileri evrede olmasına göre farklı özellikler taşır.

Kanserin kasık içinde olduğu ve üst karın içi bölgelerine yayılmadığı erken dönemlerde öncelikle genital organlardaki tümör ile birlikte overler ve uterus çıkartılır. Bu işlemler sırasında karnın içinde sıvı varsa sitolojik inceleme için alınır. Yoksa, karın içi su ile yıkanır ve bu sıvı sitolojik inceleme için alınır. Bundan sonra tümörün yayılım bölgelerinin başında olan omentum ve appandiks çıkartılır. Şüpheli bölgelerden biyopsiler alınır. Son olarak pelvik ve paraaortik lenf nodları çıkartılarak bu bölgelerdeki tümör yayılımları araştırılır. Yukarıda sayılan bu işlemler over kanserinin evreleme cerrahisi olarak adlandırılır. Kanserin üst karın bölgelerine yayıldığı ileri dönemlerde, aynı şekilde öncelikle tüm tümör bölgeleri, overler ve uterusla birlikte çıkartılır. Bu işlemler sırasında gerekirse ince ve kalın barsakların bir bölümü ve dalak çıkartılır ve yukarıda belirtilen evreleme cerrahisi yapılır. Amaç karın içindeki tümörlerin tümünü çıkarmak veya en azından tümör kütlelerini 1 cm’nin altına indirmektir. Çünkü özellikle ileri evre tümörlerde yapılan cerrahinin hastaya yarar sağlaması veya yaşam süresini uzatabilmesi için cerrahi sonrası kalan tümör çapının 1cm ’nin altına indirilmiş olması gerekmektedir. Aksi takdirde operasyonun hastaya anlamlı bir yararı olmaz. Yukarıda görüldüğü gibi over kanserinin cerrahi tedavisinin bazı özellikleri vardır ve belli prensipler dahilinde yapılmalıdır. Aksi takdirde hastaya bir yarar sağlamaz. Bu nedenle over kanseri cerrahisi bu işin eğitimini almış jinekolojik onkologlar tarafından yapılmalıdır.

Over kanserlerinin erken evreler dahil önemli bir bölümünde kanser ile birlikte sağlam over ve uterusta çıkartılır. Böylece hastanın doğurganlığı sonlandırılmış olur. Ancak bazı özel durumlarda doğurganlığı koruyucu cerrahiler yapılabilir. Başka bir deyişle sağlam over ve uterus çıkartılmayabilir. Bu işlem doğurganlığını tamamlamamış kadınlarda, tümörün bir overde olduğu ve karın içi sıvısında veya karın yıkantı sıvısında tümör hücresi olmayan hastalara uygulanır. Günümüzde over kanseri cerrahisindeki temel sorun; hastaların önemli bir bölümünde cerrahinin konunun uzmanı olmayan hekimler tarafından yapılıyor olmasıdır. Çünkü pek çok hasta basit over kisti tanısı ile uygun olmayan şartlarda ameliyata alınır. Bu durumdaki hastalarda bazen kanser tanısı operasyondan sonra veya bazen de operasyon sırasında koyulur ve eksik cerrahiler yapılır. Her iki durumda da hastanın tekrar ameliyat olması gerekmektedir. Bu olumsuzlukları önlemek için over kisti veya tümörü tanısı ile ameliyata alınan hastalarda; çıkartılan tümör, hasta anestezi altındayken histolojik olarak incelenmeli ve cerrahinin sınırları veya şekli, çıkan sonucva göre planlanmalıdır. Over kanseri tedavisinde cerrahinin yanında kemoterapininde önemli yeri vardır. Kemoterapi over kanserinde iki aşamada kullanılır. Bunlardan birincisi cerrahi sonrası adjuvan tedavidir. Tümörün bir overde olduğu bazı özel durumlar hariç over kanserli hastaların tamamına cerrahi sonrası kemoterapi yapılır. Bu durumda kemoterapi 3-4 haftada bir 6 kez uygulanır. Sonra gerekirse hastanın durumu uygunsa tedavi süresi uzatılır. Over kanserinde kemoterapinin ikinci uygulama şekli; ameliyat için uygun olmayan veya tümörün çıkartılamayacak kadar yaygın olduğu hastalarda öncelikle tedavi olarak uygulanmasıdır. Bu durumda amaç kemoterapi ile tümörü küçültmek veya yaygınlığını azaltmak ve sonrasında hastaya cerrahi uygulamaktır. Ancak bu tedavi henüz yeterince kabul görmemiştir.

Over kanserinde hangi ilaçlar kullanılmaktadır? Kesin tedavisi var mıdır..?

Over kanserinde standart olarak uygulanan ilk kemoterapi paclitaxel ve carboplatin kombinasyonudur. Bu iki ilaç birlikte 3-4 haftada bir altı kez yapılır. Her uygulama öncesi hasta kemoterapik, nörolojik ve nefrolojik yönden incelenir. Değerlendirme sonuçları normal ise kemoterapi uygulanır. Paclitaxelin tedaviye girmesi ile önceleri ileri evrelerde %20-30 olan 5 yıllık yaşam süresi, bu ilaç ile birlikte %40-50’lere yükselmiştir. Paclitaxel ve carboplatin dışında over kanseri tedavisinde cisplatin, hycamptine, etoposide, 5-FU gibi ilaçlar da kullanılmaktadır. Ne yazık ki günümüzde over kanserinin kesin bir tedavisi yoktur. Tümörün bir veya iki overde olduğu erken evre over tümörlerinde tedavi sonrası 5 yıllık yaşam şansı %90-95’ler civarındadır. Buna karşılık hastalık ilerledikçe bu oran %10’lara inmektedir.

Over kanserinden korunmak için günlük yaşamda nelere dikkat etmek gerekmektedir..?

Over kanserinin nedenleri bilinmediğinden günlük yaşamda dikkat edilmesi gereken bir unsur yoktur. Ancak birinci ve ikinci derecde akrabalarında over kanseri olan kadınlar ailevi over kanseri yönünden incelenmelidir. Ailevi over kanseri gelişme riski olan kadınlarda BRCA 1-2 gen mutasyonları aranabilir. Ancak bunların klinik uygulamadaki yararları belirgin değildir. Ailevi over kanseri gelişme riski olan kadınlar 6-8 aylık aralarla USG ve tümör belirteçleri ile over kanseri yönünden taranmalıdır. Bu kadınlarda uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımının over kanseri gelişme riskini azalttığı düşünülmekte ve önerilmektedir.

Op.Dr. Özgür Leylek

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 872
favori
like
share