Henüz sabahın yedisi ve sokaklar bomboş. Saat çalmadan ve günlerce uyumuş gibi bir dinçlikle uyandı beden. Hazırlanıp yola çıkmak için 10 dakika, sonrasında trafiğe karışıp bir günü daha tüketecek bu ruh. Sokağın başına çıkacak. Gelip geçen sarı taksiler olacak. Kimi boş, kimi dolu, kimi istediği güzergaha gidecek müşteri arayan, kimi sadece uzak mesafe gidecek müşteriyle mutlu olan... Sarı taksiler... Hepsi benim dediği sarı taksiler. Kiminden dua ederek, kiminden pişman olarak, kiminden acıyarak, kiminden mutlulukla ineceği sarı taksiler.

Elini kaldıracak. İlk boş geçen durmadı, belki başka işi var. Sonrasındaki de öyle... Dönüp taksi durağından mı istese? Mümkün mü? Duraktan taksi istemek. Eve dönmek. Telefon açmak. Gelecek taksiyi beklemek. Bazen adresi bulamıyorlar. Risk almak. Oysa yola kadar çıktı. Beklese herhalde illa ki bir tane boş ve onu alacak taksi gelir. 30’a kadar saysa ve sonra dönse... Yok olmayacak... Derken, ters istikamette giden bir taksi şoförü “döneyim mi?” gibisinden işaret etti. Yavaşça “evet” anlamında başını salladı o da. Taksi dönüp geldi, kapısını açıp bindi ve konuşmak istemeyen bir müşteri tavrıyla “1 Levent’e!” dedi. Ve yine o tanıdık, bildik ses: “bugün de işler yolunda gitmeyecek!”. Taksi şoförü bir şeyler söylüyor. Cümleler arasından ilk seçebildiği “taksimetre bozuk abla!”. Hay allah şimdi inmesi mi gerekecek. Niye ki? Mesafeyi de biliyor, yazacağı ücreti de... Trafik olursa ne kadar ekstra ödemek gerekecek onu da biliyor. “Önemli değil!” diyor derinden bir sesle şoföre. Taksicinin de yola koyulmasıyla sessiz sedasız, her iki tarafın da şartlarını bildiği bir anlaşma başlıyor. Sonuçta 10 dakikalık bir mesafe için “taksimetre bozuk” cümlesine takılıp yeni seçenekler aramaya gerek yok.

Başka başka versiyonlarla her gün yeni bir taksi hikayesi yaşıyor. Aslında ev ve iş arasında alternatif ulaşım araçları var. Hatta bir alternatif araba kullanmak. Bir arabanın sorumluluğunu almak. Avantajları ve dezavantajlarıyla. Sahiplik duygusundan kaçmak da var işin özünde. Keşke O da, “taksimetre bozuk!” diyebilseydi yaşamında zaman zaman. Geçen hafta tanıştığı esmer, uzun boylu genç adama veya bir fotoğraf makinesi almaya ihtiyacı yokken kendisine fotoğraf makinesi satan sarışın kadına veya dün yemekte acılı köfte yemesi için ısrar eden arkadaşına.

Yüksek sesle “taksimetre bozuk!” dedi. Taksici bir anlam veremeyerek başını kaldırdı. “Evet abla, taksimetre bozuk. Ama gideceğin mesafe çok uzak değil, kimsenin kimseye hakkı geçmez korkma!”. Oysa kendi kendine konuşuyor Dinlemiyor söylediklerini, şoför farkında mı acaba? “Bu ara çok kendi kendime konuşuyorum!” diye not alıyor kafasında. Taksimetrenin bozuk olmasının etkisi var mıdır acaba? Sahi insan ruhunda, beyninde, kalbinde bozuk olan bir şey olduğu zaman bir tabela asıp duyursa... “Sevgili arkadaşlarım, bugün kalbimin taksimetresi bozuk. Sormayınız neden, sadece bozuk. Beni birkaç gün izinli sayınız...” Bu olmadı. Merak işte. En ötede duran bile böyle bir çağrıya, şunun sıkıntısı neymiş bir soralım demez mi? Anlatsan dert, anlatmasan dert bende derman kimde.

10 dakikalık yol, hemen bir çırpıda geçer sanır insan. Oysa bu trafik, her gün aynı şekilde işlemez. Bu sürücüler, her gün aynı sürücüler değildir. Trafik tıkanır, acemi sürücüler trafiğin tıkanmasına sebep olur. Usta sürücüler de keza... Hızlı kullanan kaza yapar, yavaş davranana arkadan çarparlar. Oysa insan çoğu kez taksideyken trafiği düşünmek yerine telefonda konuşur, ajandasına bakar, minik yalanlar uydurur, makyajını tazeler, oyun oynar, ama çoğu kez ve asla konuşmak istemediğinde konuşmak istemez. Dış ses mi, iç ses mi bilinmez; kendi kendine yine “taksimetre bozuk!” der müşteri. Şoför de, “evet abla, mühim değil. Yol bitti zaten. Hem sen devamlı gidip gelmiyor musun bu yoldan?” der sitemkar sitemkar. Ee haklı, demedi mi en başından “taksimetre bozuk!” diye.

Bu versiyonun en iyi yanı, insanın “ben demedim mi, aaa baştan söylemiştim!” tarzındaki sitem hakkını bir anda 3-5 katına çıkarmasıdır. Doğrudur. Sen bir köşede durup “acından ölürken”, o da bir köşede durup en başından itibaren itiraf etmiş olduğu arızasına sığınır. Ne dedi şimdi iç ses! Evet, evet iç ses. Yoksa taksi şoförü de araya bir düşünce sıkıştırıverirdi. Benim hala umudum var melodisinde, durup durup “benim hala arızam var!” şarkısını söyleyebilir bu tip insan grubu aslında. Bu boynunda bir tabelayla dolaşmaktan daha kolay olur. Sesin kötüymüş, değilmiş kimin umurunda. Arızanın parantezini açtıktan sonra istersen sesinin kötü olduğunu da söyleyebilirsin. Yol bitsin artık. Dünden bugüne taşıdığı acı gibi o da bitsin. Ki, yol bitecek, taksi de kendi yoluna gidecek. O zaman acı da bitsin, acıyı getiren şeyle beraber gitsin. Beraberinde ne götürecekse onları da götürsün. Anılar mı, hepsi beraberinde gitsin. Acılar ve anılar beraber gitsin. Yol ve taksi gibi.

Yol bitti. İş başladı. Taksimetre bozuk. İş bitince, yine köşebaşına çıkıp taksi bekleyecek. Bulacak. Bulamayacak. Belki dolmuşa binmek zorunda kalacak. Ya da bir arkadaşı çıkışta gelip onu alacak. Taksimetresi bozuk. Sahi ne zaman birinin karşısına geçip, “taksimetre bozuk!” diyecek? Ve kim onunla bozuk taksimetre’ye rağmen yola çıkacak? Sarı taksiler ve trafik. Galiba bu ulaşım alternatifini bir kenara bırakıp, otomobil sahibi olmayı düşünmek gerekecek. Yoksa bu taksi şoförleri akla başka şeyler de getirecek. Taksimetre bozuk. Tehlike.

Dip not. Oysa bilmiyor mu ki; bu akıl, ruh ve kalp, taksiye de binse, şahsına münhasır otomobilinde de olsa onunla gelmeye devam edecek.

Son not. Yok yok bilmiyor. Taksimetre bozuk. Taksi fişi yok. Adam dürüst. Kadın anlayışlı. Adam yalancı. Kadın düşüncesiz. Taksi müşterisi, taksiye binmeye devam edecek. Adam kadınlarla buluşmaya, kadın adamlara aşık olmaya. Oysa taksimetre bozuk, adam dürüst, kadın düşüncesi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 771
favori
like
share
Mesut Tarih: 12.06.2009 16:06
valla tuafdi ama güzeldii
ellerine saglik
MiSS-FENER Tarih: 03.06.2009 13:59
İlginç..Emeğinize Sağlık..