Bitmeyen acı 33 Kurşun ve Şair Ahmed Arif

Toplumda derin yaralar açan olaylardan biri de Ahmed Arif’in şiirine taşıdığı 33 yoksul Kürdün sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmeleridir. Hele hele Kürt sorunu tartışmalarının yapıldığı bu dönemde bu yara bir kez daha bellekleri tazeledi. Kürt sorunu yine tartışılıyor. ‘İyi şeylerin olacağı’ söyleniyor. Şimdiye kadar iyiye dair ciddi adımlar olmasa da, Kürt sorununun kamuoyunda bu kadar tartışılıyor olması olumluluk olarak görülebilir. Kürt sorununa dair tartışmalar süredursun, 33 kurşun acısı her gün yaşanıyor. Sefo Deresi’nde 33 Kürdün katledilmesinin ardından bugün de kameraların, insanların gözü önünde kolları kırılıyor, silah dipçikleriyle kafalarına vuruluyor. Ve 33 Kürdün kurşuna dizilme emrini veren 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın ismi, katliamın yaşandığı Özalp (Saray) Jandarma Taburu’na verilmiş durumda.
33 Kurşun olayını, bir daha yaşanmaması için dizelerine taşıyan Ahmed Arif, 2 Haziran 1991’de Ankara’da yaşama veda etti. Ama dizeleriyle bugün aramızdaki varlığını sürdürüyor.
KATLİAMIN GERÇEKLEŞMESİ
Ahmed Arif’in de dizelerine taşıdığı olay, Özalp ilçesi Yukarı Koçkıran köyü sınırlarında yer alan Sefo Deresi’nde gerçekleşir. 33 yoksul Kürt köylüsü ‘casusluk’ suçlaması ile Türkiye İran sınırında yer alan Sefo Deresi’nde 356 nolu hudut taşında infaz edilirler. Katliam tarihi 28 Temmuz 1943’tür. Katliam şöyle gelişir: Mustafa Muğlalı, 7. Kolordu Komutanı Kemal Yaşinkılıç’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda rütbeli ile birlikte Özalp’e gelir. İlçede olağanüstü güvenlik önlemleri alınması karşın ilçedeki bütün sığırlar aynı gün çalınır. Bunun üzerine ilçede 100’e yakın kişi gözaltına alınır. Askeri gazinoya geçen Muğlalı, burada Van valisi Hamit Onat ve Saray Kaymakamı Hilmi Tuncel ile görüşür. Van valisinin gözaltına alınanların yargılanarak en ağır cezalara çarpıtılacaklarını söylemesi üzerine Muğlalı, “Sorgu ve mahkeme de ne oluyormuş, diğerlerine de ders vermek için başka şeyler yapmak gerek” der. Onat, Muğlalı’nın bu tutumundan sonra Diyarbakır Umum Müfettişi Avni Doğan’ı arar ve acilen Van’a gelmesini ister. Doğan’ın daha sonra Muğlalı ile yaptığı telefon konuşmasında Muğlalı, Doğan’a bütün gelişmelerin yukarının tasarrufunda seyrettiğini ve kendisine karışmamasını söyler.

İŞKENCELİ GÖZALTI
Gözaltında tutuklanan köylülere akıl almaz işkenceler yapılır. Katliamdan şans eseri yaralı kurtulan İbrahim Öztürk’ün, gözaltına ilişkin annesi Cazê Öztürk’e anlattıklarından bu ortaya çıkıyordu. “Günlerce bizi çırılçıplak soyup sırtımıza eyer vurup bindiler. Ağzımıza gem takıyorlardı, yaşlı, genç ayırmadan hepimize biniyorlardı....” (s.29) Oğlu yaralı olarak kurtulan Cazê Öztürk, oğlunun bir yıl sonra İran’da akrabalarının yanında olduğu haberini alır ve oraya gider. “Oğluma bir sarıldım ki deme gitsin. Bir sevinç ki isterem herkes yaşasın. Ağladım, çok ağladım. Oğlum yeni doğmuş gibi değil, yeni ölmüş gibi ağladım. Çünkü bir iğne, bir iplikti benim oğlum. O İbrahim gitmiş, yerine başka biri gelmişti. Kısa sürede anladık durumu. Geceleri bağırarak uyanıyor, yerli yersiz ağlıyor, bazen de sessizleşiyor, dalıp gidiyordu. Duygusuz, taş gibi biri olup çıkmıştı. Nefes alıp veren, gezen, gören, konuşan bir ölüydü oğlum. Yüreği fazla dayanamadı. Üç yıl sonra gerçekten öldü...” (s.30) Kurşuna dizilen ve nişanlı olan Ahmet Ata ile nişanlısı Asiya (Aso) Durur, görücü usulü nişanlanırlar. Nişanlısının atını gören Aso: “Rahmetli babam atın üstünden kendini boynuma attı, ikimiz de düştük yere, adam bir ağlıyor bir ağlıyor, ne yapacağımı şaşırdım. Onlar ‘Ahmed öldü’ dediler, ben Ahmed ölmez dedim. Onlar ‘Onu devlet öldürdü’ dediler, ben devlet Ahmed’i öldüremez dedim. Onlar, ‘doğru’ ben yalan dedim. Ne yaptılar ne ettilerse bana Ahmed’in öldüğünü kabul ettiremediler.” (s.35)
SEFO DERESİ
Katliamda en yaşlısı 81 yaşındaki Mêmê Özay’ın oğlu Mêmê Özay, yaşanan katliam ve katliam sonrasında köylülerin verdiği mücadeleyi anlatıyor: “Kendim artık yol ağzına geldim. Gözüm açık öleceğim, babamı göz göre kurda kuşa yedirdiler. Dünya gözüyle Sefo Deresi’ni görmek istiyor. 1957 yılından bu yana düzenli olarak her yıl TBMM’ye dilekçeler veririz, Sefo Deresi’ni açın, gidip yüzümüzü sürelim. Hiçbir yanıt verilmez. İşte iki yıl öncesi Menderes’lerin cenazelerinin İmralı’dan nakli geldi gündeme. Yeniden başvuruda bulunduk. Sonuç yok.” Ölenlerin yakınları mahkemeye başvuruda bulunurlar. O dönem savcılık olmadığı için hakim Baki Tekin adli soruşturma girişiminde bulunuyor. Girişimin başladığı gün ise Van 10. Tümen’e götürülür. İlçeye dönen Tekin, hemen istifasını verip ilçeden ayrılır. Daha sonra askeri mahkemede konuşan Tekin, şunları diyecektir: “Van’dan istifa edip gitmemem ve olayı gittiğim yerde unutmamam halinde öldürüleceğim yüzüme haykırıldı.” (s.36) Katledilenler arasında iki tane asker de var. İzinleri için memleketlerine giden Sico Çelebi ile Şükrü Kurunca geri dönmemeleri üzerine Saray Askerlik Şubesi’ne akıbetleri sorulur. Askerlik Şubesi Başkanı Yarbay Sıtkı Tutak, bölük komutanlarına çektiği telgrafta “Kurşuna dizildiler” ibaresini kullanır. Bunun üzerine Van 10. Tümen Komutanı Rasim Saltuk’un emriyle tutuklanır. Van askeri cezaevi’ne konur.
CENAZELERİ VERİLMEDİ
Babası Serheng ve abisi Zeki Özkaplan’ı kaybeden Hasan Keyfi Özkaplan, yaşanan katliamın yetkililer tarafından kendilerine anlatılmaya çalışılması üzerine cenazeleri almak için hareket ettiklerini anlatıyor. Her tarafa adam gönderdiklerini belirten Özkaplan, cesetlerin kokudan çürümeye bırakıldığını söylüyor. Cenazeleri almak için derenin yakınlarına kadar gittiklerini ifade eden Özkaplan, sürekli saldırıya ve tehditlere maruz kaldıklarını kaydediyor. En sonunda kadınlı-erkekli, yaşlı-genç demeden dereye yürüdüklerini dile getiren Özkaplan, dereye yaklaştıklarında askerin saldırısıyla karşılaştıklarını söylüyor. Süvari askerlerin saldırısından dolayı, üç çocuğun atların ayağı altında ezildiğini bildiren Özkaplan, sonrasını şöyle anlatıyor: “Kimi kadınlar kendi çocuklarını, kendilerini atmışlardı atların önüne, merhamete gelir de çiğnemezler diye, nerede... Ayak uçlarımıza kadar kurşunlar yağdırdılar. Velhasıl baktık hepimizi öldürecekler, oturduğumuz yerde acılarımız, ağlayışlarımızla baş başa kaldık. Sonunda çaresiz geri döndük. O gün bugündür her yıl düzenli olarak İçişleri Bakanlığı ve TBMM Başkanlığı’na dilekçeler gönderirim. Cenazeler verilmedi, çürütüldü, toprak edildi, bari ‘yasak bölge’ uygulamasına bir son verin diye. Kimse cevap verme zahmetine bile girmez...” (s.37)
Uzun ve çetin mücadeleler sonucunda 9 Eylül 1949 tarihinde Askeri Savcı Şerif Çıtak’ın iddianamesiyle Genelkurmay Askeri Mahkemesi’ne dava açıldı. Mahkeme heyeti, 2 Mart 1950’de, Muğlalı’yı “öldür” emri verdiği için önce idama sonra yaşlılığı dikkate alınarak 28 yıla mahkum eder. Ordudaki hizmetinden dolayı cezadan sekiz yıl düşürülür. Verilen karardan bir ay sonra rahatsızlık geçiren Muğlalı, kaldırıldığı Ankara Devlet Hastanesi’nde ölür. Muğlalı, mahkemede verdiği ifadede “Kürtlere ilişkin olayları, normal ölçüler ve devlet anlayışı içinde yürütmek mümkün değil” der. Muğlalı’nın bu ifadeleri birçok şeyi de özetliyor aslında.

*Kaynak olarak ve yapılan alıntılar için, 1989 Yunus Nadi Armağan Ödülü’nü alan Günay Aslan’ın, Pencere Yayınları’ndan çıkan Yas Tutan Tarih 33 Kurşun adlı kitabından yararlanılmıştır.

33 CAN

Xbaresorik Mılanengız, Runexar ve Xretel köylerinde Milan aşireti’nden kurşuna dizilen 33 yoksul Kürt köylüsü içinde baba-oğul, abi-kardeş, enişte-kayınpeder, nişanlanmışlar-yeni evliler de vardı. Xbaresorik köyünde Aco Çelebi, Sico Çelebi, İsmail Şen, Mustafa Erbaş, Ahmet Uyanık, Serheng Özkaplan, Zeki Özkaplan, Haydar Akkalım, Ömer Akkalım, Beşir Deniz, Celat Uzuntaş, Findi Özay, Paşa Tezel, Tatar Gök Aladdin Usta, Ahmet Uzuntaş, İsa Kurunca, Hasan Beydoğan, Memi Taşçı, Salih Taşçı, Sevdin Zolioğlu, Ahmê Denizhan, Hıdır Altun, Veli Öner, Ali Benek; Milangi köyünde İbrahim Öztürk, Kazım Gürbüz; Runexar köyünden Sultan Özay; Xretel köyünden Ahmet Tunç, Ahmet Ata, Şükrü Kurunca, Mêmê Denizhan, Ahmet Taşçı.

33 KURŞUN

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van’da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari güvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek’e - tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda....
(...)
Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...
(...)
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Dom dom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

Ahmet Arif’in 33 Kurşun şiirinden...

Günlük Evrensel Gazetesi

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1809
favori
like
share
denizcan Tarih: 06.06.2009 23:16
ben size demedimmi bildiginiz konularda tartisalim diye niye gidip de

yalan yanlis haberlerle bizleri oyaliyorsunuz :18:
ADALI Tarih: 06.06.2009 20:00
Değerli [COLOR=#e5e5e5]ozgurluk_5643 ben heryerde her durumda yanlış olarak yaptığım ve bundan sonrada yapacağım yanlaışlar adına şimdiden özür dilerim.Özür dilemekten gocunmam.Ama dün söylenen bu gün inkar edilkir oldu.Bu nedenle yayınladığım Hasan ÇELİK adına yazı hakkında özür dilemeyi düşünmüyorum.O özür yazı sahibine aittir.Ayrıca başkasına ait olan yazıyı yayınladıysam bu o yazıyı doğru kabul ettiğim anlamına gelmez.Önemli olan bundan sonra yazıya yapılacak yorumlardır.Kalın sağlıcakla.
ozgurluk_5643 Tarih: 06.06.2009 17:38
İlbeyi buraya bir şey ekliyorsan önce o şeyin doğruluğundan birazcıkta olsa emin olun lütfen...Hasan Çelike ve Posta gazetesine ait olmayan bir metni burda yayınlayarak neye hizmet ettiğinin farkında bile değilsin bak şimdi size sözde bu eklediğin Hasan Çelike ait yazıya karşı Hsan Çelike ait bildiriyi yayınlıyorum bu hatanızdan dolayı sizi Main Board ailesine karşı bir özür dilemenizi temenni ediyorum gerekli duyarlılığı göstereceğinizi sizden bekliyorum....

Posta Gazetesi Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’in açıklaması:

Posta Gazetesi Ankara Temsilcisi Hakan Çelik, kendi adıyla internette dolaşan ve “Bir Türk olarak Kürtlere soruyorum” başlığını taşıyan yazının kesinlikle kendisine ait olmadığını açıkladı. Hakan Çelik, e- mail yoluyla yayılan yazının Türkler ve Kürtleri birbirine düşürme niyeti taşıdığını vurguladı.

Hakan Çelik’in açıklaması şöyle:

Bir süredir internet sitelerinde dolaşan ve “Bir Türk olarak Kürtlere soruyorum” başlığını taşıyan yazı, haber ve forum grupları arasında hızla yayılmaktadır.
Söz konusu yazının benimle ve Ankara temsilcisi olarak görev yaptığım Posta Gazetesi ile kesinlikle ilgisi yoktur. Böyle bir yazı kaleme almadığım gibi yazıda geçen düşünceleri savunmam da mümkün değildir.

Yaşanan terör eylemlerinden Kürtlerin tamamını sorumlu tutan, ırkçı ve aşırı milliyetçi unsurlar taşıyan yazı olsa olsa iki halkı birbirine düşürmek isteyen kötü niyetli çevreler tarafından kaleme alınmıştır.

Kürt sorununun, Türkiye’nin toprak bütünlüğü içinde demokrasi ve hukuk kurallarına uyularak çözülmesini savunan ve bu konuda yüzlerce yazı yazmış bir gazeteci ve televizyoncu olarak benim ve gazetemin adının kullanılarak böyle bir yazının internette dolaşıyor olmasını üzüntüyle karşılıyorum.

Benim ve kurumumla hiçbir ilgisi olmayan söz konusu yazının kontrolsüz bir şekilde internet ortamında yayılıyor olması, internetin, bilgilerin çarpıtılması
ya da fabrikasyon söylentilerin yayılması açısından nasıl korumasız bir yer haline geldiğinin bir örneğini oluşturmaktadır.

Kişilerin hak ve özgürlüklerini ihlal eden, güvenliklerini tehlikeye sokan haber ve bilgilerin kontrol edilmeden internete servis edilmesi, hepimizin yararlandığı bu mecranın güvenilirliğini tehlikeye sokmaktadır.

İnternetin özgürlüğünü sonuna kadar savunan bir gazeteci olarak, interneti kullananları ve bu ortama bilgi ve görüntülerle katkı sağlayanları, internetin güvenilirliğine zarar verecek girişimlerden kaçınmaya davet ediyorum.

[COLOR="SeaGreen"]İnternet sitelerini, benimle hiçbir ilgisi olmayan bu yazıyı çekmeleri, forum ve iletişim gruplarını ise bu yazıyı e- mail yoluyla birbirlerine göndermemeleri konusunda uyarıyorum.

Saygılarımla

Hakan Çelik
Posta Gazetesi
Ankara Temsilcisi
ozgurluk_5643 Tarih: 06.06.2009 17:24
İlbeyi abi hiç kusura bakma ama senin yaptığın yorumların mevcut konuyla hiç bir alakası yok konuya yapacak bir yorum bulamamışsın hemen olayı başka yönlere çekmişsin şehit fotoğraflarını koyarak duygusal değerlerle oynamışsın zaten nedense bu ülkede ''bir kısım insan'' alışmış şehit kanı üzerinden siyaset yapmaya bırakın değerlerimiz üzerinden siyaset yapmayı evet bu ülkede şehitler verilmiştir ve o şehitler salt türklerden oluşmuyor buna kanıt istiyorsan git çanakkaleye o şehitlerin nerden olduğunu hangi ırktan olduğunu gör...Ayrıca konuyu güzel okusan kimsenin TSK ya söz ettiği yok kusura bakma ama TSK da bulunanların hepsi sütten çıkmış ak kaşık değil her şeyde olduğu gibi TSK da da kirli insanlar olabiliyor buna en basit örnek her sene TSK da ihraç edilen rütbeliler gösterilebilir daha da somut örnek istiyorsan Ergenekonu biraz araştır bak bakalım o insanlar kaç mahsum insanın canına kıymış...Söz konusu eleştri TSK ya değil o bünye altında farklı çıkarlara hizmet edenleredir...
ADALI Tarih: 06.06.2009 14:32
İNSANIN TÜYLERİNİ DİKEN DİKEN EDECEK BİR ELEŞTİRİ....!!!!!!!








'Posta' Gazetesinin Ankara temsilcisi Hakan Çelik'in yazısı:
BİR TÜRK OLARAK KÜRTLERE SORUYORUM

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?'' Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur ? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır ?


Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük hak olan ''BU GÜZEL ÜLKENİN, TÜRKİYE'NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI'' bir kenara iterek, etnik köken üzerinden ırkçılık yapmayı tercih eden bu kitle, bu ülkeye ne vermiştir ve bu sapkın anlayışla ne verebilir ?

Kürtlere soruyorum; neden terör sizde, beşik kertmesi sizde, kız çocuklarını başlık parası adetiyle adeta bir eşya gibi alıp-satmak adeti sizde, her türlü yasadışı işin altından çoğunlukla Kürtler çıkmakta, kapkaç sizde, gasp sizde, ''NAMUS CİNAYETLERİ'' sizde, kaçakçılık sizde, uyuşturucu ticareti sizde, bu ülkenin vatandaşı olmayı sindirememek hastalığı sizde, vur-kır-gasp et anlayışı sizde, ÖZELEŞTİRİ yapmamak sizde, nedensiz aşağılık kompleksi sizde, başına kuş pislese devleti ve diğer insanları suçlamak sizde, herşeyi devletten beklemek sizde, asimile edildiği yalanını söyleyip, 21. yüzyıl Türkiyesi'nde tek kelime Türkçe bilmeyen milyonlarca insan sizde, emperyalist devletlerin size sahte bir mazi yapıştırması neticesinde Anadolu'da hiçbir zaman varolmayan, sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını yaymak yine sizde.

Bu ülkeye hiçbir şey vermeden, kaba kuvvet ve vandalizmle, terör ile toprak gasp etmeye çalışma ahlaksızlığı sizde, diyaloğu ve insani ilişkileri es geçip, yakıp yıkarak bu ülkeyi bölmeye çalışmak sizde, Avrupa'ya gidip Türkiye Cumhuriyeti ve onun şanlı ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında her türlü asılsız yalanları söylemek, bana işkence yaptılar, baskı yaptılar, dilimizi konuşamıyoruz, fırsat eşitliği yok gibi mesnetsiz yalanları söyleyerek siyasi mülteci statüsüyle o Avrupa ülkelerine kapağı atmak, bir parazit gibi yaşayıp oralarda da suç işlemek sizde, sizlerde....

Avrupa'da Türkiye'yi şikayet etmek sözkonusu olunca ''ben Kürdüm'' demek, ama cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile Avrupa ülkelerinden herhangi birinde suçüstü yakalandığınızda ''ben Türküm'' demek üçkağıtçılığı sizde, çapulcu terör örgütüne her türlü desteği verip, demokrasi ve insan haklarından bahsetmek, ''şiddeti kınıyorum'' demek sizde, bu yalanları söyleyip bizleri de enayi zannedip, aptal yerine koymaya çalışmak terbiyesizliğ i ve alçaklığı sizde, bu ülkede yaşayan onlarca farklı etnik kökenden milyonlarca insan, etnik kökenleriyle ilgili en ufak bir sıkıntı çekmezken, özgürce siyaset yapabilirken, milletvekili ve hatta Başbakan bile olabilirken, verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonucu elde edilmiş Cumhuriyetimizin kazanımlarını içlerine sindiremeyen sömürgeci, etnik soykırımcı, emperyalist devletlerin maşası ve tetikçisi olmak düzenbazlığı NEDEN hep sizde ?

Lütfen bu sorulara yanıt verin, tabii verebilirseniz. ..

Bu memlekete bugüne kadar ne verdiniz de, ne istiyorsunuz ?

Eğitim diyorsunuz; öğretmen öldüren terör örgütünün katillerini ve elebaşını lider, siyasi irade kabul ediyorsunuz.

Dilimizi konuşamıyoruz diyorsunuz; o halde bugüne kadar Türkiye'nin çeşitli kentlerinde açılmış ''Kürtçe Kursları'' sözde dil öğrenmeye susamış sizlerin ilgisizliği sonucunda neden kapandı ?

Siyasi platformda temsil hakkı diyorsunuz; siyasetinizi etnik ırkçılığa ve bölücülüğe dayalı söylemler, eylemler ve politikalar üzerine kuruyorsunuz.

Yarattığınız terörden 30 bin insan can veriyor... En ufak bir özeleştiri, en ufak bir günah çıkarma yapmıyorsunuz.

Sizlerin canı can da, bu ülkeyi ve içinde yaşayan masum insanları terörden korumak için hayatını hiçe sayıp şehit olan ana kuzularının, evlatlarımızın canı patlıcan mı?

İstanbul'da sokaktaki vatandaşlara saldırmak, molotof kokteyli atmak, otobüs yakmak, polise ve sade vatandaşlara, kadınlara, ufacık çocuklara ''kaldırım taşları'' atıp kafalarını yarmak neyin protestosu? Hangi köhne düşüncenin, hangi barbar anlayışın dışavurumu?

Bugüne kadar hangi ''Kürt kökenli'' Türk vatandaşına; hop! sen Kürtsün şu şehre giremezsin, şu işi yapamazsın, şu mesleği icra edemezsin denmiş veya denmekte?

Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları, ticaret erbabı, turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında; tv'de, gazinolarda iş yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi?

Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği yalanınıza?'' İşin doğrusu, sizin sorununuz bu ülkeyi terör ile, vurarak, kırarak bölmek! Bir oldu-bitti yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır. Bu kadar basit. Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük çocuklar bile anlayabilmektedirler.

''KÜRT'' kökenli vatandaşlarımız, eğer bunca kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olan bu BÖLÜCÜ IRKÇI TERÖRİSTLERİ hala destekliyorlarsa, KUSURU DEVLETTE DEĞİL, KENDİLERİNDE ARAMALIDIRLAR!

Meydanlarda eller hep zafer işareti, ellerde 30 bin insanımızın katili kanlı terör örgütü PKK'nın afişleri, terörist başı Apo'nun posterleri, yakarız-yıkarız tehditleri ve herkesin malumu ülkemizdeki büyük kentlerde meydana gelen şu terör olayları...

Çapulcu terör örgütünün hazırladığı ''Şemdinli fiyaskosundan' ' sonra, ellerine para vererek sokaklara salıp polisimize, güvenlik güçlerimize, halkımıza taş ve molotof kokteyli attırdığı küçücük çocuklar...

Çocuğunu terör örgütünün militan olarak kullanmasına müsade ediyorsan, bu kaos ve terör yöntemlerinden medet umuyorsan ve bu yolla bu ülkeyi böleriz, sözde ülkemizi de kurarız diye düşünüyorsan, canın yandığında veya meydanlara saldığın, yak-yık-kır-dök evladım dediğin çocuğunu kendi ellerinle ateşe attığında da bunu devlete fatura edemezsin.

Demokrasiden bahsedip, teröre yol açmak ? İnsan öldürüp hak talep etmek? Bu ne yaman çelişki...

Hak isteyen, hukuk isteyen önce bu ülkenin bütünlüğüne, bu ülkenin insanlarına, toplum kurallarına SAYGI gösterecek. Ülkesine katkıda bulunacak. İNSAN gibi davranacak, yakmayacak, yıkmayacak.

Kısacası; TERÖRİST ile arasındaki farkı yine bizzat KENDİSİ ortaya koyacak. Bu ülkenin güzel insanlarını kendisine inandıracak.

Kürt toplumu yüzyıllardır kendisini sömüren, geri bıraktıran, kulun kula kulluk ettiği ''FEODAL DÜZEN'' denen ilkel sistemden ne zaman vazgeçecek? Ne zaman HANIM FERTLERİNE gereken ''ÖZGÜRLÜĞÜ'' teslim edecek? Ve neden ülkede en yüksek kadın intiharları Batman'da? Neden aile içi şiddet sorununda ve TÖRE CİNAYETİ denen illette ekseriyetle Kürt kökenli insanların yaşadığı iller başı çekmekte? Büyük şehirlerde kapkaç ve bu tür illegal suçları işleyip, elde edilen yasadışı geliri Terör örgütüne aktarma suçu neden hep Kürt kökenli çocuk ve gençlerde görülmekte? Neden, neden, neden?

Kürdüm diyen sizler, acaba bu KUSURLARINIZI hallettiniz mi ki, TÜRKLERİ pervasızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı, hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?

Güzel bir atasözü vardır. ''GÖZÜNDEKİ ÇÖPÜ GÖRMEZ, ELALEME ŞAŞI DER!''


Bu özlü söz ülkemizin içine düşürülmeye çalışıldığı ''Kürt fesadını'' ne de güzel anlatıyor değil mi?

HAKAN ÇELİK
Posta gazetesi
ADALI Tarih: 06.06.2009 13:35
Sevgili denizcan bende zaten bütün kürt kardeşlerimiz pkk' lidir demedim.Haddimede değil ama çocukları askerin atları çiğneyerek öldürdü derseniz bende derimki o asker öldürmez yaşatır.Çünkü o askerin adı asakirimuhammediyedir.Bütün dünya iyibilir ve kabul ederki Türk askeri esirlere bile kötü muamele yapmaz.Kaldıki kürt kardeşlerimizin çocuklarına eziyet edecek atlarıyla çiğneyecek.Allah(c.c)diyorki bir insan öldüren bütün insanlığı öldürür bir insan yaşatan bütün insanlığı yaşatır.Benim itirazım Şerefli Türk askerine çamur atılmasınadır.Benim bir askerimin ayağının tırnağı dünyalara bedeldir.Bunun yanında ben bu ülkenin vatandaşıyım diyen herkesin Kürt olsun Türk olsun ,Çerkez olsun, hiç birisinin ayağının tırnağını dünyaya değişmem.
denizcan Tarih: 06.06.2009 11:12
siyaset tartismak mi istiyorsunuz hodri meydan siz istediniz,yalniz bildiginiz konulari tartisalim sadece varsayimlar ile degil
bugulu-gözler Tarih: 06.06.2009 10:55

Ilbeyi abim bence en güzel cevabi vermis
denizcan Tarih: 05.06.2009 18:01
sevgili ilbeyi konuyu carpitmayalim,sehitler hepimizin sehidi sadece sizin degil,yukardaki haberin de pkk.ile hic alakasi yok cünkü ozamanlar pkk. diye bir illet yoktu ve ölenler niye öldü bunun aciklamasini dayapamazsin cünkü bilmiyorsun bosuna konuyu pkk.ye getirmeyelim !