Şadi Çalık - Şadi Çalık Kimdir - Şadi Çalık Biyografisi

Mehmet Şadi Çalık (d. 1917, Kandiye - ö. 24 Aralık 1979, Girit),



Türk heykeltraş. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde 1940 ile 1948 yılları arasında profesör Rudolf Belling'in öğrencisi oldu. 1950-1951 yıllarında Paris'te çalıştı. Sonra, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. Alçı, tunç, demir ve tahta gibi çeşitli malzemelerle yaptığı heykelleri, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile çeşitli koleksiyonlarda yer aldı. Eserleri arasında, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde yer alan Atatürk anıtı. İstanbul Ticaret Odası için yaptığı bakır ve taş rölyefler, İzmir Kültür Park'taki heykelleri, Asaf Halet Çelebi büstü ve İstanbul Belediye Sarayı süslemeleri dikkat çeker. Geleneksel bir klasisizmden başlayarak gitgide daha soyut bir anlayışa yönelen Çalık'ın eserlerinde, sadelik ve açıklık ön plandadır.

Şadi Çalık 1932- 1939 yılları arasında İzmir´de resim hocası Abidin Elderoğlu atelyesinde sistematik olarak desen çalışmıştır. Klasik teknik, plan, kompozisyon ve denge ilkelerini derinine içselleştirmiştir. 1939´da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel bölümünde plastik çalışmalara başladığında üstün klasik modlaj tekniklerine hakimiyetini göstermiş, 1940´ta yaptığı ilk sipariş işi "Atbaşları" ve sayısız büst geleneksel yapı ve kompozisyonda rahat ve hızlı çalışmasının örnekleri olmuştur. İşlerini yalın bir kompozisyon ve denge belirler. Detay, ustalığın kendiliğinden yalın, mükemmel arınmış ve tek bir formla ortaya çıkışıdır. Malzemesi çamur ya da alçıyı, büyük bir hızla sanki desen yapar gibi ama emin ve kesin hareketlerle, aramadan kullanır. Büstleri olsun, İzmir Fuarı´ndaki "Yatan Kadın", İstanbul Resim ve Heykel Müzesi´ndeki "Nü", Giresun´daki "Adalet Sembolü", Konak Sineması rölyefleri olsun tümü bu esaslar üstüne kurulmuştur.
Neoklasik figürlü ve figürsüz soyut çalışmaları 50’li yıllarda yanyana sürer. Ondan istenen ve para getiren işlerin çoğu figüratiftir. Bu yüzden yaptığı heykellerde çok iyi bildiği neoklasik öğeleri ve geleneksel yapı ve kompozisyon ilkelerinin esaslarına dönüp onları yeniden yorumlayan çalışmalar yapmıştır. Neoklasik çalışmayı sevdiğini daha sonraları da görüyoruz. 60lı yıllardaki desen dizilerinin ve pişmiş toprak rölyeflerin gösterdiği gibi figüratif çalışma onun için doğa yorumundan soyuta açılan yol gibidir.
1950´de iIk soyut çalışması, alçı "Soyut Heykel", doğanın bir yorumudur. Tıpkı Henry Moore´un ömrü boyunca taşlardan, kemiklerden öğrendiğini söylemesi gibi Şadi Çalık da 1968´de Akademi dergisinde öğretmen olarak öğrencisinden ne istediğini de aynı doğrultuda dile getirir: Doğayı araştırmak ve doğayı etüd edip özümlemiş olan Antik Çağ sanatını, Mısır´ı ve Yunan´ı incelemek sayesinde plastik sanatlara girilir.
Figüratif dışavurumculuk da onun sevdiği bir şey değildir; resim ve heykel hikaye anlatmaz ilkesini savunmuştur. Heykel ve resimde yeniye her zaman ifadenin kendi öğelerinin zorlanması ile ulaşılacağını dile getirmiştir. Soyut dışavurumcu ressam Hans Hartung, Alman heykeltraş Uhlmann onu ilgilendirmiştir. Antoine Pevsner, Naum Gabo ve Max Bill´den doğa bilimlerinden hareketleri açısından başka bir hayranlık ve takdirle söz etmiştir. Daha sonraları Rothko ve Fontana, 1967 Venedik Bienali'nde gördüğü Mary Vieira onu derinden ilgilendirmiştir.
Ama Şadi Çalık´ın soyut anlayışı yalınlık, hafiflik, uçuculuktur, kütlenin çizgisel ifadesidir. Çizgi çok tutumlu kullanılması gereken ve çok sey ifade edebilen bir faktördür. Şadi Çalık, mekânda formun değerini çizgisel araştırır. 1957´de yaptığı "Minimum" kendi ifadesiyle "mekânda bir tek çizginin değerini" kavramak için bir işarettir ama daha sonra form ve mekân ilişkilerini araştıran çalışmalarını çok çeşitli ve çok boyutlu sürdürmüştür. Heykel eskizlerinde mekânı kaplayan kompozisyonlar görülür. Formların dört yandan, tavandan ve tabandan, her altı cepheden izleyicinin karşısına çıktığı mekân eşittir heykel kavramı üstüne düşünür. Daha sonra dallanıp budaklanan yerleştirme türlerinin öncüsü fikirlerdir bunlar.
Şadi Çalık sanatta araştıran bir yenilikçidir, ama biçimci değildir, "fizik"çidir. "Bizim anladığımız sanat metafizik değil, fizik sanat, yani rasyonel sanattır. Gereçlerin olanaklarını zorlayarak, deneyerek yapılan sanattır" demiştir.
Şadi Çalık Ocak 1974, Milliyet Sanat Dergisi’nde ,Mustafa Önes ile yaptığı bir söyleşide heykel ,anıt ve sanat üzerine şunları söylemiştir:
“Heykel anıt ya da yazıt diye bir ayırımdan yana değilim. Bunlar sanırım, geçmiş çağların bize değin uzanmış yanlış yargılarıdır. Kanımca, biçim sanatları bir bütündür. Bunlar içinde üç boyutlu olanlarına heykel adını veregelmişiz. Yoksa öz açısından bir ayırım söz konusu değil. Biçim sanatlarında da diğer sanat türlerinde olduğu gibi insanlar arası bir bildirişim “komünikasyon” aracı olması niteliği önde gelir, anıtsal olma, ya da olmama yapıtın getirdiği, getirmek istediği mesajla bağlantılıdır, yapıtın çevreyle ilintisi de öyledir.Tüm bunlar koşullar ve olanaklar uyarınca olur. 50. yıl dolayısıyla Türk heykeltraşlarından anıt değil heykel istenmiştir. Her sanatçı kendi anlayışı içinde, özgür istemi ile yapıtını gerçekleştirdi. İçlerinde olumlu olanlar veya olmayanlar olabilir. Bu doğaldır. Bununla beraber çok kısa bir zamanda, dar maddi olanaklarla yapılan bu heykellerin çoğu günümüzün sanat anlayışı içinde olumlu işlerdir.
Türkiye’de ilk kez sanatçıyı serbest bırakarak yapıtını şehrin şurasına burasına koydurma bilincine erişilmesi toplumumuzun elli yıllık aşaması için öğünülecek bir olaydır.Beğenmeyenler peşin ve dar anlamda düşünceler içinde yanılmaktadırlar.
Sanatçı bir akım etkisinde çalışmaz, bir akım yaratmaya çalışır. Yirminci yüzyılın başlaması ile sanatçı sanatın öz problemlerini yeniden elden geçirmeye başlamış, sanatın her olanağını yeniden denemeye kalkmıştır. Bu yüzden başlangıçta (Kübizm, Fovizm, Fütürizm, Konstruktivizm gibi) gibi akımlar giderek çoğalmış, hattâ sanatın karşısına çıkan düşüncelere sahip olmuştur. Günümüzde çeşitli akımlar biri öbürünün karşıtı olarak meydana gelmiştir. Bu çatışmalar günümüzün güzel tarafıdır.
Bir taraftan güdümlü sosyal sanat akımı zoraki bir şekilde sürdürülürken, diğer taraftan psikanaliz yolu ile sürrealist akım meydana gelmiş, bence sanat düsüncesi yerine metafizik etkilerle sanat yapılmıştır.
Bizim anladığımız sanat metafizik değil, fizik sanat, yani rasyonel sanattır. Gereçlerin olanaklarını zorlayarak, deneyerek yapılan sanattır.”

1920’li yıllar bütün dünyada insanların yaşamlarını alt üst eder.Şadi Çalık’ın 1917 de Girit,Kandiyede başlayan öyküsü 1923’te Büyük Mübadele ile geldiği İzmirde bambaşka bir seyre girer,Knossos Sarayı’nın hafızasında kalan belli belirsiz izleri,Urla Sahili’nin ve kırlarının görüntüleri,burada kurulan dostluklar,beklenmeyen ekonomik sıkıntılar,çok küçük yaşta yitirilen babanın eksikliği ve resim sanatına duyduğu ilgi Şadi Çalık’ın sonraki yaşamının temellerini oluşturmuştur.Ressam Abidin Elderoğlu’nu tanıması ve onunla başlayan sistematik sanatsal çalışma sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi,Paris,yakın dostu Necati Cumalı’nın kız kardeşi Müfide ile birleştirilen yaşam,çocukları,Siren ile Osman, Cevat Şakir, Sebahattin Eyüboğlu,Azra Erhat gibi sevdiği ve saydığı sanatçı ve aydın dostlarla paylaşılan mutluluk ve kaygılar,60’lı yılların özgürlük ve bağımsızlık çoşkusu…

1950’de başlayan modern sanat düşüncesini yaşadığı toplumdaki tüm bilgi ve düşünce farklılıklarına,iletişim zorluklarına ve sanat pazarının olmamasına rağmen sürdüren,heykeltraş olarak yaşaması için vermesi gereken sanatsal ödünlere rağmen Şadi Çalık, Türk heykel sanatının kilometre taşları olan anıt ve heykelleri yaratmış, birçok heykeltraşın hocası olmuştur.1979’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etmiştir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 971
favori
like
share