Papucumun Kralı - Çocuk Oyunu - Fevzi Günenç

(Beni En Çok Hangi Kızım Seviyor?)

BU OYUNDA KİMLER VAR?
ANLATICI
PALYAÇO
BÜYÜK PRENSES
ORTANCA PRENSES
KÜÇÜK PRENSES
BİRİNCİ HALAYIK
İKİNCİ HALAYIK
ÜÇÜNCÜ HALAYIK
BİRİNCİ SOYTARI
İKİNCİ SOYTARI
ÜÇÜNCÜ SOYTARI
MAVİ PRENS
PEMBE PRENS
KURBAĞA PRENS
TELLAL

Çocuk Oyunu

PAPUCUMUN KRALI
(Acaba En Çok Beni Hangi Kızım Seviyor?)


DEKOR: Saray salonu. Karşı ortada Kral tahtı var. “Taht”ın etrafında şık koltuklar…

ANLATICI: (Sahnenin önüne gelir, ayaklarını sahneden aşağıya sarkıtır, anlatır.) Bugün burada, size bir masal anlatmak için bulunuyorum. Sevgi üstünedir masalımız. Sevgi, dünyanın en güzel erdemi. Hepimiz isteriz sevilmeyi. Çok sevilmeyi, en çok sevilmeyi… Siz sevmez misiniz? Hey, hişt! Sen! Sen sen… Kel Kafa! Ya da sen, kepçe kulak! Ya sen, patlıcan burun! Sen istemez misin sevilmeyi? İstersin, değil mi? Elbette istersin.
PALYAÇO: (Girer, gelip anlatıcının kulağına bir şeyler fısıldar.)
ANLATICI: (Palyaço’ya) Farkındayım farkındayım. Mahsus yaptım…
PALYAÇO: (Üzgün, uzaklaşır.)
ANLATICI: (İzleyenlere döner.) Şimdi burada bir takım yanlışlar yaptım. Palyaço uyardı beni.
PALYAÇO: (Sevinir, “Ben ben” der gibi kendini gösterir.)
ANLATICI: (İzleyenlere) Siz de farkına vardınız mı acaba?.. Buradan birilerine “kel, kepçe kulak, patlıcan burun” diye seslendim. İnsanlara eksik yanlarıyla seslenmek ayıp, ayıptan da öte terbiyesizliktir. Neyse ki ben şaka olsun diye öyle seslendim. Yoksa aramızda ne Kel kafa var, ne kepçe kulak, ne de patlıcan burun… Olsa bile söylemem. Söyleyemem. Yanlıştır, Ayıptır…
PALYAÇO: (Sevinir, keyifle dans eder.)
ANLATICI: (İzleyenlere) Vaktiyle zamanında, bir ülkeyi yöneten bir kral bu kralın da üç kızı varmış. Sahi, neden masallarda kralların ya hep üç oğlu ya da üç kızı oluyor?.. (Palyaçoya döner) Neden?.. Sen biliyor musun Palyaço?
PALYAÇO: (Bilmiyorum gibi başını sallar)
ANLATICI: Neyse, boş ver. Ben de bilmiyorum zaten. Biz masalımıza bakalım.
ANLATICI: Kralın kızları sarayla mutluluk içinde yaşarlarmış.
MÜZİK İŞLİĞİNDE PRENSESLER SAHNEYE GİRER.
BÜYÜK PRENSES: (Şen kahkahalar atmaktadır.) Hah hah ha…
ORTANCA PRENSES: (Şen kahkahalar atmaktadır.) Hah hah ha…
KÜÇÜK PRENSES: (Düşüncelidir.)
ÜÇ HALAYIK PRENSESLERE EŞLİK ETMEKTE, GİYSİLERİNİ TUTMAKTA, ONLARI KORUYUP KOLLAMAKTADIR.
ÜÇ SOYTARI PRENSESLERİN ÇEVRESİNDE KOMİKLİKLER YAPARAK DANS ETMEKTE ONLARI EĞLENDİRMEKTEDİR.
PRENSESLER BİRER KOLTUĞA OTURUR. HALAYIKLARI ONLARIN DİZİNİN DİBİNE ÇÖKER. SOYTARILAR KOMİKLİKLERİNİ SÜRDÜRÜR

BİRİNCİ HALAYIK: (Büyük Prensesi yelpaze ile serinletir)
BÜYÜK PRENSES: (Memnundur.)
İKİNCİ HALAYIK: (Ortanca Prensesi yelpaze ile serinletir)
ORTANCA PRENSES: (Memnundur.)
ÜÇÜNCÜ HALAYIK: (Küçük Prensesi yelpaze ile serinletmek ister)
KÜÇÜK PRENSES: (Halayık’a engel olur) Yapma lütfen…
ÜÇÜNCÜ HALAYIK: Neden? Yoksa sen beni sevmiyor musun?
KÜÇÜK PRENSES: Seviyorum güzelim, seviyorum ama senin yorulmanı istemiyorum.
ÜÇÜNCÜ HALAYIK: Küçük Prensesim için yorulmak bana mutluluk verir.
KÜÇÜK PRENSES: Bana mutsuzluk veriyor ama. Lütfen yapma…
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Yapma dedi duymadın mı? Haydi, sen de beni yelpazele…
ÜÇÜNCÜ HALAYIK: (Kovalar) Git oradan, mendebur!
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: (Kaçar) Mendebur dedi. Hah hah ha! Mendebur dedi. Hah hah ha!.. (Duralar) Mendebur ne demek be?.. (Kendi kedine) Her halde iyi bir şeydir. (Öbür soytarılara) Küçük Kraliçemin Nedimesi bana mendebur dedi. Hah hah ha…
İKİNCİ SOYTARI: Hah hah ha…
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Hah hah ha…
BİRİNCİ SOYTARI: (Birbilerini göstererek konuşurlar.) Mendebur!
İKİNCİ SOYTARI: (Birbilerini göstererek konuşurlar.) Mendebur!
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: (Birbilerini göstererek konuşurlar.) Mendebur!
BİRİNCİ SOYTARI: (Birbilerini göstererek gülerler.) Hah hah ha…
İKİNCİ SOYTARI: (Birbilerini göstererek gülerler.) Hah hah ha…
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: (Birbilerini göstererek gülerler.) Hah hah ha…
BÜYÜK PRENSES: Kral babamız bizi daha ne zaman evlendirecek acaba kız?
ORTANCA PRENSES: Valla bunu ben de merak ediyorum. Zamanımız da artık geçiyor ha…
BÜYÜK PRENSES: Öyle… Kim bilir ne güzel prens kısmetlerimiz çıkacak.
ORTANCA PRENSES: Ben prenslerin hem en zenginini hem en yakışıklısını istiyorum. (Küçük Prensese) Sen istemiyor musun kız?
KÜÇÜK PRENSES: Bana fark etmez ablacığım.
BÜYÜK PRENSES: Hadi hadi… Böyle bir kısmetin çıksa, can cebine koy dersin.
BÜYÜK PRENSESLE ORTANCA PRENSES KAHKAHAYLA GÜLER

ANLATICI: Bu Kral… “Acaba beni hangi kızım daha çok seviyor?” diye merak edermiş. Onları sınamaya karar vermiş. O da artık nerdeyse gelir. Artık ben gitmeliyim. Yine görüşürüz çocuklar. Şimdilik hoşça kalın… (Kalkar, ağır ağır yürüyerek sahneden çıkar.)
PALYAÇO: (Onu izler. Kapının önüne gelince “hazırol”da durur. Beklemeye başlar. Birden dikkat kesilir, öteden gelen vardır.) Dikkaaat! Kralımız geliyor!
BİRİNCİ SOYTARI: Kralımız mı?
İKİNCİ SOYTARI: Hangi kralımız?
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Papucumun Kralı mı?
BİRİNCİ SOYTARI: Evet evet, Papucumun Kralı!
İKİNCİ SOYTARI: Papucumun Kralı!
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Papucumun Kralı!
KRAL (Öfkeyle girer) Kim söyledi bakalım bunu?
BİRİNCİ SOYTARI: Ben
KRAL: Sen mi?..
BİRİNCİ SOYTARI: …değil.
İKİNCİ SOYTARI: Ben…
KRAL: Sen mi?..
İKİNCİ SOYTARI: …de değil…
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Ben…
KRAL: Sen mi?..
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Ben de değil.
KRAL: Anlaşıldı. Hepiniz de söylemişsiniz. (Birinci Soytarı’yı gösterir) Yatırın bakılım şunu falakaya!
ÖBÜR İKİSİ BİRİNCİ SOYTARIYI “SÖZÜM ONA FALAKA”YA YATIRIRLAR.
KRAL: Vurun!
SOYTARILAR ELLERİNDEKİ OLMAYAN SOPAYLA BİRİNCİ SOYTARININ TABANINA SÖZÜM ONA VURURLAR.
BİRİNCİ SOYTARI: (Sopayı yedikçe kahkahalar atar) Oooh… Oooh! Çok hoş! Çok güzel… Vur vur, bir daha vur!..
KRAL: Sahici sopa olsaydı görürdüm senin gülmeni. Bir daha Papucumun Kralı diyecek misin bana?
BİRİNCİ SOYTARI: Evet…
İKİNCİ SOYTARI: Ne evet mi? Vurun!
BİRİNCİ SOYTARI: Yok, hayır yani…
İKİNCİ SOYTARI: Şimdi de İkinci soytarıyı yatırın bakalım falakaya. Krallarına nasıl Pabucumun Kralı derlermiş görsünler.
İKİNCİ SOYTARI FALAKAYA YATIRILIR. O DA YALANCI SOPALARI YEDİKÇE AYNI TEPKİYİ GÖSTERİR.
İKİNCİ SOYTARI: Şimdi de sıra üçüncü soytarıda. Yatırdın, vurun…
İKİNCİ SOYTARI FALAKAYA YATIRILIR. O DA YALANCI SOPALARI YEDİKÇE AYNI TEPKİYİ GÖSTERİR.
İKİNCİ SOYTARI: Yeter yeter… Yeterince eğlendirdiniz beni. Şimdi toz olun bakalım buradan. Sevgili kızlarımla bir arada olmak istiyorum.
BİRİNCİ PRENSES: (Koşarak gelir, Kral babasını kucaklar.)
KRAL: Büyük kızını öper.
BİRİNCİ SOYTARI: (Öpsün diye Krala yüzünü uzatır.)
KRAL: Yum gözünü…
SOYTARI: (Gözünü yumar.)
KRAL: (Öpsün diye İkinci soytarıya işaret eder.)
İKİNCİ SOYTARI: (Birinci Soytarıyı öper.)
BİRİNCİ SOYTARI: Ööööğ… Bu kralın nefesi kokuyor!..
HEPSİ GÜLER.
BİRİNCİ SOYTARI: (Gözlerini açar, şaşkın bakar.)
BÜYÜK PRENSES: Ben de öpeyim mi?
BİRİNCİ SOYTARI: (Sevinçten oynar) Öp öp!...
BÜYÜK PRENSES: Öyleyse gözlerini yum.
BİRİNCİ SOYTARI: Gözlerini yumar.
BÜYÜK PRENSES: (Öpmesi için Üçüncü Soytarıya işaret eder.
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: (Öper.)
BİRİNCİ SOYTARI: Ooooh, prenses öpücüğü ne kadar güzel oluyor…
HEPSİ GÜLER.
BİRİNCİ SOYTARI: Ama ağzı sarımsak kokuyor…
HEPSİ GÜLER.
KRAL: Ortanca kızım karşılamayacak mı beni?
ORTANCA RENSES: (Koşarak gelir) Sıranın bana gelmesini bekliyordum babacığım!
KRAL: (Onu da öper.)
İKİNCİ SOYTARI: (Krala yanağını uzatır)
KRAL: Yum gözünü.
İKİNCİ SOYTARI: (Gözünü yumar.)
KRAL (Onu öper) İiii… İğrenççç… Bir soytarı kokusu bu… (Gözlerini açar)
İKİNCİ SOYTARI: Siz miydiniz?
KRAL: Yanağını bana uzatmadın mı? Başka kim olabilir?
İKİNCİ PRENSES: Benim de öpmemi ister misin?
İKİNCİ SOYTARI: Gözümü yummayacağım ama…
İKİNCİ PRENSES: Tamam, yumma…
İKİNCİ SOYTARI: (Yanağını uzatır ama gözeri yine ister istemez kapanır)
İKİNCİ PRENSES: (Öpmesi için Birinci Soytarıya işaret eder.)
BİRİNCİ SOYTARI: (İkinci soytarıyı öper.) Bu… Bu sarımsak kokusunu tanıyorum ben! Beni kandırdınız!
HEPSİ GÜLER.
KRAL: Küçük kızım niçin uzak duruyor öyle benden. Yoksa beni sevmiyor mu?
KÜÇÜK PRENSES: Sevmez olur muyum babacığım. Kalbimdeki bütün sevgiler sizin.
KRAL: Gel öyleyse şöyle bir güzel kucaklayayım seni. Senin yanakların ne tatlı olmuş öyle? Ver bakalım Kral babacığına bir öpücük.
(KÜÇÜK PRENSES: (Yanağını uzatır.)
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Bana da bana da…
KÜÇÜK PRENSES: Üçüncü Soytarıya da yanağını uzatır.
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: (Öper.) Bu bu… Bu soytarı öpücüğü değil. Bu sarımsak kokmuyor. Bu mis gibi kokan gerçek bir prenses öpücüğü. Yaşasın! Prenses beni öptü! Prenses beni öptü…
KRAL: Bu kadar neşe yeter. Biraz da gerçek şeylerden söz edelim. Kızlar, demin küçük kız kardeşiniz bir şey söyledi.
BÜYÜK PRENSES: Ne söylemişti babacığım?
ORTANCA PRENSES: Ne söylemişti?
KRAL: Bütün sevgilerim, senindir babacığım… demişti.
BÜYÜK PRENSES: Evet evet bizim de…
ORTANCA PRENSES: Bizim bütün sevgilerimiz de senin babacığım.
KRAL: Ama bu bütün sevgilerimiz dediğiniz şey ne kadar? Bunun ölçüsünü bilmek istiyorum. Söyle bakalım büyük kızım, sen beni ne kadar çok seviyorsun?
BÜYÜK PRENSES: Babacığım... Ben seni dağlar, taşlar ormanlar, denizler okyanuslar yani babacığım ben seni, bütün unların oluşturduğu dünya kadar çok seviyorum.
KRAL: Güzeeeel… (Ortanca kızına) Peki söyle bakalım benim sevgili Ortanca kızım… Sen beni ne kadar çok seviyorsun?
ORTANCA PRENSES: Babacığım ben seni bulutlar kadar, yıldızlar kadar ay kadar, güneş kadar gök yüzü kadar. Ben seni bütün bunların oluşturduğu kainat kadar çok seviyorum abacığım.
KRAL: Harika!...
BİRİNCİ SOYTARI: Ben de seviyorum ben de seviyorum…
KRAL: Tabii tabii.
BİRİNCİ SOYTARI: Söyleyeyim mi ne kadar sevdiğimi?
KRAL: Söyle bakalım.
BİRİNCİ SOYTARI: Sevgili Kralımız, ben seni armut kadar seviyorum!
KRAL: Ne!.. Yıkıl oradan, ayı!
BİRİNCİ SOYTARI: (Kaçar.)
İKİNCİ SOYTARI: Ben de söyleyeyim mi?
KRAL: Söyle bakalım.
İKİNCİ SOYTARI: Sen de seni şey kadar çok seviyorum… Yani şey kadar…
KRAL: Ney?.. Söylesene ney kadar?
İKİNCİ SOYTARI: Hıyar!
KRAL: Ne! Defol!.. Hıyar… Mış… Sen beni sevmiyor musun Üçüncü Palyaço.
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Sevmiyorum.
KRAL: Neden?
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Bunlar sevecek bir şey bırakmadılar ki…
KRAL: (Başını salyalarak gülümser) Şu soytarılar da olmasa hayatın tadı olmayacak… (Küçük kızına döner) Acaba küçük kızımız bizi ne kadar çok seviyor?
KÜÇÜK PRENSES: Ben babacığım…
KRAL: Evet güzel küçük kızım…
KÜÇÜK PRENSES: Babacığım ben seni…
KRAL: Evet?...
KÜÇÜK PRENSES: Ben seni tuz kadar çok seviyorum babacığım.
KRAL: Anlamadım, ne kadar?
KÜÇÜK PRENSES: Tuz kadar…
KRAL: Tuz kadar mı?
KÜÇÜK PRENSES: Evet babacığım ben seni tuz kadar çok seviyorum.
KRAL: Hain evlat dediğin bu kadar olur. Ben sizler için her şeyimi feda ediyorum. Ben sana dünyanın en güzel yaşamını vereyim. Sen beni sadece tuz kadar sev. Olacak şey değil! Defol yanımdan! Gözüm görmesin seni!
KÜÇÜK PRENSES: (Ağlayarak çıkar.)
KRAL: (Homurdanarak sahnenin içinde dolaşır) Tuz kadar seviyormuş. Düşünebiliyor musunuz, tuz kadar… Sadece tuz kadar… Bunlar kocadı artık. Evde kaldıkça akılları başlarından gitmeye başladı. En iyisi evlendirmk-meli artık bunları. Herkes gidip layığını bulsun. Babasını dünya kadar seven kendisini dünya kadar sevecek bir koca bulsun. Babasını kainat kadar seven, kendisini de kainat kadar sevecek bir kodca bulsun. Babasını tuz kadar seven ise… (Seslenir) Kimse yok mu orada
BİRİNCİ SOYTARI: Buyurun Sevgili Kralımız!
İKİNCİ SOYTARI: Buyurun Sevgili Kralımız!
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Buyurun Sevgili Kralımız!
KRAL: Bu sarayda da soytarıdan bol bir şey yok ha! Annemi çağırsam soytarılar geliyor. Babamı çağırsam öyle… Neyse, hiç yoktan iyidir. Gidin Tellal başını bulun.
BİRİNCİ SOYTARI: Gidip tellal başını bulacağız.
KRAL: Ona şöyle çağırmasını söyleyin: Kralımızın acil buyruğudur…
İKİNCİ SOYTARI: Kralımızın acil buyruğudur… diyeceğiz.
KRAL: Kralımız üç kızını da evlendirecek… diyeceksiniz.
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Kralımız üç kızını da evlendirecek… diyeceğiz.
KRAL: Güzel çirkin demeden herkesi layığına vereceğim… diyor diyeceksiniz. BİRİNCİ SOYTARI: Güzel çirkin demeden herkesi layığına vereceğim… diyor diyeceğiz.
KRAL: Talipliler hemen huzurumda toplansınlar… diyor diyeceksiniz.
ÜÇ SOYTARI: Baş üstüne Sevgili Kralımız! “Talipliler hemen huzurumda toplansınlar diyor” diyeceğiz.
BİRİNCİ SOYTARI: Şey… Kralım…
KRAL: Ne?
BİRİNCİ SOYTARI: Batan geminin malları bunlar galiba…
İKİNCİ SOYTARI: Yok, top atan fabrikanın ihraç fazlaları…
KRAL: (Güler)
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Birini de bana verir misin Sevgili Kralım?
KRAL: (Güler) Neden olmasın?
ÜÇÜNCÜ SOYTARI: Yaşasın, bir prensesle evleneceğim!

Üçü de şaklabanlık yaparak çıkar.

SAHNE KARARIR.

TELLALIN SESİ SAHNE DIŞINDAN DUYULUR: Ülkemizin genç delikanlıları, varsıllar, becerikliler. Yakışıklılar Prensler… İlle de prensler… Hem prens hem varsıl olanlar. Pem varsıl hem yakışıklı olanlar… Duyduk duymadık demeyin. Kralımızın acil buyruğudur! Hemen paçaları sıvayın… Sarayın yolunu tutun… Kralımız efendimiz, üç kızının üçünü de bugün yuvadan uçuracak… Güzel çirkin demeden, her bir kızını her bir kısmetlisine verecek. Daha ne duruyorsunuz, koşun koşan… Batan geminin malları bunlar. Top atan fabrikanın ihraç malları…
SAHNE YENİDEN AYDINLANIR.
KRAL: Tahtında oturmaktadır.
BÜYÜK PRENSES: Babasının yanındaki koltuklardan birinde oturuyor. Fıkır fıkırdır. Sevincinden yerinde duramamaktadır.
ORTANCA PRENSES: Babasının yanındaki koltuklardan birinde oturuyor. Fıkır fıkırdır. Sevincinden yerinde duramamaktadır.
KÜÇÜK PRENSES: Babasının yanındaki koltuklardan birinde aşı önünde oturuyor. Derin düşüncelere dalmıştır. Keyifsizdir.
TELLAL: Sevgili Kralımız, Prenses hanımlarla evlenmek isteyen gençler toplan-dılar. Sayıları bin beş yüzü buluyor… Ortalama hesaba gören her prensesimizin beş yüz taliplisi var…
KRAL: Büyük Prenses kızımla evlenmek isteyenlerden birini çağır.
TELLAL: (Dışarıya bağırır) Büyük Prenses hanıma talip olanların ilki gelsin!...
KRAL: Hiç kimseye zorluk çıkartmayacağım. Kızlarımı isteyen ilk taliplisine vereceğim. Yeter ki kızım da o ilk talipliyi beğensin.
MAVİ PRENS: Selamlayarak girer. Kralın karşısında durur.
KRAL: Demek büyük kızımla evlenmek istiyorsun?
MAVİ PRENS: Evet Muhteşem Kralımız.
KRAL: Adın ne senin?
MAVİ PRENS: Mavi Prens Derler bana Muhteşem Kralımız. Bu ülkenin bütün dağları, denizleri benden sorulur.
KRAL: Ne iş yaparsın sen?
MAVİ PRENS: Ben prensim Muhteşem Kralımız. Bir iş yapmam. Bilirsiniz prensler bir iş yapmak zorunda değiller.
KRAL: Hımmm… (Kendi kendine) Bana muhteşem diyor. Bu iyi… (Prense) Gelirin ne kadar?
MAVİ PRENS: Servetim sayılamayacak kadar çoktur Muhteşem Kralım.
KRAL: (Kızına döner) Ne diyorsun Büyük kızım. Evet mi, hayır mı?
BÜYÜK PRENSES: Bundan iyisi kaymaklı kadayıf…
KRAL: Tamam diyorsun yani…
BÜYÜK PRENSES: Kral babam uygun görür de ben “hayır” diyebilir miyim?
KRAL: Peki öyleyse… (Prense döner) Verdim gitti! Al götür müstakbel gelinini. BÜYÜK PRENSES: Gidin Sarayımın Nikâhçıbaşısına… Düğün hazırlıkları başlasın.
MAVİ PRENS: Teşekkürler efendim!
BÜYÜK PRENSES: Teşekkürler babacığım!
BÜYÜK PRENSESLE MAVİ PRENS EL ELE TUTUŞUR, SEVİNÇLE SAHNEDEN ÇIKAR.
KRAL: (Tellal’a) Şimdi de Ortanca kızımın taliplisini çağır!
TELLAL: Ortanca Prenses hanıma talip olanların ilki gelsin!...
PEMBE PRENS: (Sahneye girer. Selam vererek kralın karısında “hazırol”da durur.)
KRAL: Demek sen de büyük kızımla evlenmek istiyorsun?
PEMBE PRENS: Evet Eşsiz Kralımız.
KRAL: Adın ne senin?
PEMBE PRENS: Pembe Prens Derler bana Eşsiz Kralımız. Bu ülkenin bütün ormanları, çiçek bahçeleri, meyve bahçeleri benden sorulur.
KRAL: Ne iş yaparsın sen?
PEMBE PRENS: Ben prensim Muhteşem Kralımız. Bir iş yapmam. Bilirsiniz prensler bir iş yapmak zorunda değiller.
KRAL: Hımmm… (Kendi kendine) Bana “eşsiz” diyor. “Eşsiz” bir kral olduğumu biliyor. Bu iyi… (Prense) Gelirin ne kadar?
PEMBE PRENS: Varlığım sayılamayacak kadar çoktur eşsiz Kralım.
KRAL: (Kızına döner) Ne diyorsun ortanca kızım. Evet mi, hayır mı?
BÜYÜK PRENSES: Bundan iyisi can sağlığı babacığım.
KRAL: Tamam diyorsun yani…
BÜYÜK PRENSES: Kral babam uygun görür de ben “hayır” diyebilir miyim?
KRAL: Peki öyleyse… (Prense döner) Verdim gitti! Al götür müstakbel gelinini. BÜYÜK PRENSES: Gidin Sarayımın Nikahçıbaşısına… Düğün hazırlıkları başlasın.
PEMBE PRENS: Teşekkürler efendim!
BÜYÜK PRENSES: Teşekkürler babacığım!
BÜYÜK PRENSESLE YEŞİL PRENS EL ELE TUTUŞUR, SEVİNÇLE SAHNEDEN ÇIKAR.
KRAL: (Tellal’a) Şimdi de Küçük kızımın taliplisini çağır!
TELLAL: Küçük Prenses hanıma talip olanların ilki gelsin!..
KURBAĞA PRENS: (Kapıda belirir.)
TELLAL: Küçük Prensesimizin taliplisi bir tek sen misin? Öyle ya, babasını sadece tuz kadar seven bir kıza kim talip olur? Bu haber çabucak yayıldı ülkeye. O yüzden başka talipli de çıkmadı. (Prense) İşin zor senin hemşerim… Sabah akşam tuz yedirir artık Küçük Prensesimiz sana.
KURBAĞA PRENS: (Sahneye girer. Selam vererek kralın karısında “hazırol”da durur.)
KRAL: Ooo!.. Amma yakışıksız bir talipli ha! Tıpkı kurbağaya beziyor. (Kahkahalarla güler) Hah hah ha… (Küçük Prensese) Talipline bak talipline Tuzlar Kraliçesi.., Tıpkı kurbağa… Babasını tuz kadar seveni de her halde kurbağadan başkası beğenmezdi… (Kurbağa Prense) Demek sen de küçük kızımla evlenmek istiyorsun?
YEŞİL PRENS: Evet Sayın Kralımız.
KRAL: (Öykünür) Sayın Kralımız… Eh, hiç yoktan iyi… (Kurbağa Prense) Adın ne senin?
KURBAĞA PRENS: Kurbağa Prens Derler bana Sayın Kralımız.
KRAL: Ne iş yaparsın sen?
KURBAĞA PRENS: Bu ülkenin bütün dereleri, gölleri bataklıkları benden sorulur. Gece gündüz demeden çalışır, oraları arıtmaya, güzelleştirmeye çabalarım.
KRAL: Ooo!.. Demek öbür Prensler gibi keyif çatmak, yan gelip yatmak yok sana.
KURBAĞA PRENS: Keyif çatıp yatmak yaraşmaz insan olan insana…
KRAL: Kurbağalara da yaraşmıyor galiba… Gelirin ne kadar?
KURBAĞA PRENS: Prensesimi aç koymayacak, kimseye muhtaç etmeyecek kadar.
KRAL: (Kızına döner) İyi iyi… Bu kadarı yeter size. Ne diyorsun küçük kızım, diye soracak değilim sana. Tam sana Göre bir koca işte. Al hayrını gör. Gidin buradan. Nikâhınızı da nerede isterseniz orada kıdırın. Beni tuz kadar az seven bir kızı daha fazla görmek istemiyorum bu sarayda.
KÜÇÜK PRENSES: Teşekkür ederim babacığım. Hoşçakal…
KRAL: Cevap vermez, başını öte yana döndürür. Eliyle git git işareti yapar.
Tamam diyorsun yani…
KÜÇÜK PRENSESLE Y KURBAĞA PRENS EL ELE TUTUŞUR, ÜZÜNTÜYLE SAHNEDEN ÇIKARLAR.
KRAL: Bu da bitti işte… Şimdi çalsın sazlar, oynasın kazlar. Keşke küçük kızım da beni yeteri kadar çok sevseydi. Keşke ona darılmam gerekmeseydi. Üçünün düğününü bir arada yapsaydım. (İç çeker) Neyse… Şimdi iki güzel kızımın düğününe bakalım biz. (Bağırır) Haydi, çalsın sazlar, oynasın kazlar!
SAHNE KARARIR, FONDAN DÜĞÜN MÜZİĞİ DUYULUR. SAHNEDE BİR İKİ KÜÇÜK DEĞİŞİKLİK YAPILIR. TAHT ÇIKARILIR YERİNE ŞIK BİR YEMEK MASASI KONULUR.
KURBAĞA PRENS: Benimle evlenmeyi kabul ettiğin için teşekkür ederim Sevgili Küçük Prenses.
KÜÇÜK PRENSES: Asıl siz beni kabul ettiğiniz için, ben size teşekkür ederim Kurbağa Prens.
KURBAĞA PRENS: Bir kurbağa Prensle evlenmek üzmüyor mu seni?
KÜÇÜK PRENSES: Hayır, neden üzsün.
KURBAĞA PRENS: Ne bileyim. Hiçbir genç kız bir kurbağayla evlenmek istemez de.
KÜÇÜK PRENSES: Neden?
KURBAĞA PRENS: Kurbağalar çirkin olurlar.
KÜÇÜK PRENSES: Yürekleri de çirkin olur mu?
KURBAĞA PRENS: Olmaz her halde.
KÜÇÜK PRENSES: Ben işte sendeki o yüreği gördüğüm için seninle evlendiğim için sevinç duydum.
KURBAĞA PRENS: Sen çok iyi bir eşsin sevgili Prenses. Artık sana Kraliçem diyebilirim, değil mi?
KÜÇÜK PRENSES: Sevinç Duyarım Sevgili Prensim.
KURBAĞA PRENS: Acaba sizden bir şey istesem mümkün mü sevgili Kraliçem.
KÜÇÜK PRENSES: Mümkün… Benden ne isterseniz yaparım.
KURBAĞA PRENS: Bunu yapmak istemeyebilirsiniz belki.
KÜÇÜK PRENSES: Ne olduğunu niçin söylemiyorsun?
KURBAĞA PRENS: Söylüyorum: Lütfen beni öper misiniz?
KÜÇÜK PRENSES: Tabii… Kocam değil misin? Sevinçle yaparım bu işi.
KURBAĞA PRENS: Gerçekten mi?
KÜÇÜK PRENSES: Evet, gerçekten.
KURBAĞA PRENS: Bir kurbağayı öpmekten iğrenmez misin?
KÜÇÜK PRENSES: O kurbağa benim eşim. Neden iğreneyim?
KURBAĞA PRENS: Şaşılacak kadar iyisin sen sevgili Kraliçem.
KÜÇÜK PRENSES: Kapat öyleyse gözlerini, işte öpüyorum seni.
KURBAĞA PRENS: Hayır hayır dur! Ben değil… Sen kapatmalısın gözlerini.
KÜÇÜK PRENSES: Neden?
KURBAĞA PRENS: Lütfen öyle yap.
KÜÇÜK PRENSES: Peki… (Kurbağa Prens’e sarılır.)

SAHNE KARARIR ARDINDAN YAVAŞ YAVAŞ YENİDEN AYDINLANIR.

KURBAĞA PRENS: Artık gözlerini açabilirsin karıcığım. (Kurbağa yüzü kaybolmuş, yakışıklı birine dönüşmüştür.
KÜÇÜK PRENSES (Gözlerini açar ama gördüklerini inanamaz) Bu bu… Sen misin? Dünyanın en yakışıklı Prensi… Kurbağa Prens nereye gitti?
KURBAĞA PRENS: Artık Kurbağa Prens değilim ben Sevgilim. Artık Senin Yeşil Prensinim. Beni öptüğün zaman üzerimdeki büyü bozuldu. Eski halime döndüm.
KÜÇÜK PRENSES: Canım… Yani artık dünyanın en güzel Prensi benim eşim mi?
KURBAĞA PRENS: Evet… Ama onun eşi de dünyanın en güzel prensesiydi zaten. Şimdi de dünyanın en güzel Kraliçesi oldu. Benimle evlendiğin, beni öptüğün, beni eski halime kavuşturduğun için, dile benden ne dilersen sevgili Kraliçem…
KÜÇÜK PRENSES: Ne dileyeyim ki… İhtiras sahibi biri değilim ben. Az’la yetinmeyi bilirim.
KURBAĞA PRENS: Bunu biliyorum ama artık azla yetinmen gerekmiyor. Çünkü senin kocan dünyanın en varsıl insanı.
KÜÇÜK PRENSES: Sen mi?
KURBAĞA PRENS: Ben?
KÜÇÜK PRENSES: Kral babamdan da varsıl mısın?
KURBAĞA PRENS: Öyleyim ya…
KÜÇÜK PRENSES: O zaman senden bir şey isteyebilirim…
KURBAĞA PRENS: Bir değil bin şey iste.
KÜÇÜK PRENSES: Önce babamın sarayının karşısına, kedisininki kadar güzel bir saray istiyorum. Bunu isteyebilir miyim?
KURBAĞA PRENS: İsteğin yerine getirildi bile.
KÜÇÜK PRENSES: Nasıl yani? Ne zaman?
KURBAĞA PRENS: Sen beni öperken…
KÜÇÜK PRENSES: Böyle bir şey isteyebileceğimi nereden biliyordun?
KURBAĞA PRENS: Bunu bilmeye gerek yok ki: Senin kadar güzel bir Kraliçe, ancak böyle güzel bir sarayda yaşayabilir. Sen o sarayın içindesin şimdi.
KÜÇÜK PRENSES: Ya… (Çok sevinçli. Sahnede dolaşır, dans eder. Her şeye hayranlıkla bakar. Eşinin yanına gelir. Kollarını onun boynuna dolar.) Canım…
KURBAĞA PRENS: Seni seçmekle ne iyi bir şey yapmışım.
KÜÇÜK PRENSES: Ben de seni seçmekle…
KÜÇÜK PRENSES: Bir şey daha isteyebilir miyim?
KURBAĞA PRENS: İste…
KÜÇÜK PRENSES: Babama mükellef bir yemek şöleni vermek istiyorum. Yapabilir miyiz bunu?
KURBAĞA PRENS: Yaptık bile.
KÜÇÜK PRENSES: Nasıl yaptık?
KURBAĞA PRENS: Senin isteyeceğin her şey, daha sen istemeden gerçekleşir. Bin bir türlü yemek hazırlandı şölen için.
KÜÇÜK PRENSES: Ama ben farklı yemekler sunmak istiyordum babama.
KURBAĞA PRENS: Nasıl farklı yemekler?
KÜÇÜK PRENSES: Hiç bir yemeğin içinde tuz olmasını istemiyordum.
KURBAĞA PRENS: Zaten öyle oldu.
KÜÇÜK PRENSES: Nasıl?
KURBAĞA PRENS: Bütün yemekler tuzsuz olarak hazırlandı.
KÜÇÜK PRENSES: Böyle bir şeyi isteyeceğimi de mi biliyordun?
KURBAĞA PRENS: Senin isteyebileceğin her şeyi bilirim.
KÜÇÜK PRENSES: Büyücü müsün yoksa sen?
KURBAĞA PRENS: Evet büyücüyüm. Bir sakıncası var mı?
KÜÇÜK PRENSES: Tuz seviyor musun?
KURBAĞA PRENS: Seviyorum.
KÜÇÜK PRENSES: Beni de tuz kadar seviyor musun?
KURBAĞA PRENS: Evet, seviyorum. Seni de tuz kadar çok seviyorum.
KÜÇÜK PRENSES: O zaman büyücü olmanın hiç bir sakıncası yok. Babama çağrıyı ne zaman yapıyoruz?
KURBAĞA PRENS: Yaptık bile.
KÜÇÜK PRENSES: Ne zaman geliyor öyleyse babam? Sakın şu anda içeri girmek üzere deme.
KURBAĞA PRENS: Şu anda içeriye girmek üzere…
KÜÇÜK PRENSES: Çok şaşırtıcı bir eşsin sen! Bir kadının nasıl mutlu edilebileceğini çok iyi biliyorsun.
KURBAĞA PRENS: Seni mutlu etmek, mutlu görmek beni mutlu ediyor.
KÜÇÜK PRENSES: Canım Prensim! Kurbağa Prensim benim…

Birbirlerine sarılıp sevinçle dans ederler.

KRAL: Bu evde konukları karşılayan kimse yok mu?
KÜÇÜK PRENSES: İşte geldi!
KURBAĞA PRENS: Buyurun Sevgili Kralımız! Buyurun, buyurun…
KÜÇÜK PRENSES: (Kocasına) İzin verirsen yüzümü şu tülle kapatmak istiyorum kocacığım.
KURBAĞA PRENS: İstediğini yapabilirsin sevgilim.

KÜÇÜK PRENSES YÜZÜNÜ TÜLLE KAPATIR SONRA KOCASIYLA BİRLİKTE KRALI KARŞILARLAR.

KRAL: Oooo! Burası ne kadar harikulade bir yermiş böyle! Merdivenleri çıkarken, koridorda ilerlerken şaşkınlık içinde kaldım. Burada her şey nerdeyse benim sarayımdakinden daha iyi.
KURBAĞA PRENS: O kadar da değil Sevgili Kralımız…
KRAL: Öyle acıktım ki… Eğer sakıncası yoksa hemen yemeğe oturmak isterim.
KURBAĞA PRENS: Elbette, buyurun. Sofra sizi bekliyor zaten…
bu ne kadar zengin bir sofra böyle…
KRAL: Kim hazırladı bu kadar çok bu kadar güzel yemeği?
KURBAĞA PRENS: Eşim hazırladı…
KRAL: Hımmm,,, Eşiniz bu mu?
KURBAĞA PRENS: Bu efendimiz…
KRAL: Çok da güzel bir şeye benziyor ama… Neden yüzünü tülle kapatmış acaba? Güzelliklerinin hepsini göstermek istemiyor mu yoksa?
KURBAĞA PRENS: Birazdan tamamını gösterir efendimiz. Her şeyin bir zamanı var.
KRAL: Belki de haklısınız. Buyurun, siz de oturun sofraya da yemeye başlayalım öyleyse hemen.

HEPSİ YEMEĞE OTURUR.

KRAL: Hımmm… Şunlara bakın! Daha tadını tatmadan insanın ağzı sulanıyor. (Yer) Harikulade bir şey ama… Bir de şunun tadına bakalım… (Tadar) Bu da öyle… Ya şu… Şu?.. Size bir şey sorabilir miyim acaba?
KURBAĞA PRENS: Elbette sorabilirsiniz efendimiz?
KRAL: Siz tuz sevmeyenlerden misiniz loksa?
KURBAĞA PRENS: Hayır efendimiz, tuz sevmeyenlerden değiliz… Tuzu severiz.
KRAL: Öyleyse yemeklerinize niçin tuz koymuyorsunuz?
KÜÇÜK PRENSES: Tuzun önemini, değerini kavrayabilesiniz diye sevgili Kral Babacığım… (Yüzündeki tülü indirir)
KRAL: (Büyük şaşkınlık içinde) Küçük Prensesim! Sen miydin bu sarayın kraliçesi!
KÜÇÜK PRENSES: Benim baba…
KRAL: Bütün bu yemekleri de sen mi yaptın?
KÜÇÜK PRENSES: Hı hı…
KRAL: Ne kadar muhteşem görünüyorlar! Ne kadar mükemmel hazırlanmışlar… Bir de tuzu olsaydı… Demek tuz bu kadar önemliymiş ha! Tuzun ne kadar önemli olduğunu anlayabilmek için, böyle tuzsuz yemekler tatmak zorunda kalmak gerekiyormuş ha!
KÜÇÜK PRENSES: Evet…
KRAL: Şimdi çok iyi anıyorum beni ne kadar çok sevdiğini sevgili kızım. Bağışla beni. Demek ki sen beni tuz kadar sevdiğini söylerken, beni denizlerden, okyanuslardan bütün dünyadan çok sevdiğini söylemek istiyordun…
KÜÇÜK PRENSES: Evet baba…
KRAL: Demek ki sen beni tuz kadar çok sevdiğini söylerken, beni yıldızlardan aydan kâinattan çok sevdiğini söylemek istiyordun.
KÜÇÜK PRENSES: Evet baba…

Birbirlerine sarılırlar.

KRAL: Geç anladım ama, yine de anladım bunu. Canım kızım! Ben de seni tuz kadar çok seviyorum!

Bütün oyuncular şarkı söyleyip dans ederek sahneye doluşurlar.

BİTTİ

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 782
favori
like
share