Yavaş yavaş vuslata bırakıyor gün kendini. Kızıl gölgeleri kaldı güneşin ufukta. Sokak inadına hareketli bugün. Akşamın alaca karanlığı birazdan yavaş yavaş inecek şehrin üzerine. Yüzleri telaşa kurban gitmiş insanlar adımlamakta kaldırımları. Bahar sarhoşluğunun en güzel narasını atan çocuklarsa cabası birazdan bitecek oyunlarının son kozlarını oynamaktalar...

Bense onlar kadar şanslı değilim. Hayat önüme zarını attığı gün ben son kozumu oynamıştım. Sonuç mu...? Ne önemi var ki. Artık kaybedecek hiç bir şeyim kalmadı. Virane sanki gönlüm. Ondardır ki uğultulara kulaklarımı tıkar oldum. Yani böyle penceremde hayata kafa tutan menekşe kadar direnemiyorum belkide ayaza. Karanlığı yırtarcasına süzülü verdi penceremden içeri sokak lambasının aydınlığı. Keşke bütün umutlarımızı yitirdiğimiz yerde tüm karanlıklar aydınlığa çıksa. Yada imkansızlığını bellediğimiz katmer düğümler hiç beklemediğimiz bir anda çözülüverse. Yitirilmiş hayallerimizin ayazında titrerken yüreğimiz yeniden bahar yağmurlarına tutulsak...

Olurlar olmazlar keşkeler hayatımız boyunca kaderimizin özeti kelimeler. Bazen sukuta tutuklu kalıp her şeyden uzaklaşmak istiyorum. Hani böyle herşeyden kaçmak ve hatta alıp başını gitmek ister ya insan aynen öyle... Her şeye uzaktan bakmak hayata olan bitene her şeye insanlara ve hatta kendime bile... Mümkün mü bu...? Biliyorum yine imkansızlıklar çemberi kuşattı etrafımı. İnsan çelişkilerinden kurtulamadıktan sonra uzaklara gitmenin ne önemi var ki. Nede olsa gittiğin yere beyninide yüreğinide götürdükten sonra ne anlamı var ki araya fezalar koymanın. Kendinden kaçamadıktan sonra..!

Ruhun bedene dar geldiği an yüreğinin ağır basan yanı. Hani mucizelere inanmak ister ya insan aynen öyle... Öyle işte bazen dipsiz kuyularda kalırız ya hani fezayı yırtarcasına bağırdığımızı zannederiz de kimse duymaz ya sesimizi. Ama inadına direniriz. Ayaklarımızın altına derin kesikler açsada çakıl taşları yinede çırpınırız. Çırpındıkça battığımızı fark ettiğimiz halde. Yavaş yavaş yükselir su. Aslında biliriz dirensekten direnmesek de öleceğimizi. Ama umuttur işte yaşamak. Hayat bitti zannettiğimiz yerde başlamaz mı zaten? O zaman kıymete binmez mi?

Ama hayat işte. Başıda sonuda nefesle başlayıp nefesle biter. Düşünmenin kar etmediği yer çırpınmanın çabalamanın anlamsızlığının canımızı yaktığı an. Ama umut işte O öyle bir şey ki hiç beklenmedik bir anda kuyunun kıyısından salınmış bir sarmaşık misali. Bizi dipsizlikten çaresizlikten kurtaran umut. Ne esrarlı bir kelime. Bazen varlığından öte adı bile yetiyor bazense okyanusta paramparça olmuş sandal gibi dağılıveriyor ellerimizde...

Öyle işte kahve fincanımdan yükselen buğuların gölgesini seyrederken dalıp gittim dipsiz kuyulara. Keşke bizim hayatımızın duvarlarını da sarmaşık misali sarıp sarmalasaydı umutlarımız. O zaman her şey ne kadar güzel olurdu demi..?

Yaşamak için direnmek için sebeplerimiz olurdu. Yada insanlar canımızı yaktığında şımarık bir çocuk edasıyla "acımadı ki" diye ukalalığımız olurdu. Yada yaralarımıza geçer diye üflemenin bir anlamı olmaz zaman gerektirmezdi hiç bir yara pıhtılaşıp kalmazdı içimizde hiç bir şey.
Keşke umutlarda bahar yağmurları kadar çok düşşe gönül toprağımıza. Buda bir umut işte. Olsun nede olsa umutlarımız kadar güçlüyüz ya buda bir umut olsun ne çıkar..!

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 281
favori
like
share
1sidelya Tarih: 04.06.2009 09:10
Allah kimsenin umutlarını tüketmesinnn...Emeğinize sağlık arkadaşım...