kuran ilmi ve zihniyet
Kur'an dünya ve ahiret mutluluğuna erişmek için insana önce etrafından olup bitenlere bakmayı, sonra hayretle dolay bakışları iyi değerlendirmeyi, daha sonra düşünmeyi, ders ve ibret almayı, nihayet şükrü ve sabrı tavsiye etmektedir.

Bir insanın etrafında olup bitenleri doğru tahlil edebilmesi için zihnini, doğru düşünmek için gerekli asgari donanıma sahip kılması gerekmektedir. Doğru düşünmenin gereklerini yerine getirmeden, doğru düşünmek mümkün değildir.

Zira insanların arzu, duygu, hayal, vehim ve önyargıları düşüncelerini kolayca etkileyebilmektedir. Bundan dolayıdır ki pek çok insan doğrunun münhasıran kendisine ait olduğu fikrine sahip bulunmaktadır. Kur'an-ı Kerim "her grup kendinde bulunan hakikat zannı ile sevinmektedir" ifadesiyle bu halet-i ruhiyeyi ortaya koymaktadır. İslam ilim geleneğinde usulcüler diye bilinen bilginler, ilmi mesailerinde insanlara sürekli doğru düşünmenin yollarını göstermeye çalışmışlardır.


Aklın çelişkilerini fark etmek...

Doğru düşünebilmek için her şeyden önce, insan aklının tenakuzları fark edebilme gücünü muhafaza etmesi gerekir. İslam'da taassubun, ön yargının ideolojik davranışın, içkinin, uyuşturucunun yasaklanmasının altında yatan neden, bunların insan aklının çelişkileri fark edebilme kabiliyetini zayıflatıcı özellik taşımasıdır.

Kur'an-ı Kerim Hz. Peygamberin kendilerine tebliğ ettiği, ilahi hakikatleri işitip de onlara uymayan, şartlanmışlık içinde şirk inancında ısrar eden kimseleri ağır bir dille eleştirmektedir. (Bakara, 170). Çelişkileri fark etme yeteneğini kaybetmiş insanı bekleyen en büyük tehlike, çelişkilerle kucak kucağa yaşamaktan haz duyar hale gelmesi, olay ve olguları olduğu gibi değil, işine geldiği şekilde görmeye başlaması ve bilgiyi keyfice manipüle etmesidir.

İslam'ın geliştirmeye çalıştığı anlayış ise, nesnelliğe, gözlemciliğe, gerçekçiliğe, veriye ve delile önem vermesidir. Bunlar ilmi zihniyet için vazgeçilmez niteliklerdir. Müslüman insan bilgisi ölçüsünde konuşur. Bilmediğini söylemek veya zanla hüküm vermek İslam inancında en büyük günah kabul edilmiştir (Hucurat 12). Müslüman sonuçları aleyhine dönse de hiçbir zaman hakikat çizgisinden ve adaletten sapmaz. (Maide, 8). Kendisine sunulan bir şey aklına yatkın gelmiyorsa, kimden gelirse gelsin, nerede olursa olsun, onu ihtiyatla karşılar. Dininden asla şüpheye düşmez. Çünkü bilir ki din akıl ilkeleriyle çelişmez. İnsanın aklına yatmayan, kendisi için bilgi değeri taşımayan bir şeyi hemen kabul etmesi, kendine güvensizliğini ve şahsiyet zaafını gösterir. Bu, aynı zamanda, "bilmediğin şeyin ardına düşme, doğrusu kulak, göz ve yürek, bundan mesul tutulacaktır" (isra, 36) ayetinde vurgulanan prensip ile de çelişir.


"Düşünün ey akıl sahipleri!"

Kur'an bilimsel zihniyetin İslam toplumlarına yerleşmesine katkıda bulunmak için, doğada bir düzenin, sabitliğin, ölçülülüğün olduğunu vurgulamış, (Rum, 8), tecrübeye önem vermiş (Yusuf, 76), insanların çevrelerinde meydana gelen olaylar üzerinde düşünmeye çağırmış, evrenin sırlarını araştırmaya çağırarak bilginin sonsuzluğu fikrini telkin ve teşvik etmiştir. Bu teşvikler İslam medeniyetinin ilmi, felsefi, kültürel gelişmelerinin muharrik gücü olmuştur. Bunun sonucu olarak İslam dünyasında kozmoloji, tıp, matematik, hendese ve kimya gibi bir çok alanda büyük gelişmeler kaydedilmiş, birçok eserler yazılmış ve pek çok buluşlar yapılmıştır.

Burada Batılı bir ilim adamı olan Will Durant'ın, İslam Medeniyeti adlı eserinde yapmış olduğu bir tespiti iktibas etmeden geçemeyeceğim: "O devirlerde bir Müslüman şehrine giren bir ziyaretçi, günün hangi saatinde olursa olsun, bir camiye gittiğinde, orada bir ilim adamının konferansını dinleyebileceğinden emindi" (s. 87).

Ne yazık ki bir zaman sonra İslam dünyasında Kur'an'ın biçimlendirdiği zihniyetten uzaklaşılmış, eski dinamizm yerini, şekil ve kalıpların tekrarlanmasından ibaret skolastik düşünceye bırakmıştır. Öyle devirlere gelinmiştir ki, Osmanlı Mühendishanesi'ne medreseden imtihanla öğrenci alınırken, üçgenin iç açılarının toplamıyla ilgili çocuk seviyesinde bir soruya bile, "büyüklüğüne göre değişir" cevabı verilir olmuştur. Hatta İstanbul'da kurulan Rasathane bid'attir diye yıktırılmaya kalkışılmıştır. Bunlar Kur'an'ın Müslümanlara kazandırmaya çalıştığı zihniyetten ne kadar uzaklaşıldığını göstermektedir.

Bugün Müslümanlara düşen görev, Kur'an'ın, "düşünmez misiniz, ey akıl sahipleri" ihtarına hakkıyla kulak vermektir. Batı Medeniyetine ilmi sahada büyük katkılar sağlayan İslam Medeniyetinin varisleri olan İslam toplumlarını, yeni bir medeniyet hamlesine ***ürecek iman ve ahlak erdemine ulaştırmanın başka yolu da gözükmemektedir.

Mehmet Nuri Yılmaz

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 557
favori
like
share
nichole Tarih: 04.06.2009 18:44
ellerine sağlık
paye Tarih: 04.06.2009 18:00
paylaşım için teşekkürler