Duygusal açıdan yeterli anne-babalar, çocuklarının duygularına değer verir ve duygularını anlamaya çalışırlar. Çocukları empati kurarak dinler, onların hislerini olduğu gibi kabul eder ve onları anlayışla karşılarlar. Çocuklara, yaşadıkları olaylar karşısında uygun davranışların ne olduğunu öğretir ve onlara seçme hakkı verirler. Bu durumda çocuklar kendi hislerine güvenmeyi, duygularını kontrol edebilmeyi ve günlük sorunlara çözüm bulmayı öğrenirler. Özgüvenleri yüksek olur, derslerinde başarılı olurlar ve arkadaşlarıyla iyi anlaşırlar. Buna karşılık, duygusal açıdan yetersiz anne ve babalar üç grupta toplanabilir:

1. Hisleri tamamen göz ardı eden anne-babalar, çocuklarının duygusal sıkıntılarını ıvır zıvır ya da dert kaynağı olarak değerlendirerek,
kendiliğinden geçmesini beklemeleri gerektiğine inanırlar. Duygusal anları, çocuğa yakınlaşmak ya da onun duygusal yeterlilik konusunda bir şeyler öğrenmesine yardımcı olmak için bir fırsat olarak kullanmayı beceremezler.

2. Fazlasıyla serbest bırakan anne-babalar, çocuğun ne hissettiğinin farkındadırlar. Ancak çocuk içindeki duygusal fırtınayla nasıl baş ederse etsin, hatta isterse başkalarından yardım istesin, yaptığı hiçbir şeye karışmazlar. Çocuğun hislerini göz ardı eden tiplerde olduğu gibi, bu anne-babalar da çocuklarına alternatif bir duygusal tepki öğretmeye
ender olarak kalkışırlar. Tüm rahatsızlıklarını yatıştırmaya çalışırlar. Örneğin, üzüntüsünü ya da öfkesini geçirmek için pazarlığa ya da rüşvete başvururlar.

3. Çocuğu azarlayıp, hislerine saygı göstermeyen anne-babalar, genellikle çocuğun yaptığı hiçbir şeyi onaylamaz, onu sert bir şekilde
eleştirir ve cezalandırırlar. Örneğin, çocuğun öfkesini belli etmesine hiçbir şekilde izin vermeyip en ufak bir huysuzluk belirtisinde bile cezalandırmaya yönelirler. Bunlar, çocuk bir şeyi kendi açısından
anlatmaya başladığı zaman, "Sakın bana karşılık verme!" diye öfkeyle bağıran anne-babalardır.

Bir de, çocuğun sıkıntısını bahane ederek, duygusal anlamda akıl hocası gibi davranan anne-babalar vardır. Çocuklarının hislerini, neden huzursuz olduklarını iyice anlamaya çalışacak kadar ciddiye alıp ("Ali'ye seni kırdığı için mi kızgınsın?") kendisini yatıştıracak olumlu yollar bulmasına yardımcı olurlar ("Ona vurmak yerine, bir oyuncak bulup tekrar onunla oynamak isteyinceye kadar kendi başına oynasan?").

Duygusal açıdan yetersiz anne babaların çocuklarına yaklaşım tarzları, çocuklara hislerinin yanlış, uygunsuz ve geçersiz olduğunu düşündürür. Duygularına karşılık alamayan çocuklar, duygularını idare etmekte,
konsantre olmakta ve arkadaşlık kurmakta ya da başkalarıyla anlaşmakta zorluk çekerler.

Anne-babaların duygusal açıdan yeterli olabilmeleri için, önce kendi duygusal zekalarının basit temellerini çok iyi kavramaları gerekir. Örneğin, bir çocuk için temel duygusal derslerden biri, hislerin
birbirinden nasıl ayırt edileceğidir; sözgelimi, kendi üzüntüsünü yeterince anlayamayan bir baba, bir kaybın ardından kederlenmek, acıklı bir film izlerken hüzünlenmek ve değer verdiği birine kötü bir şey
olduğunda üzülmek gibi duyguları oğlunun ayırt etmesine yardımcı olamaz. Bu ayırt etme olgusunun ötesinde, örneğin öfkenin çoğu zaman ilk önce bir kırgınlıktan kaynaklanması gibi, daha karmaşık içgörüler vardır.

Çocuklar büyüdükçe, almaya hazır oldukları ve ihtiyaç duydukları belirli duygusal derslerde bir değişme olur. Empati dersleri, anne-babanın yavrularının hisleriyle ahenk kurmasıyla birlikte bebeklikte başlar. Bazı duygusal beceriler yıllar geçtikçe arkadaşlıklarla bilense de, duygusal açıdan yeterli olan anne-babalar, çocuklarının duygusal zekanın şu
temel unsurlarını tek tek öğrenmelerine yardımcı olabilirler:

Duygularını tanımak (özbilinç),
Duygularını yönetmek(özyönetim),
Kendilerini bir konuda motive edebilmek (özmotivasyon),
Empati gösterebilmek,
İlişkilerini yönetebilmek (sosyal beceriler).

Bu tür ebeveynliğin çocuklar üzerindeki etkisi olağanüstü kapsamlıdır. Washington Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, hisleriyle yeterince başa çıkamayanlara kıyasla, duygusal becerileri gelişmiş olan anne-babaların çocuklarının -tahmin edileceği gibi- onlarla daha iyi geçindiklerini, onlara daha fazla sevgi gösterdiklerini ve onların yanındayken daha az gergin olduklarını bulgulamıştır. Bunun da
ötesinde, bu çocuklar kendi duygularıyla da daha iyi başa çıkabilir, huzursuz olduklarında kendilerini daha etkili bir şekilde yatıştırır ve daha ender huzursuz olurlar. Biyolojik açıdan daha az gergindirler; çünkü stres hormonlarının ve duygusal uyarılmanın diğer fizyolojik belirtileri de daha düşük düzeydedir.


Diğer üstünlükleri sosyal niteliklidir: Bu çocuklar arkadaşları arasında daha popülerdir, daha çok sevilirler. Öğretmenleri onları sosyal açıdan daha yetenekli bulur. Ebeveynleri ve öğretmenleri, bu çocuklarda
kabalık ya da saldırganlık gibi davranış sorunlarına daha ender rastlar.

Son olarak da bilişsel yararları vardır: Bu çocuklar, daha iyi dikkat gösterebildikleri için daha etkili öğrencidirler. Anne-babaları duygusal açıdan yeterli olan beş yaşındaki çocukların, üçüncü sınıfa geçtiklerinde, matematik ve okumada, aynı IQ'ya sahip arkadaşlarına göre daha yüksek başarı puanları elde ettikleri görülür (bu da çocukların hayata olduğu kadar öğrenmeye de hazırlanmalarına yardımcı olmak için onlara duygusal becerileri öğretmenin yararını gösteren sağlam bir gerekçedir). Duygusal beceriler açısından ustalaşmış olan anne-babaların çocuklarının kazanımı, duygusal zeka
yelpazesinin tamamını kapsayan ve aşan bir dizi şaşırtıcı üstünlüktür.

ABD Ulusal Klinik Bebek Programları Merkezi'nin bir raporu, çocuğun okulda göstereceği başarıyı tahmin ederken belirleyici olanın bilgi dağarcığı ya da okuma yeteneğinin erken gelişmesinden çok, duygusal ve sosyal ölçümleri olduğunu gösteriyor. Kendinden emin olması ve ilgi göstermesi, kendisinden nasıl bir davranış beklenildiğini ve yanlış davranma dürtüsüne nasıl hakim olacağını bilmesi, bekleyebilmesi, verilen talimata uyabilmesi ve öğretmenlerinden yardım isteyebilmesi, diğer çocuklarla iyi geçinirken ihtiyaçlarını da ifade edebilmesi.

Rapora göre, okulda başarısız olan çocukların hemen hemen tümü (ayrıca öğrenme güçlüğü gibi bilişsel zorlukları olsa da, olmasa da) duygusal zekanın bu öğelerinden bir ya da birkaçından yoksundur. Bu sorun küçümsenemeyecek kadar büyüktür; bazı eyaletlerde beş
çocuktan biri ilk sınıfı tekrar etmek zorunda kalıyor ve yıllar geçip arkadaşlarından geri kaldıkça, cesareti daha da kırılıp küskün ve huysuz oluyor.

Bir çocuğun okula hazır olması, nasıl öğreneceği ile ilişkilidir. Raporda, bu çok önemli yeteneğin, her biri duygusal zekayla ilgili olan yedi anahtar öğesi sıralanmaktadır:

Güven: Kişinin kendi bedeni, davranışı ve dünyası üzerinde bir denetim ve egemenlik kurduğunu bilmesi; çocuğun, başarı olasılığının daha yüksek olduğuna ve yetişkinlerin kendisine yardımcıolacağına inancı.
Merak: Bir şeyleri keşfetmenin olumlu ve keyif veren bir deneyim olduğu hissi.
Amaç gütme: Bir etki yaratma arzusu ve yeteneğiyle birlikte, bunu hayata geçirmek için sebat etme. Bu, etkililik ve yeterlilik hisleriyle ilişkilidir.

Özdenetim: Yaşına uygun bir biçimde kendi hareketlerini ayarlayıp kontrol edebilme; içsel bir deneyim hissi.
İlişki kurabilme: Diğerleri tarafından anlaşıldığı ve diğerlerini anladığını hissederek başkalarıyla temasa geçebilme.
İletişim yeteneği: Sözel olarak fikir, his ve kavram alışverişinde bulunma.
İşbirliği yapabilme: Bir grup faaliyeti içinde, kendi ihtiyaçlarıyla başkalarınınkini dengede tutma yeteneği.

Bir çocuğun, anaokulunun ilk gününde bu yeteneklerle donanmış olup olmadığı, anne-babasının ve okul öncesi öğretmenlerinin, eğitime onun kafasından başlamak yerine ne ölçüde kalbinden başladıklarına bağlıdır.

Daniel Goleman'dan çeviri

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 528
favori
like
share