Aile Sorunları - Çocuk Ve Anne Baba İlişkisi - Çocuklarda Sınav

Son çeyrek asirda ulusça ulusal çapta sinavlar ile tanistik. Kaynastik. Bu dönemde dogan çocuklar.

Güleriz Ağlanacak halimize...

Son çeyrek asırda ulusça ulusal çapta sınavlar ile tanıştık. Kaynaştık.

Bu dönemde doğan çocuklar ve aileleri için, bu toplu sınavlar adeta “toplu karabasanlara ” dönüştü. Yeni çocuk doğuran anneler, doğum olayından kurtulurken “Kolu bacağı düzgün mü? yerine “Ben çocuğumu yarış atı yapmayacağım” diye sayıklamaya başladılar. Kendi kendilerine böyle sözler vererek üç beş yıl geçirdiler. Ortaya konan bu tavırda, çaresiz bir baş kaldırış, bir kafa tutuş vardı. Bu baş kaldırışta, minik bebeklerin annelerine, bu sınavları sular seller gibi yapabilecek dahiler oldukları izlenimi vermelerinin payı yok değildi. Ancak çocuklar yaşıtları ile karşılaştırılacak yaşa geldikçe birer dahi olmadıkları önce anneleri tarafından fark edilmeye başladı. Sonunda çocuğunu yarış atı yapmamakta ısrarcı en elebaşılar bile, hiçbir sınav hazırlığı yapmasalar, sınav öncesi son iki yılda çocuklarını kurslara taşıdılar, özel öğretmenlerden ders aldırdılar.

Bu dönemin çocukları altın günlerinde bile sınav muhabbeti yapılan bir toplumsal örüntüde yaşadılar. Kış geldi çalıştılar, yaz bitti gene çalıştılar. Bir günde çözebildikleri test sayısı ile ölçülüp, yaşıtları ile kıyaslandılar. Sınav başarıları bile çekemeyenler tarafından, çözdükleri test sayısı, aldıkları kurs sayısı ile orantılanıp kuru gürültüye gitti. Hoş anaları babaları bile, sınav başarılarında, çocukların değil de kendi genetik paylarına paye verdiler. Sonunda bu çocukların gerçek başarı ve yeteneğini kimse anlayamadı.

Annelerin stresi; eve evcil hayvan alırken “İleride sınava girmek istemez değil mi?” pazarlıklarına varacak boyutlara ulaştı. Babalar bir aylık gelirlerine, bir de okul kurs ve özel öğretmen giderlerine bakar oldular.

- Siz çocuğunuzu devlet ilkokulunda mı okuttunuz, yoksa özel bir ilkokulda mı? diye bana sordu 18 aylık kız çocuğu babası!!!

Bana sordu çünkü benim fikirlerime güveniyordu. Ben ona göre bilge bir kişi idim. Ama bu baba bilmiyordu ki bu konuda bilgelik sökmez. Bu konu anafor gibidir. İçine düşen kaybolur. Ben düşmem diyen daha bir kaybolur. Bu baba daha şimdiden anafora tutulmuştu. Bir kere kızı henüz 18 aylıktı. Okul yaşına daha 4,5 yıl vardı. Çocuğun şimdiki yaşının 3 katı bir zaman ederdi bu. Yavrucağın okul kaygısı daha çişini söylemeden ailenin omuzlarına çökmüştü.

- Ben devlet okulunda okuttum, dedim.

Dedim ama, hem bilgelik yapmak, hem de sorumluluğu üstümden atmak için biraz kıvırttım.
- Ancak o zamanlar ilköğretim 5 yıldı. Anadolu liseleri giriş sınavı ilk okul 5. sınıfın sonunda yapılıyordu. O nedenle öğretmenler kendilerini gösterip emekliliklerinde bir özel okulda iş bulabilmek için mümkün olduğunca çok sayıda çocuğa sınav kazandırmak için birbirleri ile yarışırlardı. O zamanlar, anadolu liseleri ve kolej giriş sınavını kazandırması ile ünlenmiş okullar vardı. O nedenle, ben çocuklarımı sınavda başarılı olarak bilinen böyle devlet okullarında okuttum, dedim.

Ancak, diye ilave ettim. İlköğretim 8 yıl olarak değiştiğinde böyle hazırlıklı olup lise giriş sınavlarında kendisini kanıtlamış orta okullar henüz olmadığından, bu sefer özel orta öğretim okullarını tercih ettim, dedim.

Kısacası hem devlet, hem özel okulları korudum. Minik bebeğin sorumluluğunu almaktan da böylece sıyrılmış oldum. Bu yanıtı kendim de beğendim. Karşı tarafın bir işine yaramasa da suya sabuna dokunmadığından, sorumluluk almayan bir yanıt olmuştu. Üstelik sorumluluk almasa, karşı tarafa bir çözüm üretmese de, kendi içinde mantıklı görünüyor ve karşı taraf beni hala bilge biri olarak görmeye devam ediyordu.

Çocuklarımın okula kayıt günlerini anımsadım. Söz konusu kendini kanıtlamış okul, bizim oturduğumuz semtte değil ise, okulun bulunduğu semtte oturan bir arkadaş bulunur. Okula arkadaşın adresi sanki bizim adresmiş gibi verilirdi. Hatta bir keresinde o semtte oturan bir arkadaş bulamamıştık da, bizim oğlanı muhtarlıkta ikamet ediyor gibi göstermiştik. Belki de oğlum yaşamının ilk hilesi ile bu şekilde karşılaştı ve Machievelli’nin “Romaya giden bütün yollar geçerlidir” prensibini bu şekilde öğrendi.

Ne acıdır ki, oğlum en doğru şekilde eğitilsin derken, oğlum daha okul seçiminde hileli bir işe bulaşmıştı. Ben de onun beyninin sadece okulda okuyacağı kitaplar ile şekilleneceğini sanısı için çabalarken kendi ellerimle çocuğa hileyi hurdayı öğretiyordum.

Kendi okul tecrübelerim ile, içinde yaşadığım toplumun şekillendirme yeteneklerini şöyle bir karşılaştırdım. Okul yıllarımda okula vaktinde gider, her ödevimi vaktinde teslim ederdim. Bu çabalarım notlarıma yansıdığı için mutluydum ve ödevimlerimi geç teslim etmeyi hiç denemedim. Sonunda okul bitti. Günlük yaşamda her yere her işe geç gelenlerin, işini bitirmeyenlerin yadırganmadığını gördükçe, EN geç gelen, EN eksik iş yapan olmanın daha zekice olduğunu kavradım.

Nerede kalmıştı okulda öğrendiklerim?

Doç.Dr. Sabiha Paktuna Keskin

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 352
favori
like
share