Haşlanmış pirinci pilav niyetine sadece senin hatırın için yiyebilirdim..
Ya da İzmirim' den belki sadece senin hatırın için -kısa bir süre-vazgeçebilirdim..
En mahsun ve en kızgın zamanlarımdayken sadece sen sesimi duymak istediğin için gülümser ve
konuşabilirdim..
Kanayan dizimde babamın eli, ürkek yüreğimde güvenilir bir adamın sesi olmuştun sen..

Güvendeydim ben..Ben olduğum kadar "sen"deydim..

Gittiğini anlamamışım..Sahi gittin mi , yoksa uyuya mı kaldın?? kaç haftadır her elma yediğimde aklıma
gelir bu..Öyle ya bu anlamsız yokluğunun bir açıklaması olacaksa o da ancak cadının zehirli
elmasından yediğini düşenecek kadar saçma bir neden olmalı..

Ve bir tek susukunluğunu bırakmışsın yokluğunda bol bol kullanabileyim diye..

Nazar boncuklarımızı da ben kaldırdım...bir kutunun içine yerleştirdim sessizce..Öyle ya biz diye bir şey
kalmadıysa,neyin nazarına siper olacaklar ki zaten..Kızmazsın umarım..

Güvendiğim dağlara kar yağması olmuş kaderim diyorum içimden..Bir kez daha göl olmuş birileri
diyorum ve inanmak istemeyen kalbimi ikna etmeye çalışıyorum yeniden..
Nazar boncuklarımın kutusunu fırlatıp o gölün en dibine ve O gölün başında ben işte aynen de
böyle "verdiğim kayıpların beni ne kadar büyüttüğünü gördüm gölgemde"..

Gölgemden korktum..

Etrafta bir sessizlik..

Bir anda vazgeçme diyor sanki gölde zıplayan bir kurbağa..
İrkiliyorum..
"Evet, beni öpmen sadece masallarda, ama bir gün çıktığımda karşına, sunduğum aşk, bu çektiğin acıya bedel
bedel olacak güven " diyor bana..
Ah be kurbağa ben seni yüz 1000 kez öpmeye razıydım ama
diyorum..
Yok oluyor kurbağa..Senin gibi...Kurbağayı görüyorum.. ama sen yoksun ki...

(Bir rıhtım kenarında ben bir kurbağa ile konuştuğuma inanamıyorum.. )

Göle düşen son gözyaşıma sadece güneş şahit olmuşken, içimden milyonlarca kez kuşlara
yalvarıyorum.
"Yalvarırım sevdiğimin en azından hala nefes alabildiğinin haberini siz getirin bari"
diyorum..

("Ne olur sevdiğim yaşıyor olsun....ne olur sadece yaşıyor olsun bari" )
....
Neden bu kadar suskun olduğumu merak ediyor yeni tanıştığım insanlar ve eski dostlar..

Tabağımda kalan pirinç tanelerine bakıp ta neden ağladığıma anlam veremiyorlar..
Ya da çok sevdiğim
İzmir akşamlarında fazladan pişmiş kahve fincanının o sehpada ne aradığını hiç kimse bilmiyor..

Bir de neden bu kadar suskunlaştığımı anlayamıyorlar söylemiş miydim??

Ve biliyorum...bir gün sol omzumun üzerinden dalıp gittiğim o uzaklardan biri gelecek..Ve geldiğini o
sessizlikte duyduğum o eşsiz soluktan anlayacağım ben....

Kuşlarım söz verdi çünkü....biliyorum...

Hem neden bu kadar suskun olduğumu merak ediyor insanlar söylemiş miydim??

(Diyemiyorum her şeyimi giderken aldı diye..Olur da birgün dönerse, döndüğünde başı onlara
eğilmesin sevdiğimin diye...)

Bir başlarsam konuşmaya durdurmayacaklarından korkuyorum ! Ağladıkça konuşmaktan,
konuştukça seni, beni, belki kırıntısı kalmış bizi yıpratmaktan korkuyorum...

İşte ağlamıyorsam şayet..bil ki susuyorumdur da hala..
sessizlik çemberimde (önüm,arkam,sağım,solum sen iken) akrep ve yelkovanı mıh gibi çivileyerek olduğu yere., Gelmeni bekliyorumdur

Ama ağlarsam...................Sakınnnn!!
Biliyorummm.. o zaman zaten dönmenin bir anlamı da kalmayacaktır geriye... (değil mi?)

Ama "S"EVDİĞİM..
Ama güzel gözlüm..
Ama bak hala AĞLAMIYORUM ki ben??

Bir de geldiğinde gör diye,
bak hala birkaç küçük haşlanmış pirinç tanesi bırakıyorum tabağımda..
(gerçekten)
Onların hatırına bari gelirsin ümidiyle..

Ve kahven..
Bak..
Bu akşamda pişti sevgilim..

Hadi gel...

Hem bak vallahi hala AĞLAMIYORUM ben .....

Ceyda Arslan

Sensizliğin Günlüğünden - Yaşam Hikayeleri - Öyküler - Ceyda Arslan

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 287
favori
like
share