Çocukta Ölümcül Hastalık - Psikososyal Yardım

Beş yaşından küçük çocuklar hastalığı sıklıkla bir ceza gibi algıladıklarından, hastalığın niteliği ve sonuçlarından çok...

Günümüzde ölümcül hastalıklarda yaşam süresi uzamıştır ve buna bağlı olarak hastalıkların getirdiği etkilerin süresi ve yoğunluğu ve aynı zamanda psikolojik etkileri belirginleşmiştir.

Çocukların Ölümü Bilişsel Olarak Algılamaları

Beş yaşından küçük çocuklar hastalığı sıklıkla bir ceza gibi algıladıklarından, hastalığın niteliği ve sonuçlarından çok, anne babasının sevgisini kaybedip etmediği, onlardan ayrılıp ayrılmayacağı konusunda kaygı duyarlar. Uygulamaların acı vereceğinden korkarlar. Altı ile dokuz yaşları arasında yaşam, hareketle eş tutulur. Yani suskun, sessizce yatan bir insan ölmüş sanılabilir. Bu yüzden hastalıkları ile ilgili sessizlik ve konuşmamazlık, şaşırtıcı bir şekilde, onlarda hastalığın ölümcül olduğu düşüncesinin oluşmasına neden olmaktadır. On yaşından daha büyük çocuklar ölüm kavramını erişkinlikte anlaşıldığına benzer bir şekilde anlamaya başlarlar. Ancak, erken ergenlik döneminde sözel olarak kaygıları ifade etme yolunu pek kullanmazlar, onun yerine resimlerde, yazılarında korkularını, endişelerini yansıtırlar.

İki yaşına kadar çocuklar ölümü bir ayrılık olarak algılar ve ayrılık anksiyetesi yaşar. Üç ile beş yaşlarında çocuk, ölümü geri dönülecek bir gidiş gibi algılar ve kendi kötü davranışı sonunda ölümün bir ceza olarak verildiğini düşünür. Altı yaşından itibaren çocuklar ölümün geri dönülmezliğini anlamaya başlarlar. Ancak 10 yaşlarına kadar kendilerinin öleceğini pek kavrayamazlar. Daha sonraki yaşlarda evrensel bir durum olduğu ve bir nedene bağlı olarak gerçekleştiği kavranır, ergenlikle birlikte çocuk ölümü bir erişkine benzer şekilde soyut bir biçimde kavrar.

Çocuğa hastalığının ölümle sonuçlanabilecek bir hastalık olduğunun söylenmesinin hiçbir yararı ve gereği yoktur ancak, hastalık ve ölümle ilgili kaygı, korku ve fantezilerini konuşmak, kendine özgü simgesel dışa vurum yollarıyla hastalığına ilişkin duygularını aktarmasına fırsat tanımak uygun bir yaklaşım olacaktır.

Hastalığın alevlenme evreleri sıklaşıp uzadıkça, hastalık ilerledikçe, çocukların ölümle ilgili kaygı ve korkuları artar. Bu evrede, çocukların umut gereksinimlerini görmezden gelmek kadar, onları asılsız açıklamalarla oyalamak da aynı oranda yanlıştır. Büyük yaştaki çocuklar ve ergenlerin ölümcül hastalık karşısında yadsıma, bağımlılık geliştirme, regresyon gibi savunma düzenekleri geliştirdikleri görülmüştür. Ancak yaş büyüdükçe bu savunmalar yetersiz kalmakta ve ergen “neden ben”, “ne yaptım de başıma bu hastalık geldi” düşünceleri ve öfke içine girerler. Zaman zaman bu öfkeyi sağlık personeli, anne babaları gibi başkalarına yansıtmaktadırlar.

Kanserli çocuklarla yapılan projektif testlerde, çocukların daha çok yalnızlık, belirsizlik, ayrılık, öfke, izolasyon, korku, engellenme, üzüntü ve ölüm temalarını işledikleri, okul ve mesleğe geçişle ilgili kaygılara değindikleri saptanmıştır.

Tüm bunların yanında aile bireyleri zaman zaman ölümle ilgili kendi kaygılarını ve düşüncelerini çocuklarına projekte ederler (yani onların öyle düşündüğü düşüncesine kapılırlar). Bu sebeple annebaba ile psikiyatrik destek görüşmeleri yapmak, onların inançlarını ve duygularını anlamak ve onlara duygularıyla yapıcı bir şekilde baş etmelerine yardımcı olmak çoğu zaman gerekli olabilmektedir.

Doktorlar tüm eğitimlerini yaşatmak için alırlar, ölüme hazırlanmak ve ölüm fikrine alışmak hiçbir zaman kolay değildir. Ancak unutmamalıdır ki “ölüm” yaşamın birinci temel gerçeğidir.

Dr. Koray Karabekiroğlu

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 383
favori
like
share