Londra'daki Royal Academy of Arts'ta 12 Nisan'da son bulan "Türkler:Bin Yıllık Yolculuk 600-1600" sergisi gerek İngiliz halkı gerekse dünya basınında hak ettiği ilgiyi buldu. Sergi dünya çapında saygınlığı olan ve yıllarca Topkapı Müzesi'ne hizmet vermiş olan küratörlerimiz Dr. Nazan Ölçer ve Dr. Filiz Çağman'ın imzasını taşıyordu ve Topkapı, Metropolitan, State Hermitage ve Louvre müzelerinden toplanan eşsiz eserlerden oluşuyordu.

İlber Ortaylı'nın ifade ettiği gibi Türklüğün en önemli hususiyetlerinden biri coğrafyadır. Bu sergi Çin ve Moğolistan'dan başlayıp Orta Avrupa ve Kuzey Afrika'ya kadar uzanan coğrafyada Türklerin uzun yürüyüşünü konu alıyordu.

Jan Paul Roux'nun Orta Asya kitabını okurken bozkırın aslında deniz olduğunu düşündüm; hareket halindeki kavimlerden oluşan ve kıyıları Çin, Hint, İran ve Bizans olan koca bir deniz. Bir leğende su taşımak ne kadar zorsa  küçük bir hareketinizle suyu bir tarafa boca edebilirsiniz zira  stepte dengeyi sağlamak da öyle zor olmuştur. Ateşli silahların keşfedilip hareketli süvarilerin manevra kabiliyeti ve kılıçlarının keskinliği ikinci plana düşene kadar bozkır, nerede ve ne zaman kopacağı belli olmayan tsunami dalgaları halinde kıyıları vurmuştur.

Göçebelerde, İbn-i Haldun'un kullandığı ıstılahla ifade etmek gerekirse, güçlü olan "asabiyyet" Atilla, Cengiz, Timur gibi liderlerin etrafında enerjisini birleştirme imkanı bulduğunda dünyayı fethetme ihtirasına inkılap etmiştir.

"Türkler" sergisi, uçsuz bucaksız bozkırın aynı zamanda malların ve insanların hareket ettiği bir iletişim imkanı olduğunu da anlatıyor. Mistiklerin, kervanların, maceraperestlerin oradan oraya aktığı, din, mezhep ya da tarikatların bazen kılıçla bazen de gönüllere hitap eden sihirli sözlerle rekabet ettiği gizemli bir enginlik&

Türkler bu enginliğin şüphesiz en önemli aktörlerinden biriydi. Yüzyıllar boyunca Moğolistandan Orta Avrupaya, Hindistandan Rus Steplerine kadar "vatan" aradılar kendilerine. Vatan belledikleri yerleri mamur ettiler, bozkırın hayal dünyalarına ilham ettiğini, Çinden, Hint'ten, İran'dan gördükleriyle meczedip, giderek incelen sanat eserleri halinde bezediler taşlara, mağara duvarlarına, evdeki eşyaya, kolyeye, kutsal olana. Şamanizm, Budizm, Maniheizm, Musevilik, Hristiyanlık ve nihayet İslamiyet'e intisap eden değişik Türk toplulukları, yüreklerine düşen coşkunluğu sanatlarına da yansıttılar.

Doğu Türkistan ve Moğolistan'da başlayan macera, Türklerin aradıkları vatanı buldukları yerde, Anadolu ve Rumeli'de son buluyor. Teşkilatta nizamın, sanatta zerafetin, ilim ve irfanda derinliğin, kervanların, seyyahların, hazinelerin, dervişlerin ve diplomatik heyetlerin birleştiği yerde, kadim dünyanın merkezi İstanbul'da.

"Türkler" sergisi muhteşemdi. Çünkü anlattığı hikaye göz kamaştırıcıydı. Yüreğime Yahya Kemalin dizeleştirdiği şu ilhamı düşürdü:

Irkın1 seni kendine benzer yaratırken,
Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış,
Tarihini aksettirebilsin diye çehren,
Kaç fatihin kanı mermerlere karışmış.



. . . . . . . . . .
1 Yahya Kemalin ırkçı olduğuna dair herhangi bir okumam olmadı. Beni tanıyanlar da bu hastalıktan ne kadar uzak olduğumu bilir. Bağlamı dışında anlaşılmacağını umuyorum.

leoankaralim leoankaralim
Üyenin Yeni Konuları Lutfen Yardim Einstein! Ölçü Kuşlar
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 365
favori
like
share
ByStranqe Tarih: 11.06.2005 15:52
ElleRiNe EmeqiNe SaqLıK ArKaDa$ıM